ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ => Kitabüt Tevhid => Konuyu başlatan: Vatan Var Olsun ! üzerinde 08 Temmuz 2011, 09:42:36



Konu Başlığı: Hıristiyanların Îsâ Aleyhisselâm Hakkındaki Görüşleri
Gönderen: Vatan Var Olsun ! üzerinde 08 Temmuz 2011, 09:42:36
Hıristiyanların Îsâ Aleyhisselâm Hakkındaki Görüşleri Ve O Görüşlerin Reddedilmesi
 

Allame Ebu Mansur (r.h.) diyor ki: Hıristiyanlar îsâ aleyhissolâm hakkındaki görüşlerinde ihtilâfa düşüp gruplara ayrıldılar. Onlardan ba­zıları Isâ aleyhisseîâm'ı iki ruha sahip kıldılar ve şöyle izah ettiler bu gö­rüşlerini : îsâ aleyhisselâm'da bulunan ruhdan biri nâsûtî (maddi) ruh­tur ki, sonradan var olmuştur; insanların ruhlarına benzer. İkincisi ise, lahutî, (maddi olmayan) ruhtur. Bu ruh kadîm olup Allah'tan bir parça­dır. O bedende öylece var olur. Onlar, Allah'ın, baba, oğul ve mukaddes ruhdan başka bir şey değildir dediler.

Hıristiyanlardan başka bîr grup da, Îsâ Aleyhisselâm'daki ruhu, Al­lah yaptılar ve Allah, İsa'nın ruhunun kendisidir, yoksa Allah bir cüz' olarak değildir dediler. Fakat hıristiyanlardan bir zümre o'nu bir şeyin bir geyde olması gibi bir bedende olduğunu ileri sürdüler. Diğer bir zümre ise iki bedende1 olduğunu kabul etti; fakat bedenin onunla ihata edilme­siyle değil. Hıristiyanların içinde, Allah'tan kendisine bir cüz' ulaşır. Son­ra başka bir cüz ulaşır diyenler vardır. îbni gebîb diyor ki : Hıristiyan­lardan İsa, Allah'ın oğludur diyenlerden şöyle işittim : İsa aleyhisselâm, Allah'ın oğludur. Anıma Allah onu doğurmamıştır, o'nu evlât edinmiştir. [307]Tıpkı Muhammed aleyhisselâmm temiz zevceleri mü'minlerin anneleri ol­duğunu işittiğim; ve bir adamın başkasına «Ey oğlum dediği» gibi.

Şeyh Ebu Mansur (r.h.) diyor ki : Hıristiyanlara bu görüşlerinin ba­tıl olduğunu ifade etmek için şöyle denir : îsa aleyhisselâmda bulunan ruh, kadîm olduğu zaman o, ruh aynı zamanda cüzdür. Nasıl olur da ken­disi Allah'ın oğlu olur da diğerleri ise Allah'ın oğulları olmaz? Eğer, «Çün­kü diğer cüzleri daha küçüktür» denirse, o zaman âlemin cüzlerinin hep­sinin büyük olan cüzlerin çocukları olduğunu söylemesi gerekir. Ve son­ra baki kalan cüzlerden hepsini böyle kılması lâzım gelir ki, onun hepsi ile oğullar meydana gelmiş olur. Sonra şu husus malumdur ki; çocuk, ba­badan daha küçük olur. Öyle ise her ikisi beraberce nasıl kadîm olurlar? Eğer hepsinin tohumda[308] olduğunu üeri sürerse, kendisine «ondan han­gisi çocuktur?» denir. Eğer hepsi çocuktur, derse, tümünü, hem baba ve hem de çocuk yapmış plur. Bu tarz ifadede ise babayı kendisinin oğlu yapma bulunur.

Eğer o kendisinde bulunan bir cüzdür, bu tıpkı lâmbanın ışığından alman bir cüz gibi; asıl olan külde hiç bir noksanlık olmaksızın olur, de­nirse; bu görüşe lâmbanın ışığından alman cüz'ün hadis olduğu gibi, bu cüz dahi hadis olur, diye itiraz edilir. Böylece Allah'ın oğludur, dedikleri ruhun kadîm olması batıl olur. Eğer iddia edip, o tıpkı lâmbadan alman ışık gibi, Allah'tan nakledilmiştir derse, kendisine geçen hususların tat­bik edilmesi helâl olur[309].

Sonra, lâmbanın ışığından almanın bozulmayacağım, ona bildiren nedir? Eğer bizim, onu müşahede etmemiz böyledir denirse, kendisine göyle cevap verilir : Belki de Allah (c.c.) onu var etmiştir. Veyahut, taşta bulunan ve ondan çıkan ateş gibi olur. Her ikisinden hangisi olursa olsun o, sonradan var olma, hadistir. Hadis olan da mahlûktur. O'nun Allah'ın oğlu olması niçin caiz olur? Bu soruya cevaben, Allah-u Teâlâ'nın ondan acaip şeyler meydana çıkardığmdandır deyince, Allah (c.c.) aynı acaip olan hususları Musa Aleyhisselâmda da izhar etmiştir. Öyle ise, o da Al­lah'ın diğer oğludur deyin, denir. Eğer siz, Musa aleyhisselâmda zuhur eden acaip hususlar, onun dua ve niyaza ile meydana gelmiş idi diye iddia ederseniz, ondan gayrinde vuku bulan da onun gibidir. Bununla beraber Isa Aleyhisselâm'm Pazar gecesi şöyle dua ettiği rivayet ediliyor : «Ey Allah'ım eğer şu acıyı birinden menetmek dilemiş isen onu, benden de menet.» Eğer Isa aleyhisselâm,  ağlamak ve niyazda bulunmakla aynı hususları insanlara öğretmek iğin yapıyordu denirse, cevap olarak Musa aleyhisselâmdan da onun gibisi sadır olmuştur, denir.

Sonra Isâ aleyhisselâm ile Mûsâ aleyhisselâm, Beyt-i Mukaddes'e doğru yönelerek namaz kılarlar dua ve niyazda bulunurlardı. Ve sonra ağlamak ile tezarru'da bulunmak, tabiatın işidir. Bu her ikisinden nıüm-teni' olmaz. Öyle ise öğretmenin manâsı nedir? Eğer îsâ aleyhisselâm o hususa çalışmakla müstehak oldu ise, aynısının Mûsâ alyehisselâm ve başkasının hakkında da söylemek gerekir. Eğer Isâ aleyhisselâm, o me­ziyete yalnız ölüyü diriltmek ile müstahak oldu, başka bir şeyle değil denirse, buna da Hazkıl'ın insanı dirilttiğini ifade ederek cevap verilir. Eğer bu hususa çoklukla itiraz edilirse, yahudilerin Musa aleyhisselâm'r ondan daha çok olduğunu ifade ettikleri ile cevap verilir.

Fakih Ebu Mansur (r.h.) diyor ki: Mûsâ aleyhisselâm, bir çok ker-re ölü olan asasını ejderha olarak canlandırmıştır. O, ise[310]daha büyüktür. Eğer az bir yemeği bir çok insanlara yedirmek suretiyle onları doyurduğu hususu iie delil getirirse bizim Peygamberimiz aleyhisselâm ile itiraz olu­nur. Çünkü Peygamberimiz, içinde bir şey bulunmayan kabda un meyda­na getirmiştir. Eğer o, suyu, şaraba çevirdi denirse; Elyesa'ın[311] bir kadına, kab bulunmaksızın, un meydana getirip vermiş, sonra onu zeytinyağı yapmış olması ile cevap verilir. Eğer su üzerinde yürümesi ile delil getv rirlerse, onlar aynı şeyi Yûşa' bin Nun[312], îlya ve Elyesa' için de ikrar edip kabul ediyorlar. Eğer onlar, aynı hususu îlya için de kabul ederek onun bir cemaatin huzurunda göğe kaldırıldığını söylüyorlar. Eğer Isâ aleyhis­selâm'm anadan doğma kör olanı ve abraş hastalığını ve benzerlerini iyi etmesini Öne sürerek delil getirirlerse, ölüyü diriltmek ondan daha bti-yüktür. Ve aynı zamanda bu hususun Uya ve Elyesa'da da bulunduğunu kabul ederler.

Bununla beraber onların, yahudilerin, îsa aleyhisselâm'ı çarmıha gerdiklerini ve kendisiyle eğlendiklerini kabul etmeleri, aleyhlerinde te­celli eden bir husustur. Çünkü ilk zikredilen husus, îsa aleyhisselâmm yüceltilmesine delâlet ediyorsa, bu husus da onun küçültülmesine delâlet eder. O, llya'nın yaptığı gibi yapmadı mı? Çünkü Uya, onlara geldiğinde kendisine karşı gelenlerin üzerine ateş gönderdi, ateş de onları yakıp yok etti. Bu hususu îlya'ya Allah ikram etmiştir. Eğer onlar, özelliği gerçek­leştirmekte acaip olan yani mucize olan hususların meydana çıkarılması­na rücu ederlerse kendilerine zikrettiğim hususlarla itiraz edilir.

Sonra onlara deyiniz ki, Allah-u Teâlâ, gökte ve yerde olanlardan her şeyden acaip olan hususları izhar edince her şeyi kendisine mahsus olan yönden tahsis etmeği icabettirir. Eğer Allah, îsa aleyhisselâmı fi'linde kuvvetli kılmıştır. Yoksa o, onunla işlememiştir derse, cevaben ona şöyle denir : O, cisimleri meydana getiriyor mu idi? Eğer evet derse, kendisine o, mahlûk mudur? diye sorulur. Eğer evet o, mahlûktur, derse, ona de­nir ki; onun ruhu ve bedeni, bizim ruhumuz ve bedenimiz gibidir. Ona ne oluyor ki, bizim kadir olmadığımız şeye kadir oluyor? Onun kadir olduğu şeye Allah'tan bir cüz' olan kuvvetle mi kadir oluyor; yoksa sonradan var olup hadis olan kuvvelte mi kadir oluyor? Eğer o, Allah'tan bir cüz olan­la yapıyor derse, İsa'nın fiili hakkındaki sözünü iptal etmiş olur. Çünkü c. isa'nın İlâhıdır. O fnli yapan îsâ değil, Allah'ın kendisi olur. Eğer cüz' olan, Allah'tan ayrılırsa cisimlerden bir çoğunu meydana getirdiğinde Allah'ın gayri olur. Eğer cüz'ün Allah'a bitişmiş olduğunu iddia eder­lerse fiil, kuvvetin olur. Ve her ikisi de, yani fiil ve kuvvet, Allah'da bulu­nur. Böylece, gerçekten fail olan Allah olur. Hayır, eğer iddia edip İsa aleyhisselâmda kuvvet bulunuyor, o kuvvetle cisimleri meydana getiri­yor, yoksa o kuvvet kendi fiili değildir[313], diyorlarsa, bu sefer İsa'nın İlâ; hinin bazısının istediği şeyi yaptığım ileri sürmüş olurlar. Eğer hadis olan kuvvetle değil, kendi zatı ile fiilini icra eder derse, izah etmiş olduğumuz hususlarla kendisine itiraz edilir. [314]

Sonra cisimlerin hadis olduğunu ispat eden deliller hakkında konu­şalım[315] : Eğer onu akıl yaptı diye söylerse, aynı hususu îsâ aleyhisselâm hakkında ifade etmesi gerekir. Eğer işitme yaptı derse, kendisine işitile-nin doğru olduğunun delili nedir? denir. Eğer onun delili eşyanın hadis olmasıdır derse, eşyanın hadis olmasının ancak    işitilmekle    anlaşıldığı söylenir. Sadık ve doğru olduğu da ancak eşyanın hadis olması ile bilinir. Öyle ise, onun hakkında bilgi edinmenin yolu kesilmiş olur. Ancak akılla olduğunun kabul edilmesi hariç ki, bu takdirde aynı hususu Îsâ aleyhis­selâm hakkında söylemesi gerekir. Sonra «Ey oğlum» demesinin daha büyük bir ikram olmaz, diyen kimseye, itiraz edilerek denir ki; evet «Ey babam»[316] demek, tazimde daha büyüktür. Eğer bu husus tekaddümü, ya­ni, kendisinden önce geçmesini icabettirir, derse tazimle itibar edilmesini iptal etmiş olur. Çünkü bu husus o yönden murad edilmez. Sonra o husus sabit olmuştur kî; belki, kendisinden başkası, ona o ismi veren kimse olur. Eğer o hususta kendi nefsi ile beraberliği temin etmek vardır derse, ona göyîe cevap verilir : Bazen biri, diğerine «ey kardeşim» der, fakat onu murad etmez.

Sonra, gerçekten onun yaratmasında ikram vardır. Belki de ona bu ismi başkası vermiştir. Bu hususta kendisine havariler ve peygamberler de ortak olurlar. Bu hususa3, işlerden açık olanla[317] itiraz, olundu. ÇünkU o sözü ikramda ifade etmek caiz olur, dedi. Peygamberlik ise ancak cinste ittifak edende caiz olur. Zira merkep ve köpeğe bu isim ile isim vermek caiz olmaz. Bunun içindir ki, ilk husus da caiz olmamıştır. Hepsinde mu­habbet, sevgi ve velayet yönü bulunur. Ve cinsin gayrinde olur. Tıpkı hak­kın, velayet, muhabbet, melekler ve benzeri hususlarda vacip olduğu gibi. Bununla beraber Allah-u Teâlâ'nın mahlûkattan sevdikleri ve dostlarının olması caizdir. Fakat aynısının çocuklar hakkında söylenmesi asla caiz olmaz. Kuvvet ancak Allah'tandır.

Bu konuda bizce asıl olan ihtilâfın iki vecih olmasıdır. Birincisi : Rab olma. Allah-u Teâlâ, İsa aîeyhisselâmın yeyip içtiğinden, ihtiyaçları yer­lerine reddetmesi ile kendisinin Rab olması mümkün olmadığını beyan buyurmuştur. Cenab-ı Hak onu, küçüklük, yaşlılık, Allah'a ibadet etme, Ona duâ ve niyazda bulunma, insanları Allah'a ibadet etmeğe, onu birle­meğe çağırma, Muhammed aleyhisselâmm geleceğini müjdeleme, O'na iman etme ile vasfetmiştir.

Sonra Cenab-ı Allah bütün âlemde cemetmiş olduğu gibi İsa aleyhis­selâmda da ibadet etme, sonradan, var olma, alâmet ve işaretlerini cemetmistir. Ve yine kendisi (Allah'ın salat ve selâmı üzerine olsun) için Al­lah'a ibadet etme ve onun peygamberi olmaktan başka hiç bir şey iddia et­memiştir. Kendisine İlâh demenin hiç bir manâsı yoktur. Bununla beraber eğer İsâ aleyhisselâma ilâh demek caiz olmuş olsaydı, insanoğlundan her­kese ilâh demek caiz olurdu. Esas şayanı taaccüb olan husus şudur ki : On­lar, Isâ aleyhisselâm hayatta iken bir çok deliller getirdiği halde onun peygamberliğine rıza göstermediler. Sonra göğe yükseltilmesi, refedilme-si, yahut onlardan çoğunluğunun inancına göre vefat etmesinden sonra onun peygamber olmasına, Allah'a ibadet etmesine razı olmadılar. Hatta Isâ aleyhisselâma rububiyet rütbesini verdiler ki, yaratmak, cevher, be­yan ve başlangıçta ve sonunda yalanla kendisinden meydana gelen her şeyle üzerlerine şahid olsun.

İkincisi : îsâ aleyhisselâmm Allah-u Teâlâ'nın oğlu olmasa hususu : Bu husus da bir kaç vecih üzere ifade edilir :

1 - Doğmak, bu ise mümkün değildir, fasiddir. Çünkü Allah-u Te-âlâ, muhtaç olmak veyahut kendisine şehevî isteklerin galebe çalması ve­yahut da kendisine yalnızlıktan usançlık gelmesi gibi beşerî sıfatlardan müstağnidir, beri ve münezzehtir. Onların hepsi çocuk edinme isteğinin sebebleridir. Oysa ki evlâd, babanın cevherinin gayrinden olması müm­kün değildir[318].  Allah-u Teâlâ bizatihi mahlûkata benzemez. Veyahut o hu­susa muhtemel olan manânın haricinde bulunur.   Alîah-u Teâlâ'mn beyan buyurduğu üzere eğer o, oyun ve oyuncağı ittihaz etmiş olsaydı, bizim nezdimizde olan hususları ittihaz etmesi imkân ve ihtimal dahilinde ol­mazdı.

2 - Sonra, her çocuk sahibi olanın kendisinin ortağı ve mülkünün çocuğuna kalması muhtemeldir. Kim ki bizatihî Rabb'dır, her şeye malik ve kadirdir. Bu gibi hususların kendisinde bulunması muhtemel değildir. Bir şeyin cüz'ünün, kendi çocuğu olmasının hiç bir manâsı yoktur, diyen kimseye göre onun kâmil olmaması vacip olur. Ta ki sonradan bulunsun. Mucizelerin yönleri bu hususu icabettirmez. Çünkü dünyada peygamber­liğin bilinmesinin yolu, mucizeler değildir. Bununla beraber kendilerine ortak koşuldu.

3 - Ve sonra da Isâ aleyhisselâm, Allah'a ihlâsla, içtenlikle ibadet ettiğine dair ifadesinde sadık olduğunu iddia ediyor. Mucizeler de başka bir şey değil, bunu icabettiriyor. Veyahut da üstün olması yönünden mu­cizelere ienad ediliyor. Dünyada bilinen bir hususdur ki gerçekten onlar ta'zün ifade eden isimlerden değillerdir. Bilâkis kendisine «Mesih» ve «Resul» ismi verilmesi, onlardan daha büyük ve yücedir.

4 - Gerçekten mahlûkattan  çoğuna Allah tarafından kerametler verilmiştir ki, o kerametler, ancak onlara ait olur. Bunlardan hiç bir şey peygamberlik ismini icabettirmez. Oysa ki, gerçekten «nübüvvet» dilde, yani lügatta ancak küçük ve zayıf anlamına gelir. Yoksa kuvvet ve yüce­lik ve üstünlük sahibi olma manâsına değildir.   Çocukların   durumu da böylecedir. Allah-u Teâlâ'nın tsâ aleyhisselâma nübüvveti ikram etmesi ve kendisini küçüklüğünde yüceltmesi bu bakımdan olur. Çünkü bazan bu husus, küçüklerde büyüklük[319] olarak zuhur eder. Kuvvet ancak Allah'­tandır.

5- Veyahut Allah-u Teâlâ'mn her iş ve musibetin gelişinde sığı­nacak ve yalvarıp yakarılacak yer olması bakımından olur. Bütün mahlû-katın yöneleceği yerin sahibi olan kimse de böyledir. O da tıpkı kızgın bir ateş olan «Hâviye»ye, Cehennem ehlinin annesi ve yeryüzüne de, yeryüzü ehlinin annesi ismi verildiği gibi. Kim ki mahlûkatın kendisine yakarıp yalvarması ve kendisine dayanması bakımından    yön sahibi olursa, her ne kadar kendi misli ile ancak izinle konuşursa da Allah'ın emri ile olduğu tahakkuk eder. Kuvvet ancak Allah'tandır. [320]
 

[307] Kitabın  aslında   -et'tedbîri»   kelimesi   «el'bedeneyni.   olarak  yazılmıştır.   Kelimedeki birinci "nun" ve "ye" harfi noktasızdır. Ben onu dip notta  >bi't - tedbîri»  olarak tashih  ettim.

[308] Kitabın aslında el'bezri»  kelimesi noktasızdır.

[309] Kitabın aslında  «halle» kelimesi  «vehalle»  olarak yazılmıştır.

[310] Kitabini aslında  «fehuve»  kelimesi  «fehum»  olarak yazılmıştır.

[311] Kitabın aslında  «el'yesa'» kelimesi noktasızdır. Kendisi Peygamberdir. Kur'ân-ı Ke-rîm'in En'âm sûresi, 86. âyet ve Sââd sûresi, 48. âyette zikredilmiştir.

[312] Kitabın  aslında  metninden  olduğu   işaret  edilmekle  beraber   .Yuşa'   bin Nun»   dip notta   varid   olmuştur.   Bak :    El-Ahd'ü - Kadîm :    YÛşa' :    El-İshah   El-Evvel.

[313] Kitabın aslında -bîfi'lihî*   kelimesi  «bifi'lin.  olarak  yazılmıştır.

[314] İmam Matüridi, Tevhid, Hicret Yayınları: 349-352.

[315] Kitabın  aslında   «netekellemu»   kelimesi   «nükellimu»   olarak  yazılmıştır.

[316] Kitabın aslında   «ebî»  kelimesi  <ebun>   olarak yazılmıştır.

[317] Kitabın aslında   «bi'l celîli minel  umûri»   cümlesi   «bi'l  cülleti  ye  bi'l  umûri* olarak yazılmıştır.

[318] Kitabın aslında, metinden olduğuna işaret edilmekle beraber,  «İhâleti» kelimesi dip notta varid olmuştur.

[319] Kitabın aslında «el'uzamâu*  kelimesi noktasız ve hemzesiz olarak yazılmıştır-

[320] İmam Matüridi, Tevhid, Hicret Yayınları:352-355.