ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Zemahşerinin bir saati
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Zemahşerinin bir saati  (Okunma Sayısı 519 defa)
16 Mayıs 2010, 01:27:01
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 16 Mayıs 2010, 01:27:01 »



Zemahşeri'nin Bir Saati

(Tanınmış Müslüman Türk alim ve ediplerinden Zemahşeri'ye dair okuduğum bir makale, bende onun hayatını ünlü Avusturyalı biyografi yazarı Stefan Zweig’in Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar adlı eserinde Tolstoy'un "Hayatının Bir Günü"nü (1) anlattığı gibi hikaye etme arzusu uyandırdı. İslam-Türk tarihinin bu meşhur adamının hayatını böyle anlatmanın daha ilgi çekici ve hafızada kalıcı olacağını düşündüm. Hikayede şahıs ve vak'alar tamamen tarihi gerçeklere bağlı kalınarak tasavvur ve tasvir edilmiştir.) (2)

Zemahşerli Mahmud elindeki kitabı bir kenara koydu.. Fesübhanallah!.. Merhum Gazali bu eserinde sanki bizzat kendisinin geçirdiği inkılapları, buhranları arayış ve buluşları anlatıyor!.. Şimdi hayat kitabının sayfaları hızla çevrili-yormuş gibi, ömrünün her safhasına dair bölük pörçük intibalar şuuruna hücum ediyor... Mazisine ait birçok hadise, bulanık şekiller halinde kafasına üşüşmekte: Ayağı kırık, zavallı bir serçe... Annesinin bedduası... Uğradığı ilk felaket ve onun daima hissettiği acısı. Tek ayak üzerinde durmaya, muvazenesini korumaya çalışan genç bir adam. Babasının hapsedilmesi ve ölümü... Geçim sıkıntıları... Nizamülmülk'ten vazife talebine karşı aldığı menfi cevap... İlim tahsili uğrunda geçen seneler... Diyar diyar seferler; onlarca hocadan aldığı ve yüzlerce, binlerce talebeye verdiği dersler; gençlik çağında kanını kaynatan hırslar, ikbal ve şöhret düşkünlüğü... Muhalifleriyle giriştiği ateşli fikir kavgaları... Sayısı neredeyse yaşına ulaşmış telif eserler... Şim-
di bunların hepsi geride kalmıştı!..

Mahmut Hoca harp meydanını bilgece seyreden yorgun ve yaralı bir savaşçı gibi hissediyordu kendisini. Fırtına dinmiş, vücut ülkesine sükun sinmişti. Çünkü yaşı yetmişe yaklaşmış, ölüm ve ötesine dair düşünceler benliğini iyice sarmıştı...

Mütalaa etmekten en çok zevk aldığı eserlerden biri de kendi hayat kitabıydı. Ömrünün safhaları insicamlı olarak değil, iç içe girmiş vaziyette gözlerinin önünde canlanıyordu:

Şimdi altmış altı yaşında olduğuna göre, demek ki, hicretin 467. yılında başlamıştı yolculuk... Rahmetli babasından Miraç Kandili'nde dünyaya geldiğini öğrendiği zaman iftiharla karışık bir sevinç duymuştu. Annesi de: "Oğlum sen mübarek bir gecede doğdun" derdi...

Mahmut Hoca, merhum babasının o günkü heyecanını, telaşını "ayne'l-yakin" görmüş gibi tasavvur etmeye çalışıyordu. O kutlu gecedeki mutlu doğum, kim bilir ne kadar sevindirmiştir rah-
metli Ömer Hocayı!. Hem kandil aydınlığı, hem de sevgili oğlunun doğuşu, "nur üstüne nur"du!..

İhtiyar alim kendi varlığı, hali, mazisi ve istikbali üzerinde düşünmekten garip bir zevk alıyordu. Henüz hiçbir şeyden haberdar olmadığı, omuzlarına "dağların bile taşımaktan korkup kaçındığı" ağır yükün binmediği çocukluk çağı ne güzeldi!.. Hey gidi günler!.. Çok hareketli, kabına sığmayan, afacan bir çocuk olduğunu hatırlayabiliyordu...

Tahta bacağını fark edince yüzü buruştu, ince bir sızı duymuştu, tevekkül ve alışkanlıkla karışık... ah, hayatının en büyük hicranlarından biri de küçük yaşta başına gelen o musibetti!.. Sağlam olanların farkına bile varmadan, gayet tabii bir şekilde kullandıkları bacağın eksikliğini kendisi sık sık hatırlıyor, acı acı hissediyordu... O kara gün şimdi hayalinde bir kere daha canlanmıştı:

Ömrü öğrenmek ve öğretmek için diyar diyar gezmekle geçmişti. Buhara'da, Bağdat'ta, Mekke'de pek çok alimden ders almış; dil ve edebiyat bilgilerini tahsil ettikten sonra tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi dini ilimlerde büyük bir mütehassıs olmuştu. Bir taraftan yüzlerce talebeye ders verirken, diğer taraftan çeşitli konularda eser telif etmişti. Doğrusu, gittiği her yerde ilmin değerini bilen devlet adamları, meslektaşları ve öğrencileri tarafından büyük bir saygı ve ilgi görmüştü. İnsanlar ona "Fahr-i Harzem" diyorlardı, 'Harzem'in iftihar vesilesi'...

Bir gün evin bahçesinde bir serçe avlamış ve zavallının bacağına bir ip bağlamıştı. Avluda oynarken bir ara kuş elinden kaçmış, bir duvarın deliğine girivermişti. Kendisi hayvanı oradan çıkarmak için ipin dışarıda kalan kısmını çekince, eyvah! Kuşcağızın ayağı kopmuştu!

Annesi onun bu yaramazlığını görünce öyle üzülmüş, incinmişti ki... Üzüntü ve öfkeyle:

- Onun ayağını kopardığın gibi Allah da senin ayağını koparsın, e mi! diye haykırmıştı.

Ah anneciğim, keşke öyle beddua etmeseydin!.. Merhameti taşan ana yüreği bir an öfkeye kapılarak sanki o zavallı serçenin ahını dile getirmişti.

O kara günü, o kaza, bela gününü hatırlamak bile istemiyordu... Arkadaşları tarafından eve getirildiğinde bacağı mosmor olmuştu. Babasının çağırdığı hekim, muayene ettikten sonra, üzüntüyle iç çekerek:

- Hocam, demişti, vücudu kurtarmak için maalesef bacağı kesmek zorundayız... Yoksa kangren vücudun diğer yerlerine de yayılır...

Çaresiz baba, yüreği kan ağlayarak ameliyata izin vermek zorunda kalmıştı... Zavallı annesinin gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü...

Mahmut, bacağı kesilip sakat kalınca, o kuşun ayağının kopuşunu ve annesinin bedduasını acı acı hatırlamıştı...

İlk zamanlarda ağlıyor, bu gerçeği bir türlü kabullenemiyordu. "Allah'ım, neden, neden ben?!." diye sessiz feryatlar yükseliyordu içinden... Günlerce somurtmuş ve hayata küsmüştü... Demek, bir ayağı dizinden kesilip sakat kalmış ve takma bir bacakla yürümek zorunda kalmıştı ha?!. İnanamıyordu buna!.. Dağlanan bacağıyla birlikte sanki yüreği de dağlanmış, yanmıştı... Bacağının eksikliğini uyanık bulunduğu vakit beyninde bir ur ve kalbinde bir yara gibi hissediyordu.

Fakat zamanla bu yara kabuk bağlamış ve İlahi takdiri kabullenmişti Mahmud... Başka ne yapabilirdi ki zaten? İsyan etmek, itiraz etmek neyi değiştirecekti ki?.. Sonra, kimi kime şikayet edecekti ki?!. Olan olmuştu bir defa... Hazret-i Peygamber, selam olsun O'na, bir kediyi aç bırakarak zavallı hayvanın ölümüne sebep olan merhametsiz bir kadının Allah tarafından cezalandırıldığını bildirmemiş miydi? Mahmut Hoca, bazen "Evet, ceza amelin cinsindendir, ama bu çok ağır bir ceza değil mi?" diye düşünür, sonra sorularına Kur'an'dan, hadisten cevaplar arar, bulurdu. "Sevmediğiniz bir şeyde sizin için hayır olabilir..." mealindeki ayeti hatırlar, Allah'ın şeklen şer gibi görünen bu felaketle çeşitli hayırlar murad etmiş olabileceğini düşünürdü. Mademki insanın varlığı kendisinden değildi, o halde bu vücudun mucidi mülkünde istediği gibi tasarruf edebilirdi ve nitekim ediyordu da...

Babası da zavallı oğlunun çocuk yaşta başına gelen bu felakete çok üzülüyor, onun ağır bir imtihanla sınandığını düşünüyordu. Artık bir ayağı sakat olan evladı, geçimini ancak oturularak yapılan bir işle sağlayabilirdi. Bu sebeple onu bir terzinin yanma çırak olarak vermeyi düşünüyordu. Bir gün bu fikrini kendisine açmıştı. İncitmemek için üzüntüsünü gizlemeye çalışıyordu:

- Mahmut, demişti, evladım, seni bir terzinin yanına vereyim de terziliği öğren; böylece bir meslek sahibi olur, geçimini temin edersin... Olur mu?

Gözleri yaşarmış ve hayretle babasının yüzüne bakmıştı: Böyle bir şeyi kendisine nasıl teklif edebilirdi?!. Okumayı ne kadar çok istediğini bilmiyor muydu?!. Böyle okuma aşkıyla dolu olduğu halde başka bir işi nasıl benimseyebilir, tahsil düşüncesi aklından nasıl çıkardı ki?..

Öyle dolmuştu ki, ağlamaklı bir sesle:

- Baba, dedi, ne olur bırak okumaya devam edeyim!. Hocaların beni nasıl övdüğünü biliyorsun! Ben okuyup büyük bir adam olmak istiyorum!..

Baba yüreği oğlunun yalvarmalarına fazla dayanamamıştı.. Herhalde o Mahmud'un arkadaşlarının sakat bacağıyla alay edeceklerini düşünerek böyle bir çare bulmuştu. Fakat oğlunun okuma hususunda bu kadar azimli ve istekli oluşundan ötürü sevinç ve övünç duymuş, onu şefkatle bağrına basarken:

- Peki oğlum, üzülme, demişti, yarın seni Harizm'deki medreseye götürüp kaydettireyim. ..

Mahmut, topallığının başkaları tarafından yanlış anlaşılmaması için, sakat kalışının şiddetli bir soğuk yüzünden olduğuna dair şahitler dinleterek bir vesika düzenlettirmişti... Gittiği her yerin hakimine bu belgeyi göstererek imzalattırıyordu. Ayrıca, topallığının belli olmaması için uzun elbise giyiyordu...

İlk tahsiliyle ilgili bilgileri, Allah rahmet eylesin, bizzat merhum babası Ömer Hoca vermiş, ayrıca onu Zemahşer'de bulunan diğer hocalara da göndermişti. Okuma yazmayı kısa sürede öğrenmiş ve derslerde büyük bir başarı göstermişti. Zaten babası namazda okunan sure ve duaları ezberletmiş, sonra Kur'an okumayı da az zamanda öğrenmişti. Mektebini, hocalarını ve derslerini çok seviyor, içinde öğrenmek için büyük bir istek duyuyordu.. Öğretmenler de ondaki üstün zeka ve kabiliyeti, süratli kavrayışı kısa zamanda farketmiş, kendisine ayrı bir ilgi ve sevgi göstermeye başlamışlardı. Birbirlerine Mahmut'tan bahsederken hepsi de:

- Maşaallah, diyorlardı, Ömer Hoca'nın oğlu çok zeki bir çocuk! Allah nazardan saklasın!..

- Böyle giderse geleceği çok parlak olacak!..

- İnşaallah!.. İnşaallah!..

Henüz hayatının baharında iken, ailesinin başına ikinci bir felaket daha gelmişti: Müeyyidi'l-Mülk bin el-Hasan denen o zalim vezir, babasını siyasi bir sebeple hapse attırmıştı. Mahmut babasının affedilmesi için bir dilekçe yazmış; "Genç yaşta hapsedilen babam arkasında bakıma muhtaç çocuklar bıraktı.. Böyle bir kimsenin affedilmesi sevaptır... Allah rızası için onu bağışlamanızı istirham ediyorum.." gibi acındırıcı şeyler sıralamıştı... Şimdi öyle değersiz devlet ricaline yüz suyu dökmüş olmaktan acı duyuyordu. Zira rica ve istirhamları fayda vermemiş, ne yazık ki, babası bu hapislik neticesinde ölmüştü... Genç yaşta ilk hocasını, en büyük desteğini kaybetmişti..

En büyük emeli,Kur'an'ın eşsiz edebi güzelliğini i...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Zemahşerinin bir saati
« Posted on: 22 Temmuz 2019, 13:36:55 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Zemahşerinin bir saati rüya tabiri,Zemahşerinin bir saati mekke canlı, Zemahşerinin bir saati kabe canlı yayın, Zemahşerinin bir saati Üç boyutlu kuran oku Zemahşerinin bir saati kuran ı kerim, Zemahşerinin bir saati peygamber kıssaları,Zemahşerinin bir saati ilitam ders soruları, Zemahşerinin bir saatiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &