ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Kapaktakiler > Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır  (Okunma Sayısı 551 defa)
09 Kasım 2011, 08:21:32
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 09 Kasım 2011, 08:21:32 »



Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır


Eylül 2005 - 81.sayı

Halil AKGÜN
kaleme aldı, KAPAKTAKİLER bölümünde yayınlandı.


Hz. Peygamber Efendimiz güzel konuşur, ümmetini de güzel konuşmaya davet ederdi. O'nun dilinden dökülen kelimeler sadece doğru değil, aynı zamanda güzeldi. O'nun söyleyiş biçimi, söylediği şey kadar önemliydi. O'nun dilindeki berraklık ve letafet, ruh güzelliğinin kelimeler dünyasındaki yansımasıydı. Peki bizim dil dünyamız bugün ne halde? Her gün biraz daha sığlaşan, daralan, bayağıla şan dil dağarcığımız, zihin ve ruh dünyasında yaşadığımız kuraklığın bir tezahürü değil mi?

Dil ile düşünce arasındaki yakın ilişki, dilimizdeki sığlaşmanın düşünce ufkumuzun daralmasının bir sonucu olduğunu teyid ediyor. Bu ilişki, düşündüğümüz şeyleri dil aracılığıyla ifade etmemizden kaynaklanıyor. Dil olmazsa düşünce olmaz. Kelimeler olmasa, düşüncelerimizi açık-seçik ve anlamlı bir şekilde ifade etmemiz mümkün olmaz.

Bu yüzden klasik düşüncede insan ‘hayvan-ı nâtık ' olarak tanımlanmıştır. Yani insan anlamlı söz söyleyen, bunu söyleyebilmek için de anlamlı düşünce üretebilen varlıktır. Nutk ile mantık, yani konuşma ile doğru düşünme arasında böylesine derin ve sıkı bir ilişki vardır. Bu iki meleke olmadan insanın zihnen kâmil ve tamam bir varlık olması mümkün değildir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran da bu özelliğidir.

Bu yüzden klasik eğitim dil ve mantıkla başlar. İnsanın kullandığı dilin özelliklerini bilmesi ve bu bilgiyi doğru düşünce üretebilmek için kullanabilmesi gerekir. Bir dilin lügat özelliklerini bilmek teknik bir detay değildir. Dil çalışmaktan amaç sadece etimolojik tahlil yapmak da değildir. Dil bilgisi insana dil aracılığıyla gerçekliği kavrama ve ifade edebilme imkanı tanır. Bu, insan olmanın asgari şartıdır.

Bu noktada, Cenab-ı Hakk'ın eşref-i mahlukat olarak yarattığı insanla iletişim kurmak için dili seçmiş olduğunu hatırlamakta fayda var. Kitabî yahut tedvinî vahiy, yaratıcı ile yaratılan arasında kurulan bir ilişkidir. Yaratıcı, insanoğluna iyiyi, doğruyu, güzeli, emir ve yasaklarını bir kitap yani dil aracılığıyla anlatır. Dua, dili vesile kılarak Cenab-ı Hak ile kurduğumuz bir iletişimdir.

Dil, türdeşimiz olan diğer insanlarla iletişim kurmak için de muhtaç olduğumuz en önemli araçtır. İnsan topluluklarını hayvan sürülerinden ayıran, bu dil yeteneğidir. Bir arada yaşama iradesi gösteren insanlar, bunu dilin sunduğu imkanlar sayesinde yaparlar. Birbirlerinin söyledikleri sözleri anlamayan insanların ortak bir ideal etrafında birleşmeleri ve bir kültür ve medeniyet inşa edebilmeleri mümkün değildir.

Dil ile düşünce arasındaki ilişki


Fakat kelimeler tek başına düşünce için yeterli değildir. Onlara anlam yükleyen, onları birer dil sembolü haline getiren bizim düşüncelerimizdir. Kelimeler düşüncelerimizin sembolleridir. Ağzımızdan dökülen kelimeler, belli bir düşünce sürecinin sonucunda ortaya çıkarlar. Düşünmeden ve ölçülüp biçilmeden söylenmiş bir söz, anlamlı bir söz değildir. Bir düşünce yahut hissi anlatmak için kelimeler arasında seçim yapmamız bundan dolayıdır.

Özelde kelimeler, genelde dil, statik, değişmeyen ve ölü bir imgeler yığını değildir. Onların kendilerine göre hayatları vardır. Kelimelere yüklenen anlamlar değişebilir. Bu anlamlar derinlik kazanıp güçlenebilir ya da sığlaşıp işlevsiz hale gelebilir. Düşünme biçimimiz, dü ş ünmemizi mümkün kılan kelimeler üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Bir konudaki tefekkürümüz , algı şeklimiz ve sosyal alışkanlıklarımız deği ş tiğinde , bunlara tekabül eden kelimelerin anlam alanı da değişikliğe uğrar. ‘Bey', ‘herif' ve ‘efendi' kelimelerinin son bir asırdaki tarihi, bu tür değişikliklerin ne kadar köklü olabileceğini gösteriyor.

Neticede dil ile düşünce birbirini besleyen, tamamlayan şeylerdir. Dil düşünme kodlarımızı belirlediği gibi, düşünme biçimimiz de dilin işlevini belirler. Bu yüzden insanın hangi düşünce evreninde yaşadığı ve hangi kelimeleri kullanarak düşündüğü son derece önemlidir. Dildeki dönüşümü, zihin dünyasındaki dönüşümden bağımsız ele almak mümkün değil.

Günümüz Türkçesinin giderek sığlaşması ve sekülerle ş mesi , Türkiye'nin çarpık modernleşme serüveninin kaygı verici sonuçlarından biri. Bugün ortalama bir Türk insanı, 500-600 adetlik bir kelime dağarcığıyla düşünür ve konuşur hale geldi. Medyanın kullandığı sığ, yavan, bayağı ve çoğu zaman laubali üslup, devlet adamlarının konuşmalarından yüksek öğrenim kurumlarına kadar toplumun her alanına sirayet etmiş durumda. Batıda günlük gazetelerin kullandığı dil ciddi bir dilbilgisini gerektirirken, Türkiye'de gazete dili ‘kahvehane dili' olmaktan öteye geçemiyor. Hatta Anadolu'daki kahvehane dilinin, medyatik dilden daha büyük bir derinliğe sahip olduğunu söylemek mümkün. Çünkü en azından öyle ortamlarda mahalli dil ve ifadeler kullanılmaya devam ediyor.

İngilizce konuşulan ülkelerde üniversite mezunu bir öğrenci, 16 ve 17. yüzyılda yazılmış edebi, dinî yahut siyasi metinleri anlayabiliyorlar. Bizde ise bırakın bir asır öncesini, bir nesil önceki yazarların metinlerini anlamakta zorluk çekiliyor. Kendi tarih ve kültürüyle dil ve metinler aracılığıyla irtibat kuramayan genç nesiller, televole kültürünün tahrif edici etkisine karşı koyamıyor.

Dil ve kültürel sığlaşma

Bu durumun ortaya çıkmasında Türkiye'nin, Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri izlediği dil ve kültür politikalarının payı büyük. Bu dönemde İslâm kültürü, İslâm medeniyetinin klasik metinleri ve onların dayandığı dil örgüsü medenileşmenin önünde bir engel olarak görülmüş ve reddedilmi şti. Kendini Avrupa'nın kültür havzasına ait gören Cumhuriyet'in elit kadroları, kendilerine yabancılaştıkça muasır medeniyet seviyesine çıkacaklarını zannettiler. Oysa bu tavır onları tarihin dışına itmekten başka bir sonuç vermedi. Neticede ne kendileri kalabildiler, ne de ‘çağdaş' olabildiler.

Bu tavrın dil alanındaki yansıması, dil tasfiyesi amacıyla ortaya atılan öztürkçecilik hareketiydi. Bu hareketin amacı güya Türkçe'yi Osmanlıca'nın hantal ve ağdalı yapısından kurtarmak ve onu daha dinamik ve esnek bir yapıya kavuşturmaktı. Yeni bir millet yarattığına inanan Cumhuriyet, bu ihdas edilmiş millet için yeni bir alfabe ve dil de seçmişti. Buna göre yeni Türk milleti sadece Batılılar gibi düşünmeyecek, aynı zamanda onlar gibi konuşacaktı.

Fakat öztürkçecilik adına Türkçe'deki Arapça, Farsça ve Osmanlıca kelimelerin tasfiye edilmesi, Türk dilinde yaşayan İslâm kültürüne ait unsurların tasfiye edilmesi hareketidir. Amaç dilin sadeleştirilmesi değil, Türk dilindeki İslâmî kimliğin bertaraf edilmesidir. Nitekim öztürkçecilik hareketini savunan çevrelerin sergilediği din antipatisi ve İslâm kültürü düşmanlığı bunu teyid ediyor.

Asıl sorun, dildeki sekülerleşmenin ve bayağılaşmanın sınırlı bir aydın grubunun ötesinde bütün toplumun dil örgüsüne sirayet etmiş olması. Bugün gündelik gazete ve magazin diliyle konuşan insanların, din, medeniyet, kültür, küresel siyaset, kimlik, tarihi derinlik, felsefe, metafizik, ilâhiyat, maneviyat gibi alanlarda sağlıklı ve derinlikli bir düşünce ufkuna sahip olması mümkün değil. Dildeki sığlaşma, zihinlerdeki sığlaşmanın bir tezahürü olarak çıkıyor karşımıza.

Dilin sekülerleşmesi


Bütün bunlardan daha endişe verici olanı, dildeki sekülerleşmedir . Türkçe'deki temel kavramlar, Batılı anlamları esas alınarak yeniden yorumlanıyor. Türkçeymiş görünen pek çok kelime, aslında Batılı düşünce dünyasından alınan kavramsal semalar içinde tanımlanıyor. Din, dindarlık, Tanrı, ulus, devlet, sekülerlik , tabiat/doğa, sağ, sol, muhafazakârlık, emek, özgürlük, birey ve bireysellik gibi pek çok kelimenin bugün revaçta olan anlamlarını kendi geleneğimizden devşirdiğimizi söylememiz mümkün değil.

Örneğin sağ-sol kategorisi bizim geleneğimizde hiçbir zaman var olmadı. Seküler denen şeyin klasik İslâm dillerinde bir karşılığı yok. Tabiatı, kendi başına hareket edebilen (otonom) ve hayatı var kılan bir güç olarak gören seküler ve pozitivist düşüncenin bizim düşünce geleneğimizle telif edilmesi mümkün değil. İslâm düşüncesi, tabiatı da yaratılmış bir varlık olarak gördüğü için ona hiçbir zaman yarı ilâhi güçler atfetmedi. Yine bu yüzden tabiat kelimesine evrim teorisinin yüklediği anlamı klasik İslâm düşüncesindeki tabiat fikriyle bağdaştırmak olanaksız. Bu tür kelimelere yüklenen seküler anlamlar çoğu zaman farkında olmadan gündelik konuşmalarımızın bir parçası haline geliyor. Oysa bunlar üzerinde biraz düşündüğümüzde aynı kelimelerle konuşan insanların çok farklı anlam dünyalarından hareket ettiklerini görüyoruz.

Bu seküler etkiyi bazen dinî literatürün kendisinde dahi görüyoruz. Hz. Peygamber s.a.v.' le ilgili son dönemde yapılan bazı tasvirler bunun çarpıcı örneklerinden biri. Çağdaş düşünce hareketlerinin etkisinde kalanlar, Hz. Peygamber'i büyük bir ‘kahraman', ‘kumandan', ‘dahi', ‘devlet adamı', ‘sosyal uzlaşmacı', ‘diplomat' olarak tasvir ediyorlar. Bunları söylerken Hz. Peygamber'in bir insan olarak ne kadar üstün özelliklere sahip olduğunu anlatmak istiyorlar. Buna göre, Hz. Peygamber'in nübüvvetini kabul etmeyen insanlar dahi onun bu üstün insanî özelliklerini takdir ve itiraf etmek durumundalar.

Fakat iyi niyete dayanan bu yaklaşım biçiminin arkasında çağdaş düşüncenin hümanist ve seküler etkisi var. Hz. Peygamber s.a.v. şüphesiz diğer insanlardan daha üstün ahlâkî hasletlere sahipti. Onun güzel ahlâkı, zekâsı, kişisel kemali, maneviyatı, idarecilik yeteneği bütün zamanlar için bir örnektir. Fakat Hz. Peygamber'i farklı kılan en önem...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır
« Posted on: 17 Eylül 2019, 17:30:27 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır rüya tabiri,Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır mekke canlı, Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır kabe canlı yayın, Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır Üç boyutlu kuran oku Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır kuran ı kerim, Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır peygamber kıssaları,Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdır ilitam ders soruları, Dilin Sığlaşması Zihnin Sığlaşmasıdırönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &