ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Mevlananın Eserleri > Mesnevi  > Mesnevide Geçen Hikayeler > Bir Akıllı Arıyorum
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bir Akıllı Arıyorum  (Okunma Sayısı 356 defa)
20 Temmuz 2011, 12:31:49
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 20 Temmuz 2011, 12:31:49 »



BİR AKILLI ARIYORUM

 
Seyyid-i Ecel, bir gece Delkak’a “ Hemencecik bir orospuyu neden aldın? Bunu bana söylemeliydin. Sana namuslu bir kız alırdık” dedi Delkak “ Dokuz tane namuslu, temiz kadın aldım, hepsi ******* oldu. Derdimden eridim, bittim. Bunun üzerine bu hiçbir işe yaramaz orospuyu aldım. Görelim bakalım, bunun sonu ne olacak? Dedi. Ben birçok defalar aklı sınadım. Bundan sonra bir tarla arayacak, oraya delilik tohumunu saçacağım!

Birisi” Bir akıllı arıyorum, onunla meşverette bulunacağım, bir müşkülüm var, ona söyleyeceğim” dedi. Bu sözü duyan da “ şehrimizde kendisini deliliğe vuran birisi var, ondan başka akıllı yok. İşte bir sopaya binmiş, çocuklarla beraber koşup duruyor. Rey ve tedbir sahibi, ateş parçası gibi bir adamdır.

Kadri gök gibi yüce, yıldızlar yağdırıcı bir zattır. Kudreti parlaklığı, Kerrubilere can olmuştur. O kendisini bu divanelikte gizlemiştir.” Dedi. Fakat her divaneyi kendine can sayma. Samiri gibi buzağıya secde etme. Bir veli sana gayb’a ait yüz binlerce şeyi, yüz binlerce sırrı apaçık söylese bile, Sen de o anlayış, o bilgi olmadıkça yine fışkıyı ödağacından ayırt edemezsin.

Veli kendisine deliliği perde etti mi, ey kör, sen onu nasıl tanıyabilirsin? Eğer yakın gözün açıksa bak da her taşın altında bir erin gizli olduğunu gör! Yol gösterici ortada, göz önünde, her Kelimin bir kilime bürünmüş olduğu meydandadır. Veliyi meşhur eden yine velidir. Veli kime dilerse nasip verir. Fakat deliliğe vurdu mu kimse akıl edip de onu anlayamaz. Bir hırsız, körden bir şey çaldı mı kör, onu bulabilir mi hiç? Hırsız, gelip ona çatsa bile kör, hırsız kimdir? Ne anlasın? Köpek, kör yoksulu ısırsa bile kör, kendisini dalayan köpeği nereden bilecek?

Bir köpek mahallede bir kör bir dilenciye savaş aslanı gibi saldırdı. Ay bile yoksulların izi tozunu gözüne sürme gibi çektiği halde köpek, kızgınlıkla yoksullara saldırır. Kör, köpeğin sesinden korktu, aciz oldu. Ona tazim etmeye başladı: “ Ey avcılar beyi, ey av aslanı, el senin elin (hüküm senin hükmün), benden el çek” demeye başladı.

Hakimin biri de zaruret yüzünden eşeğin kuyruğunu ağırlamış, o kuyruğa kerim lakabını takmıştır. Kör de zora gelince köpeğe “ Ey aslan, benim gibi arık birisini avlayıp da ne yapacaksın? Dostların çölde yaban eşeği avlamaktalar, sense mahallede kör avlıyorsun, bu ne kötü şey! Dostların avda yaban eşeği arıyorlar, sen sokakta hile düzüp kör arıyorsun” dedi. Bilgili köpek yaban eşeği avlar, bilgisiz köpekse köre kasteder. Köpek bile, ilim öğrenince azgınlıktan kurtulur, ormanlarda helal hayvanlar avlar.

Köpek bile alim olunca savaşta çevikleşir. Köpek bile arif olunca Eshab-ı Kehif’ten olur. Köpek bile avcıları kimdir, anlar, tanır. Yarabbi, her şeyi tanıtan o nur nedir ki? Körün tanıyamaması, gözü olmadığından değildir; bu, onun bilgisizlikten sarhoş olması yüzündendir.

Kör, bu yeryüzünden de daha gözsüz değil ya! Halbuki bu yer bile Tanrı inayetiyle düşmanı tanıdı! Musa’nın nurunu gördü, ona iltifat etti, Karun’u ise tanıdı yere geçirdi. Benlikte bulunan her kişiyi helak etti, Tanrının “ ya ard ublai” emrini anladı. Toprak su, yer ve kıvılcımlı ateş, bizimle her şeyden habersiz fakat Tanrı ile her şeyden haberdardırlar. Bizim ise onun aksine Hak’tan gayrı her şeyden haberimiz var da Hak’tan haberimiz yoktur. Tehditçilerden bihaberiz.

Hülasa onların hepsi Tanrı emanetini yüklenmekten korktular, çekindiler. Fakat hayvanla karışınca bu çekinmeleri, bu çalışmaları körleşti, neticesiz bir hale geldi! “ Hepimiz de halkla diri, Hak’la ölü bir hale gelen bu hayattan bizarız” dediler. Birisi, anası babası öldü mü yetim olur. Hak’la ünsiyet için kalb-i selim gerek! Hırsız, bir körden bir kumaş çaldı mı kör, bilmeden feryada başlar.

Fakat hırsız ona “senin malını ben çaldım ben hilebaz bir hırsızım” demedikçe kör hırsızı nereden bilecek? Gözünün nuru, gözünün ışığı yok ki! Ama sesini duydun mu onu sımsıkı tut, koy verme de çaldığı şeyleri söylet. Hırsızı yakalayıp, sıkıştırmak, çaldığını çırptığını söyletmek cihadı ekberdir. O , önce senin gözünün sürmesini çaldı. Onu elde ettin mi, yine gözlerine nur gelir. Gönül’ün kayıp malı olan hikmet kumaşı, ehli dilden elde edilir. Kör olan gönül, canı, kulağı.

Gözü olsa bile hırsız Şeytanın izini bulamaz, onu elde edemez. Şeytanın izini bulmayı hırsızı elde etmeyi, gönül ehli olanlardan um, bu işi onlardan iste; taştan topraktan değil. Çünkü halk, gönül ehline nispetle taş, topaç gibidir, adeta cansızdır. Danışacak adam arayan da o deliliğe vurmuş delinin huzuruna geldi dedi ki : “ Ey kendini çocuk gösteren baba, bana bir sır söyle” veli dedi ki: “ Git bu halkayı çalıp durma. Kapı kapalı. Bu gün sır söylenecek gün değil, başka vakit gel. Eğer La mekan aleminde mekana yer olsaydı ben de şeyhler gibi dükkanda oturur, alışverişe koyulurdum”

Muhtesip gece yarısı bir yere uğradı. Duvar dibinde bir adamın uyuduğunu gördü. “ Hey, sarhoş musun, ne içtin? Söyle dedi. Adam dedi ki: “ Testidekinden içtim!” Muhtesip “ Söyle, testide ne var?” diye sordu. Adam “İçtiğim şey” diye cevap verdi. Muhtesip “ Bu gizli bir laf. Ne içtin içtiğin ne ?” diye sordu. Adam “ Testide gizli olan şey işte” dedi. Bu sual cevap, birbirine ulanıp gitti.

Muhtesip de eşek gibi çamura saplanıp kaldı. Ona “ Gel de bir ah de bakalım” dedi. Sarhoş söz söylerken “ Hu, hu” dedi. Muhtesip “ Ben sana ah dedim, hu de demedim,sen hu diyorsun” deyince adam “ ben neşeliyim sen gamdan iki büklüm olmuşsun. Ah, dertten ; gamdan, zulümden olur. Sarhoşların bu hularıysa neşedendir.” Dedi. Muhtesip “ ben şunu bilmem,bunu bilmem,kalk.

Marifet satıp durma. Bu dırıltıyı bırak”dedi. Adam, yürü be sen neredesin, ben nerede?” deyince Muhtesip “ Hadi kalk, zindana gel” dedi. Sarhoş dedi ki: “ Be Muhtesip, beni bırak da yürü işine. Çıplak adamdan rehin alabilir misin sen? Eğer benim yürümeye kuvvetim olsaydı burada yatar mıyım. Evime giderdim. Eğer benim de aklım olsaydı imkanını bulsaydım şeyhler gibi dükkan başında bulunurdum.”

O, büyük adamın ahvalini öğrenmek isteyen adam “ Ey sopayı at edinip binen atlı, bir an için olsun atını bu tarafa sür dedi. Adam “ Çabuk söyle, atım çok serkeştir, pek huyludur. Çabuk ol ki seni tepmesin. Ne soracaksan açıkça sor bakalım” diyerek sopasını o tarafa sürdü. Adam gönlündeki sırrı söylemeye imkan bulamadı. Ondan vazgeçip veliyi alaya aldı. Dedi ki: “ Bu sokakta oturan kadınlardan birini almak itiyorum. Benim gibi bir adama acaba hangisi layık?”

Veli, “ Dünyada üç türlü kadın vardır. İkisi zahmet ve mihnetten ibarettir, biri dimi bir hazinedir. Onu alırsan tamamıyla senin olur. İkincisinin yarısı senin olur, yarısı senden ayrı kalır. Üçüncü ise hiç hiç sana mal olmaz. Bunu duydun ya. Hadi şimdi yürü, ben gidiyorum. Sen de durma atım seni tepelemesin. Yoksa bir düştün mü, bir daha kalkamazsın!” dedi. Şeyh sopasını, sürüp çocukların arasına katıldı.

O genç adam ona tekrar bağırdı. “ Gel de hiç olmazsa şunu etraflıca anlat. Bu söylediğin üç çeşit kadın kimlerdir? Onu bir söyle!” Şeyh, yine onun yanına ay sürüp dedi ki : “ Bakir, tamamıyla sana mal olur, gamdan kurtulursun. Yarısı senin olan da duldur. Fakat hiçbir suretle sana mal olmayan, evladı olan kadındır. İlk kocasından evladı olursa sevgisi de, bütün hatıraları da oraya gider. Hadi git, atım seni tepmesin.

Uzaklaş, yoksa serkeş atımın nalı seni ezer! Şeyh yine hay huy edip sopasını sürdü, yine çocukları yanına çağırdı. Adam tekrar bağırdı : “ Ey ulu padişah, bir sualim kaldı, gel!” dedi. Şeyh tekrar o tarafa gelip “ Çabuk söyle, nedir? Çok duramam, çünkü o çocuk meydandan topumu kaptı!” dedi. Adam “ Ey Padişah, bu kadar akla, edebe sahip olduğun halde bu ne divanelik, bu ne iş. Şaşılacak şey! Sen söz söylerken Aklı Küllünde ötesindesin; bir güneş olduğun halde nasıl delilikle gizleniyorsun*” dedi. Şeyh dedi ki: Bu külhanbeyleri beni bu şehre kadı yapmaya karar verdiler. Reddettim imkanı yok. Senin gibi alim , fazıl kimse yok. Şeriatta da senden aşağı birisini kendimize ulu yapmamıza müsaade yok, dediler. Bunun zoruyla kendimi deli gösterdim, deliliğe Tanrı rahmeti geç erişir ama adamakıllı eriyordum. Fakat hakikatte evvelce ne idiysem yine oyum benim ben. Aklım hazinedir, ben viraneyim. Deliyim hazineyi gösterirsem! Divane odu ki divane olmadı, divane odur ki bu bekçiyi gördüğü halde evine girmedi. Benim bilgim cevherdir, araz değil.

Bu değerli bilgi, bir maksada erişmek için değil ki. Ben şeker madeniyim, şeker kamışıyım, hem benden yetişmekte, hem ben yiyorum. Bir bilgiyi işiten kişi beğenmez kabul eylemez, feryat ederse o bilgi taklit bilgisidir, öğrenilerek elde edilmiştir.( adama mal olmamıştır.) Çünkü geçim elde edilmiştir, gönül aydınlatmak için değil, bu ilim de talibi gibi aşağılık dünya ilmidir.

Bazı adamlar, havas ve avama görünmek için ilim öğrenmek ister, bu alemden halas olmak için değil. Böyle adam fareye benzer; her tarafı deler ama vuslat nurlarından gafildir. Nuru, sahraya yol bulamadığı için ona bu karanlık kuyusu, hoş bir meskendir. Fakat Tanrı, ona akıl kanadını ihsan ederse farelikten kurtulur, kuşlar gibi uçar.

Kanat aramazsa yerin dibinde kalır, simak burcuna yol bulmaktan ümitsiz bir hale düşer. Söze gelen ilim, cansızdır; satın alıcıların yüzüne aşıktır. Münakaşa ve mübahase zamanı o ilim, büyük görünür ama alıcısı olmayınca ölür gider. Halbuki benim müşterim Tanrıdır. Beni o yüceltir., o satın alır.

Benim kanımın diyeti ululuk sahibi Tanrının cemalidir. Ben kendi kan diyetimi yemekteyim, bu bana helal bir kazançtır. Bu müflis alıcıları bırak. Bir avuç toprak, ne satın alabilir ki? Toprak yeme, toprak alma, toprağı arama. Çünkü toprak yiyenin yüzü daima sapsarıdır. Gönül ye de daima genç kal. ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Bir Akıllı Arıyorum
« Posted on: 21 Eylül 2019, 12:11:03 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Bir Akıllı Arıyorum rüya tabiri,Bir Akıllı Arıyorum mekke canlı, Bir Akıllı Arıyorum kabe canlı yayın, Bir Akıllı Arıyorum Üç boyutlu kuran oku Bir Akıllı Arıyorum kuran ı kerim, Bir Akıllı Arıyorum peygamber kıssaları,Bir Akıllı Arıyorum ilitam ders soruları, Bir Akıllı Arıyorumönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &