ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Akaid Eserleri > Kitabüt Tevhid > İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri  (Okunma Sayısı 1547 defa)
10 Temmuz 2011, 09:54:07
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 10 Temmuz 2011, 09:54:07 »



İbni Râvendî'nin[220] Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri


Şeyh Ebu Mansur (r..a) diyor ki : îbni Râvendî, peygamberliği 'is­pat etmede geçen konulardaki gıda maddeleri ve öldürücü zehirler ile delil getirdi ve sonra şöyle dedi : haber hakkındaki iş, ya kesinlikle sabit olmamak veyahut da tevatürü ve tevatüre mecbur olan hususu ka­bul etmemizden hâli değildir. Eğer haberin kesinlikle sabit olmadığı ka­bul edilirse geçen günler ve o günlerde vukubulan hâdiseler ve uzak yer­ler hakkında malûmat sahibi olmayıp cahil olmak vacip olurdu. Mütevâtir haberi ve ona mecbur olan hususu kabul edersek onunla peygam­berlerin haberlerini kabul etmek vacip olur. Kuvvet ancak Allah'tandır.

Sonra biz onun Kur'an'la deliller getirmeleri yönünden yaptığı taan ve sistemin fasid olduğunu açıklayan hususların cümlesini zikredeceğiz. Çünkü o deliler bir çok yönden ele alınmıştır.

Birincisi : Kur'an'm nazmı ile ki, onda arabm Örfünün ve âdeti­nin dışına çıkacak hiç bir garabet ve sonradan uydurma yok. idi. Bilâ­kis Kur'an'in nazmı en güzel nazım ve en tatlı lâfızdır. Arap, bu hu­susta en güç olan kuvvetlerini harcamaya tahammül etti. Hatta o uğur­da helak oldular. Kendilerince şeylerin en sevimlisinin selâmeti, sitem ve tahaddi ile beraber kolay olan işin terkedilmesinin imkân ve ihtimali bulunmaz. Halbuki onlar hayattır, ruhun ve canın tebeddül etmesi ona olan benimsemeleri ile ve tutumlu olmalarına rağmen ancak onların ya­radılışı veyahut imtihan olunmaları bakımmdan kendilerinde zuhur eden acizlikten dolayı vukubulmuştur.

İkincisi: Bütün işlerin beyan edilmesi ki, onunla ehl-i kitabın âlim­lerinin bilgisi olduğu ifade edilir, Peygamber'e (s.a.v.) şâhid olan kim­senin ihni ile bilinir ki, Peygamber Aleyhisselâm, onlara muhalefette bulunmamıştır. Peygamber Aleyhisselâm, yazı yazmasını bilmiyordu ki, onun söylenenleri yazıp tekrarlaması ve hazırlanması muhtemel olsun. Öyle ise, kendisine verilenin AHah-u Teâlâ'nm O,na talim etmesiyle ol­duğu sabit olur.

Üçüncüsü : Kendisine müyesser olan fütuhat İle verilen haberler; insanların, dinine fevç fevç, bölük bölük girmeleri; dininin düşmanları­nın çok olduğu, yardımcılarının az, kendisinin kuvvet bakımından zayıf olduğu bir zamanda diğer dinlerin üstüne bulunması. Bunların hepsi Kur'an-i Kerîm'in haber verdiği hususlardandır. Tevfik Allah'tandır.

Dördüncüsü : Gerçekten Allah-u Teâlâ Kur'an-ı Kerîminde Kıya­mete kadar olacak ve zuhur edecek olanların hepsinin asıllarını ve esas­larını cem'etmiştir. Bu da delâlet eder ki, o, gaybı bilendir. Hatta[221] Al­lah, Peygamberine o asıl ve esasları bildirmiştir.

Ve yine Allah-u Teâlâ, Kur'an-ı Kerîm'in, diğer AHah kitaplarına muvafık olduğunu izhar etmesi ve aşağıdaki âyeti celilelerde  ifadesini bulduğu gibi onun ümmetinin ve Muhammed Aleyhisselâm'm sıfatları­nın Kur'an-ı Kerîm'de beyan edilmesi de ifade edilen delillerdendir. Bu husustaki âyetler : «Onlar ki yanlarında bulunan Tevrat ve İncil'de is­mini yazılı buldukları iimm-i peygamber O Resule tâbi' olurlar.[222] Mu­hammed (s.a.v.) Allah'ın peygamberidir.»[223] «Kendilerine kitap verdikle­rimi^ Hazreti Peygamberi, öz oğullarını tanır gibi tanırlar.»[224] Bunlar, onlardan hiç birinin inkâr etmeğe ve reddetmeğe cür'et ve cesaret ede­medikleri gerçekleri ifade eden âyetlerdir. Öyle ise bu kitapları gön­derenin ve indirenin Allah-u Teâlâ olduğu sabit olmuştur. Zamanların muhtelif, vakitlerin birbirinden uzak olmalarına rağmen hepsini yekdi­ğerine muvafık olarak göndermiştir ki, gerçekten Kur'an, kendisinden diğer kitapların gelmiş olduğu zât-ı subhânî tarafından gönderildiğini ve kendisinin kadîm olduğunu, onun delilinin ilk ve son gelenlerden her ferd hakkında devamlı olarak carî olduğunu bilsinler. Ve yine lânetleş-me hususunda zikri geçen ve peygamberler şundan sorulurdu ve bu hu­susta kendilerinden fetva istenirdi gibi verilen kaberlerden hepsi zikro-lunan hususlardandır. Kur'an'da zikrolunan cinlerin kıssası ve onların peygamberi tasdik etmeleri ve gerçek olduğuna dair şehadet etmeleri, diğer kitaplara olan[225] muvafakati ile olduğu zahirdir. İsmet, Allah'tan­dır.

Bu mevzuda asıl olan şudur ki, gerçekten Resulûllah Sallalahû aley­hi vesellem öyle bir asırda peygamber olarak gönderildi ki, o zaman tevhîd bilinmiyordu. Bilâkis, putlara, ateşlere ve heykellere ibadet eden­lerle dolu idi dünya. Binaenaleyh kendisine Kur'an'dan gönderilen husus en başarı sağlanmış hususlardan[226] idi ki, eğer insanlardan geçen kim­selerden teşkil eden âlemin muvahhidi toplanmış olsaydı ve delilinin üstünlüğü ebediyyen kendisine bahsedilen kimse olsaydı, bir mucid üze­re kadir olmayan o zaman da herşeyi ihata etmek şöyle dursun, onun, onda birine ulaşma ihtimali dahi bulunmazdı. Kuvvet ancak Allah'tan­dır.

Peygamberimiz   Muhammed   Mustafa   Sallallahualeyhisevesellem'in peygamberliğini ispat etme babında bizim yahudîler için delil getîrmig olduğumun ve açıkladığımız Allah-u Teâlâ'nm : «...Eğer Cennet (sizin iddianıza göre) diğer insanlara ait olmayıp Allah tarafından size hâs kılınmış ise ve bunda sâdiklarsamz ölümü temenni edin...»[227]ayet-i celî-lesi ile iki yönden delil getirmiştir.

Birincisi : Vaadetmek ki, eğer gerçekten onlar ölümü isteselerdi muhakkak ölürlerdi.

İkincisi : Gerçekten yahudiler ebediyyen ölümü istemezler. Onlara öiümü istemekten daha kolay gelen bir şey yoktur. Hiristiyanlarla lanet-leşmeyi istemek ve lanetin vukubulduğunu haber vermekle de delil ge­tirdi. Öyle ise bu sıfatın kendi kitaplarında bilinmiş olan bir husus ol­duğu sabit olur.

Verrâk, sözlerine şu hususu da katmıştır : Yahudiler eğer dilleri ile ölümü isteselerdi, muhakkak kendilerine ölümün kalben istenmesi mu-rad olundu denirdi. İkinci olarak gerçekten onlar, Mûsâ ve İsa Aleyhis-selâmlara imân etmişlerdir. Her ikisi de müneccimlerin haber vermeleri gibi bu hususları kendilerine haber vermişîredir. Birincisine şöyle ce­vap veriliyor : Hakikaten lânetleşme bu hususa muhtemel değildir. Ve yine onlar basiret ehlindendir. Öyle ise eğer reddedilmiş olsalardı muhak­kak o hususu kalbleri ile işlediklerini ifade etmek suretiyle mukabelede bulunurlardı.

İkincisinin cevabı ise şöyle ifade edilmektedir : Eğer öyle olmuş olsaydı onlar, Allah-u Teâlâ'nm ; «...And olsun ki, inşaallah emniyet içinde bulunan kimseler olarak başlarmm traş etmiş ve kısaltmış oldu­ğunuz halde korkmaksızın mutlaka Mescid~i Harâm'a gireceksiniz.,.»[228] Ve «O Allah'tır ki, Peygamberini her dinin üstüne çıkarmak için, onu hi­dayet ve hak din ile gönderdi.»[229] mealindeki âyetlerin gelişinde ona mu­kabele etmekten imtina' etmezlerdi. Ve yine o husus ile olmuş olsaydı, tasdik etme, can ve mallardan ibaret olan egyânın en şereflisi olan ile mukabelede bulunma ihtimali için olurdu.

Fakih Ebu Mansur (r.a.) diyor ki: Eğer zikrolunan hususun var olması Resulullah'm vermiş olduğu haberle olmamış olsaydı onlar,  elbetteki ölümü temennî etmezlerdi. Fakat bu verilen haber, onların bu hususu işlemiyeceklerini bilenin haberi ile vukubulmugtur. Kuvvet an­cak Allah'tandır.

Ve yine Verrâk, ta'n ederek der ki : Eğer müneccimlerin sözleri­nin hükmü üzere olup onların katında tekerrür etmemiş ve hatta cevap vermekten kaçınmış bir hâl almamış olsalardı, bunun dışında Resulul-lah'm getirmiş olduğu şeyde kendilerinde tekerrür etmezdi ve böylece onları korkutmuş olduğu şeyden çekinmezlerdi de müslüman olurlardı. Kuvvet ancak Allah'tandır.

Ve yine Allah-u Teâlâ'nin «Sen bundan önce (Kur'an'ın gelmesinden evvel inen kitaplardan) hiç bir kitap okur değildin. Ve elinle de onu yazmazdın.»[230] mealindeki âyet-i celîleyi ta'n ederek der ki : Gerçekten ezberlemek, yazmanın yerini tutar. Çünkü ezberleme, okumakla olur. Üzerine ibkâ edilmek suretiyle olan ise o, okunan kitaptan olur.

Sonra o husus ancak onu bilen kimsenin nezdinde ihtilâfı zahir olan kimse ile olur. Malûmdur ki Peygamber onların arasında doğup bü­yümüştür. Bu hususlardan kendisinde bir şey vukubulduğu bilinmiyor. Eğer bir şey olmuş olsaydı, mukabelede bulunmakta şu kadarı kolay olurdu, ondan âciz kalmazlardı.

Kur'an haberleri hakkında da dil uzatarak der ki; Kur'an'ın haber­leri, haber-i âhâddır. Yani, kişilerin tek tek vermiş olduğu haberdir. Bu ise düpedüz yalandır. Çünkü Kur'an-ı Kerîm, bilâkis mütevetir; yani, cemaat olarak rivayet edilip gelmiştir. Bununla beraber onun bu kadar sözü ve ikrarı dahi bir delildir. Sonra cemaat olarak tevatürle olan ri­vayet hakkında da ta'nda bulunarak der ki; toplu halde bulunmak, işit­mekten, uzak kalmaktan veyahut işitmeğe yakın olmaktan hâli değil­dir. Eğer işitmeğe uzak olursa, hile girmesi ihtimali bulunur. Yakın olur­sa da işitme ancak az bir kimseye nasip ve müyesser olması muhtemel olur.

îbni Ravendi der ki : Bu cahiller mahfelierde bulunan kimselerdir. Yoksa onun hakkındaki iş öyle yayılmıştır ki, kendisinden.[231]önce ge­çenlerde bile sirayet etmiştir. Hatta ondan bir şey, yakın olanlardan şöyle dursun uzak kalanlara dahi gizli kalmamışür. Ve yine Yahudilerin ve hiristiyanların bu konuda icma' edip fikir birliğinde bulundukları ya­lanı ile dil uzatmıştır. îbni Ravendi, bu hususta şöyle diyor : O, ya ha­beri mutlaka ve kesinlikle inkâr etmiştir, böylece mani'yi taklid etmek­te ve bu sözünü ifade etmekteki tutum ve mezhebi bâtıl olur. Veyahut ta haberin vâki olduğunun caiz olduğunu ifade eder ki, bu takdirde aklî usuller hakkında hak ehlinin icma' ettiği noktaya rücû etmesi mutlaka gerekir ki, böylece onların icma' ve haberlerini kabul etmiş olur. Çün­kü onlar, bu hususa mütemessikdirler. Biz de Elhamdülillah, onlarız.

Şeyh Ebu Mansur (r.a.) diyor ki : Bu mevzuda asıl olan şudur ki; gerçekten haberlerin aklen kabul olunması lâzımdır. Çünkü onda işit­me ve konuşma hikmeti bâ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri
« Posted on: 17 Ekim 2019, 04:33:56 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri rüya tabiri,İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri mekke canlı, İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri kabe canlı yayın, İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri Üç boyutlu kuran oku İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri kuran ı kerim, İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri peygamber kıssaları,İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleri ilitam ders soruları, İbni Râvendî'nin Peygamberlik Hakkındaki Görüşleriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &