ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > İz Bırakanlar > Şems ile Mevlana'ya Dair
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şems ile Mevlana'ya Dair  (Okunma Sayısı 702 defa)
10 Aralık 2010, 16:37:07
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 10 Aralık 2010, 16:37:07 »




ŞEMS İLE MEVLANA'ya dair
Şems´in Ailesi
Devletşah Tezkeresî´nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid´in torunu Havend Alâeddin´in oğludur. Alâeddin, dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış, tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir.
Bazı tezkerecilere göre de Şems´in aslı Horasanlıdır. Babası ticaret maksadiyle Horasan´dan Tebriz´e gelmiş, orada yerleşmiş; Şemseddin de Tebriz´de doğmuştur. Devletşah diyor ki, «O, nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. Asıl zevk, ruh âleminin manasına erebilmektedir. Yoksa, bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var.»
Konya´ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma
Konuşmalar´dan anladığımıza göre Şems,´642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya´ya gelmiştir.(M. 48). O Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî´nin verdiği bilgi ile Molla Câmi´nin Nefahat-ül-üns´de ve bizzat Makalât metninin 56´ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya´ya gelir; Şekerciler Hanı´nda bir odaya yerleşir, Mevlânâ´yı sorar; onun, o sırada Meram bağlarında sayfiyede
olduğunu, ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Şems yol üzerinde beklemekte, sabırsızlıkla Mevlânâ´nın yolunu gözetmektedir. Derken belirli vakit gelir, Mevlânâ bir katıra binmiş, aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır.
Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems, katırın dizginine yapışır, selâm verir ve «Hemen söyle bana,» der, «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür, yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ, «Bu ne sorudur?» der, «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur, en yücesidir. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems, «Ama niçin Hazreti Muhammed (S.A.) hep ´Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik,´ dediği halde Bayezid, ´Beni ululayın şanım
ne yücedir,´ diye öğünmüştür?» Mevlânâ, bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş, bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems´in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş, onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ´nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır.
Eflâkî´ye göre Mevlânâ, Şems´in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını,büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S.A.), cihan varlıklarının en büyüğüdür, Bayezid kim oluyor? Bayezid´in susuzluğu bir yudum su ile diner, o zaman da suya kandığından
söz eder. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar; güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. Ama Hazreti Muhammed Mustafa´nın (S.A.), susuzluğu o kadar derindir ki, şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti
Muhammed Mustafa´nın davası çok büyüktür. Şu sebepten ki, Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S.A.), her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. Hakkın yüceliğinin, kudretinin, her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün, her saat gördükçe aşk ve hayreti artar
ve ondan dolayı da ´Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik,´ diye hep özlem duyar.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî, bir nağra atarak yere yıkılır.
Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır, gece gündüz, oruç, namaz, ibadet ve sohbetle meşgul olur, hiç dışarı çıkmazlar. Ama. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin´in ilmî konuşmalarından, irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik, Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca
hareketlere başlarlar. Konya şeyhleri arasında bir sofi de, «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled´in oğlu bir
Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler, Tebrizlilerin uydusu haline geldi,»
diye halkı ayaklandırıyordu. Bir kısım Konyalılar da, «Acaba Mevlânâ´da o kadar akıl yok mu ki, bir Tebrizlinin peşine düşmüş?
Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır, halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir,» diyorlardı. Bu dedikoduları
işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz, Şemseddin´i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz, eğer sevseydiniz onu öyle
çirkin karşılamaydınız.» Bazıları da, «Bize, Şemseddin´den bir gönül hoşluğu gelmiyor,» diyorlardı.
Şems ile Mevlânâ´nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları
Mevlânâ´nın Şemseddin´le buluşması, ona, sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems´in manevî benliğinde, onun
velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. O, Şems´in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale
gelmişti ki, bütün normal işlerini, müftülük, müderrislik, vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa, iterek artık Şems´in pervanesi
olmuştu. Dış âlemle ilişkisini kesmiş, artık başka bir âleme dalmıştı. Gözü kulağı Şems´in sohbet ve irşadında, hep onun
işaretlerine dönük, hep onunla göz göze diz dize idi.
Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış, iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü.
Bunu en çok Mevlânâ´nın yakınları, talebesi, sohbet arkadaşları yapıyor, hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. Şemseddin,
hakkındaki bu dedikoduları, düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş
ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. Gecenin birinde Konya´dan ayrıldı; kayıplara karıştı.
Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam´a gitmiş olduğu anlaşıldı. Bu ayrılık süresi, aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. Şems´in Konya´dan ayrılması Mevlânâ´yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun, aksine, bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına, sıhhatinin bozulmasına yol açtı.
Kimseyle konuşmuyor, meslislere gitmek istemiyor; hep gam, keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. Neredeyse o ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam´dan gelen bir mektup imdada yetişti. Bu mektup Şemseddin´den idi.
Mevlânâ´nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. Çünkü Şems´in Şam´da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Şems´in mektubu şöyle başlıyordu:
«Mevlânâ´ya malûm olsun ki, bu zaif hayır duası ile meşguldür. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli, diri gönüllü bir dervişe rastladım.
Öyle bir derviş ki, Mevlânâ eğer onun iç yüzünü, ger. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar, saygı göstermekten geri durmazlardı. On yıldan fazladır ki burada bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam´a tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi.»
Şemseddin´in Şam´da uzun süre kalması Hz. Mevlana´yı çok üzüyordu. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi:Başlangıcı olmayan zamandan beri diri, yaratıcı, kudretli, bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru, yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla,
hâkim ve mahkûmlarla doldu. Şems-i Tebrizî´nin tılsımlarıyle, büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu, mum gibi erimeye başladım. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane, can da
o viranenin baykuşu oldu. Aman ne olur, yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır; akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam´ın, Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili!
Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi, yirmi nefer atlı, birkaç yük değerli hediye, altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin´i tekrar Konya´ya getirmek üzere Şam´a gönderdi. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems´in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled´e tembih etti. «Benden selâm götür,
âşıkane secdeler et. Şam´a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad, et,» dedi.
Gidin ey yoldaşlar, dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin!
Tatlı teraneler, renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın.
Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. O, sizi atlatır.
Onun çok sıcak bir nefesi vardır. Cadılıkla, büyücülükle suya düğüm vurur, havayı bağlar.
Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse, sen otur da seyret; bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin.
Bir kere onun cemali parlayınca, güzellerin güzelliği hiç kalır. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner.
Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç; o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür.
Sultan Velecl, babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam´a yollandı. Oraya varır varmaz,babasının işaret ettiği hana gitti, Şems´in odası önünde edeple durdular. Mevlânâ´hm mektubunu, armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle, saygı ile Konya´da beklediklerini anlattılar. «Umarız ki, bu dileklerimizi kabul buyurursunuz,» diye ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Şems ile Mevlana'ya Dair
« Posted on: 31 Mayıs 2020, 16:02:48 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Şems ile Mevlana'ya Dair rüya tabiri,Şems ile Mevlana'ya Dair mekke canlı, Şems ile Mevlana'ya Dair kabe canlı yayın, Şems ile Mevlana'ya Dair Üç boyutlu kuran oku Şems ile Mevlana'ya Dair kuran ı kerim, Şems ile Mevlana'ya Dair peygamber kıssaları,Şems ile Mevlana'ya Dair ilitam ders soruları, Şems ile Mevlana'ya Dairönlisans arapça,
Logged
06 Eylül 2019, 19:00:48
Ceren
Görevli Sorumlusu
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26.052


« Yanıtla #1 : 06 Eylül 2019, 19:00:48 »

Esselamu aleykum. RABBİM razi olsun paylasimdan kardeşim. ..
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
07 Eylül 2019, 09:10:25
Sevgi.
Dost Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 15.658



« Yanıtla #2 : 07 Eylül 2019, 09:10:25 »

Aleyküm selâm. Bu faydalı bilgiler için Allah sizlerden razı olsun kardeşim
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &