ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hayatını Anlatan Eserler > Martin Lings > Bedir'e Doğru
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bedir'e Doğru  (Okunma Sayısı 930 defa)
14 Nisan 2009, 18:51:15
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 14 Nisan 2009, 18:51:15 »



Ebu Sûfyan ve arkadaşlarının aldıkları mallarla Suri­ye'den dönme zamanı gelmişti. Peygamber Is.a.v.) Talha ve Ömer'in kuzeni Sa'd'ı, -Hanîflerden olan Zeyd'in oğlu- Me­dine'nin batısındaki sahilde yeralan Havra'ya, kervanla il­gili haber almaları için gönderdi. Bu şekilde, gün ey-batıya hızb bir yürüyüşle kervanı sahile yaklaştırmak daha da kolay olacaktı. Gönderdiği iki gözcü Cüheyne kabilesin­den bir adamın evinde, kervan geçinceye kadar misafir edilmişti. Fakat bu zahmetler boşa gidebilirdi. Çünkü Me­dine'deki yahudilerden veya münafıklardan biri, Peygam­ber (s.a.v.)'in plânını Ebu Süfyan'a haber vermişti. Bunu duyan Ebu Süfyan, Gıfari kabilesinden Demdem adındaki Wr adamı Mekke'ye haber vermesi ve onlan koruyacak bir ordu hazırlamalarını söylemesi için gönderdi. Bu sırada kendisi de, gece-gündüz kervanıyla sahil yolunda hızla iler­liyordu.

Acil durumda olan sadece Ebu Süfyan değildi. Peygam­ber (s.a.v.) Medine'de mümkün olduğu kadar uzun süre kalmak istiyordu, çünkü kızı Rukiyye tr.) çok hastaydı. Fakat kişisel sorunlar engelleyici olmamalıydı, bu yüzden Peygamber (s,a.vj, gönderdiği gözcülerin dönmesini bekle­meden yola koyulmaya karar verdi. Medine'ye vardıkla­rında, Muhacirlerden ve Ensardan oluşan, toplam 305 kişi olan bir ordu kurulmuştu. O sırada Medine'de eli silah tu­tan yetmiş yedi Muhacir vardı. Üçü hariç hepsi oradaydılar: Bunlardan  biri  Peygamber   (s.a.v.)'in  damadı  Osmandı.Peygamber (s.a.v.), onun hasta karısına bakmak için Me­dine'de kalmasını istemişti. Diğer ikisi ise Talha (r.) ve Sa'd (r.) idi. Onlar Medine'ye vardıklarında ordu çoktan yola çıkmıştı.

tik konaklarında, Peygamber (s.a.v.)'in kuzeni Zühre kabilesinden Sa'd, on beş yaşındaki kardeşi Umeyr'i üzün­tülü görünce, ne olduğunu sordu. «Korkuyorum» dedi Umeyr, «Allah'ın Rasulü beni görür de çok küçük oidugu-mu söyler ve beni geri gönderir diye korkuyorum. Fakat ben gitmek istiyorum. Çünkü, belki Allah bana şehadeti tattırır». Korktuğu başına gelmişti. Peygamber (s.a.v.) or­duyu düzene sokarken onu gördü ve çok küçük oıdugu için Medine'ye geri dönmesini istedi. Fakat Umeyr ağlayınca, Peygamber (s.a.v.) kalmasına izin verdi. «O kadar küçük­tü ki,» dedi Sa'd, «Kılıç kayışını kısaltmak zorunda kal­dım».

Üzerinde üç veya dört kişiyi taşımakta olan yetmiş de­veleri, biri Zübeyr'e ait olan üç de atları vardı. Beyaz san­cak Mus'ab (r.)'a verilmişti. Çünkü o, savaşta Kureyşlile-rin sancaktarı olan Abdu'd-Dar sülalesindendi. Bu öncü kolun hemen arkasında, Peygamber (s.a.v.) yer alıyordu. Onu da, biri Muhacirleri, diğeri Ensar'ı temsil eden iki siyah flama takip ediyordu. Bu flamalardan birini Ali (r.), diğerini Evs'li Sa'd Ibn Muaz (r.) taşıyordu. Peygamber (s.a.v,)'in yokluğunda Medine'de namazları âmâ olan îbn Ümmü Mektum (r.) kıldıracaktı. Onun hakkında şu ayet nazil olmuştu: «Surat astı ve yüz çevirdi, kendisine o kör geldi diye»

[1]Demdem'in Mekke'ye ulaşmasından önce Peygamber (s.a.v.)'in halası Atike korkunç bir rüya görmüş ve bunu Kureyş'i bekleyen felâkete yormuştu. Rüyadan çok etkile­nen Atike kardeşi Abbas'a haber göndermiş ve gördükle­rini ona anlatmıştı: «Deveye binen bir adam gördüm, va­dinin ortasında devesinden indi ve en yüksek sesiyle: 'Ey vefasız insanlar, üç gün içinde sizi mahvedecek olan felâ­kete hazırlanın' diye bağırdı. İnsanların onun etrafında toplandığını gördüm. Daha sonra   etrafındaki   insanlarla birlikte Mescid-i Haram'a girdi. Devesi onu, insanların ara­sından, Kâ'be'nin çatısına götürdü. Orada yine aynı şe­kilde bağırdı. Daha sonra devesi onu Ebu Kubays tepesine taşıdı, oradan da insanlara aynı şekilde bağırdı. Sonra yerden bir kaya aldı ve tepeden aşağıya fırlattı. Kaya te­penin eteklerine ulaştığında ikiye ayrılmıştı. Mekke'de ka­yanın bir parçasının darbe vurmadığı bir tek ev kalma­mıştı».

Abbas kızkardeşinin rüyasını arkadaşı Velid'e -Utbe'-nin oğlu- anlattı. Velid de bunu babasına anlattı ve haber tüm şehre yayıldı. Ertesi gün Ebu Cehil, Abbas'm yanında alaylı bir sesle şöyle dedi: «Ey Abdu'l-Muttalib oğulları, ne zamandan beri aranızdaki kadın peygamber size gayb-dan haberler veriyor? Erkeklerinizin peygamber rolü oyna­ması yetmedi mi? Şimdi sıra kadınlarınızda mı?» Abbas, verecek bir cevap bulamadı, fakat Ebu Cehil, ertesi gün Ebu Kubays tepesinden Demdem'in sesi tüm şehri çınlat­tığında cevabını aldı. İnsanlar evlerinden fırladılar ve onun etrafında toplandılar. Ebu Süfyan ona çok para ödemişti, bu nedenle rolünü güzel oynamalıydı. Devenin üstünde, ters bir şekilde oturmuştu, bunun yanısıra felâket işareti olarak devesinin burnunu da yatmıştı. Devenin burnun­dan kanlar akıyordu. Kendi üstündeki giysiyi de parça­lamıştı. «Ey Kureyşliler» diye bağırdı, «Kervan develeri, kervan develeri, Ebu Süfyan'la beraber olan mallarınız! Mu-hammed ve adamları onlara saldırdı. Yardım edin! Yar­dım edin!».

Şehir birden bîre telaşa büründü. Şimdi tehlikede olan kervan, yılın en zengin kervanıydı ve çoğu onu yitirmek­ten korkuyordu. Hemen bin kişilik bir ordu toplandı. Nehle'de haram ayda öldürülen Abdu'ş-Şems'in müttefiki Amr'ı kasdederek : «Muhammed ve arkadaşları bu kervanın, İbn el-Hadramî'nin kervanı gibi olduğunu mu zannediyorlar?» diyorlardı. Sadece Adiy kabilesi orduda yer almıyordu. Kendi yerine, para vererek bir Mahzum'luyu gönderen Ebu Leheb'den başka diğer bütün kabile reisleri bir grup askerle savaşa katılıyorlardı. Beni Hasim ve Beni Muttalib kabilelerinin de kervanda malları vardı ve onları koruma­yı şeref meselesi yapıyorlardı. Bu nedenle Talib iki kabile­den de bir grup adam çıkardı. Abbas da aracılık yapmak için onlarla birlikte gitti. Esed kabilesinden Hadice'nin ye­ğeni Hakim de aynı amaçla onlara katıldı. Ebu Leheb gibi Cumah'm lideri Umeyye de, yaşlı bir adam olduğunu ileri sürerek Mekke'de kalmaya karar verdi. Fakat o Mescid-i Haram'da otururken Utbe geldi, onu önüne güzel koku ya­yan bir buhurdanlık koyarak: «Bundan kendine güzel ko­ku sür Ebu Ali, çünkü sen kadınlar gibisin» dedi. «Allah belânı versin» diye Umeyye, diğerleriyle birlikte yola çık­mak üzere hazırlandı.

Peygamber (s.a.v.) Medine'den güneye giden direkt yoldan ayrılmış ve batıda Suriye'den Mekke'ye gideni sahil yolu üzerinde yer alan Bedir'e yönelmişti. Ebu Süfyan'ı Bedir'de yakalamayı planlıyordu. Bu nedenle müttefikleri olan Cuheynelilerden oraları iyi tanıyan iki adamı gözcü olarak gönderdi. Gözcüler Bedir kuyusunun üstündeki bir tepede konakladılar. Su doldurmak için kuyunun yanına geldiklerinde, köyden iki kızın aralarında konuştuklarına kulak misafiri oldular. Biri diğerine: «Kervan ya yarın, ya da öbür gün gelecek, onlar için çalışıp para kazanacağım ve sana olan borcumu ödeyeceğim» diyorlardı. Gözcüler bunları duyunca Peygamber (s.a.v.)'e haberi ulaştırmada acele ettiler. Bir müddet daha kalmış olsalardı, batıdan ku-vuya doğru güçlü bir atlının geldiğini göreceklerdi. Atlı Suriye'den Mekke'ye giden ve Bedir'den geçen yolun, gü­venilir olup olmadığını kontrol etmek için kervanın önün­den giden Ebu Süfyan'dı. Suyun yanma geldiğinde köylü­lerden birine rastladı ve ona bir yabancı görüp görmedi­ğini sordu. Köylü, iki yabancının gelip tepede konakladık­larını ve su doldurup gittiklerini haber verdi. Ebu Süfyan onların konakladığı tepeye gitti, götürdüğü deve pislikleri­ni parçaladı. İçlerinde hurma çekirdekleri vardı. «Tanrım,» dedi, «Bu Yesrib'in yemi». Aceleyle geri döndü ve kervanı Bedir'i sol tarafına alıp deniz kıyısına doğru yöneltti.

O sırada iki gözcü Peygamber (s.a.v.)'e kervanın erte­si gün veya iki gün sonra geleceği haberini ulaştırdılar. Kervan mutlaka, Suriye ile Mekke arasındaki en eski ko-noklardan biri olan Bedir'de duracaktı. Müslümanların on­ları orada bastırıp, şaşırtmaya vakitleri vardı.

Dana sonra Kureyşlilerin bir ordu hazırlayıp yola çık­tıklar} haberi ulaştı. Bunu her zaman bir ihtimal olarak gözönünde bulundurmuşlardı. Fakat bu ihtimalin gerçekleş­tiğini öğrenince Peygamber (s.a.v.) sahabilerine danışıp, devam etme veya geriye dönmek için bir karar verme ge­reğini hissetti. Ebu Bekir tr.) ve Ömer Cr.), Muhacirler adı­na devam etme kararım açıkladılar. Onların söyledikleri­ni kuvvetlendirir bir şekilde, Beni Zühre'nin müttefiklerin­den biri olan ve Medine'ye yeni gelen Mikdad ayağa kalktı ve şöyle dedi: «Ey Allah'ın Rasulü, Allah sana ne yapman gerektiğini söylediyse onu yap. Biz tsrailoğullannin Mu­sa'ya- dediği gibi: 'Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz şüphesiz burada duranlarız' Maide : 24) demeyiz. Biz şöy­le deriz: «Sen ve Rabbin gidin, ikiniz savaşın, sizinle bir­likte, sağınızda, solunuzda, ön ve arkanızda biz de sava­şacağız». Abdullah İbn Mes'ud daha sonraki yıllarda, Pey­gamber (s.a.v.)'in bu sözleri duyduğunda nasıl yüzünün parladığım anlatırdı. O buna şaşırmamıştı, çünkü Muha­cirlerin tamamen kendisiyle birlikte olduğuna inanıyordu. Fakat aynı şey, orada bulunan Ensar'ın tümü İçin de söy­lenebilir miydi? Ordu, Medine'den kervanı yakalamak için yola çıkmıştı. Fakat şimdi daha büyük bir orduyla karşı­laşma İhtimali ortaya çıkmıştı. Bunun yanısıra, Medine'-liler Akabe'de, onu, kendi sınırları içinde korumak üzere söz vermişlerdi. Ancak kendi ülkelerinde onu, eşlerini ve çocuklarını korudukları gibi koruyacaklardı. Acaba Medi­ne dışındaki bir düşmana karşı da onu korumaya hazır mıydılar? «Ey insanlar, benimle istişare edin» dedi. Hitap geneldi, fakat o, aralarında henüz kimsenin konuşmadığı Ensar'ı kasdediyordu. Sa'd İbn Muaz (r.) ayağa kalktı ve : «Ey Allah'ın Rasulü, zannedersem insanlar derken bizi kas­tediyorsun» dedi. Peygamber (s.a.v.) bunu onaylayınca konuşmasına devam etti: Biz sana güveniyoruz, bize söyle­diklerine inanıyoruz ve getirdiğin şeyin hak olduğuna şa­hadet ediyoruz. Biz, dinlemek ve itaat etmek üzere sana söz verdik. O halde ne istiyorsan onu yap, biz seninle bir­likteyiz. Seni Hak'la gönderene yemin olsun ki, eğer bize şu ileriki denizden geçmemizi emretsen ve kendin suya dal­san, biz de seninle birlikte dalarız. H...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Bedir'e Doğru
« Posted on: 20 Kasım 2019, 02:15:56 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Bedir'e Doğru rüya tabiri,Bedir'e Doğru mekke canlı, Bedir'e Doğru kabe canlı yayın, Bedir'e Doğru Üç boyutlu kuran oku Bedir'e Doğru kuran ı kerim, Bedir'e Doğru peygamber kıssaları,Bedir'e Doğru ilitam ders soruları, Bedir'e Doğruönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &