ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Mevlananın Eserleri > Mesnevi  > Mesnevide Geçen Hikayeler > Peygamberlerden Mucize İsteği
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Peygamberlerden Mucize İsteği  (Okunma Sayısı 311 defa)
18 Temmuz 2011, 19:59:19
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 18 Temmuz 2011, 19:59:19 »



PEYGAMBERLERDEN MUCİZE İSTEĞİ

 
Seba’lıların asılları kötüydü, mayaları pisti. Tanrıya ulaşma sebeplerinden kaçarlardı. Tanrı onlara bunca matah, bunca bağ, bunca bostan vermiş, sağlarından, solarından onlara zevk ve huzur için bunca nimetler ihsan etmişti. Ağaçlardan dökülen meyvelerin bolluğundan yol daralır. Geçenler, geçemez oluyorlardı.

Yerlere dökülen meyveler, yolu kapar, yolcu nereden geçeyim diye şaşırır kalırlardı. Birisi, başına bir sepet alıp ağaçlıklardan geçse sepet silkmeden meyvelerle dolardı. Meyveleri kimse silkmez, düşürmez, meyveler rüzgarla düşer, nicelerin etekleri, meyvelerle dolar boşalırdı. Meyve hevenkleri, dallardan aşağılara kadar sarkar, gelip geçenlerin başlarına yüzlerine sürtünürdü.

Külhan hizmetinde çalışan aşağılık bir adam bile o kadar zengini ki altın kemer kuşanırdı. Köpek, ekmekleri ayağıyla çiğner, ezerdi. Kurt, yiyecek bolluğundan imtila illetine tutulmuştu. Şehir de hırsızdan kurttan emindi, köy de, keçi bile büyük kurtlardan korkmaz olmuştu. Onların günden güne artan nimetlerini, onların nail oldukları şeyleri anlatsam, mühim sözler geri kalır. Peygamberler, bunlara “ Doğru olun, doğruluk yapın!” demişti!

Oraya tam on üç peygamber gelmiş, sapıklara yol göstermiş istemişlerdi. “Nimetleriniz çoğalıp durmakta, fakat şükür nerede? Şükrü merkebi yatıp uyusa bile siz onu uyandırın, kaldırın! Nimet verene şükretmek aklen de lazım. Şükretmeyen kendisine ebedi hışım kapısını açar.

Kendinize gelin de şu kereme bakın! Bir şükre bedel bu kadar nimeti kim verir? Tanrı insana baş verir, şükür için de bir secde ister. Ayak bağışlar şükür için bir oturma diler” dediler. Seba’lılar dediler ki. “ Bizim şükretme kabiliyetimizi Şeytan aldı götürdü’ şükürden de usandık, nimetten de.

Bu nimetlerden bize öyle usanç geldi ki ne ibadet hoşumuza gidiyor, ne kabahat! Nimetleri de istemiyoruz, bahçeleri de zevk sebeplerini de dilemiyoruz, safa vesilelerini de! Peygamberler dediler ki: “ Gönülde bir illet yüzünden insan doğruyu anlamaz, sapıtır. O yüzden nimetler, umumiyetle illet olur. Hastalıkta yenen yemek insana hiç kuvvet verir mi?

Ey inatçı önüne nice güzelim nimetler geldi de hepsi kötüleşti, saf olanlar bile bulandı gitti! Bu güzelliklerin düşmanı sensin. Neye elini vurdunsa kötü oldu. Senin dostun senin aşinan olan, sence hor, hakir sayıldı. Sana yabancı olan seninle uzlaştı. Sence o büyük ve yüce oldu.

Bu da o hastalığın tesirinden. O illetin zehri bürün canlara sirayet eder. O illeti derhal geçirmeye çalışmak gerek. O illet durdukça şeker bile zehir kesilir. Her güzel ve tatlı şey insana kötü ve acı gelir. İnsan Abıhayat içse ateş sanır. O huy, ölüm kimyasıdır. Sen de o huy var mı? Nihayet hayatın bile o yüzden ölüm olur!

O huy sendeyken gönlü dirilten gıdayı bile sen vücudunda kokar, leş kesilir. Naz- u naimle avlanan nice aziz kişiler vardır ki sana av olsalar sence bayağı görünürler. Bir kıl, gararsız, maksatsız başka bir akılla bağdaşırsa sevgi, gün gittikçe artar. Fakat nefis, aşağılık bir nefisle tanışır, dost olursa şüphesiz olarak bil ki bu dostluk zaman geçtikçe azalır.

Çünkü nefsin daima bir illet, bir maksat etrafında döner, dolaşır. Dostluğu bilişiği de çabucacık bozar! Yarın dostunun senden nefret etmesini istemiyorsan bir akıllıysa dost ol, akla yar ol! Nefis zehirleriyle hastalanmış, hastalığa tutulmuşsan eline ne alır, elini nereye atar, neye sahip olursan hastalığa alet olur, onu da berbat edersin!

Eline mücevher alsan, taş olur, gönül sevgisine yapışsan savaş olur. Kimse tarafından söylenmemiş, kimse tarafından dokunulmamış bakir ve latif ir nükte duysan anlayıcınca sence zevksiz ve kötü bir hal alır. Ben bunu duydum, dinledim eskidi artık. Ey yiğit, sen, bundan başka bir şey söyle dersin.

Hatta yepyeni ve söylenmemiş bir nükte duyduğunu farz et, yarın ona da doyar, ondan da nefret edersin. Sen sendeki illeti gider, illet geçti mi, sence her eskimiş, söylenmiş söz yeni olur. O eski söz, yepyeni dallar, budaklar verir, yüzlerce meyve havenkleri bitirir, yetiştirir.

Biz böyle hekimleriz, öyle Tanrı şakirtleriyiz ki bahrimuhit bile bizi gördü de yarıldı. Biz başkayız; insanın hastalığını, nabzına bakarak anlayan hekimler başka! Biz gönüle vasıtasız bakarız, bizim görüşümüz, anlayışımız yüzünden pek yücedir. Onlar, insanı gıdalarla, meyvelerle doyuran kuvvetlendiren doktorlardır.

Bize ululuk nurunun ışığı ilham vermektedir. Mesela bu çeşit bir iş sana faydalıdır. Öbürünün yolunu keser. Bu çeşit bir söz sana faydalıdır, başka çeşit bir sözse seni yaralar! O doktorlar, hastanın sidiğine bakar, hastalığını öyle anlar bizim deliliğimize ulu Tanrının vahyidir, hastalığı vahiyle anlarız. Kimseden ücret istemeyiz, ücretimiz, noksanlardan arı olan Tanrıdan gelir. İlleti unulmaz hastalara sala. İlacımız, hastalara birebirdir.

Seba’lılar “ Ey davaya girişenler, doktorluğu bildiğinize, bize fayda vereceğinize deliliniz nerede, siz de bizim gibi uyku uyumakta, siz de bizim gibi yemek yemektesiniz. Köylerde, şehirlerde bizim gibi oturup duruyorsunuz. Bu su toprak tuzağındayken nasıl olur da gönül simurgunu avlayabilirsiniz?

Fakat mevki ve reislik sevdası sizi peygamberlik davasına salmış, bu yüzden kendinizi peygamber sanıyorsunuz. Bu çeşit laflar, bu çeşit yalanlara kulak bile asmak istemeyi, ayran kasesine düşmek dilemeyiz.” Dediler. Peygamberler dediler ki: “ Bu da o illetten, körlüğünüzden, söylediğimiz sözlerin hakikatini göremiyorsunuz.

Davamızı duyuruyorsunuz da elimizdeki mücevheri görmüyorsunuz. Elimizdeki bu mücevher, halka bir imtihandır. Onu gözlerin önünde dolandırıp durmaktayız. Kim nerede mücevher? Derse bu sözü, körlüğüne, mücevherleri görmediğine şahittir. Güneş söze gelse de “ Kalk, gündüz oldu yatıp durma.”

Dese sen de “ A güneş, şahidin nerede?” deden güneş “ kör herif, Tanrıdan kendine göz iste! Apaydın gündüz vakti birisi mum arasa onun bu araması körlüğüne tam bir delildir. Bari görmüyorsan, gündüz olduğundan şüphen varsa, daha sabah olmadı sanıyorsan, sus bir şey söyleme de kör olduğunu meydana vurma. Tanrı ihsanını bekle!” der.

Gündüzün “ gündüz nerede” demek kendi kendini rezil etmektir a gündüz arayan! Sabır ve sükut Tanrı rahmetine sebep olur. Bu araştırmaysa hastalık nişanesidir. “ Susun, dinleyin” emrini canla başla, kabul et de sevgilinin mükafatına eriş, rahmetine nail ol.

Ey terbiyeli edepli kişi illetinin yeniden tazelenmesini istemiyorsan bu doktorun önünde paranı da çıkar, yere koy; başını da secdeye indir. Fazla sözü sat da can, mevki ve para pul bağışlamayı satın al. Bu suretle de Tanrı seni övsün, rütbene gök bile haset etsin. Doktorların rızasını elde ederseniz kendinizi görür, halinizi bilir, ayıplarınızı anlar, kendi kendinizden utanırsınız.

Bu körlüğü defetmek halkın elinde değildir; bu doktorlara Tanrı tarafından lütfedilmiş bir hidayettir. Bu doktorlara candan kul olun da miskle, amberle dolun!

Onlarsa bunların hepsi riyadan, hileden ibaret dediler; nasıl olur da Tanrı falanı, filanı kendisine vekil eder? Padişah elçisinin padişah cinsinden olması lazım. Suyla toprak nerede, gökleri yaratan nerede, kafamızda eşek beyni mi var ki sizin gibi bir sineği hüma kuşuyla bir tutalım?

Hüma nerede sinek nerede? Toprak nerede, Tanrı nerede? Gökteki güneşle zerrenin ne münasebeti var? bu münasebet, bu alaka, hiç akıllı adamın kabul edeceği şey mi?

Bu bir tavşanın “ Ben ayın elçisiyim, onunla eşim” demesine benzer. Bütün av hayvanları, fil sürürsünün yüzünden suyu güzel kaynağa gidemez olmuşlardı. Hepsi de korkularından oraya yanaşamıyorlardı. Güçleri, kuvvetleri yoktu. Bir düzen düzdüler. Bir ihtiyar tavşan, ayın ilk gecesi dağın tepesine çıkıp bağırdı.

Ey fil padişahı, ayın on dördüncü gecesi gel de kaynağa bak, sözümün doğruluğunu gör! Ben elçiyim, elçiye zeval yok. Ona ne kızılır, sövülür, ne hapse atılır. Ay diyor ki : “ Filler, buradan gidin, kaynak bizimdir, dağılın buradan! Yoksa sizin gözünüzü kör ederim. Ben onun sözünü söyledim, boynumdan vebali attım.

Bu kaynağı bırakıp gidin de ayın kılıncından emin olun. Sözümün doğruluğuna nişan de şudur. Fille, su içmek için kaynağa geldiler mi ay harekete gelir. Fil padişahı, filan gece gel de kaynakta bu dediğimi gör! Ayın yedisi, sekizi olunca fil padişahı su içmek için kaynağa geldi. o gece vakti hortumunu suya salınca su harekete geldi, ay da hareket etti.

Fil suyun içinde ayın titrediğini, harekete geldiğini görünce tavşanın sözüne inandı. Fakat “ Filler, biz o ahmak fillerden değiliz ki ayın hareketi bizi korkutsun” dedi. Peygamberlerse “ Ah akılsız adamlar ah, size canla, başla verdiğimiz nasihatler, sizin bağınızı kuvvetlendirdi. Vah yazıklar olsun vah!” dediler.

Ne yazık derdinize verilen ilaç, can alıca kahır zehir kesildi. Bir göze tanrı hışmım perdesini salınca mum bile aydınlatmaz, karanlığını çoğaltır. Sizden ne reisliği arayacak, ne gibi bir ululuk isteyeceğiz? Bizim ululuğumuz göklerden bile üstün! İncilerle dolu olan deniz, gemiden ne şeref bulabilir? Hele o gemi fışkıyla dolu olursa.

Yazıklar olsun ki o bozarmış kör göze güneş bile bir zerre göründü. İblisin gözü, eşsiz, örneksiz Adem’i topraktan başka bir şey görmedi. O iblise layık göz, yurdu olan yerden baktı, kendisine layık görüşle gördü de sahibine Adem’in baharını kış gösterdi. Nice devletler vardır ki bazan devletsiz kişiye isabet eder de mal olmaz, geri döner!

Nice sevgili vardır ki bir bahtsızın yanına gelirde o sevgiliyi tanımaz, onunla aşk oyununu oynamaya girişmez. Gözü yanıltan da bizim ezeli nasipsizliğimiz. Kalbi çeviren de kötü kaza ve kader! Taştan yontulup yapılan put, size kıble olduğunda...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Peygamberlerden Mucize İsteği
« Posted on: 16 Ekim 2019, 14:33:20 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Peygamberlerden Mucize İsteği rüya tabiri,Peygamberlerden Mucize İsteği mekke canlı, Peygamberlerden Mucize İsteği kabe canlı yayın, Peygamberlerden Mucize İsteği Üç boyutlu kuran oku Peygamberlerden Mucize İsteği kuran ı kerim, Peygamberlerden Mucize İsteği peygamber kıssaları,Peygamberlerden Mucize İsteği ilitam ders soruları, Peygamberlerden Mucize İsteğiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &