ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Çeşitli Konularda Eserler > Merak Ettiklerimiz > Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır  (Okunma Sayısı 904 defa)
21 Temmuz 2010, 15:27:44
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 21 Temmuz 2010, 15:27:44 »



Kuran ve Teknik
 

FENNİ KEŞİFLER KUR'ÂN-I KERİMDE VAR MIDIR?

 

Prof. Dr. İbrahim CANAN

Kur'ân-ı Kerîm bir âyetinde şöyle buyurur: "Yaş ve kuru her şey Kitâb-ı Mübîn'de vardır" [111]Ayette geçen "Kitâb-i Mübîn" tâbiri ile kastedilen şey nedir? İslâm âlimleri, bununla, hem Kur'ân-ı Kerîm'i, hem de "Levh-i mahfûz"u an­lamışlardır.

Levh-i Mahfuz, sırrı ve mâhiyeti sâdece Allah tarafından bilinen ve içerisinde olmuş, olacak her şeyin yazılı bulunduğu bir levhadır. Yani Allah'ın kader kitabı.

Âyetin taşıdığı bu iki ihtimalden sadece birini kesinlikle id­dia edemeyiz. Öyle ise, Kitab-ı Mübîn tabiriyle hem levh-i mahfuz ve hem de Kur'ân-ı Kerîm'in kastedilmiş olduğu söyle­nebilir.

Bu durumda, Levh-i Mahfuz'da her şey açık olarak bütün teferruatıyla yazılmış, Kur'ân-ı Kerîm'de ise özetlenmiştir. Ara­larında ağaçla, ağacın çekirdeği arasında mevcut olan fark var­dır. Söz gelimi, bir incir çekirdeği, nokta kadar küçüklüğüne rağmen, koskocaman incir ağacını (boyu, dalı, yaprağı, meyve­si, tadı, kokusu vs.) her çeşit hususiyetleri ile birlikte ihtiva etmekte, maddî manevî her yönünü, gözlerimizle görmemiz mümkün olmayan genlerde programlar hâlinde taşımaktadır. Bu ilmen ortaya konmuş bir gerçektir.

Binâenaleyh, Kur'ân-ı Kerîm'de de bu çekirdek misâlinde olduğu gibi, geçmiş ve geleceğin mühim hâdiseleri özetler ve işaretler hâlinde kaydedilmiştir. Ancak bunu herkesin görüp an­laması mümkün değildir. Bu sahanın ehli olan bâzı âlimler, bunları sezebilir veya görebilir.[112]

 

Fennî İcadlar Kur'ân'da Niçin Açık Değildir?
 

Akla şu sorunun gelmesi normaldir: Her şeye yer veren Kur'ân-ı Kerîm'de insanlık için çok mühim olan uçak, tren, elektrik gibi fennî icadların açık olarak anlatılmamasının sebebi nedir? Herkesin aklına gelen bu soruyu birkaç açıdan cevaplan­dırmak mümkündür:

1- Kur'ân'ın Asıl Gayesi Açısından: Kur'ân-ı Kerîm'in asıl gayesi bize fennî bilgi vermek, geçmiş ve gelecekle ilgili tarihî malumat sunmak değildir. O, ne bir tarih, ne de coğrafya, fizik, kimya, keşifler, icadlar kitabıdır. Bu çeşit kitaplarda bulu­nan türden bilgileri Kur'ân'da aramak, Kur'ân'ın asıl maksadını bilmemekten, onu hakkıyla tanımamaktan ileri gelir.

Kur'ân her şeyden önce bir din kitabıdır. Yâni, insanlara Al­lah'ı ve insanların Allah'a karşı vazifelerini tanıtan bir kitap. Esasen bütün dinler, insan için, iki meçhul olan " Yaratan" ı ve "yaratıkların vazîfeleri"ni açıklamaya çalışır. "Yaratan kim­dir, nedir, nasıl bir varlıktır, neler yapmıştır, ne yapmakta­dır, yaratmaktan maksadı nedir?" İnsanoğlu bunları öğren­mek ve anlamak ister. Yine isteriz ki, "mahlûkat nedir, nere­den gelmiştir, sonu ve akıbeti ne olacaktır, bu dünyadaki işi ve vazifesi nedir", bilsin, anlasın.

İşte Kur'ân-ı Kerîm'in esas gayesi, bu soruları cevaplayarak insanlara Rablerini ve kendilerini tanıtmaktır.

Kur'ân-ı Kerîm, bununla beraber diğer mahlûklardan da bahseder. Arz ve semâ; ay, güneş ve yıldızlar, hayvanlar ve ağaçlar; dağlar, denizler ve nehirler onda hep geçit resmi yapar­lar. Ancak bunlardan bahis de, esas itibariyle, yukarıda kayde­dilen iki maksad içindir: Ya Allah'ın kudretini, onlar üzerindeki tasarrufunu belirtmek, bunları bir delil ve vasıta yaparak Allah'ı tanıtmak; ya da bunların insana olan faydalarını, yaratılış gayelerini belirterek insanlara kulluk vazifelerini hatırlatmak ve buna teşvik etmektir.

Kur'ân-ı Kerîm'de galeksiler, yıldızların sayısı veya güneşin çapı, dünyadan uzaklığı, neşrettiği şualar ve ısı derecesi gibi, fennî bilgiler yer almaz. Zira, bu çeşitten eşyanın bizzat kendi­sini tanıtan bilgiler, Allah'a sunulan ibâdet açısından ehemmi­yet taşımazlar. Güneş, bunca azamet ve hizmetine rağmen, kul­luk dairesi içerisindeki ehemmiyeti yönüyle, âyet-i kerîme'de bir "lamba", bir "mum"dur. Dünya da bâzan bir "beşik", bâzan bir "döşek"tir. Gök kubbesi ise, yıldızlarla süslenmiş bir ­tavandır.

Uçsuz bucaksız kâinatın, böylesi tasviri yanında, beşeri icadlar, Kur'ân'da nasıl zikredilme hakkı isteyebilirler? Zira bunlar, hem cisimleri ve hem de hizmetleri yönünden kâinatın parçalarına nazaran çok küçük ve sönük kalırlar. Öyle ise, Kur'ân-ı Kerîm'in, beşerî icadlara uzaktan ve dolaylı bir işarette bulunması onlar için yeterlidir. Gerçekten de öyle yapıldığını az ilerde göreceğiz.

2- İmtihan Sırrı Açısından: Kur'ân-ı Kerîm'in fennî icadlardan veya geçmiş ve gelecek hâdiselerden, herkesin anlıyacağı bir tarzda açık olarak bahsetmeyişinin bir diğer sebebi, "im­tihan sırrı"nın gereğidir. Bununla şunu kastediyoruz: İnsanlar, diğer mahlûklar gibi, sabit, değişmez belli bir kabiliyet üzerine yaratılmamıştır. O, Yaratılışı itibariyle son derece terakki (yükselme) ve tedenni (düşme)ye müsaittir. Manen ilerliyerek me­leklerden üstün olabileceği gîbi; ruhen, ahlaken geriliyerek hay­vanlardan çok daha aşağılara düşebilecektir.

Cenâb-ı Hakk, insanları bu mahiyette yarattıktan sonra başı boş bırakmamıştır. Peygamberlerle, yüce hedeflere terakki edip yükselmenin şartlarını öğrettiği gibi, ilerlemeye mâni olacak engelleri, onu alçaltıcı, düşürücü sebepleri de göstermiş ve şöy­le emretmiştir: "İşte sana iki yol, birinde gidersen yükseliş, diğerinde gidersen alçalış var. Sakın nefsine, şeytana uyup kendini alçaltma. Aksi takdirde bundan hesap verecek, ebedî hüsrana uğrayacaksın."

İşte insanın manen ve hattâ maddeten yükselmesi, bu göste­rilen doğru yolu hür iradesiyle seçmesine bağlıdır. Hayat ise, böyle bir seçimin yapılması için verilen bir fırsattır, bir imti­handır.

Bu imtihanın gerçek mânada imtihan olması ve insanın yap­tıklarından sorumlu tutulabilmesi için, seçim işinde zora mâruz kalmaması lâzımdır. Her şeyi aklı ile görmeli, iradesi ile seçme­lidir.

Her devirde peygamberler gelerek, bu ilâhî tebliği tazele­mişler, zamanla unutulan, perdelenen hakikatları yeniden akıl­ların anlıyacağı şekilde açıklayıp gitmişlerdir. Fakat zorlamamışlardır. Hiçbir peygamber, tebligatını yaparken, insanlara zorla benimsetme cihetine gitmemiştir. Bir bakıma aklı şaşırtıcı olan mucizeler bile, tamamen susturucu, herkesi kabule zorlayı­cı olmamıştır. Söz gelimi, Hz. Musa'nın asası, sihirbazların göz bağlayıcı iplerini yutarak, hilelerini iptal ettiği zaman sihirbaz­lar: "Harun ve Musa'nın Rabbine inandık" diye imana gelir­ken, Firavun: "Bu hepinize sihir öğreten büyüğünüz" [113]diyebilmiş, küfrüne devam edebilmiştir. Keza, Hz. Pey­gamber (aleyhisselâm) Mekke müşriklerinin talebi üzerine, par­mağıyla işaret buyurduğunda gökteki "ay" ikiye bölündüğü za­man; onlar: "Muhammed sihriyle semâya da te'sir etmeye başladı" diyerek direnmeye devam edebilmişlerdir.

Demek ki, din bir imtihandır. Bu imtihanda, akla kapı açılır, fakat, irade elden alınmaz. Öyle ise, istikbâlde insanların keşfe­deceği teknikten, karşılaşacakları hadiselerden herkesin görüp anlıyacağı şekilde Kurân-ı Kerîm'in bahsetmesi bu ana prensi­be aykırı düşer. Çünkü, böyle bir şeye kimse itiraz edemiyeceğinden ister istemez herkes kabul etmek zorunda kalır.

3- Tedricen Terakki (Yâni Zamanla, Yavaş Yavaş İler­leme) Açısından: Bilindiği üzere, insanlar terakki kanununa ta­bidirler. Bu kanun, çeşitli fen ve âletlerin, zaman içinde, ihtiyaç çerçevesinde ve gayret nisbetinde tedricen (yâni kısım kısım ve peyderpey) ortaya çıkarılmasını gerektirmiştir. Eğer semavî ki­taplarda, fenlerden açık olarak bahsetmek ilâhî bir kaide olsay­dı, bu durum, sözünü ettiğimiz, tedricî terakki prensibi ile zıdlıklar arzederdi. Her şey hazırca verilmiş olacağı için insanlara gayret gerekmeyecek, bütün insanlar aynı mesajları alacağından, her tarafta aynı seviyede insan cemiyetleri olacaktı. Bu du­rum insanların tâbi kılındığı terakki prensibine aykırıdır.

4- İnsanlığın Şerefi Açısından: Cenâb-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de fenlerden açık olarak söz etmemekle, insanlığa büyük bir şeref ve iftihar payı bırakmıştır. "Arzın halîfesi" (yeryü­zünde yaşayan canlılar üzerinde sultan) ve "mükerrem (şeref­li)" sıfatlarıyla anılan insanoğlunun kabiliyetlerini, şahsî gayret­leriyle inkişaf ettirecek, bir kısım fenlere, icadlara ulaşması, di­ğer mahlukâta karşı ne büyük şereftir. Amerika'nın keşfinden ilk çalar saatin icadına, ilk dünya haritasını yapan Piri Reis'ten kan dolaşımını ortaya çıkaran İbnu'n-Nefs'e veyahut elektriği keşfeden Edison'a varıncaya kadar, insanlığa hizmet sunan bü­yük kâşiflerle, milliyeti ne olursa olsun, iftihar etmeyen, diğer mahlukâta karşı şeref payı hissetmeyen bir insan var mıdır?

İşte bu şeref, Cenâb-ı Hakk'ın insanlığa olan milyonlarca lütuflarından bir başkasıdır. İcad ve keşiflerde insanî pay, son de­rece az da olsa mevcuttur ve bu, haklı bir iftihar vesilesidir.

Şayet bu keşif ve icadlar Kur'ân'da açık olarak zikredilmiş olsa, söz konusu şereften mahrum kalacaktık.

5- Muhatabın Kapasitesi Açısından: Kur'ân-ı Kerîm, hi­taplarında, öncelikle ekseriyetin anlayış seviyesini göz önünde tutar. Her devirde insanlığın dörtte üçünden fazlasını avam ta­bakası teşkîl etmiştir. Günümüzde bile, her ilme âit bir kısım meseleleri sâdece o ilmin mütehassısları anlar, geride kalanlar anlayamaz. Büyük çoğunluğu teşkil eden avamın (halkın) anlı­yacağı seviyede konuşulduğu takdirde, daha üst seviyede olan­ların fazlasıyla anlıyacağı açıktır.

Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in, sâdece bir asra değil, kıyamete kadar bütün asırlara hitabettiğini göz önüne alacak olursak, me­selenin nezaketini daha iyi kavrarız.

İnsanların günlük müşahedelerine, ferdî tecrübe ve umûmî bilgilerine uymayan şeylerden açık bir şekilde bahsedilmiş ol­ması, iki mühim mahzura sebep olurdu:

1- Bilhassa henüz tam olarak inanmamış, tereddütlü kim­seleri dinden kaçırırdı. Dine muhalif olanlar da istihza ve alay­larını artırmada, bunları büyük bir koz olarak kullanırlardı. Söz...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır
« Posted on: 22 Eylül 2019, 03:15:20 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır rüya tabiri,Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır mekke canlı, Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır kabe canlı yayın, Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır Üç boyutlu kuran oku Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır kuran ı kerim, Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır peygamber kıssaları,Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdır ilitam ders soruları, Fenni Keşifler Kuranı Kerimde Var mıdırönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &