ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Zaman en büyük müfessirdir
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Zaman en büyük müfessirdir  (Okunma Sayısı 1555 defa)
31 Temmuz 2010, 05:20:16
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 31 Temmuz 2010, 05:20:16 »



Kur’an çağlar üstüdür. Keza akıl üstüdür.  Bu özelliğinden dolayı çağın algıları onunla çatışabilir ama o çağla veya akılla çatışmaz.  Bunu izah etmek için İskilipli Atıf Hocanın sözlerini hatırlamak yerinde olur: ”İslam asri değil,  a’saridir" demiştir. Yani bütün asırların irfanıdır. İslam bir asrın yüzü değil bütün asırların yüzüdür. Bediüzzaman da bu mealde ‘zaman yaşlandıkça Kur’an gençleşiyor’ demiştir. Kur’an’ın zamanla ilişkisi interaktiftir ve bu bütünlüğü yakalayanlar istikametten sapmayacakları gibi, kesinlikle anakronik bir boşluğa da yuvarlanmazlar. ‘Yanlış hesap Bağdat’tan döner’ dendiği gibi yanlış yorumlar da zamanın aynasında kırılır giderler. Dolayısıyla, Kur’an, müfessirlerin düşmüş olduğu anakronik yorumları zaman süzgecinde eliyor ve onları tashih ediyor. Bunun çok sayıda misali var.

Geçenlerde Beyrut’ta İmam Şafii Camii’nde Celaleyn Tefsirini karıştırırken önüme  İsra Suresinin 5-6 ve 7’inci ayetleri çıktı ve orada tamamen Kur’an’ın maksadına mugayir olarak Mescid'e (Mescid-i Aksa) ikinci defa girişin gerçekleştiği yorumunu okudum. Halbuki, çağdaş araştırmalar İsra Suresinin 7’inci ve 104’üncü ayetlerini birbiriyle bağlantılı okuyorlar. Zira, her iki ayette de ‘vadü’l ahreti’ ifadesi geçmektedir ve tamamen ahirzamanda Yahudilerin stratejik konumuyla alakalıdır. Ve zaman ayarlı Kur’an-ı Kerim’in mucizelerinden birisidir.

‘Vadü’l ahireti’ yani ahiret vadesi ve “son vade (birincisini müteakiben ikinci vade demektir) geldiğinde sizi ‘lefif’ olarak tekrar arza yani Arz-ı Mev’ud’a getiririz” denilmektedir. Buradaki ‘lefif’ bütün veya toplu demek olmayıp sarmal demektir ve özellikle 1917 yılından itibaren Yahudilerin Filistin’e pey der peyi ve öbekler halinde gelmelerinin veya göçlerinin keyfiyetini tasvir etmektedir. Burada lefif ibaresi öbekler halinde demektir ki tamamen Kur’an ayetlerinin günümüzün izdüşümlerine işaret etmektedir. Dolayısıyla burada en büyük müfessir olarak zaman, Celaleyn de dahil olmak üzere bütün müfessirleri sınıfta bırakmıştır. Bunun nedenine gelince, kimse Yahudilerin ahirzamanda Filistin’e gelerek yeniden bir devlet kurabileceğini tasavvur etmemiş olmasıdır. Bundan dolayı da anakronik duruma düşmüşlerdir.  Burada el ard kelimesi genellikle ahret yurdu olarak çevrilmiştir. Halbuki bahse konu mekan Filistin yani Arz-ı Mev’ud’dur. Kimilerine göre, yine aynı ayetlerdeki ‘nefir’ kelimesi de neferden yani insan kalabalığından olmayıp silah araç gereç üstünlüğü anlamındadır.  Bu durumda Kur’an ifadesi açıkça İsrail nüfusunun üstünlüğüne değil silah üstünlüğüne işaret etmekte ve atıfta bulunmaktadır. Bu durum İsrail’in elindeki silah tersanesinin bütün Arap ülkelerinden daha üstün olacağını akla getirir ki tıpatıp vakıaya uygundur. Bu,  zaman tefsiri üzerinden Kur’an-ı Kerim’in i’cazını göstermektedir. Kur’an bir ayetinde bile birçok mücizelere havidir. Kur’an mucizülbeyan olmasının en önemli göstergelerinden birisi de zamanın tefsirine açık olmasıdır.

Keza ‘İkinci (son) vade geldiğinde sizi öbekler halinde arza getiririz (İsra:104)’ ayetindeki ‘lefif’  ibaresi Bessam Nihad Cerrar’a göre, ‘sizleri şetattan yani diasporadan karmaşık köklere sahip olarak getiririz’ anlamındadır. Burada Yahudilerin Arz-ı Mev’ud’a farklı kökenlere mensup olarak gelmeleri Beni İsrail olarak gelmelerini nefyetmiyor mu? Cerrar’a göre, nefyetmiyor. Zira, devlete nispetleri dolayısıyla Beni İsrail sayılırlar ve Kur’an onlara bu ismi vermekte ve ıtlak etmektedir. Yine burada  kıyamet öncesi Arz-ı Mev’ud’da toplanmaları Haşr Suresinin ilk iki ayetiyle münasebattar ve alakalı görünmektedir. ‘Haşrin başlangıcında Ehl-i kitaptan küfre girenleri çıkartan o’dur’ ayeti ile İsra suresinin bu mevzudaki ayetleri birbiriyle bağlantılıdır. Zira, Yahudilerin Ceziretü’l Arap’tan çıkartılmaları, yeniden Arz-ı Mevud’da toplanmalarının başıdır. Veya bu olayların tamamı kıyamet sürecinin aşamalarından birisidir. Nesefi’ye göre, Beni Nadir Medine’den çıkartıldıklarında Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: ”Haşrin (toplanmanın) başlangıcına gidin biz de sizin peşinizdeyiz, yakanızdayız …” Burada takip etmek ikinci vadeyle ve Müslümanların ikinci vadedeki mukabele pozisyonuyla alakalı olsa gerektir.

Merci’z zuhur sürgünlerinden olan Zeval-i İsrail kitabının yazarı Bessam Nihad Cerrar aynen Bediüzzaman gibi en büyük müfessirin zaman olduğunu haber vermektedir (1). Cerrar, Suyuti gibi müfessirlerin anakronik tefsirlere ve yorumlara düşmelerinin nedenini şöyle izah eder :” Hiç kimse, müfessirlerin Yahudilerin yeniden toparlanacakları ve kutsal mekanlarda ve Kudüs’te devlet kurabileceklerini tahmin edebileceklerini düşünebilir miydi? Emevi, Abbasi ve Osmanlı gibi güçlü saltanatlar altında hüküm süren Müslümanlar ve müfessirler Yahudilerin yeniden toparlanabileceklerini tahmin edemezlerdi ve bundan dolayı da ikinci vadenin gelip geçtiğini tasavvur etmişlerdir.  Diaspora Yahudilerinin yeniden toparlanarak bir devlet olabileceklerini öngöremezlerdi…” Günümüzde Karadavi bile aynı anakronik tefsirlerin tesiri altından kurtulamamıştır.

Evet, hadis diliyle ahirzamanda Yahudilerle Müslümanların mevcut pozisyonda harp edecekleri haber verilse bile yine de Kur’an’da bahse konu ayetlerle hadislerin haberlerini telif etmek,  bağdaştırmak kolay olmasa gerek. Bundan dolayı müfessirler Kur’an-ı Kerim’in bahsettiği Tevrat kaynaklı Yahudilerin iki defa ifsad ve yükselme dönemi geçirecekleri ve ardından da kırılma dönemi yaşayacakları meselesine geçmişin zaviyesinden bakmışlar, geçmişe hamletmişler ve İslam asırları öncesinde yaşandığını tahmin etmişlerdir.  Lakin zaman müfessiri veya vakıa onları tashih etmiştir. Musa Aleyhisselam’ın kavmiyle birlikte Mısır’dan çıkması birinci vadenin tahakkukunun mukaddimesidir. Keza peygamberimizin de Yahudileri Medine’den çıkarması -arada büyük bir zaman fasılası olsa bile- ikinci vadenin mukaddimesidir. Hazreti Musa’dan sonra Yuşa Bin Nun ile birlikte Mısır’dan çıkan Yahudilerin öncüleri Eriha’ya girmişlerdir. Beni Nadir de Medine’den çıkarıldıktan sonra Nesefi’nin tefsirine göre yine Eriha’ya yerleşmiştir.

Hadislerin yorumunda ve anlaşılmasında da zaman büyük bir müfessirdir ve anakronik yorumları tedavülden indirmekte ve düşürmektedir. Buna dair çok mesail vardır. Bunlardan birisi de, eşratu’s saa yani kıyamet alametleri hadislerinde geçen Ahlas, Serra, Düheyma fitnesiyle alakalı yorumlarda görülmektedir. Bu fitne çeşitlerine dair anakronik yorumlar yapılmıştır. Bu husustaki hadiste  ‘Serra fitnesinin dumanı ayaklarımın altından çıkar. Biri çıkar ve Ehl-i beytimden olduğunu ileri sürer. O benden değildir. Benden olanlar, muttaki dostlarım ve velilerimdir’ denilmektedir.  Hadiste bilahare ‘ sümme yestalihunnasu ala reculin keverikin ala dil’in’ ifadesi geçmektedir. Bilahare Düheyma fitnesinden bahsedilmiştir.  Eski hadis kaynaklarında, bu hadiste zikredilen ‘Ehl-i beyt iddiasında bulunan şahsın’ Muhtar es Sakafi olduğu ileri sürülmüştür. Keza bu hadise istinaden insanların üzerinde anlaşacakları ve biat edecekleri adamın ise Mervan ve oğulları olduğu ileri sürülmüştür (2). Lakin günümüzde bu hadisleri zaman farkıyla yeniden yorumlayan İsmail Çetin Hoca ve Muhammed Zekeriyya Kandahlevi gibi muhaddisler bu fitnelerden kastın ahirzaman fitneleri, Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Osmanlı’nın yıkılışı olarak tasvir etmişlerdir.’ İnsanların üzerine anlaşacakları adamın’ da Mervan değil Şerif Hüseyin olduğunu ve iktidarının da zayıf olmasının hadisin ifadelerine uygun düştüğünü söylemişlerdir.

Elbette, anakronik yorumlar ve zamanın bunların üzerine düştüğü şerhleri anlatmak için makaleler yetmez; kitaplar yazılsa sezadır. Biz ise ‘gayzun min feyz’ misali, denizden bir katre olarak dikkat nazarlarınıza bir iki misal sunmakla iktifa ettik.  Lakin meselenin özü, vermek istediğimiz gibi zaman bazı şeylerin ilacı olduğu gibi bazı olayların ve ayetlerin de gerçek tefsiridir. Yanlış tefsirlerin de sağlamasıdır.  Zamanın bozduğunu ancak zaman düzeltir.

Dipnotlar:
1-İfadesi aynen şöyledir : “El Müfessir el hakiki linnübüvvat el sadika huve’l vakiu”, Zeval-i İsrail, s: 20
2- El İzaaa, Es seyyid Muhammed Sıddık Hasen, S. 55, 56, Daru’l Kütüp el İlmiyye

MUSTAFA ÖZCAN

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Zaman en büyük müfessirdir
« Posted on: 14 Ekim 2019, 14:19:25 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Zaman en büyük müfessirdir rüya tabiri,Zaman en büyük müfessirdir mekke canlı, Zaman en büyük müfessirdir kabe canlı yayın, Zaman en büyük müfessirdir Üç boyutlu kuran oku Zaman en büyük müfessirdir kuran ı kerim, Zaman en büyük müfessirdir peygamber kıssaları,Zaman en büyük müfessirdir ilitam ders soruları, Zaman en büyük müfessirdirönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &