ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Kuranı Kerime Bir Bakış
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kuranı Kerime Bir Bakış  (Okunma Sayısı 568 defa)
06 Eylül 2010, 16:08:20
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 06 Eylül 2010, 16:08:20 »



KURAN-I KERİME BİR BAKIŞ

Prof. Dr. Suat Yıldırım


Kur'ân hiç bir şeyi eksik bırakmamıştır; fakat bu demek değildir ki, O'nda, öğrenci defterindeki matematik problemlerinin çözümü, dil bilgisi kitaplarındaki imtihan beyitlerinin gramer yönünden tahlilleri, Brezilya dağlarının sayıları, Fransa'daki ırmakların uzunlukları vardır. Kur'ân size elma sandığı sunmaz. Onun yerine, size yeryüzünü ve kendisiyle, elma ağacına sahib olacağınız isti'dadı verir. Size fizik kanunlarını sıralamaz; düşünme metodu verir ve düşünceyi, fizik kanunlarını bilmekte kullanmaya yöneltir. Bir Çin ata sözü der ki: "Balık hediye ettiğin kimseyi, bir günlüğüne doyurursun, ama balık avlamayı öğrettiğin kimseyi bir ömür boyu..'
Bugün insanlığın elinde, çeşitli dil ve yazılarla, yirmi milyondan fazla kitap bulunmaktadır. Bana "Bunlardan hangisi daha üstün, daha tam, daha güzel ve daha şümûllüdür?" diye sorulsaydı, "Kur'ân'dır" derdim. Aynı soru karşısında, bu derginin her okuyucusu da aynı cevabı verir, hem de hiç duraksamadan. Bundan da emînim.
Fakat düşündüm: Bunu müslüman olduğum, müslüman olarak yetiştiğim için mi söylüyorum, yoksa bu, insaflı her araştırıcının benimseyeceği objektif bir yargı mıdır?
İlk müslüman Arapların Kur'ân'ın âyetlerini nasıl dinlediklerini, âyetlerin nasıl onların gönüllerini kapıp akıllarını sardığını, nasıl İslâm'a yönelttiğini hatırladım. Hz. Ömer'i göz önüne getirelim. İnkârında devam ettiği halde, O'nun üstünlüğünü, eşsiz etkisini dile getirmekten kendini alamayan el-Velîd'i hatırladım. el-Velîd O'nun büyü olduğunu ileri sürmüştü. Büyü, yani etkisi belli, sebebi gizli...
Yanımdaki Mushaf-ı Şerîfı çıkardım. (Bu düşüncelere daldığımda uçakla yolculuk yapıyordum). Okumaya başladım. Müslüman Hz. Ömer'in, inkârcı el-Velîd'in, Kur'ân'ı okuyan veya dinleyen her arabın edindiği şuûru bulmak istiyordum.
Ne oldu? Söylesem mi. yoksa utancımdan saklasam mı? Doğrusu ben bu şuuru bulamadım! Evet, üzülerek, utanarak diyorum, gerçekten bulamadım.
Yeniden düşündüm: Neden bulamadım? Bulamadım, çünkü Kur'ân'ı biliyordum, benim için yeni değildi. Onun karşısındaki duygularım, onbir yıl Mekke'de oturduktan sonra, şimdi Ka'be karşısındaki duygumun akıbetine uğramıştı. Onu ilk gördüğümdeki o tatlı ürpertiyi yitirmiştim. Ülfet, sürprizin etkisini gidermişti belki de.
Yoksa Kur'ân'ı çabuk okuduğumdan, hatmin sonuna gelmek için âyetleri yutarak geçtiğimden mi O'nun zevkine varmaz, işaret ve hedeflerini farketmez, iyiden iyi düşünmez duruma gelmiştim? Evet, buldum işte sebebini. Kur'ânı okuyuşum Mekke'den Cidde'ye yolculuğuma benziyordu. Şoförün de benim de kaygımız, yolu elli dakikada almaktı. Böyle olunca Bahre ve Hidâ'da belli belirsiz evlerden, kimi genişleyen kimi daralan düzlüklerden, ötede beride yüksek alçak tepelerden başka ne görebilirdim ki? O evlerin şekli nedir? Odaların dekoru, oradaki insanlar nasıldır? O düzlüklerdeki topraklar ve kumlar hangi gruptandır, bileşimleri nelerdir? O dağlık kesimdeki kayalar hangi türdendir? diye sorulsaydı elbette bilemeyecektim. Çünkü ne dikkat etmiş, ne de sormuştum. Fakat keşif ve araştırma için gelen jeoloji kurulu, yolda elli dakikaya karşılık elli gün geçiren uzmanlar, bütün bunları bilir ve geniş bir rapor hazırlarlardı.
Ashâbın okuyuşu ile bizim okuyuşumuzun durumu işte bu örnek gibidir. Biz Kur'ân'ı anlamaksızın bir veya iki günde hatmederiz. Oysa onlardan biri, bir tek sûrenin üzerine yıllarca eğilir, iyiden iyi düşünerek, özümleyerek kendini O'na verir, anladıklarını da işinde ortaya koyardı.
Bir yandan bu çabukluk, öte yandan Kur'ân'ı dinlerken zihinlerin ses nağmeye kayması, Kurrâ denilen kişilerin Kur'ân'ı sırf nağme için hazırlanmış güfteden ibaret sanmaları ve O'nu birbirinden daha' güzel bestelemek için yarışmaları ve Kur'ân'ı sadece kendisiyle toplantıların açıldığı bir alâmet edinmemiz... İşte bütün bunlar ve benzerleridir ki, O'nun sırlarına dikkati perdelemiş ve kâfir bile olsa, dinleyen her Arabın tadacağı güzelliğini duymaktan beni yoksun bırakmıştı.
Kur'ân değişmedi. Değişen, O'nu okuyan diller, işiten kulaklar ve kavrayan kalbler ve akıllardır. Kur'ân'ı anlamadan okuyoruz, O'nun karşısında huşû olmayan bir coşkunluk duyuyoruz, ya da O'nu câmi kapılarında dilenme aracı yapıyoruz. Bundan ötürü ne ben ne de bir başkası, bu hissini Kur'ân'ın değerini ölçmek için ölçü olarak kullanamayız. Duymayı akla bırakalım.
Benim gibi, elli yıldan fazla bir zamandan beri, günde ortalama olarak yüz sayfadan çok okuyan bir adamı göz önüne getirelim. Bu adam böylece insanlık kültürünün büyük bir bölümünü öğrenmiş olsun, müslüman değilse bile insaflı bir kişi olsun. Yazımın başında ortaya attığım soru karşısında ne diyecektir?
O bakacak ve insanlığın, dünya çapında derin izler bırakan birçok kitap görmüş olduğunu düşünecektir. Bu kitapların kimisi gökten inmiş, fakat insanlarca aslından uzaklaştırılmıştır: "Kîtâb-ı Mukaddes" denilen kitap gibi. Kimi yeryüzünde ortaya çıkarak, bağlılarınca kutsallaştırılmıştır. Hind Vedaları, Zerdüşt'e mensup eski Farsça ile yazılmış Avesta, Konfüçyüs'ün yazıları gibi.
Bir kısmı edebî kitaplardır: İliada, Homeros, Shakespeare (Şekspir), Moliere, La Fontaine (La Fonten)in tiyatro eserleri ve Alman Fichte'nun hitabeleri gibi.
Bir kısmı ilmî-felsefî kitaplardır: Eflatun'un Cumhuriyet'i, Sokrat'ın Diyaloglar'ı, Aristo'nun kitapları, Descartes (Dekart)'ın "Metod Üzerine Nutuk'u, Kant'ın aklın kritiğine dair kitapları, Bergson'un Yaratıcı Tekâmül'ü, A. Carrel'in İnsan Bu Meçhul'u ve Einstein (Aynştayn)'ın İzafiyet Teorisi gibi. Danvin'in, Freud (Froyd)'un, Durkheim, Machiavelli (Makyavelli), Hegel, Marx ve başkalannın yazdıkları benzeri kitaplar gibi. Bu liste uzatılabilir; ancak ben misâl olarak bunları saydım. Müslümanların kitaplarını söz konusu etmeyişimin iki sebebi var:
Birincisi, ben müslüman olmayan herhangi bir dîn ve mezhepte, kendisini insaflı davranmaktan alıkoyacak taassubu bulunmayan insaflı bir araştırıcının aklı ile düşünmeye çalışıyorum.
İkincisi, Müslümanların bütün kitapları, uzaktan yakından Kur'ân'ın etkisinde kalmıştır, O'nun dallan sayılabilirler. Halbuki ben, burada Kur'ân'dan bahsediyorum. Dalı ağaç için delîl olarak kullanmanın ma'nâsı olmadığı gibi, evlâdın babası hakkındaki şahitliği de kabul edilemez.
Bakalım, bu açık fikirli araştırıcı, bu kitapları Kur'ân'la karşılaştırınca neler bulacak? Düşünecek ki, insanlık için en yüksek ideal, insan duygu ve bilgisinin en yüce zirvesi; hakikat, iyilik ve güzelliktir. Bu kitaplar arasında, akıl yürütme yoluyla hakikatten söz edenler varsa da, güzellik ve iyiliği bir yana bırakmışlardır. Duygu aracılığı ile, zevk yolundan güzellik üzerinde derinleşenler var, ancak bunlar da iyilik ve hakikate gereken önemi vermezler.
Bu şu demektir ki, ortada olan kitaplar ya sırf ilmî, ya sırf edebî, ya sırf ahlâkî, ya da felsefî-ahlâkî kitaplardır. Sonra bakar ki, onların içerisinde insanın yaradılışına aykırı taraflar bulunuyor; yaradılış ise kendisine aykırı olandan kaçar. Zenginliği çirkin gören ve "zengin, göklerin melekûtuna (Cennete) giremez" diyen Kitabı düşünelim. Oysa insan, malı seven bir yaradılıştadır. Aynı Kitap, dünya zevklerini bırakmayı, rahipliği öğer; halbuki insan, yaradılışça aile hayatına meyillidir. "Sağ yanağına vurana, sol yanağını da çevir." der; halbuki insan, acıyı uzaklaştırmak isteyen, öç almak isteyen bir yaradılışa sahiptir.
Toplumu ayakta tutmak iddiasıyla, ferdi ortadan kaldıran, ferde güç işler yüklediği halde kazancı yasaklayan, düşünmemesi için onun aklını söndürmeye, aklını sınıfına bıraktırmaya çalışan... İnsanları barış ve anlayışın değil, savaş ve düşmanlığın topladığı sınıflar yapan bir kitap bulur. Bu kitap, tarihî diyalektik hurafesini kabul eder. Oysa tarih, geçmişi iletmek ve geçmişteki olayların sebeplerini araştırmaktan ibarettir; yoksa marksistlerin saçmaladıkları gibi, olacak olana hükmetmek demek değildir.
Günlerin geçmesiyle eskiyen, değeri azalan ve sadece zaman akışındaki öncelik özelliğini koruyan ilmî ve fikrî kitaplar da bulacak. Diyebiliriz ki, bu günün bir üniversite öğrencisi tıbbı Hipokrat'dan, geometriyi Euclide'den, astronomiyi Copernic'den, kimyayı Lavoisier'den daha çok bilmektedir.
Genel olarak, ilmî eserlerden daha kalıcı ve daha sabit olsa da, zevkler ve çağlara göre, insanların bakışlarını ve takdirlerini çeken edebî kitaplar da bulacaktır. Esasları değişen, çeşitli teoriler ileri süren ahlâk kitapları bulacaktır.
Görecektir ki onlardan yanlışı ortaya çıkanlar, ışığı ve ateşi sönenler var: Freud'un görüşleri, Darwin nazariyesi gibi. Bütünüyle uygulama imkânsızlığı bir yana, uygulama sırasında büyük zararlar ve yıkıcı sonuçlar taşıyanlar var: Marx'ın Das Kapital'i gibi.
Onları bırakıp da Kur'ân'a bakarsa O'nda ne bulacaktır? İlkin, Kur'ân'ın tek başına bütün yüksek sıfat ve idealleri, hakikati, iyiliği ve güzelliği kuşattığını görecektir. O da bir ilim kitabıdır, fakat hipotezler ve teoriler ileri sürmez, kanunlar serdetmez. Buna karşılık, insanları, dünyanın sırlarını anlamak için, akıllarını çalıştırmaya yöneltir. Bu hayatın sağlam nizamları, sabit kanunları olduğunu, onlara kesin olarak bildirir, Kur'ân'ı ilk olarak işiten toplumun anlayabileceği ölçüde, bu kanun ve nizamların bir kısmına işaret eder ve kendi varlıklarında onları ortaya çıkarmaya çağırır; bedenlerinde ve duygularında; çevrelerindeki develerde ve yakın temasta bulundukları öbür hayvanlarda; gelişen, giydirilen, kışın ölen ve sonra diriltilen ağaçlar ve bitkilerde, yerde ve orada bulunanlarda, gökte ve gökten görünen taraflarda... Ayrıca Kur'ân onlara bildirir ki, kâinatta bulunan her şey ölçülü bir sınır içerisindedir, belli nisbetlerle ayakta durmakta ve değişmez ilişkilere sahip bulunmaktadır. Bütün bunlara dair insanlara verilen bilgi azdır. Allah onların bilmediklerini de yaratacaktı, sonradan gelecek insanlara, daha öncekilerin bi...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kuranı Kerime Bir Bakış
« Posted on: 26 Ağustos 2019, 08:58:39 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kuranı Kerime Bir Bakış rüya tabiri,Kuranı Kerime Bir Bakış mekke canlı, Kuranı Kerime Bir Bakış kabe canlı yayın, Kuranı Kerime Bir Bakış Üç boyutlu kuran oku Kuranı Kerime Bir Bakış kuran ı kerim, Kuranı Kerime Bir Bakış peygamber kıssaları,Kuranı Kerime Bir Bakış ilitam ders soruları, Kuranı Kerime Bir Bakışönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &