Bakara Sûresindeki Ayetler

(1/1)

müzzemmil:
1- Bakara Sûresi'ndeki Ayetler

Bakara Sûresi'nde neshe konu olan birçok ayet vardır. Söz konu­su ayetler nesihle ilgili kitaplarda geniş olarak zikredilir. Fakat bizim yaptığımız araştırmada neshi ileri sürülen ayetlerle ilgili farklı bilgilerin olduğu görülmüştür. Yaptığımız incelemede adı geçen bilgilerin tahlili yapıldığında, bunlardan bir çoğunun nesihle ilgisinin olmadığı görül­müştür. Bunlar arasında alimlerin kendi kanaat ve görüşlerine, zayıf nakillere, neshin şartlarına uymadıkları halde nesih kabul edilerek zik­redilen hayli bilgiler bulunur. Öte yandan, ayetlerin neshedilmesi ha­linde İslâm'ın esaslarını temelden sarsacak görüşler de aynı başlık al­tında ifade edilir. Bu çalışmada neshe konu olan ayetler, sure sırasına göre incelenerek, zikredilen bilgilerin sıhhati tarafsız olarak tahlil edil­mektedir. Bakara Sûresi'nde mensuh kabul edilen ayetleri, iki aşama­da değerlendirmemiz mümkündür:
- Konuyla ilgili kaynaklarda neshi meşhur olan ayetler. Bunlar, 15, İSO, 182, 240 ve 284. ayetleridir. Söz konusu ayetlerle ilgili son bö­lümde geniş bilgi verilecektir.
- Neshi ileri sürülen, fakat araştırmamız sonucunda mensuh olma­sı hususunda sağlam delil bulamadığımız ayetler yirmi iki civarındadır. Adı geçen ayetlerin önce numaraları verilip, daha sonra niçin mensuh olmadıkları ele alınacaktır.
Mensuh Ayetler:                    Nâsih Ayetler:
Bakara Sûresi       62.             Âl-i İmran sûresi,         85.
Bakara Sûresi,     109.            Tevbe Sûresi,               5.
Bakara Sûresi,     178.            Mâide Sûresi,              45.
Bakara Sûresi,     183.            Bakara sûresi,              187.
Bakara Sûresi,     184.            Bakara Sûresi.                 185.
Bakara Sûresi,     190.            Tevbe Sûresi,                  5,36,39.
Bakara S. ,           191.            Tevbe S. 5, Bakara S.      193.
Bakara Sûresi,     215,            Tevbe Sûresi                      60.
Bakara Sûresi,     219.           "           ",                             60.
Bakara Sûresi,     221.                        ",                               5.
Bakara Sûresi,     256.                        ",                               5.
Bakara Sûresi,     282.           Bakara Sûresi,                    283.
Bakara Sûresi,     284.           "           ",                            286.
Bu ayetlerle birlikte 3, 82, 158, 159, 173, 192, 196, 229, ve 233. ayetlerin de mensuh olduğu söz konusu kitaplarda yer almakta­dır.[253] Yalnız bu ayetlerle ilgili, mensuh olduğunu kanıtlayacak sağlam bilgi bulunamamıştır. Kanaatimizce söz konusu bilgiler, konuyla ilgili eser yazan alimlerin kendi kanaatleri ve nesh kapsamını geniş tutma­larından kaynaklanmıştır.[254]
 
Bakara Sûresi’ ndeki Mensuh Kabul Edilen Ayetler:
 
a) "Şüphesiz iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ue Sa-biı'lerden kim ALLAH'a ve ahiret gününe inanıp, sâlih amel İşlerse, elbette onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."[255]
Hibetullah ve İbn HazrrTin eserlerindeki bilgilere göre bu ayet mensuhtur.[256] Ayetin mensuh olduğuna dair İbn Abbas'tan şu nakil ge­lir. Yüce ALLAH Bakara Sûresi 62. ayetten sonra, Âl-i İmrân Sûresi 85. ayeti İndirmiş, bu ayet diğerini nesih etmiştir.[257] Bu rivayet, Taberi'nin dışındaki tefsirlerde sıradan bir bilgi olarak verilir.[258]
İbn Abbas'tan gelen bu rivayetin, ayetin anlamı İncelendiğinde mensuh olmadığı anlaşılır. Zira, manasında haber vardır. Yüce ALLAH önce din sahiplerini zikretmiş, ardından ALLAH'a ve ahiret gününe ina­nanların kurtulacağını açıklamıştır. İlahi dinlerin temeli ALLAH ve ahiret inancıdır. Bu İkisine İnananlar, diğer şartları kabul ederler. Öte yan­dan, incelemeye alınan ayet, eski din sahiplerinin, Hz. Peygam-ber'den önce işledikleri amelleri sorulması üzerine inmiştir. Yüce Al­lah'ın, Hz. Peygamber'den önceki Peygamberlere inanan insanların, Önceden işledikleri amellerin geçerli olduğunu hatırlatmak için bu aye­ti bir cevap olarak gönderdiği anlaşılır.[259] Böylelikle ayet hem geçmi­şi, hem de ahıreti konu edinmektedir. Anlamında haber bulunan ayet­ler muhkem kabul edilir. Diğer taraftan ayette, Müslümanların dışında üç din sahibine işaret edilir. Bunlar Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabi-îler.[260] Tefsir ve dinler tarihi kaynaklarında Sabiî'ler hakkında farklı na­killer bulunur,[261] Buna göre, onların dinleri yoktur. Yıldızlara taparlar. Melekleri ilah mertebesine yükseltirler. Ayrıca onlar Zebur'a inanırlar ve Hanif dinine mensup kişilerdir.[262] Ayet, Kitap Ehlinden iman eden ve salih amel işleyenlerin durumuna açıklık getirmektedir. Ayrıca Mâide Sûresi 69. ve Hacc Sûresi 17. ayetler aynı anlamı ifade etmektedir. Bu ayetler muhkemdir. Bakara Süresindeki bu ayeti mensuh kabul et­tiğimizde, Hz. Peygamberden Önceki peygamberlere inananların ce­hennemlik olacağı zannedilir. Oysa, İslâm'dan önce gönderilen pey­gamberler ALLAH'ın birer elçileridir. Onların getirdikleri dinler de asılla­rı itibariyle doğrudur. Bütün Peygamberler bir birlerini tasdik etmekle görevlidirler.[263] Bir sonraki gelen, önce gelenleri doğrulamakta, önce­ki dinlerdeki ihtilaf edilen noktalara açıklık getirmektedir.[264] Buna göre peygamberlere verilen doğru hükümler, Kur'anda son şekliyle yer f I maktadır. Hz. Peygamberle diğer dinler sona ermiş, önceki pey-oamberierin getirdikleri en doğru şekliyle Kur'an'da yer almıştır. Böy­lelikle, Ehl-i Kitap sahiplerinin önceki amelleri geçerli olmakta, Hz. Peygamberle birlikte gönderilen dine inanma zorunluğu bulunmakta­dır.[265] Onların eski inançlarını sürdürmeleri mümkün değildir. İşte, Ba­kara Sûresi'ndeki bu ayet onların iman ve amellerine gerçek değerini verirken, inanç ve amellerdeki yanılma ve tahrifleri İslâm'la düzeltmiş, Hz. Peygamberle birlikte Kur'ân'a İnanmalarını istemiştir. Ayetten an­laşılan budur. Netice itibariyle ayet geçmiş ve geleceği muhtevasında bulundurduğu için muhkem olmakta, mensuh olması için nakil, akıl ve ilim açısından yeterli delil bulunmamaktadır.
b) ALLAH'ın emri gelinceye kadar affedin, hoş görün. Şüphesiz ALLAH her şeye gücü yetendir."[266]
Hibetullah'ın mensuh saydığı bu ayet hakkında üç görüş ileri sü­rülür.[267] Beşir b. Muaz'ın, Katade'den naklettiğine göre, Bakara Sûresi'ndeki bu ayet, Tevbe Sûresi 29. ayetle nesih edilmiştir.[268] Ebû-lâliye ve Rabia b. Enes'e göre ayetin nâsihî Tevbe Sûresi beşinci aye­tidir.[269] Benzer haberler İbn Abbas'tan da gelir.[270]
Konuyla ilgili eser veren alimler, Katade, Süddî ve îbn Abbas'tan gelen rivayetlere itibar ederek ayeti mensuh görürler. Ayet iki önemli noktaya işaret etmektedir: Birincisi, ALLAH'ın emri gelinceye kadar ya­pılanların affedilmesi, ikincisi, hoşgörü ve ALLAH'ın her şeye kadir ol­duğu. Neshe konu oian ayet, Hz. Peygamber ve Müslümanlara eziyet eden Yahudiler hakkında nazil olur.[271] Yüce ALLAH söz konusu ayetle inananları teselli etmiş, daha sonra savaşa izin vermiş, savaş sebebi olarak da zulüm gösterilmiştir.[272]
İncelemeye aldığımız ayetle ilgili sıhhatli bir kararın verilmesi için, Müslüman Gayr-i Müslim ilişkilerini oluşturan tebliğ, suih ve savaşla il­gili ayetlerin müştereken incelenmesi gerekmektedir. Suyuti, nâsih ve mensuh kabul edilen ayetlerin anlamlarından hareketle, ayeti muh­kem olarak değerlendirir. O'na göre ayetin anlamında bir zaman söz konusudur.[273] Menar müellifi de ayetin bir zamana işaret ettiğini iieri sürerek, muhkem olduğunu belirtir.[274] Diğer tefsir kaynaklarında da ayetin muhkem olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.[275] Her şeyden önce ayet, Müslümanların Gayr-İ Müslimlere yaklaşımını ortaya koy­maktadır. Ayrıca, söz konusu ayetle, nâsihi kabul edilen ayetler ara­sında bir zıtlık görülmez. Nâsih ve mensuh kabul edilen ayetlerin an­lamları ve gelen nakiller karşılaştırıldığında ayetin muhkem olduğu ka­naati ağırlık kazanır.
Daha önce ifade edildiği gibi, neshin emir ve nehiyde olması ge­rekir. Ayetin anlamı bir bütün olarak düşünüldüğünde, Ehl-i Kitab'ın Müslümanları inançlarından döndürmek isteyecekleri, gerçekler ken­dilerine bildirilince hased edecekleri ifade edilir. Bu özellikler belirtil­dikten sonra onların belirli bir süre affedilmesi istenir. Ayette yer alan; "Affediniz, hoş görünüz" lafızları emir ifade etse de, ayetin tamamın­dan böyle olmadığı anlaşılır. Ayrıca afv ve hoş görü İslâm'ın temel hasletidir. Kur'ân'ın bütünlüğü içinde ayetleri değerlendirdiğimizde da­vası haklı olanın hoş gorülü olduğu gözlenir. Aksi durumda olanların farklı inanç sahiplerini kabullenmekte zorlanırlar. Yüce ALLAH böyie durumda olan insanların gerçeği görebilmeleri için sabır, hoş görü ve affı tavsiye etmektedir. Zira, İnsan yaratılış itibariyle iyi hasletlerle do­natılmıştır. Her zaman doğruyu kabul edebilir. Kötülük yapana karşı iyilikle karşılık vermek, onun doğruyu anlamasına yardımcı olabilmek­tedir.[276] Zulmetmeleri durumunda, haksızlık yapılmadan karşılık veril­mesine izin verilir. Kur'an'da mensuh olarak değerlendiren bu ayet, tebliğ karşısında yapılması gerekeni ortaya koymaktadır. İslâm'ı tebliğ etmenin özellikleri arasında hoş görü, af ve yumuşak davranma ilk sı­rayı alır.[277] Güzel hasletleri ihtiva eden ayetler, nesih kurallarına göre muhkem olarak değerlendirilir.
c) Ey iman edenler! öldürülenler hakkında sizin üzerinize kı­sas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın kısas olu­nur.. ."[278]
Kur'ân ilimleriyle ilgili bazı kitaplarda bu ayetin mensuh olduğu zikredilir.[279] Nâsihi olarak Mâide Sûresi 45. ve İsrâ Sûresi 33. ayetle­ri kabul edilir. İbn Kesir bu ayetin "nefse mukabil nefis" ayetiyle ne­sih edildiğine yer verir.[280] İncelemeye aldığımız tefsir kaynaklarında da ayetin mensuh veya muhkem olduğuna dair görüşleri bulmak müm­kündür.[281]
İslâm'ın hedefi insanlar arasında adaleti sağlamak ve zulmü önle­mektir. Kur'ân bu durumu kısas ayetiyle açıklarken, Hz. Peygam-ber'de "islâm'da zarar ve zarar verdirme yo/ctur."[282] hadisleriyle ifade etmiştir. Yaratıcı, gönderdiği emirlerle insanlar arasında olması muh­temel kötülükleri önceden önlemiş olur. Çünkü bir insan başkasına yaptığı kötülüğün benzerinin kendisine yapılacağını bilmesi durumun­da bundan vaz geçecektir. Ayrıca İslâm, kısas ayetiyle af ve diyeti de getirmiştir.[283] Bu konudaki hükümler gayet açıktır. Bununla cezadan ziyade kötülüklerin önlenmesi hedeflenir. "£y akü sahipleri kısasta sizin İçin hayat vardır. Umulur ki korunursunuz"[284] ayetinde bunu görmek mümkündür. Ayette istenilen emirler uygulanmasıyla iki kişi birden kurtulmaktadır. Birini öldürmek isteyen kişi, bu düşüncesinden vazgeçmesiyle, hem kendisi, hem de, öldüreceği kişi kurtulur. Kur'an'da yer alan benzer nitelikleri müşterek olarak değerlendirdiğimizde yuka­rıya almış olduğumuz ayettin neshi mümkün görünmemektedir. Yüce ALLAH Mâide Sûresi 45. ayetin Tevrat'ta geçtiğini haber verir. Tev­rat'taki bir hüküm Kur'ân ayetini nesh etmesi mümkün değildir. Diğer taraftan, İsrâ Sûresi 33. ayetin, Bakara Süresindeki ayetten önce na­zil olduğu rivayet edilir.[285] Nesih kurallarına göre önce inen bir ayet sonra inen ayeti nesih edemez. İsra Sûresi'nde yer alan ayet ile yuka­rıya aldığımız ayetleri karşılaştırdığımızda, her iki ayetin, insanı Öldü­rene kişiye karşı yapılması gereken kuralları açıkladığı görülür. Bu ayetlerde Ölenin varislerine yetki verilerek bu yetkinin adil bir şekilde kullanılması istenmiş olur. Ayetler arasında nesihten ziyade anlam bü­tünlüğü bulunmaktadır. Yüce ALLAH Mâide Sûresi'ndeki ayetle, İs­lâm'dan önceki durumu haber vermiş, diğer ayetlerle de aynı hükümler pekiştirilmiştir. Buna göre ilâhi dinlerin tamamında, zulmün Önlen­mesi için kısasın gerekli olduğu vurgulanmıştır.
Netice olarak adı geçen ayetler toplum düzenini sağlamaya matuf emirlerdir. İslam bunun adaletle gerçekleşeceğini hatırlatır. İslâm'a gö­re, adalet sağlanmadan zulüm önlenemez. Neshe konu olan ayetler, adaletin nasıl sağlanacağını açıklar. Böyle ayetlerin mensuh olması, nakil ve akıl açısından uygun değildir.
d) "Sizinle savaşanlara karşı ALLAH yolunda sizde savaşın. Fa­kat aşırt gitmeyin."[286]
Savaş stratejisini belirleyen bu ayetin mensuh olduğu İleri sürü­lür.[287] Nâsihi olarak Tevbe Sûresi 5, 29 ve 36. ayetleri zikredilir.[288] Bunlardan beşinci ayet Müşrikleri, 29. ayet Kitap Ehl-i'nden inkar edenleri, 36. ayet Müslümanlara saldıran Müşrikleri konu edinmekte­dir. Hiçbirinde savaşın dışında bir şey emredilmez.
Müfessirler, ayetleri tefsir ederlerken savaş ve barış konularına ge­niş yer verirler, insanlar arasında büyük tahribata sebep olan savaşın yapılması istenmemektedir. Savaş yapılmak zorunda kalındığında haksızlık yapılmaması, makul ölçülerde karşılık verilmesi gerekmekte­dir. Kurtubî (ö. 671/1273), ayetle ilgili nesh görüşlerine yer verdikten sonra geniş açıklamalarda bulunarak, öldürülmesi gerekenleri açıklar şeklinde yorum yapar.[289] Diğer müfessirler de benzer görüşlere yer ve­rirler.[290] Çünkü nâsihi olarak ileri sürülen ayetlerle bu ayet arasında neshi gerektirecek bir zıtlık bulunmaz.
Hibetullah ve İsferâînî tarafından yukarıdaki ayetin neshi ileri sü­rülse de, bu iddia alimlerin kendi kanaatlerini yansıtmaktadır. Neshe konu olan ayette Müslümanlara saldıranlara karşı savaşa izin veril­mektedir. Diğer ayetler de benzer emirleri içermektedir. Ayetler sava­şanlara karşı savaş yapılmasını emretmektedir. Barış ve sulh İsteyen­lere en güzel şekilde karşılık verilmesi istenmektedir.
Hz. Peygamber de savaşa gönderdiği komutanlarına ALLAH'tan korkmayı, onun adıyla savaşmayı, hıyanet etmemeyi, anlaşmalara bağlı kalmayı ve işkence etmekten sakınmayı emretmiştir. Ayrıca savaştan Önce İslâm'ın tebliğ edilmesi, kabul edilmemesi halinde, cizye teklifinde bulunulması emredilmiş, bu da kabul edilmez ise. son çâre olarak savaşa izin verilmiştir.[291]
Netice olarak, İslâm'da savaş prensipleri, neshe konu olan ayette ifade edilmektedir. Bu ayette yer alan Özellikler diğer ayetlerde bulun­maz. Savaş konusundaki emirler, neshe konu olan ayet ve nâsih ka­bul edilen ayetlerle kesin şeklini aldığı görülür. Kanaatimizce bu ayet­ler bir birinin mütemmimidir. Nesih haberi sınırlı kitaplarda yer almak­tadır. Konuyla ilgili nakiller sıradan nakillerdir. Dolayısıyla ayetin muh­kem olduğu ve neshe gerek duyulmadığı anlaşılmaktadır.
e) "...Kimin oruç tutmaya gücü yetmeyecek olursa, her gün bir fakirin karnını doyuracak kadar fidye vermesi gerekir.,"[292]
Nesih kitaplarında söz konusu ayetin buraya alınan kısmının men-suh olduğu ifade edilir. Nâsihi olarak Bakara Sûresi'ndeki 185. ayet zikredilir. Tefsir kaynaklarında nesih görüşüyle birlikte ayetin muhkem olduğunu ileri sürenler de vardır.[293] İbn Abbas, bu ayetin oruç tutama­yacak kadar düşkün insanlar için nazil olduğunu belirterek muhkem olduğunu ileri sürer.[294] Anlam bütünlüğü içinde ayetin tamamına bak­tığımızda üç Önemli nokta dikkatimizi çekmektedir,
a)   Mukim ve sıh­hatli olanlar,
b) Yolcu ve hasta olanlar,
c) Oruç tutamayacak kadar yaş­lılar.
Ayette yer alan ilk iki madde değişken olmasına rağmen, durum­ları değişmeyecek olanlar yaşlılardır. Onlar için tek çare fidyedir. Çünkü gençleşmeleri mümkün değildir. Hz. Enes yüz yaşını aştığı günlerde oruç tutamamış, onun yerine fidye vermiştir.[295] Mezhep imamları söz konusu ayetle ilgili içtihatlarında yaşlıları ayet kapsamında değerlendi­rirlerken, İmam Şafii kendi içtihadı ile güç yetirememekten hareketle, hamile kadınları da bu ayetin kapsamına almaktadır.[296] Yukarıya aldı­ğımız nakil ve yorumlardan da anlaşılacağı gibi, incelemeye aldığımız ayetin mensuh oiması mümkün görünmez. Zira iki ayet arasında bir zıtlık yoktur. Öte yandan Yaratıcı, ayetin sonunda kolaylığı istediğini belirtir ve kulların taşıyamayacağı yükü yüklemez.[297] Bu, oruç tutmaya gücü yetmeyen insanlara verilen bir ruhsattır. Her zaman benzer insanların olması mümkündür. Mensuh kabul edilen ayeti yorumlayan Razî (ö. 606/1209), "ALLAH sizin için kolaylık diliyor, zorluk değil" ifa­desini delil alarak muhkem kabul eder.[298] Kurtubî (ö. 671/1273)'de ayetin gücü olmayan İnsanları kapsadığını belirterek muhkem kabul eder.[299] Netice olarak, mensuh kabul edilen ayetin anlamı, Müfessirle-rin yorumları ve nasihi ile arasında bir zıtlığın olmayışı ayetin mensuh olmadığını göstermektedir.
f) "Mescid'i Haram'da onlarla savaşmayın ki, onlar da sizinle savaşmasınlar. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa, hemen kafirleri öl­dürün. Kafirlerin cezası böyledir."[300]
Kur'ân ilimleriyle ilgili kaynaklarda bu ayetin, Bakara Sûresi 193. ve Tövbe Sûresi 5. ayetleri tarafından nesh edildiği yer alır. Söz ko­nusu nakiller Katade'ye dayandırılır.[301] Mücahid ve Ebû Hanife'ye gö­re ayet muhkemdir.[302] Tefsir kaynaklarında muhkem görüşlerini kuv­vetlendiren deliller ağırlık kazanır.[303]
Yaptığımız incelemede adı geçen ayetler arasında neshe konu ola­cak bir zıtlığın olmadığı gözlenmektedir. Her şeyden önce. nâsih kabul edilen ayetlerde bir ittifak yoktur. Bakara Sûresi 193 ayet, fitne çıka­ranlara, ALLAH'ın dininden döndürmek isteyenlere karşı savaşı meşru kılmaktadır. Böylece Müslümanlığın birlik ve beraberliğini bozacak fit­ne önlenerek, İslâm'ın yayılması hedeflenir. Dolayısıyla, iki ayet ara­sında neshin varlığı söz konusu değildir. Ayrıca mensuh kabul edilen ayette savaş sebebi olarak, Müşriklerin saldırmaları gösterilir. Böyle bir durumda, nefsi müdafaa hakkı doğmaktadır. Hz. Peygamber Mek­ke'nin fethinde savaşmanın ve kan dökmenin iyi olmadığını belirtmiş, bunun zaruri hallerde kısa bir sure hela) olduğunu hatırlatmıştır. Mek­ke'nin fethi, dünyada eşine rastlanmayan insani kurallar çerçevesinde gerçekleşmiş, daha sonra çeşitli anlaşmalar yapılmıştır. Tevbe Sûresi 7. ve Fetih Sûresi 24. ayetleri, mensuh kabul edilen bu ayetle benzer manayı ihtiva etmektedir. Oysa bu ayetler muhkemdir. Mescid-i Ha­ram'da da olsa, saldırıya karşı koymak, İslâm'ın Müslümanlara verdiği bir haktır. Savaşa hazır olunmadan Atiah'in insanlara verdiği temel hasletlerin korunması mümkün değildir.
g) "Sana (ALLAH yolunda) ne harcayacaklarım soruyorlar. De ki: Verdiğiniz hayır ana-baba, yakınlar, yetimler ve yolda kalmışlar İçindir.   Yaptığınız her hayrı muhakkak ALLAH bilir.'[304]
Suddî'den gelen bilgilere göre bu ayet nesh edilmiştir.[305] Ona gö­re zekat ayeti bu ayetin hükmünü kaldırır. Kaynaklarda konuyla ilgili farklı nakillerin olduğu gözlenmekle birlikte, müfessirlerin yorumlan ayetin muhkem olduğu yönündedir.[306]
İslâm alimlerinin ittifakına göre, nesih emir ve nehiyde olur. İnce­lemeye aldığımız ayetin yapısında emir ve nehiy bulunmaz. Ayette Yüce ALLAH, sadakanın kimlere verileceğine işaret etmiştir. Anne ba­baya, evlat bakmak zorundadır. Çocukların kendisini büyüten büyük­lerine karşı yaptığı bu iyilikler sadaka olarak değerlendirilir. Zekat aye­tinde ise anne baba'nın zikredilmediği bilinir. Onlar zekat alacakların dışında tutulur. Mensuh kabul edilen ayet nafile sadakaları ifade eder­ken, diğeri farz olan zekatı konu edinmektedir. Buna göre ayetler bir birini tamamlamaktadır. Diğer taraftan, zekat ayetinin bu ayetten ön­ce nazil olduğu rivayet edilmektedir.[307] Nesih kurallarına göre önce ge­len ayet kendinden sonra geleni nesh edemez. Yüce ALLAH Tevbe Sûresi 60. ayette zekat verilecek kişileri açıklayarak sadaka ve zekat arasındaki farkı ortaya koymuş olur.[308] Ayrıca zekat ayeti emir sığasıy-la başlamaktadır.[309] Halbuki mensuh kabul edilen ayette sadakaların kimlere verileceği, sorulan soru neticesinde açıklanmaktadır; bu ayet­te ifade edilen emirden ziyade nafile olarak verilecek yerleri belirtmek­tedir. Zekat ise farz bir ibadettir. Yüce ALLAH Kur'an'da her vesileyle iyiliğe teşvik etmekte, yapılacak iyiliğin yakın akrabalardan başlatılma­sı emredilmektedir.[310]
Netice olarak ayetlerin anlamlarında da görüldüğü gibi, mensuh kabul edilen ayetin nesihle bir ilgisi yoktur. Bu bilgiler alimlerin kendi görüşleridir.
h) "Sana içki ve kumardan soruyorlar. De ki: 'O ikisinde bü­yük bir günah vardır. İnsanlara bazı faydaları olsa da, günahları faydasından büyüktür.''[311]
İçki ve kumardan bahseden bu ayetin mensuh olduğu kabul edil­mektedir.[312] Konumuzla İlgili olarak farklı nakiller gelir. İkrime ve Ha­san Basrİ, Bakara Sûresi 219 ayetiyle Nisa Sûresi 43. ayetinin, Mâ-ide Sûresi 90. ayet tarafından nesih edildiğini ileri sümektedirler.[313] Söz konusu rivayetin bir benzeri de İbn Zeyd,[314] Katade ve Mücâ-hid'den gelir.[315]
Müfessirler ayetin ihtiva ettiği içki ve kumar konularıyla ilgili geniş açıklamalarda bulunurlar. Bu açıklamalar arasında ilk sırayı, içki ve ku­marın insanlık alemine verdiği maddi ve manevî zararlar alır. Nesih haberlerine ise fazla önem verilmez.[316]
Her şeyden önce yukarıda incelemeye aldığımız ayetle, diğer ayetler arasında nesih mümkün müdür? Yoksa ayetleri bir arada değer­lendirme imkanı var mıdır? Kur'an'da içki ve kumara izin veren ayet bulunur mu? sorularının üzerinde durulması gerekmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de konuyla ilgili dört tane ayet bulunur. Bunlardan Mâide Sûresi 90. ayetin diğerlerini nesih ettiği kabul edilir. Neshin kuralları hatırlanacak olursa, iki ayet arasında nesih olması için söz konusu ayetler arasında bir zıtlığın oiması veya anlamlarında emir ve nehyin bulunması gerekmektedir. İçki hakkındaki ayetlerin anlamlarında he­lal olduğunu ifade eden bir cümle bulunmaz. Öte yandan, mensuh ka­bul edilen ayetlerin anlamlarında bir emir de yoktur. Konuyla ilgili ayetler bir toplumun içinde bulunduğu kötülüklerden kurtulmanın bir çıkış yolunu göstermekte, Müslümanların İslâm'ı tebliğ ederken dikkat edecekleri usulleri açıklamaktadır. Bu durum, bir nevi manevî tedavi usullerini hatırlatmaktadır. Adı geçen ayetlerde bir tedricilik söz konu­sudur. Kötü alışkanlıklara alışmış birine karşı uygulanacak en iyi teb­liğ metodu ayetlerin belirlediği usuldür. Zira, kötü alışkanlıkların terk edilmesi kolay değildir. Bu ayetleri mensuh kabul ettiğimizde, inancı zayıf olan ve yeni Müslüman olanları bu alışkanlıklardan kurtarmak için başka bir metodun bulunması gerekecektir. Öte yandan, zamanı­mızda Ehl-i Kitab'ın içinde bulundukları durumlar çok iyi bilinmekte­dir. Onlara sağlam bir tevhıd inancını kabul ettirmeden, içkinin kötü­lüğünden bahsetmek uygun görülmez. Konuyla ilgili ayetlere bu açı­dan yaklaşmanın daha isabetli olacağını düşünmekteyim. Ayrıca, ayetlerin anlamlarında ve elde edilen nakillerde, neshe konu olabile­cek bir zıtlık gözlenmez. Yüce ALLAH konuyla ilgili ayetlerde hurma ve üzümden elde edilen rızklara işaret etmekte, içkinin büyük günah ol­duğunu hatırlatmakta, bunların insanlık alemine vereceği zarara işaret edilmektedir. Buna göre, ilâhi dinlerce helal kılınmayan bîr mesele İs­lâm dininde niçin haram edilmiş olsun? Yüce ALLAH bu emirleriyle Müslümanları kötü alışkanlıklarını tedrici bir metod ile kurtarmış o!ur. Kur'an'daki benzer ayetler, İslâm'ın kolay uygulanır bir din olduğunu göstermiş, tebliğ görevinin nasıl yapılacağını hatırlatmıştır.
ı) "Sana ALLAH yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki: İhti­yaç fazlası olanı (afv)'ı verin. ALLAH size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz. "[317]
Nesihle ilgili yazılan kitaplarda, yukarıya alman ayetin, Tevbe Sûresi 60. ayetle neshedildiği rivayet edilmektedir.[318] Benzer bir riva­yet, İbn Abbas'tan da gelir.[319] Ayette geçen "afv" kelimesi ihtiyaç faz­lası malın yanında değişik anlamlar için de kullanılmaktadır. Ayeti de­ğerlendiren Müfessirler, farklı nakil ve anlamlara yer verdikten sonra ayetin muhkem olduğu doğrultusunda açıklamalarda bulunmuşlar­dır.[320] Müfredat müellifi, ayette geçen afv kelimesini kolay infak edile­bilecek şey olarak açıklar.[321] Kur'an'da kullanılış itibariyle de kelime fazlalık ve ziyadelik [322] gibi anlamlara gelir.[323]
Müslümanların sorusuna cevap olarak nazil olan ayetteki "afv'! kelimesinin,[324] emir için kullanılmadığı anlaşılır. Dolayısıyla neshe konu olabilecek bir durum görünmez. Ayet ihtiyaç fazlasını vermeyi tav­siye etmektedir. Nâsih olarak ileri sürülen ayet, farz olan zekatı ifade etmektedir. Bu ayet ise, zekatın dışında verilecek hayırları konu edi­nir. İslâm, mal stok etmeyi uygun bulmadığı gibi, israf etmeyi de ya­saklamıştır.[325] Hz. Peygamber; ihtiyaç fazlası malı bulunan birinin ön­celikle bakmakla yükümlü bulunduğu kişilere vermesini, daha sonra da diğer insanlara yardım etmesini tavsiye etmektedir.[326] İslâm, cahil Arapların adetleri gibi, servetin belirli kişilerin ellerinde toplanmasına engellemek İstemektedir.[327] Onları halkın ihtiyacına harcanmasını em­reder. İslâm'da farzların yanında sünnet ve nafile ibadetler önemli bir yeri oluşturur. Yukarıya alınan ayetin anlamı, muhtaç durumda olan insanlara farz olan zekatın dışında kalan nafile ibadetleri içermektedir. İbn Abbas'tan gelen nakiller, İslâm'ın ilk dönemlerindeki bilgilerin müşterek bir arada değerlendirildiği zamanı yansıtmaktadır. O dö­nemde bir çok usûl konusunun nesih kapsamında değerlendirildiği bi­linmektedir. Yoksa, ayetlerin anlamları ve konuyla ilgili bilgilerden ha­reketle, mensuh görüşüne katılmak mümkün değildir.
i) "ALLAH'a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar ev­lenmeyin..."[328]
Bakara Sûresi'ndeki bu ayetin de mensuh olduğu rivayet edilir.[329] İkrime ve Hasan Basri'ye göre, söz konusu ayet, Mâide Sûresi 5. ayetle nesh edilmiştir.[330] Müfessirler, evlenilmesi gereken hanımlarla il­gili geniş yorumlarda bulunmaktadırlar. Bu yorumlar arasında ayetin muhkem olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.[331] Katade ve Mücahid Mâide 5. ayetin Ehl-i Kitab-ı istisna ettiğini, müşrik lafzıyla putperest­lerin ifade edildiğini belirtirler.[332]
İslâm'ın ilk dönemlerinde Müslümanlarla Müşrike kadınlar arasın­da evliliğin olduğu bilinmektedir. Bu durum "ALLAH'a ortak koşanlar­la evlenmeyin" emri gelinceye kadar devam etmişti. Ancak Kur'ân-ı Kerim, Kitap Ehlini Müşriklerden ayırmaktadır. Bakara Sûresi 105 ve Beyyine Sûresi 1 ve 6, ayetlerde bunu görmemiz mümkündür. Buna göre, Ehli Kitap hanımlarını müşrik olarak değerlendirmek mümkün değildir. Hz. Ömer, Kitap Ehli bir kadınla evlenen Huzeyfe;den, o ka­dından boşanmasını istemiş, Huzeyfe sebebini sorduğunda "fuhşun yayılmasından korktuğunu"[333] bildirmiştir. Dikkat edilirse, burada "şirk" sebep olarak ileri sürülmemiştir.
Kur'an'da yer alan müşrikle ilgili ayetleri bir arada değerlendirdi­ğimizde şirk koşan hanımlarla evliliğin yasak olduğu anlaşılır. Bakara Sûresi 221. ayet müşrik, Mâide Sûresi 5. ayet Kitap, Ehl-i hanımları konu edinmektedir. Ehl-i Kitap'ta tahrif edilmesine rağmen ahıret. peygamber ve kitap inancı bulunur. Diğerlerine göre yeme içme, aile ve temizlik konularında Müslümanlara yakındırlar. Müşriklerde putlar aracılığı ile ulaşılmak istenen ALLAH inancı vardır. Diğer temel hasletler bulunmaz. Kur'ân, onların inanç, örf adet ve yaşantılarını tenkit etme­nin yanında, necis olarak vasıflandırır.[334] Buna göre. nasih ve mensuh kabul edilen her iki ayetin ihtiva ettiği konular farklıdır. Mâide Sûresi 5. ayet Gayr-ı Müslim hanımlardan iffetli olanlara evliliğe izin vermiş­tir. Söz konusu ayetler arasında nesihten ziyade tahsis bulunur. Yuka­rıya alınan ayetlere ilave olarak Beyyine Sûresi 1 ve 6. ayetler, Müş­rik ve Ehl-i Kitap mensuplarının farklı birer din sahipleri olduklarını hatırlatır. Ehl-i Kitap mensuplarının Müşrik olduğunu ileri sürenler, Tevbe Sûresi 31, Nisa Sûresi 84 ve Maide Sûresi 5. ayetin Bakara Sûresi 221. ayetle nesh edildiğini kabul ederler.[335] Dolayısıyla, Yahudi ve Hıristiyan hanımlarla evliliğin caiz olmadığını düşünürler. Konuya Müşrik ve Ehl-i Kitab'ın inançları açısından baktığımızda böyle olma­dığı gözlenir.[336] Mâide Süresindeki ayette, Ehl-i Kitab'ın Müşriklerden Müslümanlara daha yakın olduğu ifade edilir. Çünkü onlarda ilâhi din kalıntılarının olduğu bilinmektedir. Müşriklerde ise kitap, ahıret ve peygamber inancı bulunmaz.
j) "Dinde zorlama yoktur..."[337]
Bakara Sûresinde neshi ileri sürülen ayetlerden bir diğeri 257. ayettir.[338] Nesihle ilgili bilgi İbn Zeyd'den gelir. İbn Zeyd, söz konusu ayetin, Tevbe Süresi 5. ayetle nesih edildiğini ileri sürer.[339] Tabe /e göre bu ayet Gayr-i Müslimler! muhatap almaktadır. Onlar İslâm'a inanmamışlar, vergilerini ödemek kaydıyla, serbestçe hareket imkanı­na kavuşmuşlardır. Dolayısıyla, ayetin mensuh olması mümkün değil­dir.[340] Eserlerine baktığımız ilk ve son devir müfessirlerinin bir çoğu ayeti muhkem kabul ederler.[341]
"Dinde zorlama yoktur" ayeti ile seyf ayetini karşılaştırdığımızda mensuh kabul edilen ayetin genel, nasih olarak belirtilen ayetin Müş­riklere hasredildiği anlaşılır. Her iki ayetin anlamları farklıdır. Hz. Pey­gamber dini tebliğ ederken, hikmet ve güzel öğüt metodunu bütün in­sanlar için uygulamıştır. Onun görevi tebliğ olarak ifade edilmektedir. Öldürme, savaşta veya Müslümanlara saldınlması durumunda caiz kı­lınmıştır. Gayr-i Müslimlere karşı mecbur kalmadıkça zor kullanılması­na izin verilmez. Yüce ALLAH da, Müşriklerle yapılan anlaşmalara uyul­masını, onların anlaşmalara bağlı kaldıkları sürece savaş yapılmama­sını emretmiştir.[342] Kur'ân-ı Kerim'in değişik surelerinde, Müslüman yapılması için zorlama yapılamayacağı hatırlatılmaktadır.[343] Hz. Pey­gamber de hiçbir kimseye Müslüman olmaları için baskı yapmamıştır. İman gönül işidir. Zorla kabul ettirilemez. Nitekim, Hz. Ömer, Estik is­mindeki kölesine birkaç defa Müslüman olmasını teklif etmiş, kabul et­meyince; "Dinde zorlama yoktur" Fakat inansaydın Müslümanların bazı işlerinde senden istifade ederdik, sözleriyle neshe konu olan aye­te işaret etmiştir.[344]
Tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla zorla kabul ettirilen inanç uzun sureli olmamaktadır. İslâm gönülleri kazanarak yayılmıştır. Ancak, İslâm'ı tahrif ederek dinde çıkarılmak istenen fitne için benzer metotların dışına çıkılabilir. Bunun için, gerektiğinde zorlayıcı tedbir­lerin uygulanmasına İzin verilir. Buraya aldığımız ayet, İslâm'ın diğer insanlara karşı yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu ilişkiler kıyamete kadar devam edecektir. Dolayısıyla ayetle ilgili nesih haberi, konuyla ilgili bilgi veren alimierin kendi kanaatlerini yansıtmaktadır. Yoksa neshedilmiş değildir. Tefsir kaynaklarında da söz konusu haberi doğ­rulayacak sağlam nakil bulunamamıştır.
k) ''...Alış veriş yaptığınız zaman şahit tutunuz..."[345] Bakara Sûresi 282. ayetin yukarıya alınan kısmının neshi ileri sü­rülür.[346] Bu nakil Şube ve Hasan'dan gelir. Onlar, söz konusu ayetin. bir sonraki 283. ayetle mensuh edildiğini ileri sürmüşlerdir.[347] Birçok ayetin mensuh olduğunu kabul eden İbn Abbas, "Bu ayetin mensuh olduğunu ileri sürüyorlar. ALLAH'a yemin olsun ki, bu ayet muhkem­dir,"[348] sözleriyle alış veriş konusundaki hassasiyetini göstermiştir.
Yüce ALLAH Müslümanlardan, alış veriş yaptıkları zaman şahit tut­malarını istemektedir. Böylelikle, iki taraf için olabilecek tehlike Önce­den kaldırılmış olur. Müfessirler de alış verişte şahit tutulmasının zaru­retini vurgularlar. Durum böyle olmakla birlikte, iki ayetin anlamlarını karşılaştırdığımızda, ayetler arasında nesih olabilecek bir zıtlığın olma­dığı gözlenmiştir. İslâm'da yer alan sözleşmenin, karşılıklı ilişkilerin oluşmasında önemli bir yeri bulunur. Bakara Sûresi 283. ayet şahitli­ği kaldırmak yerine, alış verişe kolaylık getirmiştir. Yolculuk esnasında veya başka durumlarda şahit bulunamayacak olursa, karşılıklı güvene dayalı ticarete izin vermiş olur. Bu bir ruhsattır, yoksa nesh söz konu­su değildir. Ayetin sonunda, "Şahitliği gizlemeyin" emri bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu ayetlerde olduğu gibi, Yüce ALLAH kullarına her konuda kolaylık göstermektedir. İslâm'ın diğer dinlerden farkı doğru ve kolay uygulanır olmasıdır. "Aliah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. "[349] ayetinde işaret edildiği gibi, bir çok konuda görülmekte-, dir. Sadece şahitlikte ilgili değildir. Yeme içmedeki ruhsat ve teyem­müm bunlardan biridir.[350]
Bakara Süresindeki 283. ayeti, bir önceki ayeti nesihten ziyade açıklamaktadır. Öte yandan, alış verişi bütün dünya çapında değerlen­dirdiğimizde konunun önemi daha iyi anlaşılmış olur. Zamanımızda iki insan bir birine güvenemezken, devletler arasındaki ilişkilerde yazışma yapılmadan bir anlaşmanın olamayacağı görülür. Bütün bu hadiseler, ayetin muhkem olması gerektiğini hatırlatır. Nesihle ilgili gelen nakil­ler alimlerin yaşadığı dönemi ve kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Ay­rıca, mensuh kabul edilen ayette yazışmanın terk edilebilmesi için, yolculuk, kimsenin olmaması ve karşılıklı sağlam güven aranmaktadır. Dikkat edilirse, Yüce ALLAH neshe konu olan ayetle, hem insanların Önceden başlarına gelecek tehlikeleri kaldırmakta, hem de, kolaylık sağlamaktadır. Ayetin mensuh olması İçin haklı bir gerekçe yoktur.
Nesihle İlgili kitaplarında, yukarıya almış olduğumuz ayetlerin dı­şında 3, 83, 158, 159, 173, 179, 196, 229 ve 233. ayetlerinin de mensuh olduğu belirtilir. Numaralarını verdiğimiz bu ayetlerin nesih edildiğine dair sağlam bir nakle rastlanmaz. Anlamlarında da neshe konu olabilecek bir zıtlık bulunmaz.[351]

[253] Bk. Hibetullah, Vrk. 7-8ab. İbn Hazin. s. 160-166; îsferâînî, s. 151-159.
[254] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 53-54.
[255] Kur'ânı Kerim, Bakara, 2/62.
[256] Bk. Hibetullah. Vrk. 7b; İbn Hazm, s. 160,
[257] Taberi, 1/323.
[258] Bk. İbn Kesîr, 1/103; AIûsî, Tefsir, 1/278; R.Rıdâ, Menâr. 1/333; Elmalılı, 1/370.
[259] Bk. İbn Kesîr, 1/103; Alûsî, Tefsir, 1/278; R.Rıdâ, Menâr, 1/333; Elmalılı, 1/370.
[260] Yahudi ve Hıristiyanların kendi Peygamberlerinden sonra Hz. Muhammed'e inanmaları gerektiği ifade edilmektedir. Aksi durumda Hz. Peygamberin gelmesinden sonraki inanç­larının Hz. Musa ve Hz. İsa'ya dayanmadığı anlaşılır. Bk. Kur'ân-ı Kerim, Bakara 2/146: En am, 6/20; Âl-i İmran, 3/81; Araf, 7/157.
[261] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. İbn Nedim, Fihrist,(Birinci fen dokuzuncu makale) s. 442; Encyclopedia Britannica, XIX/855: es-Seyyid Abdürrezzak el-Hasanî, es-Sâbietü Kadîmen Ve Hadisen, s.28:
[262] Bk. Taberi, 1/323-325; İbn Kesîr. 1/103;
[263] Bk. Kurân-ı Kerim, Şura. 42/13; Âl-i İmrân. 3/81.
[264] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Nemi, 27/76.
[265] Bk. Kur an-ı Kerim. Kasas. 28/52-53.
[266] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/109.
[267] Hibetuillah. Vrk. 7b.
[268] Taberî. Tefsir. 1/480.
[269] İbn Kesir. Tefsir. 1/153.
[270] İbn Kesir. Tefsir, 1/153.
[271] Bk  Vahidî. Esbâbü'n-Nüzûl. s. 19
[272] Bk. Kur anı Kerim. Hac. 22/29.
[273] Bk. Suyutî. 11/28.
[274] Reşid, Rıda. 1/421.
[275] Bk Alûsî, Tefsir. 1/357-358: Kâsımî. 11/223; Elmalılı, 1/465.
[276] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Araf. 7/199; Fussilet. 41/34.
[277] Bk. Kurân-ı Kerim. Âl-i İmrân. 3/159.
[278] Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/178.
[279] Bk. Hibetullah, Vrk. 9a; İbn Hazm, s. 161.
[280] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide. 5/45; İbn Kesîr, 1/209.
[281] Bk. Taberi, Tefsir, II/111: İbn Arabî. 1/60-61; Kurtubî. II/246; Alusî. 11/50.
[282] Ahmed b. Hanbel, Müsned. 1/212.
[283] Bk. Taberî, 11/111.
[284] Kur'ân-ı Kerim. Bakara. 2/179.
[285] Zeyd, a.g.e., s. 633.
[286] Kuran-ı Kerim. Bakara, Sûresi. 2/190.
[287] Bk. Hibetullah, Vrk. llb; İsferâlnî. s. 155156.
[288] Bk. Taberî, 11/189; İbn-I Kesîr. 1/226.
[289] Kurtubî. Tesir. 11/347-350.
[290] Bk. Taberî. 11/189; İbn-i Kesîr, 1/226; Kasımı, 11/474; Elmalılı, II/689.
[291] Bk. İbn Mâce. Cihad, 38; Tfrmizî, Diyet. 114; Muvatta. Cihad, 11.
[292] Kuran-ı Kerim, Bakara, 2/184.
[293] Bk. Razı. Tefsir, V/79; İbn Kesir. l/215;Kurtubî, Tefsir. 11/288: Alusî. Tefsir, 11/59; Kâ-sımî, 111/158; Elmalılı. 1/632.
[294] Bk. Buharı, Tefsir, 11/25; Kurtubî. Tefsir. 11/288.
[295] Razi. Tefsir, V/79; Elmalılı, Tefsir. 1/638.
[296] Razi. Tefsir. 1/79; Sâbûnî. Ahkâmu'l-Kurân. 1/211.
[297] Bk. Kurân-ı Kerim. Bakara, 2/286
[298] Razi, Tefsir, V/80.
[299] Kurtubî. Tefsir. 11/288.
[300] Kur"ân-ı Kerim, Bakara, 2/191.
[301] Bk. Hibetuliah. Vrk.llb; îbn Hazm, s. 162: İbn Arabî. 1/107.
[302] Bk. İbn Arabî, 1/107.
[303] Bk. İbn Kesir. 1/227; Alûsî, 11/75; R.Rıdâ. ü/210; Kâsımî, III/475; Elmalık, 11/697.
[304] Kur'ân-ı Kerim, Bakara. 2/215.
[305] Bk. Taberî. 11/343: İbn Kesir. 1/251: Alûsî, II/105.
[306] Bk. Taberi, 11/343. İbn Kesir. 1/251; Alûsî, 11/105
[307] Bk İbn Arabî. 1/145.
[308] Bk. İbn Arabî. 1/145.
[309] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe 9/103.
[310] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Bakara Sûresi, 2/177.
[311] Kuran-ı Kerim, Bakara. 2/219.
[312] Hibetullah. Vrk. 12b-13ab: İbn Hazm, s. 163; İsferâînî. s. 156.
[313] Taberî. 11/362-363.
[314] Taberî, II/364.
[315] Sâbûnî. I/276.
[316] Geniş bilgi için bk. Taberî. 11356-357; İbn Arabi. 1/148; İbn Kesir. 1/255; Alûsî. 11/111; Kâsımî, III/550; Elmalılı 11/761.
[317] Kur’an-ı Kerim. Bakara, 2/219.
[318] Hibetullah, Vrk. 14b: İbn Hazm, s. 164; İsferâînî, s. 157.
[319] Taberî. 11/367: İbn Kesir, 1/256; Zeyd, s. 668.
[320] Değişik nakillerle ilgili bk. Taberî. Tefsir, 11/367: İbn Kesir. 1/256; Alûsî, Tefsir, 11/114; Kasımı, Tefsir, 01/554; Elmalık. 11/767.
[321] Ragıp İsfahâni; Müfredat, s. 508
[322] Bk. Kur'ân-ı Kerim. Araf. 7/199.
[323] Muharnmed ed-Damağânî. Kamusu'l Kur'an, Beyrut 1985; Mu'cernu'l-Arabi'l Esâsî, He­yet, s. 850-851.
[324] Bk. Vahidî, a.g.e.. s. 35.
[325] Bk. Kurân-ı Kerim, En am, 6/141-142.
[326] Bk. Nesâî, Buyu'. 84; İbn Hanbel, IS/305.
[327] Bk. Kuran-ı Kerim. Haşr. 59/7.
[328] Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/221.
[329] Hibetullah, Vık. 14b-15a.
[330] Taberî, 11/376.
[331] Bk. Taberî, 11/377-378, İbn Kesîr, 1/257; R.Rıdâ, Menar, 11/349; Kâsımî, 111/558; Elmalılı, 11/771.
[332] Bk Taberî, 11/377-378; İbn Kesîr, 1/257.
[333] Bk. Taberî. Tefsir. 11/376; ibn Kesir. 1/257.
[334] Kur'ân-ı Kerim. Tevbe, 9/28.
[335] Bk. Razî. Tefsir. IV/60-62: R.Rıda. Menar." II/349.
[336] Konuyla ilgili geniş bilgi için bk. Kaya. Remzi, Kur'ân'a Göre Ehl-i Kitap Ve İslam, Ank 1994. s.86-90.
[337] Kur'ân-ı Kerim. Bakara, 2/257.
[338] Hibetullah. Vrk 16ab, İbn Hazm, s. 166; İsferâînî, s. 158.
[339] Bk. İbn Arabî. 1/233.
[340] Taberi. Tefsir. 111/17.
[341] İbn Arabî. 1/233: İbn Kesir. 1/311; Alûsî. 111/13: Elmalılı, 11/865-867
[342] Kurân-ı Kerim, Tevbe, 9/4.
[343] Bk. Kur'ân-ı Kerim, Yûnus. 10/99: Kehf. 18/29, Şuara. 26/3-4: Gaşiye, 88/21-22.
[344] Bk. İbn Kesir. 1/311.
[345] Kur'ân-ı Kerim, Bakara, 2/282.
[346] Hibetullah, Vrk. 16b; İsferâînî. s. 158.
[347] Bk. İbn Kesîr, I/336.
[348] Bk. Kurtubî, Tefsir, 111/404.
[349] Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2/185.
[350] Konuyla ilgili bk. Kur'ân-ı Kerim, Mâide, 5/3, 6.
[351] Doç. Dr. Remzi Kaya, Kur'ân-ı Kerim'de Nesih, ISBN : 975-97468-1-6, Bursa Nisan 2001: 54-69.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc