ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Aile Dergisi > Kapak Konusu > Benim Mahallem
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Benim Mahallem  (Okunma Sayısı 781 defa)
18 Ekim 2011, 12:40:24
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 18 Ekim 2011, 12:40:24 »



Benim Mahallem…

Aralık 2008 39.SAYI

Günümüz insanı için tatlı bir nostaljinin ötesinde pek bir anlam ifade etmeyen mahalle kültürünü o terbiyeyle büyüyen isimlere sorduk. Hatıralarıyla dergimize konuk olan televizyoncu Binnur Feyizli, şair Sunay Akın, yazar Haluk Sena Arı ve Üsküdar Belediyesi basın danışmanı Selda Özgel kardeşliğin, komşuluğun, hatırşinaslığın yaşandığı eski mahallelerimizi anlattılar.

Değişen ve gelişen dünyada insan her gün biraz daha yalnızlaşıyor. Büyük şehirlerde yükselen apartmanlar içinde çok sayıda evi barındırsa da apartman sakinleri birbirilerini tanımıyor. Komşuluk, paylaşmak, yardımlaşmak kavramları anlamını yitirmeye başladı. Oysaki çok değil, 30 yıl öncesine kadar mahalle kültürü hakimdi güzelim şehirlerimizde. Efendimiz’in (s.a.v) “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi gereğince lokmasını dahi komşusuyla paylaşan insanımız acıya da sevince de ortak olurdu.

Komşuların “Bir maniniz yoksa size geleceğiz” sözlerinin duyulmadığı şimdiki mahallelerimizde tek başımıza yaşıyor gibiyiz. Halbuki en iyi okulların bile veremeyeceği insanlık dersi ancak mahallelerde alınır, ahlaklı olmak, yardımsever olmak gibi güzel hasletler kitaplardan değil insanlardan öğrenilirdi. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanımızın mahrum olduğu bu güzellikleri mahalle kültürünün içinden gelen isimlere sorduk. Hatıralarıyla dergimize konuk olan televizyoncu Binnur Feyizli, şair Sunay Akın, yazar Haluk Sena Arı ve Üsküdar Belediyesi basın danışmanı Selda Özgel’in yetiştikleri mahalleler hakkında söyledikleri günümüz insanına neleri kaybettiğini hatırlatıyor. Konuklarımızın çizdiği mahalle tabloları, inşa ettiğimiz komşuluk ilişkileri için de yol gösterici bir rol üstleniyor.

Binnur Feyizli (Tv yapımcısı ve yönetmen): Huzurun ve sükûnetin kol gezdiği bir mahalle

Kırşehir’de merkeze yakın bir mahalleydi bizimkisi. Bu mahallede evler genellikle ahşaptı ve bazılarına bahçeden bazılarına doğrudan sokaktan giriliyordu. Dedemlerin evi Aşık Paşa ile Ahi Evran’a giden yolların kesiştiği yerde Sulu Sokak’taki 70 numaralı evdi. Kileri, ağılı, kömürlüğü ve ağaçların olduğu bahçesiyle cumbalı şirin bir Anadolu eviydi. Evin misafiri çok olurdu. Gelenler çoğunlukla boş gelmezdi. Herkes elinde ne varsa paylaşırdı. Anneannemin tarladan toplayıp getirdiği elmaları sepetlere koyup komşulara dağıttığını hatırlıyorum. Bu keyifli geziye zaman zaman ben de katılırdım.

Huzurun ve sükunetin kol gezdiği bir mahalleydi. Komşuların derdiyle dertlenilen, sevinciyle sevinilen bu mahallede doğumda loğusa şerbeti, düğünde düğün çorbası, ölümde helva komşularla birlikte yapılırdı. Kapı önleri bütün mahallenin hikayelerine şahitlik ederdi. Sevinçte de kederde de hep beraberdi mahalleli. Doğum olunca hemen bir hediye alınır gözaydınına gidilirdi. Doğan çocuğun ilk dişi çıktığında da ailesi tarafından buğdaydan kaynatılıp yapılan diş hediyesi mahalleye dağıtılırdı. Ölüm zamanında da beraber olurdu komşular. Akşam 3-4 kap yemek yapılır, ölü evine götürülür bir arada oturulurdu.

Akşama kadar süren oyunlar mahallenin boş bir arsasında ya da bir bahçede oynanırdı. Çelik çomak oynar, birdirbir saydırırdık. Kız çocukları çoğunlukla ip atlar, seksek veya beş taş oyunu oynardık. 10 kuruşun üstünü beyaz bir bezle kaplar üstüne yüz çizer çöpten yaptığımız bedene bunu bağlar ve en güzel oyuncaklarımız olan çöpten bebekleri yapardık. Bazen oyunun en tatlı yerinde annemin beni çağıran sesi duyulurdu. Mahalledeki teyzelerden birine yollanırdım. Annemin söylediği “Bizde kalmamış da” diye başlayan cümleyi tekrar eder verileni alır anneme getirirdim ve oyuna tekrar kaldığım yerden devam ederdim. Akşam ezanı okununca biz çocukların eve gitme vakti gelmiş demekti. Annelerimiz cama çıkar hepimizi tek tek çağırırdı. Gün boyu sokakta arkadaşlarla süren bu oyunlar bana paylaşmayı ve dostluğu öğretti. Mahallede birisi vefat ettiği zaman çocuklar da neşelerini kaybederdi. Çünkü cenaze evinin önünde oyun oynanmaz, yüksek sesle bağırılmazdı. Zaten o günlerde mahalle sessizleşirdi, tadı değişirdi. Biz çocuklarsa ölümün ne olduğunu o yıllarda hiç anlamazdık ama yaşanan üzüntü bizi de etkiler oyunlarımızı sessizce oynardık.

Uzun kış gecelerinde mahalleli toplanır, birlikte yemek yapardı. Tel tel de denilen pişmaniye gibi bir tatlı yapıldığını hatırlıyorum. Herkes sırayla karıştırır, pencerenin önünde tatlıyı uzata uzata soğuturlardı. Üzüm bağlarından getirilen salkım üzümlerden pekmez yapılırdı. Mahalleli yine beraberdi. Herkesin bir şeyler yapmak için koşuşturduğunu hatırlıyorum.

Haluk Sena Arı (Yazar): Selam esirgenmezdi

Mescidi, büyük çınarın altındaki çeşmesi, kıraathanesi, çocukların oynadığı boş arsaları, bakkalı, seyyar satıcıları ve bahçe içindeki evleri ile orası bizim mahallemizdi. Zengin, fakir, esnaf, memur veya paşa birbirinden selamını esirgemez, hal hatır sorar, gönülleri hoş ederdi. Mahallede herkes birbiri ile ahbaptı ama, bazı komşular daha teklifsiz görüşürlerdi. Ekmeğin vesika ile alındığı, unun kıt kanaat kullanıldığı ikinci dünya harbi yıllarında bu komşular, erzaklarını birbirleri ile paylaşırlar, o yıllarda yapılması büyük lüks olan bir tepsi böreğini bile aralarında taksim ederlerdi. Zaten, mutena bir yemek pişince mutlaka komşuya da yollanır, sonra o tabağa değişik bir yiyecek konarak sahibine geri verilirdi. Bu işleri evin çocukları yapar, “Teyze, annemin selamı var” diyerek çaldığı komşu kapısını açana o tabağı uzatırdı. Aslında uzatılan bir dostluk eli idi. İyi bir yemeğin, komşuya tattırılmadan, kendi boğazından geçmeyişinin bir nişanesi idi.

Komşular arasında dayanışma da vardı. Düğünde, dernekte, neşede, kederde, insanlar birbirlerinin yardımına koşarlardı. Başkalarının sevinç ve tasalarına ortak olmak, vazife bilinirdi. Her fırsatta, komşular birbirleri ile görüşürler. Hastalar ziyaret edilir, yeni evlenenlere tebriğe gidilir. Mahallenin zenginleri, servetlerini teşhir etmezler, orta halli yer, içer, giyinirlerdi. Kendilerine karşı israfa kaçmayan bu insanlar, verirken çok cömerttiler. Kimsenin isteme durumuna düşmemesi için, fakir, fukarayı arar bulurlar, zevkte, sefada yemeyip vatan evlatlarına tahsil imkanı sağlarlardı.

Sunay Akın (Şair): Ramazanlar bir başka güzeldi

Ben mahalle kültürünün şairi, yazarı, araştırmacısı ve müzecisiyim. Çocukluğumun ilk yılları Trabzon’da geçti. Hep sokaklarda oynardık. Akşam hava kararınca annem; “Sunay eve gel. Sokak çocuğu mu olacaksın?” diye bağırırdı. Ne güzeldi o sokak. Evlerin ışıkları yanardı. Komşular birbiriyle dayanışma içindeydi. Sevgiden, paylaşmaktan, saygıdan bahsedilirdi. Akşam olunca babalarımız işten dönerdi ve biz onları karşılardık. Hepsinin cebinde kese kağıdı içine koyulan bisküviler olurdu.

Bakkal önü çok önemliydi. Çocukluğumda, bakkal önünde içtiğim gazozun tadını hala bulamadım. Dünyanın çok güzel sofralarında oturdum, çok özel mekanlarda yemek yedim ancak o mahalle bakkalının önünde içtiğim gazozun tadını bulamadım. Çünkü, o gazozun tadında mahalle vardı, bakkal önünde paylaşılan arkadaşlık, sohbet vardı. Yalnız değildik. Arkadaşlarla beraberdik. O yıllarda Üsküdar’da bostanlar vardı. Zeynep Kamil’den Salacağa doğru yürürken, bostanlardan salatalık domates alırdık, mahallenin fırıncısı ihtiyacı olanlar alsın diye ekmekleri dükkanın önüne koyardı. Biz o ekmeklerden alırdık. Cebimizde paramız yoktu ama karnımızı doyururduk. Bizi doyuran mahalle kültürüydü. Mahallede yardımlaşma ve sevgi vardı.

Hele Ramazanlar bir başka güzeldi. Kim evde ne pişiriyorsa mutlaka dağıtılırdı. Akşamüstleri iftar vakitlerinde sanki mahalleye biri gelecek gibi pencerelere çıkılır, herkesin gözü kulağı yanacak kandillerde, okunacak ezan sesinde olurdu. Mahallede kimse kimseye kaç paralık adam gözüyle bakmazdı. Zengin ve fakir aynı mahallede yaşardı. O mahallenin fakirleri zaten aynı mahallenin zenginleri tarafından sahiplenilirdi. Türkiye’de insanlığın kırıldığı nokta budur. Mahalledeki hayat, okula yansırdı. Sınıfta, babasının benzin istasyonu olan arkadaşımız da vardı, babası sinemada yer gösterici olan arkadaşımız da. Babası doktor olan da vardı, bakkal olan da vardı. Biz de arkadaştık babalarımız da. Babam terziydi. Hatırlıyorum da, her cuma günü dükkan önüne sofrasını kurardı. O sofraya mahalledeki zengin fakir herkes davet edilirdi. Amacı bunu fakirlere belli etmeden yapmaktı.

Haydarpaşa Lisesi’nde okurken bir arkadaşımız dört gün okula gelmedi. Babası sinemada yer gösterici olan arkadaşım Ahmet, hasta babasının yerine sinemada yer göstericiliği yapıyordu. Çünkü, eve para götürmek zorundaydı. O mahallenin çocukları dört gün boş kalan o sıraya bakarak hayat dersi aldık. Benim çocuklarım aynı statüdeki çocuklarla okuyor. Ben onlara o kültürü zorlasam da veremiyorum. Mahallemizde taksici bir ağabeyimiz vardı. Mahallede durumu kötü olan, hasta olanları hemen zengin olanlara bildirirdi. Mahalle kültürünü kaybetmekle aslında her değerimizi kaybettik. Özgürlükleri, Anadolulu olmayı, sevgiyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, saygıyı, insan olmayı ve insanca yaşamayı kaybettik.

Selda Özgel (Üsküdar Belediyesi Basın Danışmanı): Evde pişen yemeklerden muhakkak yaşlıların evlerine de gönderilirdi

Annem komşuluk ilişkilerine çok önem verirdi. Her akşam muhakkak bir komşuda toplanılır, “müsait misiniz?” diye de gündüzden telefon açılıp sorulmazdı. Zaten birkaç kişinin dışında herkeste telefon da yoktu, onun için insanlar yüz yüze görüşürdü. Tabi arada biz çocuklar çok yorulurduk. Bir şey söylenecekse bizi koştururlardı. Çoğu zaman çok kızardım ama itiraz etme hakkımız yoktu. Çünkü annem bizi karşısına alır uzun uzun konuşur, komşulara hizmetin ne kadar sevap olduğunu anlatırdı. Tabi biz o ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Benim Mahallem
« Posted on: 21 Eylül 2019, 14:38:46 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Benim Mahallem rüya tabiri,Benim Mahallem mekke canlı, Benim Mahallem kabe canlı yayın, Benim Mahallem Üç boyutlu kuran oku Benim Mahallem kuran ı kerim, Benim Mahallem peygamber kıssaları,Benim Mahallem ilitam ders soruları, Benim Mahallemönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &