Hüküm
(1/1)
Meryem:
HÜKÜM

 Kur'an'ın en çok kullanılan sözcükleri arasında yer alan, düzeltme amacıyla önlemek, karara bağlamak anlamındaki h-k-m (hakeme) kökünden türeyen bir mastar­dır. Hikmet, hakem, hâkim kelimeleri de bu kökten türe­miştir.[142]

 1. ALLAH'la İlgili (İlâhî) Hüküm Kavramları:

 a. Hükmüllah/Hükmü Rabbike (ALLAH'ın Buy­ruğu):

 Hükmullah sözcüğünün geçtiği âyetler, birkaç öbekte toplanır.

Önceki ilâhî kitaplarda yer alan buyruklar hükmullah'tır:

"ALLAH'ın hükmünün (buyruklarının) bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüzçeviriyorlar? İşte onlar mü'min değil­dir." [143]

Bu âyet, -Tevrat'ın ilahi hukukun tümünü içerdiğine inanmalarına rağmen- inanmadıkları bir dini düzenleme­nin belli ahlâki sorunlar hakkındaki hükümlerinin Tevrat ile çatışan kendi kuruntularına uyum sağlayabileceği ümidiyle belli etmeden söz konusu hükümlere yönelen Yahudilerin tuhaf düşünce tarzlarını tasvir eder. Başka bir deyişle, onlar, -inandıklarını iddia etmelerine rağmen- ne Tevrat'ın hükmüne, ne de Tevrat'ın bazı kanunlarını tasdik, bazılarını da iptal eden Kur'an'ın hükmüne teslim olmaya gerçekten hazır değildirler. Nitekim Kur'an'ın kendi zihni saplantılarına uygun olmadığını anlar anlamaz ondan uzaklaştılar.[144]

Bundan önceki âyet, Medine Yahudileri kendisine bir hukuki durum konusunda hüküm vermesi için geldiklerinde, karar verip vermemekte Hz. Peygamber'i serbest bı­rakıyor, karar vermezse bir zarar veremeyeceklerini belir­tiyor. Ama karar verirse, adaletli olmasını istiyor.[145] Muhammed Esed, Kur'an'daki her tarihi atfın aynı zamanda genel bir muhtevaya sahip olduğu şeklindeki Kur'an prensibi ışığında bakıldığında, bu âyette işaret edilen "karar"ın, Kur'an'ın açıkça teyid veya red ettiği inançların dı­şındakilerin doğru olup olmadığına karar vermeyle ilgili olduğu görüşündedir.[146]

Bir bölük âyette ise, hükmü rabbike sözcüğü, ALLAH'ın kararı ve takdiri anlamındadır:

"Rabbinin hükmü gelinceye kadar sabret. Doğrusu sen, bizim nezaretimiz altındasın. Kalkarken rabbini öve­rek tesbih et."[147]

"Sen rabbinin hükmüne kadar sabret (katlan). Balık sahibi Yunus gibi olma. O, pek üzgün olarak rabbine seslenmişti."[148]

"Rabbinin hükmüne kadar sabret. Onların günah işle­yen ve inkarcı (kefûr) olanlarına uyma."[149]

Karşılaşılan somut hukuki sorunlarla ilgili buyruk da hükmullah sözcüğüyle belirtilir:

"Ey müminler! İnanmış kadınlar hicret ederek size ge­lirlerse onları deneyin, hicretlerinin sebebini inceleyin. ALLAH onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mü'min kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdi­ğiniz zaman, onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkarcı kadınları nikâhınızda tutmayın. Onlara verdiğiniz mehri isteyin. İnkarcı erkekler de hicret eden mü'min ka­dınlara verdikleri mehirleri istesinler. ALLAH'ın hükmü bu­dur. Aranızda o hükmeder. ALLAH bilen ve bilgedir."[150]

Bu ayette, parçalanmış ailelerle ilgili somut hukuk ku­ralına "ALLAH'ın hükmü" denilmiştir.

ALLAH hüküm ve karar vermekte mutlak hakimdir, hiç­bir varlık buna ortak olamaz:

"Rabbin şüphesiz, aralarında kendi hükmünü verecek­tir. O güçlüdür, bilendir."[151]

"De ki: Onların (ashâb-ı kehf’ in) ne kadar kaldıklarını en iyi ALLAH bilir. Göklerin ve yerin gaybı ona aittir. O, ne mükemmel gören ve işitendir. İnsanların ondan başka ve­lisi (dostu) yoktur. Kendi hükmüne (hükümranlığına) hiç kimseyi ortak kılmaz."[152]

 b. El-Hükmü Lillâhi (Hüküm/Hakimiyet Al­lah'ındır):

 "el-hükmü lillah" ifadesinin yer aldığı âyetler, daha çok âhiret hayatında ALLAH'ın karar vericiliğini belirtir.:

"De ki: Ben rabbimden bir belgeye dayanmaktayım. Halbuki siz onu yalanladınız. Acele istediğinizce de elimde değildir. Hüküm, ancak ALLAH'ındır (inil hükmü illâ lillâh). O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır."[153]

"O, kulların üstünde yegâne hâkimdir. Size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar, sonra gerçek mevlalarına döndürürler. Bilin ki hüküm onundur. O hesap görenlerin en hızlısıdır."[154]

Bir bölük âyet ise, ALLAH'ın tekliğini; ona şirk koşulmamasını ve dolayısıyla da tapılacak tek varlık olduğunu anlatır:

"ALLAH'ı bırakıp (unutup) taptığınız, sizin ve babalarını­zın adlandırdığı putlardan başka birşey değildir. ALLAH, onların doğru olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hü­küm vermek, ancak ALLAH'a aittir. Kendisinden başkasına değil, yalnızca ona tapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir. Fakat insanların pekçoğu bilmezler."[155]

"Babaları şöyle dedi: Oğullarım! Tek bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama ALLAH katında size bir fay­dam olmaz. Hüküm, ancak ALLAH'ındır, ona güvendim. Güvenenler de ona güvensin."[156]

"ALLAH, işte budur. Ondan başka tanrı yoktur. Hamd, dünyada da âhirette de onun içindir. Hüküm de onundur. Yalnız ona döndürüleceksiniz."[157]

"ALLAH'la beraber başka tanrıya yalvarıp tapma. Ondan başka tanrı yoktur. Ondan başka herşey yok olacaktır. Hüküm, onundur. Ona döndürüleceksiniz."[158]

"Onlara (kafirlere) şöyle denir: Tek ALLAH'a çağrıldığınız zaman inkâr ederdiniz de ona eş koşulunca inanırdınız. Bugün hüküm, büyük ve yüce ALLAH'ındır."[159]

Kur'an-ı Kerim'e göre, ALLAH'ın mutlak hâkim ve hâkimiyetin de ona ait olması, elbette kozmolojik ve ontolojik anlamda doğrudur. Bu hususta müslümanlar ara­sında bir tartışma yoktur. Tartışma, ALLAH'ın insana beşerî-siyasî egemenlik hakkı verip vermediği konusunda­dır. Kur'an'a göre, siyasî egemenlik insana aittir. Çünkü yönetim konusunda yapılacak iş, "şûra" yoluyla, toplum­sal iradenin tecelli ettirilmesi ve adaletli yönetimdir. İn­san, sahip olduğu hür iradesiyle toplumsal iradeyi ger­çekleştirebilecek güçtedir. Yoksa "hâkimiyet ALLAH'ındır" iddiası ile hükmetmeye kalkması ve kendi iradesini ve yo­rumlarını ALLAH'ın iradesi sayması, açıkça bir ilâhlık dava­sıdır ve "Firavunluğa" özenmedir. Esasen egemenliği me­tafizik hâkimiyete dönüştürmek, onu kullananları sorgu­lama dışında bırakmak ve böylece topluma hesap vermek ve halk tarafından gerektiğinde değiştirilmek endişesin­den kurtulmak demektir. Bu ise, Kur'an-ı Kerim'in mesa­jına zıt bir anlayıştır. Çünkü ALLAH, egemenliği kullanma yetkisini tek tek insana vermiş, ancak ondan bu yetkisini doğru kullanmasını istemiştir. (Ra'd, 13/11; Enfal, 8/25).[160]

ALLAH'ın kudretini ve egemenliğini yansıtan bu ayetlerdeki hüküm kelimesine hâkimiyetle ilgili bir anlam verilecekse, "kevni hâkimiyetten (kainat hâkimiyeti: kozmolo­jik/ontolojik hükümranlık) sözedilebilir. Kevnî hâkimiyet, hiç şüphesiz ALLAH'ındır. ALLAH'ın mutlak hakimiyeti, bü­tün kâinatın işleyişinde kendisini bilfiil gösterir. Bu yüz­den, bütün yaratıklar üzerindeki hâkimiyet ayrıcalığına yalnızca ALLAH sahiptir. Yüce ALLAH, fiilen mutlak hâkim ve mutlak hükümrandır. Herşeyin yönetimi onun elindedir. Hükmünü takip edip bozacak biri yoktur.

Türkçe'deki "ALLAH'ın dediği olur" özdeyişi bu anlayışı çok güzel biçimde dile getirir.

Bilindiği gibi Kur'an ALLAH'ın hâkimiyetini vurgularken, insanın da yeryüzünün halifesi olduğunu sıkça tekrarlar.[161]

 c. Allahu Hakeme/Yahkumu (ALLAH Hüküm Verdi/Verir):

 "Allahu yahkumu" ifadesinin bulunduğu âyetlerin çok az bir bölümü, somut hukuki kuralı veya hukuk düzenini anlatır:

"Ey mü'minler! Akidleri yerine getirin. İhramdayken avlanmayı helal görmeksizin, size bildirilecek olanlar dşında, hayvanlar helal kılındı. ALLAH dilediği hükmü ve­rir."[162]

"Cahiliye devri hükmünü mü (cahiliye hukukuyla yö­netilmeyi mi) istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için ALLAH'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?"[163]

ALLAH'ın takdiri de, "yahkumu" sözcüğüyle belirtilir:

"Sana vahyedilene uy. ALLAH hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir."[164]

"Peygamber şöyle dedi: Rabbim! Aramızda gerçekle (hakça) hükmet. Anlattıklarınıza karşı ancak rahman olan rabbimizden yardım istenir."[165]

Bir bölük âyet, yine âhiretle ilgili hüküm kavramını anlatır:

"(..) Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükme­deceğim. İnkâr edenleri de dünya ve âhirette şiddetli aza­ba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları olmayacak­tır."[166]

"(..) ALLAH, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şey­lerde, onların arasında hüküm verecektir."[167]

"(.) ALLAH, kıyamet günü, aranızda hüküm korur. ALLAH kâfirlere, mü'minler aleyhinde asla fırsat vermeyecektir."[168]

"İşte o gün hükümranlık ALLAH'ındır. O, aralarında hükmeder. İnanıp yararlı iş yapanlar, nimet cennetlerindedirler."[169]

"Her ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koy­duk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine frsat ver­me. Rabbine davet et. Sen şüphesiz doğru yol üzerinde­sin. Seninle tartışırlarsa, şunu söyle: ALLAH yaptığınızı çok iyi bilir. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda hükmedecektir."[170]

"Büyüklük taslayanlar (cehennemde) şöyle derler: Doğ­rusu hepimiz onun içindeyiz. ALLAH, kullar arasında şüphesiz hüküm vermiştir."[171]

"Cumartesi ibadeti, ancak o gün üzerinde çekişenlere farz kılındı. Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde, kıyamet günü aralarında hükmedecektir."[172]

Aralarında hüküm verilecek olanlar sözde "ALLAH tara­fından seçilmiş bir kavim" olma statüsüne dayanarak ni­hai kurtuluşu hakettiklerini ileri sürenler ile insanın bi­reysel olarak ALLAH'a karşı sorumlu olduğuna inananlar­dır.[173]

"Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm ver­mek, ALLAH'a aittir.(..)"[174]

"De ki: Ey göklerin ve yerin yaradanı, görülmeyeni ve görüleni bilen ALLAH! Kullarının ayrılığa düştükleri şeyler hakkında, aralarında sen hükmedeceksin."[175]

"Görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü etrafından gitgide eksiltmekteyiz. Hüküm, ALLAH'ındır. Onun hükmünü takip edip bozacak yoktur. O hesabı çabuk görür."[176]

 d. Hayru/Ahsenu/Ahkemu'l-Hâkimin (En İyi Hüküm Veren):

 Yukarıdan beri belirttiğimiz, ALLAH'ın somut hukuki kural bildirmesi, dünyevi takdiri ve uhrevi karar vericiliği, aynca "en iyi hüküm veren" ifadesiyle ve pekiştirme uslübundaki daha çok olumsuz sorularla da dile getirilir:

"Cahiliye devri hükmünü mü (cahiliye hukukuyla yö­netilmeyi mî) İstiyorlar? Yakinen bilen bir millet için ALLAH'tan daha iyi hüküm veren/kanun koyan (ahsenu hük­men) kim vardır?"[177]

"Sana vahyedilene uy. ALLAH hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir (hayru'l-hâkimin)."[178]

Hz. Şuayıb, milletine şöyle seslendi:

"(..) İçinizde ma­demki benimle gönderilene inanan bir topluluk yanında bir de inanmayan topluluk var, öyleyse ALLAH aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. ALLAH, hükmeden­lerin en iyisidir (hayru'l-hâkimin)."[179]

Hz. Nuh'un ALLAH'a niyazı şöyledir:

"Ey Rabbim! Oğlum benim ailemdendi. Doğrusu senin vadin (herkes için) haktır. Sen hükmedenlerin en iyisisin (ahkemu'l-hâkimin)."[180]

"(..) Artık babam bana izin verene veya ALLAH hakkımda hüküm verene kadar, bu yerden ayrılmayacağım. O, hük­medenlerin en hayırhsıdır (hayru'l-hâkimin)."[181]

"Ey insan! Öyleyken, sana dini yalan saydırtan nedir? ALLAH, hükmedenlerin en iyisi (ahkemu'l-hâkimin) değil midir?"[182]

 e. ALLAH'ın Hüküm/ Kitap/Nübüvvet/İlim Ver­mesi:

 Bugün kullanılan anlamda yönetici ve devlet kurucusu olmamalarına rağmen, "hükm" kelimesi Kur'an'da pek çok peygambere nisbet edilerek yer alır.[183]

 1) ALLAH'ın Hüküm Vermesi:

 ALLAH'ın verdiği hüküm eski müfessirler tarafından "hikmet" olarak yorumlanmıştır.

"Ey Yahya! 'Kitab'a (ilahi mesaja) kuvvetle sarıl' deyip daha çocukken ona hüküm (hikmet), katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik.(..)"[184]

"Musa şöyle dedi: O işi kasten yaptımsa, sapıklardan biri sayılırım. (O öldürme fiilini daha ne yaptığını bilmez biriyken yapmıştım). Bu yüzden sizden korkunca, yanı­nızdan kaçtım. Sonra, rabbim bana hüküm (hikmet) ve­rip, beni peygamber yaptı.(..)"[185]

Hz. İbrahim, milletine, şöyle diyerek dua etti:

"(..) Rab­bim! Bana hüküm (hikmet) ver, beni iyiler arasına kat."[186]

ALLAH'ın verdiği hüküm, doğru ve kuşatıcı düşünme, doğruyla eğrinin ne olduğuna hükmedebilme bilgi ve yeteneğidir.[187]

Eski müfessirlerin "hikmet" yorumu da dikkate alınır­sa, âyetlerdeki "hüküm", doğru ile eğrinin seçiminde sağlam bir muhakeme yetisi/gücü olarak anlaşılabilir.[188]

 2) ALLAH'ın Hüküm Ve İlim Vermesi:

 ALLAH'ın peygamberlere verdiği özellikler, hüküm ve ilim ikilisi olarak da belirtilir.

Hz. Yusuf’un özellikleri anlatılırken, şu belirtilir:

"Er­ginlik çağına gelince, ona hüküm (hikmet) ve bilgi (ilim) verdik. İyi davrananları, böyle ödüllendiririz."[189]

Aynı Özellikler, Hz. Musa için de belirtilir:

"Musa ergin­lik çağına gelip olgunlaşınca, ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik."[190]

Hz. Lût da, hüküm (hikmet) ve ilim verilen peygamber­lerden biridir.[191]

Hz. Davut ile Hz. Süleyman da hüküm ve ilim verilen peygamberler arasında yer alır:

"Davud ve Süleyman da milletin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken, biz onların hükmüne şahittik. Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağ­ları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları biz yapmış­tık."[192]

Özellikle bu son âyet, verilen hükmün, "muhakeme yetisi" olduğunu daha belirgin biçimde anlatır. [193]

 3) ALLAH'ın Kitap, Hüküm Ve Nübüvvet Vermesi:

 Hz   İsa'yı tanrılaştırma düşüncesine karşı, ALLAH'ın tanrılığı ve tapılacak varlık oluşu belrtilir:

"ALLAH'ın kendisine kitabı, hükmü ve peygamberliği verdiği insanoğluna, 'ALLAH yanında bana da kulluk edin' demek yaraşmaz, fakat kitabı öğrettiğinize ve okuduğunu­za göre rabbe kul (rabbani) olun' demek yaraşır."[194]

İsrailoğullanna gönderilen peygamberler sayıldıktan sonra şöyle buyrulur:

"Kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikleri­miz işte bunlardır. (..)"[195]

Aynı konuyla ilgili, bir başka ayet şöyledir:

"Andolsun ki, biz, İsrailoğullanna kitap, hüküm ve peygamberlik ver­dik. Onları temiz şeylerle rızıklandırdık. Onları dünyalara (dönemlerinin topluluklarına) üstün kıldık."[196]

 f. ALLAH'ın Hükmetmek Üzere Kitap Gönder­mesi:

 Kitaplar, ALLAH'ın hükmünün yeryüzüne yansıyan bo­yutlarını insanlara ulaştırır. İnsanlar arasında onunla hükmedilmesi gerekir.

Özellikle ehli kitabın, ALLAH'ın hükmetmek üzere gönderdiği kitabı (ilâhi vahyi) gözardı ettiği belirtilir:

"İnsanlar bir tek ümmetti. ALLAH peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi. İnsanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak kitaplar indirdi. Ancak kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. ALLAH, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. ALLAH dilediğini doğru yola eriştirir."[197]

"Kendilerine kitaptan (ilâhi vahiyden) bir pay verilenle­ri görmedin mi? Onlar aralarında hüküm vermek için ALLAH'ın kitabına (Tevrat'a) çağırılmışlar, sonra onlardan bir takımı dönmüştür. Onlar temelli (inatla) yüz çevirenler­dir."[198]

Hz. Peygamber'e seslenen âyet ise, hakkı gözetmesini ve hainlere karşı olmasını belirtir:

"Doğrusu, insanlar arasında ALLAH'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye kitabı sana hak olarak indirdik. Hakkı gözet, hainlerden yana olma."[199]

Bu âyetteki "sen" zamiri, görünüşte Hz. Peygamber'e yönelikse de, dolaylı olarak Kur'an'ın rehberliğini kabul etmiş olan herkesi kapsar. Müfessirlerin çoğunun bu âye­ti sırf tarihi açıdan açıklama girişimleri, fazla ikna edici değildir. Çünkü genel bir muhtevanın kendi kendini açık­layıcı ahlâki öğretisine gereksiz bir sınırlama koymuş olmaktadır. [200]

ALLAH'ın açık kitabı, en iyi hakemdir:

"ALLAH size kitabı açık açık (mufassalen) indirmişken, ondan başka hakem mi ararım (isteyeyim)? Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun gerçekten rableri tarafından in­dirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse sen, şüpheye düşenler­den olma."[201]

 g. ALLAH'ın İndirdiğiyle Hükmetme:

 "ALLAH'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem seçiyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir. Doğrusu biz, yol gösterici ve nurlandırıcı olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini ALLAH'a teslim etmiş peygamberler, Yahudi olan­lara onunla, bilginler ve hahamlar da ALLAH'ın kitabından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahittiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin. ALLAH'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir. Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yara­lara karşılıklı ödeşme (kısas) yazdık. Kim hakkından vaz­geçerse, bu onun günahlarına keffaret olur. ALLAH'ın indir­diğiyle hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir."[202]

Bu âyetlerin nüzul sebebi şudur: Yahudilerden bir erkek ile kadın zina etmişti. Yahudiler, kolaylık peygam­beri Muhammed'e gitmelerini istediler. Hz. Peygamber'in yanına gelip durumu sordular. Ancak o, Yahudilerin havrası olan Beytu'l-Midras'a giderek, Tevrat'taki kuralın ne olduğunu sordu. Taşlama (recim) cezası verileceği cevabı­nı aldı. Hz. Peygamber, 'Tevrat'taki kurala göre hüküm veriyorum' dedi. İki suçluya recim cezası uygulandı. Esa­sen Hz. Peygamber'e gitmeleri, Medine'ye hicretten sonra yapılan Medine Anayasası çerçevesinde oluyordu. Çünkü bu anayasada, kendi aralarında bir ihtilaf olunca, Medi­ne'nin yöneticisi olması itibarıyla, Yahudi şeriatine uygun olarak hükmetmesi, öngörülmüştü. İşte söz konusu bu ayetler, Hz. Peygamber'i fitneye düşürmelerinden ve he­veslerine uymasından sakındırmak, ALLAH'ın indirdiklerine göre hükmetmesi gerektiğini bildirmek için inmiştir.[203]

Daha sonraki âyetler, şöyledir:

"Onların izi üzerine, arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönder­dik. Ona, yol göstericici, aydınlatıcı olan ve önünde bulu­nan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik. İncil sahipleri, ALLAH'ın indirdikleriyle hükmetsinler. ALLAH'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, işte onlar fâsık {yoldan çıkmış) olanlardır."[204]

"Kitabı (Kur'an'ı) önce gelen kitabı tasdik ederek ve ona şahit (belirleyici) olarak gerçekle sana indirdik. Aralarında ALLAH'ın indirdiğiyle hükmet. Gerçek olan sana gelmiş bu­lunduğuna göre, onlann heveslerine uyma. Herbiriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık. Eğer ALLAH dileseydi, sizi bir tek ümmet yapardı. Fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir. O halde iyiliklere koşuşun. Hepinizin dönüşü Al­lah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir. Öy­leyse ALLAH'ın indirdiğiyle aralarında hükmet. Heveslerine uyma. ALLAH'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni vaz­geçirmelerinden sakın. Eğer yüz çeviririlerse bil ki, ALLAH bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak isti­yor. İnsanların pek çoğu gerçekten fâsıktırlar. Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için ALLAH'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?"[205]

Bu âyetlerin nuzûl sebebi konusunda, şu olay aktarı­lır: Bir grup Yahudi, dininden vazgeçirmek (fitneye düşürmek) üzere Hz. Peygamber'e gitme kararı aldı. Yahudi ileri gelenleri olduklarını, diğer yahudilerin de kendilerine uyacaklarını, bir anlaşmazlık konusunda muhakeme ol­mak istediklerini söylediler. Ancak Hz. Peygamber bu ta­leplerini kabul etmedi.[206]

Bu hüküm verme, yalnızca hukuki ihtilaflar için değil, ama aynı zamanda ahlâki anlamda neyin doğru, neyin yanlış olduğuna dair hükümler için de geçerlidir.[207]

"Şeriat", Kur'an ve sünnette geldiği şekliyle değişmeyen ve kaynağı vahiy olan dindir. Bu anlamda, Kur'an ve sün­net dinin asıllarıdır. ALLAH'ın hâkimiyeti, bilfiil, ilâhi teşride ve şeriatın içerdiği emirler, yasaklar ve kendisine ina­nan toplum açısından uygulanması ve uyulması gerekli hükümlerde geçerlidir. Kendinden çıkarılan kanunlar ve içtihatlar ve gereğine göre hüküm verme şeklinde şeriatı anlatma, son tahlilde, şeriatın hükmünü kanun kalıbına dökücü yasama faaliyeti anlamındaki düzenlemeleri uy­gulayan, bu düzenlemeye uygun olarak yargılama yapan ve hükümlerini yürüten insanların elindedir.[208] ALLAH'ın indirdiği (hükmü ve talimatı) Kur'an'ı Kerim'de ve sünnet­te yer alarak bize kadar ulaşmıştır, insanlık yaşadığı müddetçe gelecek nesillere ulaşacaktır. Ancak bu talima­tı, nesneler ve olaylara uygulamak istediğimizde içtihat, (fıkıh) zaruri olmaktadır. Çünkü bütün bunları Kur'an ile sünnette ayrıntılı ve özel (her birine mahsus) açıklamalar şeklinde bulmak mümkün değildir. Alimler (fukaha) içtihad ederek, yani anlama, kıyas ve faydalıyı tercih gibi yöntemleri kullanarak sayıları ve konuları sınırlı olan âyet ve hadislerden, her asrın ihtiyacına cevap veren hükümle­ri çıkarırlar. Hükmü doğrudan âyet ve hadis bildiriyorsa araya içtihat girmiyorsa, bu kesin olarak ALLAH'ın hükmü ve talimatıdır. Araya içtihat giriyorsa, elde edilen hüküm muhtemelen (içtihadı yapana göre) ALLAH'ın hükmüdür. Birincisine hiçbir müslüman itiraz edemez. İkincisine ise başka rnüctehidler itiraz ve muhalefet edebilirler. Ortaya birden fazla içtihad çıktığında bu, ümmet için rahmettir. Çeşitli çözümler ve seçenekler sunulmuş demektir.[209]

"ALLAH'ın indirdikleriyle hükmetme" konusunda, şu il­kelere uyulmalıdır:

1) Kur'an'da indirilen yasa ve hükümler ihtilaf konusu değildir, onların gereğine göre hüküm verilmelidir.

"Hükm" kelimesi her ne kadar yargılama ve uyuşmazlı­ğı çözme anlamına gelirse de "ALLAH'ın indirdiğiyle hükmetme", devletin yasama, yürütme ve yargılama güçlerine hakim bir prensiptir.[210] Böyle bir sonuç, İslama yabancı ve Kur'an'ın hedeflemediği bir yargıya ulaşma olarak de­ğerlendirilemez. [211]

Bir yoruma göre, "ALLAH'ın indirdiğinden, adalet ve hakkaniyet ilkeleri kastedilir.[212] Buna göre, egemenliği kullanan insan, onu ALLAH'ın Kur'an'da istediği adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde kullanacaktır.

2) Müçtehidlerin fetva ve içtihadlarının, mukaddes bir niteliği yoktur. Durumun gereğine göre ve şeriatın kabul ettiği sınırlarda değiştirilmesi ve geliştirilmesi mümkün­dür.

Hz. Peygamber, bir gaza veya seriyeye komutan tayin edince, onu şu tavsiyeyi yapardı:

"Bir kale halkını kuşattı­ğında, onlar da senden kendilerini ALLAH'ın hükmüne in­dirmeni istediklerinde sakm sen onları ALLAH'ın hükmüne indirmeyesin. Ancak sen onları yalnız kendi hükmüne in­dirmelisin. Çünkü sen onlar hakkında ALLAH'ın hükmüne isabet ediyor musun, yahut etmiyor musun bilemez­sin."[213]

Bu hadise göre, herhangi bir insanın bir işi dü­şünmesi ve onunla ilgili bir karar alması, onun kendi hükmüdür, bu hükmün ALLAH'ın hükmü olduğunu iddia edemez veya kararına ilâhi bir nitelik vermeye çalışamaz.

Bazı müslümanlar, hem de ehli olmadıkları halde, içtihad ediyorlar, belli bir âyet ve hadise dayanarak belli bir hüküm çıkarıyorlar, sonra da bu hükmü benimsemeyen­leri küfürle, şeytan ve bel'am olmakla, ALLAH'ın hükmüne uymamakla suçluyorlar, suçlamakla da kalmıyor, gıya­bında hüküm vererek eyleme kalkışıyorlar. Bu tür davranışlar, ALLAH'ın indirdiği ile hükmetmeye aykırıdır. Çünkü ALLAH rasulü, müctehidin hata da edebileceğini belirtmiş, içtihad ile varılan hükmün başka müctehidleri bağlama­yacağına işaret etmştir. Ehliyetli bir hâkimin bile, hatâ ederek cezalandırması yerine, hata ederek beraat ettirmesini tercih ve tavsiye eylemiştir. İçtihad ve kanaatlerimizi dinin kesin hükümleri yerine koyduğumuz müddetçe, tev­hidi yakalamamız mümkün değildir.[214]

3) Müslüman yönetici -halife- İslam kanununun yürü­tücüsü ve ALLAH'ın yasasının uygulayıcısıdır, şahsının mukaddes bir niteliği yoktur.

Bazı yazarlar, Kur'an'daki hüküm kelimesine -özellikle ALLAH'ın indirdiğiyle hükmetme âyetlerine- dayanarak, asiyasi toplum ve devlet (hükümet etme) alanında da hü­küm (siyasi hakimiyet} ALLAH'ındır." ilkesini benimserler ve buna "ilâhi hakimiyet" (veya ALLAH'ın hukuki hakimiyeti) adını verirler. İlâhi hâkimiyetle kastedilen, ilâhi yasama ve gereğine göre hükmetme ise, bunda hiç tartışma yok­tur. Ancak bu teori, ALLAH'ın indirdikleriyle hükmettiği için, yöneticinin veya müctehidin şahsına mukaddes bir nitelik verilmesi aracı olarak kabul edilirse, bu, dinin si­yasi amaçlara hizmet için kullanılmasına yol açar. Çünkü böyle bir görüş siyasi otorite sahibini. ALLAH'ın vekili, nai­bi, halifesi ve gölgesi konumuna getirir. Oysa yönetici, esasen yasamanın yürütücüsü ve kanunun uygulayıcı­sından başka bir niteliğe sahip değildir.[215]

4) Kur'an'daki "ALLAH'ın indirdiği" (peygamberine vahyettiği talimat) ile hükmetme (yani bunlara iman etme ve hayatlarında uygulama) emri, yalnızca toplum ve devleti değil, ferdi de bağlamaktadır. ALLAH'ın dinini hayatın dışı­na atan toplum ve devlet, ALLAH karşısında ne kadar so­rumlu ise, aynı şeyi yapan birey de o kadar sorumludur. Devlet ve toplum hayatında dinin uygulanmasını talep edenler ve bütün dikkat ve mesailerini bu nokta üstünde yoğunlaştıranlar, kendi nefislerinde, ferdi hayatlarında, diğer insanlarla ilişkilerinde ALLAH'ın indirdiği ile hükmet­mezlerse, devletin ve toplumun müslüman olması onları kurtarmaz.[216]

ALLAH'ın indirdiği kitabın rehberliği, dikkate alınmalıdır:

"Sana bir kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve insanlara öğüt vermen için kalbine bir darlık (şüphe) gelmesin. Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz."[217]

Bu ayetlerde üç temel konu dikkati çeker:

1) Kitabın insanları uyarma, mü'minlere öğüt verici ol­ma işlevi;

2) ALLAH'tan indirilene uyma,

3) ALLAH'tan başka dostlar edinerek onlara uyma,

İlk âyet, Kur'ani mesajın ulaşabildiği herkesin dikkati­ni, iki yönlü bir hedefe, yani hem nihai gerçeğe karşı çıkanların uyarılmasına, hem de ona zaten inanmış bulu­nanların yönlendirilmesine, öğütlenmesine çekmek amacını yansıtmaktadır. Uyarı da, öğüt verme de, bir peşpeşelik içinde kaynaştırılmıştır.[218]

Üçüncü konuda geçen "dostlar" (evliya) kelimesi, "ön­derler, rehberler" biçiminde anlaşılabilir. Bu durumda insan aklının ürünü olan düşünceler ve özellikle hukuki kurallar, mutlaka Kur'an'ın rehberliğine ve doğrulamasına ihtiyaç duyacaktır. Nitekim, başta İbn Hazm ve İbn Teymiye olmak üzere, büyük müslüman düşünürlerden bazıları evliya teriminin "önderler" anlamı örgüsü içinde, sözcüğün dini anlamıyla "otoriteler" (din alanında sözü dinlenenler) anlamında kullanıldığım söylemişlerdir. Bu yüklemiyle âyetin, Hz. Peygamber dışında ve aşağısında herhangi bir şahsın sübjektif görüşlerine onları Kur'ani buyruk ve öğretilerle yanyana ve eşdeğer tutarcasına, hu­kuki bir geçerlik atfetmek konusunda bir yasaklama ge­tirdiğini belirtmişlerdir.[219]

Gerçekten de, ALLAH'ın Kur'an'daki mesajı, insanların yorumlarından dolayı, ilâhîlikten çıkmakta ve insanîleşmektedir. Yani mesajın kendisi ilâhî, anlaşılması ve uygu­lanması ise insanî olmakta ve izafîleşmektedir.[220]  Dolayısıyla, mesajın kendisi kutsal bir nitelik taşırken, yoru­mu beşerî özellikler taşır.[221]

 h. Hükm Arabî (Kur'an):

 "Biz onu Arapça bir hüküm (hükmen arabiyyen: hü­küm ve hikmet) olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, ALLAH katında sana bir dost ve seni koruyan çıkmaz."[222]

Bu âyette Kur'an'ın dil bakımından özelliği belirtilmek­tedir. Bilindiği üzere, ilâhî mesaj her peygambere, apaçık anlatabilmesi için, kendi milletinin diliyle gönderilmiştir.[223] Dolayısıyla Kur'an da, bir Arap olan Hz. Peygamber'e, önce kendi yakın çevresindeki insanlara iletebilmesi için Arapça olarak indirilmiştir. Ancak Kur'an mesajı, yal­nızca Araplarla sınırlı değildir. Nitekim bu durum, pekçok âyette açıkça belirtilmiştir. Bir âyet, aynen şöyledir:

"De ki: Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümra­nı, kendinden başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldü­ren ALLAH'ın hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. (...)"[224]

 i. Hüküm İçin ALLAH'a Ve Peygambere Çağırılma:

 "Münafıklar "ALLAH'a ve peygambere inandık, itaat ettik' derler. Sonra da bir takımı yüz çevirirler. İşte bunlar inanmış değillerdir. Aralarında hüküm vermek üzere Al­lah'a ve peygambere çağırıldıkları zaman, bir takımı hemen yüz çevirirler. Ama hak kendilerinden tarafa ise ita­atle koşar gelirler. Kalplerinde hastalık mı var, yoksa şüpheye mi düşmüşler, yahut ALLAH'ın ve peygamberinin on­lara haksızlık yapacağından mı korkmaktadırlar? Hayır, onlar sadece zalimdirler. Aralarında hüküm verilmek üze­re ALLAH'a ve peygamberine çağırıldıklarında, mü'minlerin sözü ancak "işittik, iman ettik" demektir. İşte onlar saade­te erenlerdir. ALLAH'a ve peygambere itaat eden, ALLAH'tan korkan ve sakınan kimseler, kurtuluşa erenlerdir."[225]

Bu âyetlerin nüzul sebebi şu olaydır: Bir münafık ile bir yahudi toprak konusunda anlaşmazlığa düştü. Yahudi münafığı Hz. Peygamber'e, münafık ise yahudiyi Kâ'b bin el-Eşref’e gitmesi için çekeliyordu. Münafık şöyle diyordu: "Muhammed bize haksızlık yapar."[226] Münafıkların bu gü­vensizliğinin yersiz, haksız ve anlamsız olduğu belirtilir­ken, mü'minlerin itaatkârlığı ve bunun sonucunda kurtu­luşa erişleri övülür.[227]

 2. İnsanlarla İlgili (Beşerî) Hüküm Kavramları:

 'Yargılama" ve "uyuşmazlığı çözme," hükmün insanlar arası ilişkilere yansıyan boyutuyla ilgilidir.[228]

 a.  Hükmü'l-Câhiliyye:

 Daha önce de geçtiği üzere, "yoksa câhiliye hükmünü mü istiyorlar?" ifadesiyle, câhiliye hukukuna göre yönetilme arzusu eleştirilir, ALLAH'ın hüküm vericiliğinin ve ka­nun kuyuculuğunun benimsenmesi istenir.[229]

 b. Karar/Hüküm/Muhakeme:

 Pekçok âyette hüküm kelimesi, karar ve hüküm verme anlamında kullanılır.[230]

ALLAH, insanlar arasında adaletli hüküm vermeyi emreder,[231] ehli kitap hakkında adaletli hüküm ve­rilmelidir,[232] iki davacı Hz. Davud'dan adaletli hüküm vermesini istemiş, ALLAH da adaletli hüküm vermesini ona emretmiştir.[233]

ALLAH ve ona şirk koşmayla ilgili iki âyette, kendilerini ALLAH'a adamış olanların suçlu gibi görülemeyeceğini belirten âyetin sonrasında[234]

"Nasıl (ne biçim/yanlış) hü­küm veriyorsunuz? Yargınızı neye dayandırıyorsunuz?"[235]

sorusu sorulur.

Dört âyette ise, insanların yanlış akıl yürütmeleri için,

"Ne kötü hüküm veriyorlar! İzledikleri düşünce tarzı ne kadar yanlış! Ne tuhaf bir düşünce bu!" denilerek, bu akıl yürütme biçimi kınanır: "Kendi zanlarına göre, 'Bu Al­lah'ındır, bu da putlarımızındır' diyerek, ALLAH'ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putlar için ayırdık­ları ALLAH için verilmez, ama ALLAH için ayırdıkları putları­na verilirdi. Ne kötü hüküm veriyorlardı!"[236]

İslam öncesi Arapları, tarım ürünlerinin ve hayvanla­rın bir kısmını bazı putlarına, bir kısmını da onlardan biri -ve en büyüğü- olarak gördükleri ALLAH'a adarlardı. Ancak Kur'an'ın metoduyla uyumlu olarak yukarıdaki âyet, yal­nızca İslam öncesi Arap hayatının tarihsel yönüne atıfta bulunmamakta, daha geniş ve daha genel bir muhteva da taşımaktadır. Buna göre, yanlızca dini "mükellefıyetler"in ALLAH ile muhayyel tanrılar arasında paylaşılmasına değil, ama aynı zamanda onun yaratıcı güçlerinden bir bölümü­nün onun yanısıra başka bir şeye veya kimseye izafe edilmesine de işaret etmektedir.[237]

Yanlış akıl yürütmeyle ilgili kınayıcı âyetlerin bir bölü­mü, kız çocuklarıyla ilgili tutumu, kötülük yapanların ALLAH'tan kaçamayacaklarını ve iyilerle eşit olamayacakları­nı belirtir:

"Aralarından birine bir kızı olduğu müjdelenince, içi gamla dolarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen kö­tü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır. Onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hükmediyorlar! "[238]

"Yoksa kötülük yapanlar, bizden kaçabileceklerini mi sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!"[239]

"Yoksa, kötülük işleyen kimseler", ölümlerinde ve di­rimlerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimselerle bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyor­lar!"[240]

 c. Hakem

 Hakemlik konusu, Kur'an'da dört âyette ele alınmakta­dır. Karı-kocanm arasının açılması endişesi doğarsa her iki tarafın ailesinden birer hakemin devreye girerek arala­rını düzeltme yollarını bulması istenir.[241] Ehli kitap için, ALLAH'ın indirdiği kitap varken, ALLAH'tan başkasının ha­kem istenmeyeceği belirtilir.[242] Müslümanlar çekişmeli konularda peygamberi hakem tayin ettikten sonra, verdiği hükmü içlerinde bir sıkıntı/burukluk olmadan tamamen kabul etmedikçe gerçek anlamda inanmış olmazlar.[243] Hz. peygamber'in verdiği karar, bir peygamber de olsa kul yargısıdır.

Kur'an'a ve daha önce indirilenlere inandıklarını, söyle­yenlerin, inkar etmekle emrolundukları tâgût (putlar) önünde yargılanmalarını istemesi doğru değildir.[244] Bura­daki tâgût önünde yargılanma kavramı, şeytanî güçlerin hâkimiyetine teslim olmak biçiminde de yorumlanmış­tır.[245] Nüzul sebebiyle ilgili rivayetler ise, Hz. Peygamber'i değil de, bir kâhini hakem olarak seçme girişimlerini an­latır.[246]


[142] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 41.

[143] Maide, 5/43.

[144] Muhammed Esed, Kur'an Mesajı, 1/199 (57)

[145] Maide, 5/42.

[146] Muhammed Esed, age, 1/198 (55).

[147] Tür, 52/48.

[148] Kalem, 68/48.

[149] İnsan, 76/24.

[150] Mümtehıne, 60/10.

[151] Neml, 27/78.

[152] Kehf, 18/26. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 41-43.

[153] En'am, 6/57 (Acele istedikleri, Hz.Peygamber'm ALLAH'ın el­çisi olduğu iddiasının ispatı için kendilerinin ALLAH tarafın­dan derhal cezalandırılmaları gerektiği biçimindeki alaycı taleptir: Enfal, 8/32).

[154] En'am, 6/62.

[155] Yusuf, 12/40.

[156] Yusuf, 12/67.

[157] Kasas, 28/70.

[158] Kasas, 28/88.

[159] Mü'min, 40/12.

[160] Ethem Ruhi Fığlalı, "Egemenlik Kimindir?', 45.(1997), 24-25.

[161] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 43-45.

[162] Maide, 5/1.

[163] Yunus, 10/109.

[164] Yunus, 10/109.

[165] Enbiya, 21/112.

[166] Ali İmran, 3/55-56.

[167] Bakara, 2/113.

[168] Nisa, 4/141.

[169] Hac, 22/56.

[170] Hac, 22/69.

[171] Mü'min, 40/48.

[172] Nahl, 16/124.

[173] Muhammed Esed, age, 2/557 (148).

[174] Şura, 42/10.

[175] Zümer, 39/46.

[176] Ra'd, 13/41. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 46-48.

[177] Maide, 5/50.

[178] Yusuf, 10/109.

[179] A'raf, 7/87.

[180] Hud, 11/45.

[181] Yusuf, 12/80.

[182] Tîn, 95/8. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 48-49.

[183] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 49.

[184] Meryem, 19/12.

[185] Şuara, 26/20-21.

[186] Şuara, 26/83.

[187] Muhammed Esed. age, 2/747, 610.

[188] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 49-50.

[189] Yusuf, 12/22.

[190] Kasas, 28/14.

[191] Enbiya, 21/74.

[192] Enbiya, 21/78-79. Hz. Davud ile Hz. Süleyman'ın koyunla­rın ekin tarlasına (hars) verdiği zararla ilgili olarak verdik­leri hüküm için bkz. Abdullah Aydemir, İslâmi Kaynaklara Göre Peygamberler, 156 (ilgili tefsir kaynaklarını da verir); Muhammed Esed, age, 2/658 (70); Abdülvehhâb en-Neccâr, Kısasul'l-Enbiya, 371 (Hz. Peyarnber'in, Ebu Hanife ve İmam Şafiî'nin benzer olaylardaki hükümleri ile karşılaştırır).

[193] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 50-51.

[194] Ali İmran, 3/79.

[195] En’am, 6/89.

[196] Casiye, 45/16. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 51.

[197] Bakara, 2/213.

[198] Ali İmran. 3/23.

[199] Nisa, 4/105.

[200] Muhammed Esed, age,l/165 (133).

[201] En'am, 6/114. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 51-52.

[202] Maide, 5/43-45.

[203] Vahidi, Esbabu Nuzûli'l-Kur’an,  199, no:392; Ebu Davud. Hudûd, no: 4450- 4451.

[204] Maide, 5/46-47.

[205] Maide, 5/48-49.

[206] Vahidi, Esbâbu Nuzûli'l-Kur'an, 200, no:394.

[207] Muhammed Esed, age, 1/200 (65).

[208] Nevin A. Mustafa, İslam Siyasi Düşüncesinde Muhalefet, 80,87-88.

[209] Hayreddin Karaman, Laik Düzende Dûıi Yaşamak, 20-21.

[210] Nevin A. Mustafa, age, 91.

[211] Böyle bir değerlendirme için bkz. Muhammed Said al-Ashmawy, İslama Karşı İslamcılık, 37-39,86.

[212] Ethem Ruhi Fığlalı, age, 24.

[213] Müslim, Cihad, 2; Ebu Davud, Cihad, 82.

[214] Hayreddin Karaman, age, 21.

[215] Nevin A. Mustafa, age, 87-88, 92.

[216] Hayreddin Karaman, age, 20.

[217] A'raf, 7/2-3.

[218] Muhammed Esed, age, 1/269 (2).

[219] Muhammed Esed, age, 1/270 (3).

[220] Ethem Ruhi Fığlalı, age, 25.

[221] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 52-59.

[222] Ra'd, 13/37.

[223] İbrahim, 14/4. Ayrıca bkz. Yusuf, 12/1-2; Ra'd, 13/37; Nahl, 16/103; Meryem, 19/97; Fussilet, 41/44.

[224] A'raf, 7/158. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 59.

[225] Nur, 24/47-52.

[226] Vahidî, Esbâbu Nuzûli’l-Kur’an, 337, no: 645.

[227] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 59-60.

[228] Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 60.

[229] Maide, 5/50. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 60.

[230] Sözgelimi bkz. Maide, 5/42, 44, 95; (hacda av cinayeti) En­biya, 21/78 (Hz. Davud ve Hz. Süleyman); Nur, 24/48 (hü­küm için ALLAH'a ve peygamberine çağırılma), 51 (verilen hükmü mü'minler kabul eder).

[231] Nisa, 4/58.

[232] Maide, 5/42.

[233] Sâd. 38/22, 26.

[234] Yunus, 10/35 (putların ALLAH'a tapanlar arasında aracı oluşu); Saffât, 37/154 (ALLAH'ın kızları oğlanlara tercihi is­nadı).

[235] Kalem, 68/36.

[236] En'am, 6/136.

[237] Muhammed Esed, age, 1/255 (120).

[238] Nahl, 16/58-59.

[239] Ankebut, 29/4.

[240] Câsiye, 45/21. Vecdi Akyüz, Kur’an’da Siyasi Kavramlar, Kitabevi Yayınları: 60-62.

[241] Nisa, 4/35.

[242] En'am, 6/114.

[243] Nisa, 4/65.

[244] Nisa, 4/60.

[245] Muhammed Esed, age, 1/151.

[246] Vahidî, Esbâbu Nüzûli'l-Kur’an, 164-167, no: 328-332.
Navigasyon
Mesajlar
TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc