ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Kutul Kulub > Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar  (Okunma Sayısı 1417 defa)
09 Ocak 2010, 15:04:05
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 09 Ocak 2010, 15:04:05 »




Kulda İslâm Güzelliği Müslümanın Müslüman Üzerindeki Hakları Bedenle İlgili Sünnetler Sakalla İlgili Günah Ve Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar



Kişinin müslümanhğınm güzelliği ve Allah Teala´mn ona muhab­betinin alametlerinin başında hayrı ve hayır ehlini sevmesi, serden ve onun ehlinden uzak durması gelir.İslamı güzel olan bir kul, Allah Teala´nm özendirdiği menduplara koşar, kaçırdıklarına ise üzülür. Kendisini ilgilendirmeyen söz ve fiilleri terkeder. Üzerine vazife olmayan işlerden uzak kalır ki bunlar, kendisine emredilmemiş, yapılıp yapılmaması hususunda teşvikte bulunulmamış şeylerdir. Beş vakit namazı, fitneden endi­şe etmiyorsa cemaatla kılar. Gıybetten ve insanları çekiştirmekten uzaklaşarak dinini Allah´a has kılar.

Kendi için istediğini herkes için de sever ve ister. Kendisi için hoş görmediğini diğerleri için de hoş görmez. Hayırlara ve iyi işle­re koşar. Uzun süreli suskunluğu tercih eder. Yumuşak başlı olur. Müminlere karşı alçakgönüllü, kibir ehline karşı izzetli durur. Ba­tıl hakkında münakaşa etmez. Dinde tavizkâr olmaz.

Haklı bir meselede, kendisi veya düşmanının aleyhine olsa bile öfkeye kapılmaz. Haksızlığı ve batılı da kendi lehine veya en yakını lehine olsa dahi istemez. Sevdiği kimsenin kendini övmesinden hoş­lanmaz. Kızdığı kimseye karşı nasihatkâr olur. Halktan kaynakla­nan övgü de yergi de, kalbinde aynı ağırlığa sahiptir. Kendine zarar verecek olsa dahi doğruluğu bırakmaz. Faydasını bir an önce elde etmek istediği hayır işlerinde yapmacıklıktan uzak durur.

İçi, dışından daha üstündür. İnsanların verdiği rahatsızlığa ta­hammül ederken onlardan gelen bela ve imtihanlara karşı sabırlı­dır. Hali ile başbaşadır. İnsanlarla çok sık birlikte oturup konuş­maktan uzak durur. Şüpheli işlere karışmaz. Kalbinin değişmesi

endişesiyle daima böyle davranır. Yaşadığımız şu çağda bu haslet­leri kendinde toplayan kimse, ahireti murad edenlerden sayılır. Bu da Allah Teala´nm ikinci derecede velayet ve ilgisine mazhar olan zümrenin halidir. Denildi ki: Her devrin abdal zümresi, zamanları miktarında olur. Her devirde de sabikun (=Öne geçenler) ve mukar-rebun (=yakın kılınanlar) mevcuttur.

Tefsir ehlinden bir zat, Allah Teala´nm "Siz mutlaka tabakalar­dan tabakalara bineceksiniz" (İnşikak/19) buyruğunun tefsirini yaparken şöyle demiştir: Yani her asırda insanların daha önce bu­lunmadıkları bir hal üzere bulunacakları bir tabakaya dahil ola­caksınız.

Asır (=Karn) kelimesi için söylenen en uzun süre yüz yıldır. En kısa süre ise kırk senedir. Bu sürelerin ortası ve konuyla ilgili ha­dis ve değerli sözlerin delaletine en yakın olanı ise yetmiş senedir.

Ali (kv) de bu görüşü beyan etmiştir. Bunun ilmi izahı da şöyle­dir: İkiyüz yılın başı, risaletten sonra üç karnın tamamlanmasıdır. Bugün biz altıncı damdayız. Altıncı karn, üçyüz kırkıncı yıldan dörtyüz onuncu yılın sonuna kadar olan süredir. Denir ki: Yedinci karnâan. sonra güneş batıdan doğacaktır. Bu da dörtyüz seksenin­ci yılın başıdır. Karnın yüz sene olduğunu söyleyenlere göre ise, gü­neşin batıdan doğması yediyüz sene sonradır.

Rivayete göre ölüm meleği mümin kulun ruhunu teslim almaya geldiği zaman onu gözleyen iki melek Azrail´e şöyle derler: Bize bi­raz mühlet ver de, onun kulaklarını güzel övgülerle dolduralım. Ar­dından da o mümine şöyle hitab ederler: Allah seni hayırla müka-faatlandırsın. Bizim bildiğimiz kadarıyla sen O´na taatte çok hızlı, O´na isyanda ise çok yavaştın. Hayır ve hayır ehlini severdin. Ha­yır namına da gücünün yettiğini yapardın. Bize işittirdiğin nice gü­zel sözler oldu. Bizi ortak ettiğin nice güzel meclislerin oldu. Müj­deler olsun sana ki sana vaadedilen doğru çıkacak ve Allah´ın hu­zurunda her ikimiz de senin lehinde şahitlik edeceğiz. [39]


Müslümanın Müslüman Üzerindeki Haklari:



Bunlar, İslam´ın müslüman üzerine vacip kıldığı saygıya dair hu­suslardır. Altı hadisin ihtiva ettiği hususlar toplanarak on hakkın vacip kılındıği ortaya çıkmıştır.

Bu altı hadis şunlardır: Ali (kv) tarafından rivayet edilen hadis: "Müslümanm müslüman üzerinde vacip olan hakkı altıdır"

Ebu Eyyub el-Ensari fra) tarafından rivayet edilen hadîs: "Müs-lümanm müslüman üzerindeki hakkı altıdır. Bunlardan herhangi biri terkedilirse, vacip olan bir şey terkedilmiş olur". [40]

Bera b. Azib (ra) tarafından rivayet edilen hadis:
Allah Resulü (sav) bize yedi şeyi emretti, yedi şeyden de nehyetti". [41]

İbni Mesud (ra) tarafından rivayet edilen hadis: "Müslümanm müslüman üzerine vacip olan dört hakkı vardır"Sa´d (ra) ve Ebu Hüreyre´nin (ra) aynı manada rivayet ettikleri hadis.

Enes b. Malik (ra) tarafından rivayet edilen hadis: "Müslüma­nm senin üzerinde hak olan dört şeyi vardır". Ancak bu dört şeyde daha önce zikredilmeyen hususları nakledilmiştir.

Müslümanm müslüman üzerindeki haklarıyla ilgili bize ulaşan hadis ve rivayetlerde değişik lafızlar kullanılmasına rağmen ma­nalar benzerdir. Yukarıdaki hadislerden bir kısmının zikretmediği­ni diğer kısmı zikretmektedir. Biz, bu farklılıkları biraraya getire­rek sözkonusu hakların on hakta toplandığını gördük. Ancak Enes b. Malik (ra) tarafından rivayet edilenler bunun dışındadır. Çünkü onun tarafından rivayet edildiği söylenen hadis ´garib hadis´ hük­mündedir ve bir takım hususları ihtiva ederken bazıları da diğer hadislerde yer almamaktadır.

Rivayetlerin üzerinde ittifak ettiği on hak şunlardır:


1. Karşılaştığı zaman selam vermek;

2.
Davet ettiği zaman icabet etmek;

3. Aksırdığı zaman merhamet dilemek;

4. Hastalandığı zaman ziyaret etmek;

5. Öldüğü zaman cenazesini teşyi etmek;

6. Üzerine yemin ettiği zaman gerçekleşmesini sağlamak; _

7.
Öğüt istediği zaman öğüt vermek;

8. Uzakta olduğu zaman, yanında olduğu gibi korumak;

9. Kendi için istediğini, onun için de istemek;

10. Kendisi için istemediğini onun için de istememek.

Enes (ra) hadisine gelince, İsmail b. Ebi Ziyad-Eban b. Ayaş va­sıtasıyla Enes b. Malik´ten (ra) rivayet edildi ki:
Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Dört şey vardır ki müslümanm diğer müslünıan üstündeki hakkındandır: Müslümanların ihsanda bulunanına yar­dım etmek; Onlar içinde günah işleyenin bağışlanmasını istemek; Arkada kalanını davet etmek; Tevbe edenlerini sevmek".

Görüldüğü gibi bu hususlar, yukarıda sayılan hakların kapsa­mında ve müslümanlara öğüt ve kendileri için isteneni müslünıan kardeşi için de hak talebi dairesinde değerlendirilecek hususlardır.

Ibni Abbas (ra) da müslümanlann birbirleri üzerindeki hakları konusunda benzer manada ifadelerde bulunmuştur. O, bu hakları helal/haram mahiyetinde görmüş ve "Onlar kendi aralarında mer­hametlidirler" (Fetih/29) ayetinin tefsirinde de bu hususları zikret­miştir. Cübeyr´in Dahhak vasıtasıyla ondan rivayet ettiği tefsirde de bunu görmekteyiz.

O üstteki ayetin tefsirini yaparken şöyle demiştir
: Yani birbirle­rine sevgi beslerler. Fesad içindeki biri, salih bir kardeşini gördüğü zaman şöyle dua eder: Allahım, ona nasip ettiğin hayrı bereketli kıl, ´onu onun üzerinde sabit kıl ve bizi de ondan faydalandır.

Sarihleri ise, fesad içinde olanların düzelmesi için dua ederek şöyle derler: Allahım, ona hidayet et, tevbesini kabul et ve onu ba­ğışla. Ibni Abbas (ra) şöyle demiştir:
Bu ayet, sizin için helal ve ha­ram babmdandır.

Sıralanan haklar, müslümanm müslüman üzerindeki haklan dairesine giren ve edası farz kılınmış hususlardır. Allah Resu-lü´nün (sav) özürlü gördüğü ve ilmin de bunu tasvip ettiği kimseler dışında bu hakları terketmek asla mazur görülmez. Bu haklardan bir kısmı diğerlerinden daha önemlidir.

Müminlerin iman bakımından en mükemmeli bu haklara en çok riayet eden ve bunları edada en hızlı davrananlarıdır. Bu hak­lara saygı duyulması noktasında birçok rivayet mevcuttur. Se­leften bir kısmı, asıl olarak halktan uzaklaştıkları için bu haklar­dan üçünü ihmal etmişlerdir. Bu üç hak; davete icabet, hasta ziya­reti ve cenaze teşyiidir. Bunlar evlerinden ayrılmayan kimselerdi. Evlerinden sadece Cuma namazı için çıkarlardı. İçlerinde cemaat­le namazı terkedenler de vardı. Bazıları da taşraya yerleşip şehirleri terketmişlerdi. Sehl (ra) şöyle derdi: İnsanların hakkından da­ha ağır bir şey bilmiyorum. Yine o şöyle derdi: İnsanlara rahatsız­lık vermeyen kişi, su üstünde bile yürüyebilir.

Ebu Yezid ve diğerleri şöyle demişlerdir: Akıl sahiplerinin asıl hedefi, Allah Teala´nm azabından selamette olmaktır. O´nun aza­bından selamette olmak isteyen kimse, halkın kendisinden sela­mette olmasını sağlamalıdır. Halkın, kendisinden selamette olma­sını isteyen kimse de, onlardan uzak durmalıdır. Bu manada şöyle bir şiir söylenmiştir:

İnsanlar derin bir denizdir, onlardan kurtulmak selamet, Nasihatimi dinle ve ibret al ki erişmesin sana nedamet.[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar
« Posted on: 06 Aralık 2019, 18:40:45 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar rüya tabiri,Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar mekke canlı, Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar kabe canlı yayın, Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar Üç boyutlu kuran oku Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar kuran ı kerim, Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar peygamber kıssaları,Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlar ilitam ders soruları, Bidatler Sakalla İlgili Müstehaplar Sünnet Namazlarönlisans arapça,
Logged
09 Ocak 2010, 15:11:44
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« Yanıtla #1 : 09 Ocak 2010, 15:11:44 »

Sakalla İlgili Müstehaplar:



Ulemadan bazıları Hac menasiki esnasında sakallarını kısmen al-dırırlardı. Kişinin avuçladığı mikdar kadarını aldırmasında bir mahzur yoktur. İbni Ömer (ra) ve Tabiun´dan bir topluluk böyle yapmışlardır. Şa´bi ve îbni Şirin bunu müstahsen görürken, Hasan ve Katade mekruh görmüşlerdir. Bize göre de sakalın tabiatı üzere bırakılması daha sevimlidir.

Bu hususta bize şöyle bir rivayet ulaştı:
Kişinin saadeti, sakalı­nın hafifliğin dedir. Ancak ravilerden biri bunu başka bir manada rivayet etmiştir. Rivayet, musakkaf yani hatalı görülmese de garib olarak değerlendirilmiştir. Ona göre sakalların hafifliği ile kasde-dilen, KuYan-ı Kerim tilavetidir.

Allah Resulü (sav) ve O´nun ardından gelen salih müslümanlar sakallarını taramışlardır. Bunun sebebi, dinin ve sünnetin icabını yapmak ve temizliğe sahip çıkmaktı. Sakalları taramanın bir fay­dası da, arasında yaşaması muhtemel olan mikropların ve kökün­den çıkmış kılların sakaldan uzaklaştırılmasıdır. Buna rağmen za-hidlerden bazıları, sakallarını dağınık bırakır, nefs terbiyesinden sakalların bakımına vakit bulamazlardı. Bunların hallerindeki sıdk ve ihlas da müstahsen görülmüştür.

Zahidlerden biri şunu anlatmıştır: et-Taî´yi sakalları dağınık bir halde görmüş ve ´Ey Ebu Süleyman, sakallarını tarasan daha iyi olmaz mı?´ diye sormuştum. Bana şu karşılığı verdi: Öyle yapar­sam boş vakti olan biri olmuş olurum. Allah Resulü (sav) saçlarına yağ sürer ve gün aşırı tarardı. Ashabına da bunu emrederdi. O bu meyanda şöyle buyurmuştur: "(Saçlarınızı) günaşırı yağlayın"[54]Yine O şöyle buyurmuştur: "Saçı olan ona değer versin". [55]

Allah Resulü´nün (sav) huzuruna saçları kalkık, sakalları dağı­nık biri girmişti. Onun hakkında şöyle buyurdu: "Bu adamın saçla­rını yatıracağı yağı yok mudur?" Ardından şunu ilave etti: "İçiniz­den kimileri, meclise şeytan gibi giriyor". Konuyla ilgili rivayet edi­len garib hadislerden biri de şöyledir: "Allah Resulü (sav), sakalım günde iki kez tarardı". Bundan daha garib bir rivayette ise Aişe´nin (ra) şöyle dediği nakledilir: "Bir topluluk Allah Resulü´nün (sav) kapısında toplanmıştı. Onların yanma çıkmadan önce suya baka­rak saçını ve sakalını düzelttiğim gördüm".

Meşhur bir hadiste de "Allah Resulü´nün (sav) sakallarını her gün taradığı" rivayet edilmiştir. O, yolculukta da evinde iken de ta­rağım yanından ayırmazdı. Arapların bilinen sünneti de buydu ve Allah Resulü (sav) de bu sünneti devam ettirmişti. Bu, O´nun ahla­kının ayrılmaz bir parçası idi.

Bazı genç müslümanlar, yaşlılara saygı ve gençlikle övünme­mek babından yaşlılara özenir ve onlara benzemeye çalışırlardı. Konuyla ilgili bir rivayette de şöyle denilmektedir: "En hayırlı gençleriniz yaşlılarınıza benzeyenlerdir. En kötü yaşlılarınız ise gençlere benzeyenlerdir".

Bu meyanda Allah Resulü (sav) de şöyle buyurmuştur: "Allah Teala´ya saygının icabı, bir müslüman için yaşlılara saygıdır" [56] O devirde yaşlılar gençleri öne geçirir, ilim ve din bakımından onla­rın üstünlüğüne inanırlardı. Böyle davranmalarının sebebi, tevazu ve Allah Teala´ya boyun eğişleri idi. Onlar, yaşlarından dolayı kibir ve aşırılığa kapılmayanlardı.

Ömer (ra), İbni Abbas´ı (ra) kendinden üstün tutardı. Halbuki îbni Abbas (ra) yaş bakımından birçok sahabiden daha gençti. Ama diğerleri dini konuları ona sorarlardı.

İbni Abbas (ra) ve başkaları şu sözü nakletmişlerdir: Allah Tea-la ilmi ancak gençlere verir. Hayrın tamamı da gençlerdedir. Ardın­dan da delil olarak şu ayet-i kerimeler zikredilmiştir: "Bazıları: ´İb­rahim denilen bir gencin onlara dil uzattığını işitmiştik´ dediler". (Enbiya/60); "Onlar Rab´lerine iman etmiş gençlerdi". (Kehf/13); "Biz hükmü ona çocuk iken verdik". (Meryem/12)

Enes b. Malik (ra) Allah Resulü´nün (sav) şemailini anlatırken şöyle demiştir: Allah Teala´mn lütfü sayesinde O´nun saçı ve saka­lında yirmi bir kıldan başka beyaz kıl yoktu. Ona, *Yaşı ilerlediği halde bu nasıl oldu ey Ebu Hanıza?´ diye sorduklarında şu cevabı verdi: Allah Teala O´nu ak saç ve sakalla kusurlu kılmadı. Bunun üzerine, ´Saç ve sakalın ağarması kusur mudur?´ denildi. O da şöy­le dedi: Hiç kimse saç ve sakalının ağarmasından hoşlanmaz.

Yahya b. Ektem yirmibir yaşında iken kadılığa tayin edilmişti. Bir gün onu utandırmak isteyen biri, ´Allah güç versin, kadı hazret­leri kaç yaşmdalar acaba?´ diye sordu. O da, ´Allah Resulü´nün (sav) Mekke´nin emirlik ve kadılığına tayin ettiği ibni Üseyd´in (ra) ya­şında´ diyerek adamın hevesini kursağında bıraktı.

Malik b. Mu´avvel´den nakledildi ki: Allah Teala´nm vahyettiği kitablarda şunu okudum:
Sakallar sizi gurura sevketmesin. Unut­mayın ki tekelerin de sakalları vardır.

Edeb ehlinden bir zat dedi ki: Sakal uzadıkça akıl böbürlenir. Ebu Amr b. Ala dedi ki: Boyu uzun, başı küçük ve sakalı büyük bi­rini gördüğünüzde -Ümeyye b. Abdi Şems bile olsa- ahmaklığına hükmedin. Muaviye (ra) de dedi ki: Kişinin hamâkati boyunun uzunluğu ve sakalının büyüklüğünden anlaşılır. Bu onun künye­sinde mevcuttur ve mührüne de kazınmıştır.

İbrahim en-Nehai ve Seleften bazıları şöyle demişlerdir: Akıllı birinin aşırı uzun bir sakala sahip olmasına şaşarız. Böyle biri na­sıl olur da sakalım kısaltarak orta yolu tutmaz. İtidal, her hususta güzeldir.

Zarif söz söyleyenlerden biri dedi ki:

Kökleri büyümüş uzun bir sakala hayran olma,Çünkü rüzgarların şiddeti savurur onu at kuyruğu gibi.

Şeref, genç adama öyle bir günde ulaşır ki sakalı azken.

Bir Arap atasözünde de şöyle denmiştir:


Delikanlılık, sakal bırakmakta değildir, Aksine delikanlılık, cömert olan her gençtedir.

Selef devrinde yaşı ilerlemiş kimseler bilmedikleri hususları gençlerden öğrenmekten utanç duymazlardı. Yaşlarının küçüklü­ğünden dolayı da onları aşağı görmezlerdi. Çünkü onların inancına, göre lütuf Allah Teala´mn elindedir ve onu dilediğine nasip eder. Al: lah Teala´mn ilmi genç bir insana veya başkalarına vermesini en-r gelleyecek kimse yoktur. Allah Teala´nm yaşlı birinden veya başka1 lanndan mahrum ettiği şeyi de onlara verecek bir varlık yoktur.

Ebu Eyyub es-Sihistanî dedi ki:
Yetiştiğim şeyhlerden biri sek­sen yaşındaydı. Ama bir köleye tabi idi ve ondan ilim öğrenmektey­di. Kendisine, ´Sen bundan mı ilim öğreniyorsun?´ diye sorulduğun­da şöyle demişti: Evet, ondan ilim öğrendiğim sürece ben onun kölesiyim.

Ali b. Hasan dedi ki:
İlmin kendisine daha önce ulaştığı kimse, -yaş bakımından küçük de olsa- senin o ilimdeki imamındır. Ebu Amr b. Ala´ya şöyle bir soru sorulmuştu: Yaşlı bir şeyhin genç birinden ilim Öğrenmesi hoş olur mu? O şu cevabı vermiştir: Hayat ona hoş geliyorsa, ondan ilim Öğrenmesi de hoş gelmelidir. Çünkü kişi hayatta oldukça, ilme muhtaçtır.

Yahya b. Ma´in, Ahmed b. Hanbel´i İmam Şafii´nin katırının ar­kasından yürürken görmüştü. Ona şöyle dedi: Ey Ebu Abdullah, Süfyan´m naklettiği hadisleri ağzından işitmeyi bırakıyor da, şu gencin katırının ardından mı yürüyorsun? Ondan mı hadis dinli­yorsun? İmam Ahmed ona şöyle cevap verdi: Benim ondan öğrendi­ğimi buseydin, sen de bana katılır diğer taraftan gelirdin. Süf-yan´m ilmini onun ağzından dinleyemesem bile, ravilerden öğrene­bilirim. Fakat bu gencin aklından istifade edemezsem, ne kendi ağ­zından ne de ravilerden öğrenebilirim.

Ebu Bekr b. el-Cela şöyle derdi: Yaptığı şeyi güzelce yapan bir genç gördüğümde ona uyar ve kendisini o konuda imamım saya­rım. Hakikaten de ilim ve zühdünde ondan daha mütevazı olanı görmedik.

Konuyla ilgili rivayetlerden birinde farklı bir yaklaşım gibi gö­züken bir husus vardır. Bu rivayet şöyledir: "İlim büyük olanlardan geldikçe insanlar hayırda olacaklardır. İlim onlara küçüklerden geldiğinde ise helak olacaklardır". İbni Mübarek´e bu rivayetin ma­nası sorulduğunda şu cevabı vermiştir: Buradaki ´küçükler bidat ehlidir. Çünkü Ehli Sünnet arasında ilim sahibi olup da ´küçük´ ola­rak nitelenen yoktur. Bunun tek istisnası bidat ehlidir. Yaş bakı­mından küçük olan niceleri vardır ki onlardan ilmin büyüğünü al­mışızdır. ´Büyükler* ile kasdedilen ise Allah Resulü´nün (sav) asha­bıdır.

Rivayetin bu şekilde tefsiri, rivayet edilen şu hadise de uygun düşmektedir: "Ümmetim, içinde beni görenler bulundukça hayırda olacaktır. Onlar üstüne öyle bir zaman gelecektir ki, arzın her ye­rinde aranacak fakat beni görmüş biri bulunamayacaktır". Bu riva­yetin yukarıda zikrettiğimiz rivayete uygun olmasının sebebi, il­min Allah Resulü´nün (sav) ashabından ve büyüklerden geldiği müddetçe ümmetin hayırda olacağının belirtilmiş olmasıdır. iİlim onlara küçüklerinden gelmeye başladığı zaman da ümmet ıhelak olacaktır. Bunun izahı ise şu şekildedir: İlim yaş bakımından  gençlerde olunca, yaşı büyük olanlar bu gençlerden ilim öğrenme yoluna gitmeyecek, gurur, kibir ve haya gibi duyguların tesiri altın­da kalacaklardır.

Bize göre üstteki rivayette bir mecaz sözkonusudur. ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &