ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler  (Okunma Sayısı 355 defa)
08 Eylül 2010, 21:34:02
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 08 Eylül 2010, 21:34:02 »



Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler

Prof. Dr. Abdulhakim Yüce



Gerçek saadet, insan zihninin dağınıklık ve perişaniyetten kurtulması, insan kalbinin itminan ve istirahata ermesinden ibarettir. Onu, deniz kenarlarında, dağ başlarında, tenha koruluk ve koylarda arayanlar hep yanılmışlardır.

Günümüzde insanların büyük bir bölümü, dünyada yaşanan kargaşa, sıkıntı, samimiyetsizlik, bencillik ve koşuşturmadan uzaklaşma ve huzur, güven ve barış içinde bir hayat yaşamanın yollarını aramaktadır. Huzurun içe ait, ruh dünyasını ilgilendiren, mânevî ve psikolojik bir inanç ve deneyim olduğu; maddî imkân, iktidar, fizikî güç ve güzellik, hattâ ilim ve sanatla elde edilemediği anlaşıldıkça insanlar, alternatifler ve çareler aramaktadırlar. Aslında insanı böyle bir ihtiyaçla yaratan Yüce Allah, onun yanlışa düşmemesi için kitaplar göndermiş, peygamberler görevlendirmiştir. Ancak zaman zaman İlahî Mesaj’dan uzaklaşmalar yaşanmakta ve huzur yerine huzursuzluk kaynağı olan, insanları maddî ve manevî açıdan sömüren, aile dramlarına, intiharlara, psikolojik hastalıklara sebep olan yanlış düşünce ve akımlar meydana çıkmaktadır. Bunların önü alınmaz ve kitlelerin ihtiyacı doğru olanla giderilmezse toplumsal felâketler kaçınılmaz olacaktır.

Ülkemizde son zamanlarda kulağa hoş gelen, merak uyandıran ancak geniş halk kitlelerinin anlamlarını pek bilmediği bazı kavram ve uygulamalar basına yansımaktadır. İşin enteresan tarafı, her biri din görünümlü farklı bir inanç veya oluşuma ait bu uygulamaların sürekli huzur ve mutluluk sağlayacağı iddiasında olmalarıdır.

Maneviyattan uzak şekilde sadece teknolojik gelişmelerin ışığında bir toplum düzeni kurmanın çıkar yol olmadığını fark eden Batı dünyası, bunun bir neticesi olarak gençliği kurtarabilir ve bozulan aile düzenini yeniden tesis edebilir ümidiyle -belki fıtratın denge prensibi gereği- son zamanlarda mistik konulara ve metafizik akımlara büyük ilgi göstermektedir. Böyle bir ihtiyaç olmamasına rağmen, ülkemiz de maalesef bu akımlardan nasibini almış bulunmaktadır. Ülkemizde 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren belirginleşmeye başlayan yoga modası son birkaç yılda en yüksek seviyesine ulaştı. Yoga guruları1 ülkemize gelmekte, lüks otellerde pahalı seanslar düzenlemekte; onlarca kitap piyasaya çıkmakta, lüks semtlerde yoga salonları açılmakta, hattâ bazı kreşler çocuklara yoga ve meditasyon yaptırmakta; ünlü sanatçılar, politikacılar ve iş adamları yoga ve meditasyonun faydalarına yönelik beyanlarda bulunmaktadır. Bu arada işin hem siyasî, hem ekonomik, hem de dinî boyutu gündeme gelmektedir. Kısacası sosyal ve inanç çevremiz ciddi bir şekilde değişmekle kalmamakta, nereye varacağı kestirilemeyen bir kaosa doğru âdeta sürüklenmektedir.

Yazımızda, çok karmaşık olan ve bazı karanlık güçler tarafından programlı bir şekilde insanlığın önüne konulduğu intibaını veren bu inançların bir iki noktasını kısaca tahlil edip, aslında bu uygulamaların propagandası yapıldığı şekliyle insanı huzura kavuşturmaktan uzak olduklarına; son din İslâm’ın inanç ve pratik bakımından kıyamete kadar gelecek bütün insanların her türlü meşru huzur ve itminana ulaşmaları için yeterli olduğuna işaret etmeye çalışacağız.

İnsan Tabiatı ve Huzur Arayışı
Huzur aramak insan tabiatının bir gereğidir ve manevî bir keyfiyettir. Ne bunu insan fıtratından çıkarmak ne de maneviyatın dışında bir yolla tatmin etmek mümkündür. Huzur ve mutluluk başlı başına talip olunan birer değer olduklarından istismar edilmeleri de kolaydır. Onun için de huzur vaat eden hemen her düşünce ve uygulama ilgi odağı olmaktadır. Hattâ şöyle denilebilir: İlginin arttırılması için daha çok huzur ve benzeri kavramlar kullanılmaktadır. Meselâ meditasyon için şu propaganda yapılmaktadır: “Solunumla meditasyon, meditasyonun tüm yarar ve amaçlarını gerçekleştirmesi nedeniyle çok etkili bir yöntem olarak övülmektedir. Bu yarar ve amaçlara; daha enerjik oluş, sağlıklı yaşam, dengeli bir sinir sistemi, derin bir rahatlama, sükûnet, zihin açıklığı, duygu ve düşünceleri kontrol edebilme; konsantrasyonun, fiziksel gücün, ruhsal dengenin gelişmesi gibi haller girmektedir!”2

Fakat sayılanlar tek tek incelendiğinde vaat edilen hedeflere ulaşmanın âdeta imkânsız olduğu görülmektedir. Zîrâ hem insanın yaradılış gayesi, hem fizik ve psikolojik yapısı, hem çevre şartları, hem de genetik aktarımlar bu hedeflere ulaşmada ciddi engeller oluşturmaktadır. Elbette peygamberler ve veliler istisnadır. Dolayısıyla “... Ari’ler Yoga tekniklerini uygulayarak vücudun, duyguların ve zihnin hâkimi olup, doğadan kopmadan, Evrensel Ruhla devamlı temasta olmuşlardır.”3 şeklindeki cümlelerin herhangi bir objektif tespit ve kritere dayanmadıkları rahatlıkla söylenebilir. Zîrâ kendilerinden geriye tarihî kayıtların kalmadığı ve binlerce yıl önce yaşamış kişi ve toplulukların nasıl yaşadıklarına dâir kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Öyle ise yoga yoluyla varılacağı söylenen hedeflerin hayal olduğu ve kişileri, aşırı güven, teslimiyet ve inançtan ötürü geçici bir rahatlamaya götürse bile, sonuçta boşlukla yüz yüze bırakıp psikolojik sıkıntılara sürükleyebileceği hesaba katılmalıdır.

Oysa din olarak İslâm’ın, dünyada olunması mümkün olabilecek kadar huzur ve mutluluğu sağlamaya vesile olduğu aşikârdır. İşin başında da doğru bir Allah inancı gelmektedir. Sözü edilen akımlara bakıldığında bu konuda ciddi sıkıntı ve yanlışlıklar içinde oldukları görülecektir. Kimisi Allah’a inanmamakta, kimisi kendileri gibi bir insanı tanrı edinmekte, kimisi şeytanı veya meleği tanrı telâkki etmekte, kimisi de tabiatta var olan taş, ağaç, güneş yıldız vb. şeyleri Tanrı kabul etmektedir. Panteistler gibi Tanrı’yı yok sayıp bütün varlığı Tanrı kabul edenler de bulunmaktadır. Bir Evrensel Ruh’tan söz edenler de bununla neyi kastettiklerini ve sözü edilen Ruh’un hangi özellikler taşıdığını belirtmeye yanaşmamaktadırlar. İşin felsefesini yapmaya kalkıştıklarında da tanrı olması mümkün olmayan hayalî bir varlık portresi çizmektedirler.

Öyle ise zâtı, isimleri, sıfatları ve şuunatı ile doğru bir Allah (tevhid) inancı, işin nirengi noktasını oluşturmaktadır. Allah-insan-kâinat ilişkisinin sağlam bir zemine oturtulması ise hem beklentilerimizi netleştirecek hem de nasıl yaşamamız gerektiğinin köşe taşlarını koyacaktır. Birkaç misâlle konu daha iyi anlaşılabilir: 1. İnsan hayatı dünyada yaşanandan ibaret olmadığı gibi, dünya hayatı ahirete nazaran çok kısadır. Ayrıca dünya çalışma ve hazırlanma yeridir. 2. Başta kalb olmak üzere kişiyi huzura kavuşturacak mânevî güç odakları (ruh, kalb, sır, hafî, ahfa gibi latifeler) ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olabilmektedir (Ra’d, 13/28). 3. Huzurun diğer bir kaynağı da insanlığa hizmet, paylaşma, diğergamlık, ibadet, adalet ve sağlam bir tevekkül anlayışıdır. Bunlara başka maddeler de eklemek mümkündür.

Dünya ve âhiret anlayışı, kendi içinde bir bütünlük oluşturmakta ve tevhid, nübüvvet ve ahiret prensiplerine dayanmaktadır. Tekrar etmek gerekirse, adı geçen akım ve düşüncelerin hedefledikleri hayat, sayılan prensiplere dayanmadığından kısır kalmakta ve geçici bazı faydalar sağlasa bile sonuçta kişiyi yanlışa sürükleme riski taşımaktadır. Bazı psikolojik hastalıklar ve toplu hâlde gerçekleşen intiharlar da bunu doğrular mahiyettedir.

Bir noktaya daha değinmek gerekir: Sonsuzluğa talip olan insan, ancak Cennet’teki sonsuz hayatla bütün duygu ve isteklerini karşılayabilecek bir nitelikte yaratılmıştır. Sözü edilen bazı akımlar da bu noktayı isabetle tespit etmiş olacaklar ki, bu dünyada Cennet hayatı yaşanacağını(!) ifade etmektedirler. Bu durum âhiret hayatını ve orada yaşanacakları inkâr etmek anlamına gelir. Oysa İlâhî dinler ve tarihî realite, bu dünyada yaşanan sıkıntı ve adaletsizliklerin âhiret hayatını gerektirdiğini ve orada hem mümin insanın bütün yönleri ile mükemmel ve eksiksiz olacağını hem de sonsuza kadar zirve seviyede mutlu yaşayacağını ortaya koymaktadır. Sonsuzluğa namzet insanı da ancak bu hayat tatmin eder. Ancak bu hayatın dünyada yaşanabileceği düşüncesine kapılmak, hedefe varmak için bütün yolların meşru sayılmasına sebep olacaktır ki, bunun da istismar ve aldatmaya kapı açacağı izahtan varestedir.

Eski Düşünce ve Medeniyetler
Bugün kimi kişilere çekici gelen akımların hemen bütünü, çok eski çağlarda yaşanmış ve tarihe karışmış öğreti, düşünce, medeniyet ve geleneklere dayanmaktadır. Hattâ cazip olmalarının bir sebebi de sık sık bu noktaya vurgu yapmalarıdır. Kimi Atlantis gibi eski medeniyetleri tekrar kurmakla görevli olduklarını,4 kimisi de Amon, Babil, Mu, Maya, Eski Mısır... gibi bazıları birer efsane olan medeniyetlerden söz ederek o dönemde yaşanan bazı pratiklerin ve o gün insanlığın içinde bulunduğu durum gereği gelişen, gizli kadîm ilimlerin günümüze taşınabileceğini söylemektedir. Oysa sözü edilen medeniyetlerin yaşandığı ortam ayniyle günümüze taşınamayacağı gibi insanlığın ruhî, kültürel ve zihnî kazanımları o günlerle kıyaslanmayacak derecede ilerlemiş ve başkalaşmıştır. Özellikle Efendimiz’in (sas) peygamberlikle görevlendirilmesinden sonra insan hayatında birçok şey değişmiştir. Mesela din (İslâm), insanların mânevî ihtiyaçlarını karşılamada, semavî dinlerin tamamını da ihtiva edecek şekilde, eski hiçbir öğreti, pratik, düşünce ve dine gerek olmayacak şekilde kemâle ermiştir (Bak: Maide, 5/3).

Değişenlerden birisi de cin ve şeytanların daha önce kullandıkları bilgi edinme yollarının Hz. Peygamber’in (sas) bi’seti ile birlikte kapanmış olmasıdır. Kulak hırsızlığı ile elde edilen ve insanlara, bire bin katılarak ulaştırılan bu bilgilerin bir kısmı, net ve kesin olmamakla birlikte, ileriye dönük tahminlerin ipuçlarını ihtiva etmekteydi. Ancak Efendimiz’le ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler
« Posted on: 19 Ağustos 2019, 13:23:15 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler rüya tabiri,Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler mekke canlı, Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler kabe canlı yayın, Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler Üç boyutlu kuran oku Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler kuran ı kerim, Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler peygamber kıssaları,Huzur Arayışı ve Yanlış Adresler ilitam ders soruları, Huzur Arayışı ve Yanlış Adreslerönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &