ilim , ilitam , kuran , ibadet , hadis , eğitim > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Kuranı Kerim > Kuran Ahlakı >  AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları  (Okunma Sayısı 2466 defa)
28 Aralık 2010, 09:34:10
Meryem

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1.849


« : 28 Aralık 2010, 09:34:10 »



II. Ahlâkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları

A. Sorumluluğun Şahsî Özelliği

İlk Önce, ahlâkî ve dinî sorumluluk tamamen şahsîdir.Bu temel prensibi tesis eden bütün Kur'ânî metinleri zikretmek çok uzun olacaktır. Bu gerçeği açıkça bu konuya ayrılmış bulunan terimler­le ifade eden bazı âyetlerle yetindim: "Herkesin kazandığı iyilik kendine, iş­lediği fenalık yine kendinedir[34]"Kim kötülük işlerse kendi nefsine kemlik etmiş olur"[35]Her kim doğru yolu bulursa kendi öz canı için hidayete ermiş olur, her kim saparsa yine kendi nefsinin zararına sapmış olur. Hiçbir kimse başkasının yükünü yüklenmez"[36]Babanın oğula, oğulun babasına hiçbir hayrının dokun­mayacağı günden korkun[37]"Bu günde, herkes ne kazandı ise, [38]onunla karşıla­nacaktır. Bugün haksizlik yoktur[39] [40]Bütün bunlardan açık olarak şu çıkmaktadır ki sevap ve ikap |konu-sunda, hatta babalar ve oğullar arasında bile, hiçbir transfer, hiçbir teş­mil, hiçbir iştirak ve hiçbir karıştırma söz konusu olamaz. Eğer babaları­mız ve atalarımız bize verdikleri örnekten, bize miras bıraktıkları alışkan­lıklardan sorumlu iseler ve şayet biz bu mirası kullanış tarzından mes'ul isek, onların yaptıklarından dolayı onlarla birlikte hiçbir şekilde cevap vermek zorunda değiliz[41] Böylece, ilk günah güçlüğü kesin bir biçimde bertaraf edilmiş bulun­maktadır. Kur'ân-ı Kerim sadece ilk insanın hatasının bütün insanlara teşmil edilmesini kabul etmemekle kalmamaktadır. Aynı zamanda bu, Kur'ân'da, hıristiyan teolojisinin ona atfettiği şu can alıcı karektere de bü-rünmemektedir. Hz. Adem, günah işlemeye tabiî şer veya kötü irade yü­zünden götürülmemiştir. Hatta onun güçlü bir iğvaya dayanamadığını söylemek de yeterli olamaz. Kur'ân-ı Kerim'e göre, bu iğvanın temelinde hissî düzene ait olmadığını ilave etmek gerekir. Kendisine iyi tavsiyeler­de bulunduğunu yeminle[42] iddia eden bir düşmanın sözüne kanan ilk atamız, yasak meyveyi yiyerek melekler kadar lekesiz ve Allah gibi ölümsüz duruma geleceğine saf bir şekilde inandı[43]. Ne asîl hata!.. Eğer vicdanın emirlerine kanaat getirip onunla yetinilseydi, kim bundan kaçı­nabilirdi? Fakat, bu iki yüzlü nasihatçınm onun gözüne cilalı bir şekilde cezbedici olarak yansıttığı şey, katıksız bir hülyadan başkası değildir. Her ne kadar başlangıçtan itibaren O, rakibinin muhtemel desiselerine karşı tetikte bulundu ise de, buna karşılık beklenen an geldiğinde ilk in­san bunu unuttu ve metin bir irade gösteremedi[44] Zaten bu unutma onun için geçerli özür teşkil etmediği gibi, eyleminin kasıtsızhğı da öyle değildir. Çünkü unutmanın konusu bizzat emir değil fakat onun amacı­dır. Oysa ki, bir suçluluk fiilinin saikleri ne kadar asil olurlarsa olsunlar, onlar bizi bu kadar açık ve kesin bir yükümlülükten kurtaramazlar. Ah­lâkî kural için hiçbir istisna kabul etmeyen Kant'm sertliğinin metaneti, işte bu tür emirde açıkça görülmektedir.Şu halde,Adem'in günahı, arızî bir zafiyetin ve Ödevin gözetilmesin-deki yetersiz bir çabanın sonucu olmuştur.Bu vak'adan, ilk insanın tabiatı, bizzat kendinden başka bir kurtarıcı­nın müdahalesine ihtiyaç gösterecek derecede bozulmuş hale gelmemiş­tir, zira ona sadece kirin yıkanması ve ilk safiyetin yeniden tesisi için de­ğil, fakat aynı zamanda bu yeni muhtedînin seçkin mertebesine yüksel­tilmesi veya yeniden çıkarılması için, hatasını kabul etmek ve pişmanlı­ğım derhal göstermek yeterli olmuştur[45]Kur'ân-ı Kerim'in şu terimlerle tasvir ettiği husus genel olarak insan fıtratından başkası değildir: "Muhakkak ki Biz insanı en mükemmel yaratı­lışta yarattık, sonra da onu aşağıların aşağısı yaptık, ancak inanan ve dürüst iş­ler işleyen kimseler için, ardı arası kesilmeyen mükâfatlar vardır[46].Kur'ân-ı Kerim bir masum vasıtası ile bir suçluyu kurtarmayı, sadece ilâhî kanuna aykırı olarak değil, aynı zamanda beşerî adaletin temel kav­ramı ile de uyuşmaz olarak bize sunuyor[47].Bununla birlikte, Kitab'm ferdî mesuliyet prensibini ihlâl ediyormuş gibi göründüğü iki vak'a bulmaktayız. Bir yandan, bazı suçlular hakkın­da "onlar bizzat kendi yüklerini ve o yüklerle beraber başka yüklen taşıyacaklar­dır" denilmektedir[48]. Öte yandan, mü'minlerin çocukları, inanç yönün­den onları izlemek şartıyla, ecdadıyla aynı muameleye tabi tutulacaklar­dır[49]. Şu duruma göre, sevap ve ikap yalnızca şahsî gayretin fonksiyonu olmayacak fakat aynı şekilde başkasının fiilinin sonucu da olabilecektir. Onların hangi noktaya kadar genel prensibi bozabileceği veya doğrula-yabileceğini görmek için, bu iki örneği daha yakından incelemek zorun­da olduğumuzu sanıyoruz.İlk önce bir düşünceyi bertaraf etmemiz gerekir. Hiçbir yerde, sorum­luluğun başlıca failinin çabalarının meyvesinden yoksun kalacağı veya suçlu eyleminin sonuçlarından muaf olacağı külli bir transfer meselesi değildir. O, bundan çok uzaktadır. Her iki vak'ayı işleyen metinler, bu­nun için failin sevap ve günahının pek azalmayacağı gerçeğine işaret et­meyi ihmal etmemektedirler[50]. Şu halde şahsî mesuliyetler tamamen kal­maktadırlar, bu iktisap edilmiş bir vaziyet olarak orada durmaktadır. Ki­şisel eylemden sonuçlananlardan fazla olarak sadece görünüşe göre dışarıdan kaynaklanan bir ilave sevap veya günah söz konusu olmalıdır. An­cak her ne kadar bu şekilde sınırlandırılmış bile olsa çelişki gördüğümüz gibi, insana bizzat onun işi olmayan birşeyi her ne şekilde olursa plsun atfetmeyi kesin olarak red ve inkâr eden sayısız naslarla birlikte varlığını sürdürecektir.Gerçekte, bu durum nedir?İlk Önce, haksızların hesabına eklenecek olan şu ilâve yük nedir? Eğer yukanda zikredilen metin bu ilavenin icra olunacağı şartları söyle­miyorsa da, bir başka pasaj onu özel olarak belirlemektedir. Sırtlarım ilâhî ışığa döndürmüş olup, başkalarını da ona sırt çevirmeye çalışan bazı mağ­rurlar bahis konusudur. Bu kişiler, diyor Kur'ân, kendi amellerinin bütün so­rumluluğunu taşıyacaklar ve sapıklığa götürdükleri kimselerin[51] mes'ulİyetine de iştirak edeceklerdir[52]. Bu, işlediklerinin yanı sıra tahrik ettiklerinin suçların­dan da onlar sorumlu olacaklardır demekten başka ne demektir?Tekrar edelim ki, onlarm kurbanları, kendilerini delalete düşmeye terk etmekten ibaret olan hatalarından muaf tutulmayacaklardır. Kur'ân-ı Kerim birçok defalar, izleyicilerin yükünün daha az ağır olmayacağı hu­susunda bizi uyarmaktadır. O, bu gerçeği kıyamet gününde iki suçlu ka­tegorisi arasında başlamış bulunan bir çekişme şeklinde ifade ediyor. Ko­nusu ve çözümü her yerde değişmez olarak kalan çekişme: hatalarından temize çıkmak isteyen zayıflar, onları kendilerini yanlış yola sürükleyen­lerin üzerine atarlarken, buna karşılık bu sonuncular da ondan kaçmak­ta ve bu yükü üzerlerinden atmaktadırlar. Ve duruşma daima her iki ta­rafın mahkûmiyeti ile sona ermektedir[53].Fakat, madem ki, şahsî davranışlarından ziyade olarak başkanlar, sü­rülerinin hatasına belli bir ölçüde iştirak etmişlerdir, bu durumda onlar, kendilerininkilerden başka suçlara dayalı bu sebeblilik münasebetinden dolayı ilâve bir mesuliyeti yüklenmiş bulunmaktadırlar. Açıkçası onlar iki kat suçlu olduklarından, iki katlı olarak sorumludurlar. Birçok büyük cinayetler işleyen bir cani, elbetteki ondan ancak bir tanesini işleyen bir başkası ile aynı biçimde muamele görmeyecektir[54]. Karşılık olarak, çok sorumlular arasında bu sebeblilik veya aracılık bağının bulunmadığı her seferinde sorumluluğun, kelimenin en dar anlamında ayrıldığı ve fer-dîleştiği görülmektedir[55]Eğer durum böyle ise, bir çelişkinin izi ve hatta genel kuraldan bir is­tisna bile yoktur. Bu ilk vak'anın incelenmesi, tersine bize, İslâm'ın ferdî mesuliyeti, anlayış biçimi hususunda bazı açıklamaları sağlayacaktır. Çok geniş, bu metinlerin1 açığa vurduklarından daha geniş kavram. İnsan yal­nızca emirler, öğütler vermek ya da telkinlerde bulunmak suretiyle başka­larının nezdinde olumlu ve doğrudan doğruya bir müdahale vasıtasıyla tahrik ettiği eylemlerden sorumlu değildir. Sadece yukarıdan gelen ve kitleler arasında yalnızca itibarı sayesinde yaygınlaşan örnek değil, fakat iyi veya kötü her teşebbüs, nereden gelirse gelsin, başkaları tarafından taklit edilmeye elverişli olduğu sürece, sınırları ne onun güncelliğinden ne de doğrudan doğruya sonuçlarında kesilmeyecek olan bir öneme sahip olacaktır. Yeni bir fiilin failinin sorumluluğu, diye beyan ediyor, Hz. Pey­gamber, dünyanın sonuna kadar gelecek yüzyıllar içerisinde örneğin, ye­niden alınacağı seferlere kadar çoğaltılacaktır[56] İşte bu şekildedir ki, Re-sulullah şöyle buyurmuştur: "Hiçbir nefis zulm ile öldürülmez ki, ille onun ka­nından (yâni kanının günahından) birinci Âdem (atanın) oğluna bir pay ayrılır. Çünkü o, öldürme âdetini koyanların birincisidir[57]Sonra Hz. Peygamber, kendisini desteklemek için Kur'ân-ı Kerim'i zikretmektedir[58].Daha da iyisi!., yalnız kendi inisiyatifimizden değil, aynı zamanda bir ölçüde başkalarmınkinden de sorguya çekileceğiz. Onlara engel olmak için gücümüzün yettiği bütün meşru araçlar vasıtasıyla müdahale et­meksizin, yapmalarına seyirci kaldığımızda, biz hemcinslerimizin kötü davranışlarından sorumluyuz. Böylece, olumsuz toplumsal olay olan il­gisizlik, olumlu fiille aynı sıfatla suçlanmaktadır. Çekimser kalmak, yine de pasif bir suç ortaklığıdır. Kur'ân-ı Kerim bize, eski bir kavmin, sadece üyeleri arasında işlenen kötülüğün cemaat içerisinde mukabil muhalefe­ti bulmaması yüzünden, peygamberlerin diliyle tekrar edilen lanetleri üzerine çektiğini haber vermektedir.Bu mesele anlaşılmaktadır. Teşmilin bu derecesinde, ferdî sorumluluk kollektif sorumlulukla sınırdaş olmakta ve onunla adetâ karışacak duru­ma gelmektedir; ancak kelimenin tam anlamı ile o öyle değildir. Zira bu­rada topluluk sadece, aynı zamanda hem ahlâk kuralı hakkında ve hem de kendisinin çiğnediği olaylar hakkında bilgi...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 123.393


View Profile
Re: AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları
« Posted on: 28 Şubat 2015, 14:23:33 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları rüya tabiri, AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları mekke canlı, AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları kabe canlı yayın, AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları Üç boyutlu kuran oku AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları kuran ı kerim, AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları peygamber kıssaları, AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartları ilitam ders soruları, AhlAkî Ve Dini Sorumluluğun Şartlarıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &