ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > İz Bırakanlar > İstikbal Endişesi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İstikbal Endişesi  (Okunma Sayısı 421 defa)
19 Temmuz 2010, 16:16:18
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 19 Temmuz 2010, 16:16:18 »



İstikbal Endişesi




Bazı adanmış ruhlarda bile, yaşlanınca vazife alamama, boşta kalma ve başkalarına muhtaç duruma düşme gibi endişeler hükmünü icra edebiliyor Dolayısıyla, geleceği teminat altına almak için mal biriktirme ve belli bir yaştan sonra devlet kurumlarına geçme gibi tedbirler makul görülebiliyor Böyle bir düşünce adanmışlık duygusuyla telif edilebilir mi, istikbal endişesinin hayra tevcih edilmesi ne suretle olur?
Geleceği düşünme, onu garanti altına alma hususunda tasalanma ya da ileride vuku bulması muhtemel hadiselerden dolayı meraklanma, kaygı duyma, hatta bir kısım menfiliklerin olabileceği mülahazasıyla kederlenme demek olan "endişe-i istikbal" az ya da çok her insanda bulunan bir duygudur Âhirete ait işleri kolayca yapabilmesi için insanın fıtratına konulan merak, muhabbet, hırs ve inat gibi hislerden biri de "istikbal endişesi"dir

Gelecek Kaygısı
Bu his insana, âhireti düşünmesi, Cennet'e ve âhiret nimetlerine kavuşmak için gayret göstermesi, Cehennem'den korkması ve ölüm sonrasındaki azaplardan kurtulmaya çalışması için verilmiştir Heyhat ki, insanların çoğu, nazarlarını daha yakın gördükleri zaman birimlerine dikmiş; yarın, önümüzdeki hafta, gelecek ay, ertesi sene, on yıl sonra hesapları üzerine yoğunlaşmış ve bu hayatı ebedî kabul edercesine, istikbal endişesini bütün bütün dünya ile alâkalı işlere yönlendirmişlerdir Bugün insanlar genellikle, "Yarın ne yaparım?" "Hangi üniversiteyi kazanırım?" "Okul bitince hangi mesleğe atılırım?" "Hangi müessesede iş bulurum?" "On sene sonra bir ev alabilir miyim?" "Emekliliği müteakiben nerede yaşarım?" "Bu çocuk da evlenip gidince bana kim bakar, ne yer ne içerim?" türünden sorularla meşgul olmaktadırlar
Hususiyle gençlik yıllarında kendini iyice hissettiren gelecek kaygısı, insanı hem kendisinin hem de eş-dostunun, çoluk-çocuğunun istikbaliyle alâkalı ümit ve endişeler arasında sürükler durur İnsanları kandırmak için her türlü hileye başvuran şeytan ve hep kötülükleri dayatan nefis de bu duyguyu devamlı surette körükler; "Ne olacak senin halin ne yiyip ne içeceksin sonra kim bakar sana?! Ya çocuklarının durumu, onların yurt yuva kurması, meslek sahibi olması Aman boşta kalma, el açacak duruma düçar olma!" gibi endişeleri tetikler Hadis-i şerifin ifadesiyle, gece vakti sırf Allah rızası için tatlı uykusunu bölmek ve teheccüde kalkmak isteyen kimselerin yüzlerine üfürüp "Uyu, uyu!" diyen ve onların gecelerini nurlandırmalarını asla çekemeyen şeytan, insanların âhirete müteveccih yaşamalarını da kaldıramaz ve onları şu muvakkat dünyanın değersiz kuruntularıyla oyalamaya çalışır: "Yarınını düşün, geleceğini karartma!" der durur
Hafizanallah, şeytan her zaman birkaç yerde birden çeşit çeşit bubi tuzakları kurar, insanı biriyle olmazsa diğeriyle avlamayı dener; mesela, kendi geleceğini düşünmeyen kimseleri aile fertlerinin istikbaliyle kandırır Fakat, bu gelecek düşüncesini hep dünya hayatıyla sınırlar, âhiret de bir istikbaldir ama onu akla getirtmemek için uğraşır Bundan dolayıdır ki, bir mü'min sürekli istiâzede bulunmalı (şeytanın şerrinden Allah'a sığınmalı) ve bu istikamette her zaman "Rabbi euzü bike min hemezâti'ş-şeyâtîn ve euzü bike rabbi en yahdurûn - Ya Rabbî! Şeytanların vesveselerinden, dürtülerinden, fitlerinden ve onların hep yanımda bulunup beni yanlış şeylere sevketmelerinden Sana sığınırım!" (Mü'minun, 23/97-98) demelidir

Hangi İstikbal?
Evet, çoğu zaman şeytan hislerimizin gerçek rengini karıştırıyor, ruh dünyamızın güzel atmosferini bozuyor; biz Allah'a müteveccihen dosdoğru giderken, o niyetimizi bulandırıyor, bakışlarımızı kaydırıyor, bizi yolumuzdan alıkoyuyor ve başka değersiz şeylerle oyalıyorFakat, bazen de bir kısım insanlar, bazı beklentilere giriyorlar, "görüleyim, bakılayım, düşünüleyim" mülahazalarına takılıyorlar Ekserisi havadan nem kapan böyle kimseler, umumiyetle umduklarını bulamıyorlar; kimi zaman da belki bazıları itibarıyla gadre uğramış oluyorlarSonunda, gelecek kaygılarıyla ve kendi başlarının çaresine bakma mülahazalarıyla doluyorlar Bu şekilde istikbal endişesine düşüp o endişeyi kendi başına giderme yolunu seçen kimseler, daha başkalarına da kötü örnek oluyor ve onları da bir yanlışlığa sürüklüyorlar
Bu meselede, öncelikle kendini bir mukaddes gayeye adamış insanlara çok büyük vazifeler düşüyor Adanmışların, kendi adlarına hep en büyük istikbali, yani âhireti düşünmeleri gerektiği gibi, beklenti içinde bulunan kimseleri de görüp gözetmeleri, beklentilerini belli ölçüde ve meşru dairede yerine getirmeleri ve onların nazarlarını da âhirete tevcih edip sadece iman hizmetini düşünmelerini sağlamaları icap ediyor Vefalı ve sâdık bir arkadaş olmanın gereğini ortaya koymaları, onları nefis ve şeytanla başbaşa bırakmamaları ve kalbi dumura uğratan dünyevî meşgalelere terk etmemeleri gerekiyor Hazreti Osman'ın ifadesiyle, "Dünyaya ait gelecek kaygısı gönlü karartır; âhiretle alâkalı istikbal endişesi ise kalbi nûrlandırır" Öyleyse, adanmış ruhların, zaman zaman sendeleyen ve yolda yürürken tökezleyen kardeşleri hakkında böyle bir kalb ölümüne rıza göstermemeleri ve onların endişe hislerini âhiretle ilgili, ulvî ve neticesi açısından çok semereli meselelere yönlendirmeleri lazım geliyor

Evet, her insan az ya da çok gelecek kaygısı taşır; fakat bu, bazı insanlarda vehim ve hastalık derecesine varır Öyle ki, bazıları, rızkın Rezzâk-ı Hakikî tarafından gönderildiğini unutmuşçasına iâşe derdine düşerler ve şayet, birkaç ay, birkaç sene idare edecek birikimleri yoksa telaşlanırlar Hayatı halk eden Mevlâ-yı Müteâl'in hayat için rızık da yarattığını akletmezler Yarına çıkmaya hiçbir garantileri olmadığı halde, yarınları, sonraki ayları, müteakip yılları düşünürler Gerçi, esbab dairesinde yaşadığımız için sebepleri yerine getirmek ve plan-program isteyen meselelerde fıtrat kanunlarını gözetip belli bir düzene göre adım atmak tabiîdir ve takip edilmesi gereken bir yoldurNe var ki, her canlının rızkını vermeyi taahhüd eden Cenâb-ı Hakk'ın vaadine itimat etmezmiş gibi, endişe hissini tamamen dünyevî istikbale harcamak da çok yanlıştır; bir mü'minde mutlaka bulunması gereken tevekkül anlayışına da zıttır

Aslında, ömrünü bütün bütün su-i istimal etmeyen her insanın dünyevî rızkı garanti altındadır; Rezzâk-ı Hakikî vaad etmiştir, mutlaka herkesin rızkını verecektir Asıl üzerinde durulması ve endişe edilmesi gereken husus âhiret hayatıdır; çünkü, ebedî saadet, garanti altına alınmış değildir Şayet insan, geleceği için tasalanacaksa, öyle ya da böyle, nasıl olsa gelip geçecek olan muvakkat dünya hayatı için değil, kendisinin ebedî saadetine veya sonsuz şekavetine dönüşecek olan âhiret yurdu için tasalanmalı ve hep ölümle başlayıp kabir hayatıyla devam eden, mahşer, mahkeme-i kübra ve sırat gibi durakları bulunan en büyük istikbali düşünmelidir

İnsan, tabiatına yerleştirilen gelecek kaygısını yaratılış hikmetine uygun olarak değerlendirmeli; bu his sayesinde, dünyanın geçiciliğini farketmeli, imtihan yurdunda olduğunu bilmeli ve ebedî bir hayat için hazırlanmalıdır O, "Yarın ne yiyip içeceğim?" ya da "Seneye nerede olacağım?" gibi sorulara cevap aramaktan ziyade, "Acaba son yolculuğa hazır mıyım? Mü'mince ölebilmem için en büyük vesile olan tahkikî imanı elde edebildim mi? Azığımda kabrimi nurlandıracak teheccüd aydınlığına da yer verdim mi? Mahşer meydanında Arş'ın gölgesinde serinleyecekler arasında bulunma keyfiyetine erebildim mi? Bütün kul haklarından sıyrılıp geride görülmemiş bir hesap bırakmadan mizanın başına gidebilecek miyim? Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'in "Livaü'l-hamd"i altında ben de bir yer tutabilecek miyim? Sırat'ı geçip Cennet'e yürüyebilecek ve sâlih kulların arasına girebilecek miyim? Acaba ben de Cemâlullah'ı görme ve rıza-yı ilahiyi duyma şerefine nâil olabilecek miyim?" diye düşünmeli ve bu hususların endişesini taşımalıdır

Bir Kalb Hastalığı: Tûl-i Emel
Ne var ki, insanın zaafa açık noktalarından birisi olan "tûl-i emel" duygusu, endişe-i istikbalin yüzünü âhiretten dünyaya çevirmekte ve insanın buradaki arzu, istek ve beklentilerden sıyrılıp ötelere müteveccih yaşamasına mani olmaktadır Gelecek kaygısının sadece bu hayatla sınırlıymış gibi algılanmasına sebebiyet veren hususların başında "tûl-i emel" gelmektedir Tûl-i emel; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmak; sonu gelmez isteklerin, bitmez tükenmez arzuların, önü alınamaz hırsların ve tamahın peşine düşmek demektir

Evet, Hazreti Ruh-u Seyyidi'l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz'in, "Dört şey şekâvet (bedbahtlık ve hüsran) alâmetidir: Gözün kuruması, kalbin katılaşması, tûl-i emel ve dünya hırsı" buyurarak ümmetini ikaz ettiği tehlikelerden biri de tûl-i emeldir Allah Rasûlü, bir başka zaman da "İnsan yaşlansa da ondaki iki duygu hep genç kalır: Bunların birisi dünya sevgisi, diğeri de tûl-i emeldir!" sözüyle, beşerî arzuların bitip tükenme bilmediğine ve nefsin dünyevî güzelliklere bir türlü doymadığına dikkat çekmiştir

Rasûl-ü Ekrem'in (sallallahu aleyhi ve sellem) "Hakkınızda en çok korktuğum husus heva-yı nefse uymanız ve tûl-i emele düşmenizdir Hevaya uymak hakkın önünü keser, tûl-i emel ise âhireti unutturur" buyurduğunu nakleden Hazreti Ali (kerremallahu vechehu) şu sözlerle mü'minleri tûl-i emele karşı uyarmış ve istikbal endişesinin hangi yönde olması gerektiğine işaret etmiştir: "Dünya size arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor Bunlardan her ikisinin de kendine has çocukları var Siz âhiretin evladı olun; zinhar, dünyanın çocukları olmayın Zira, bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok!"

Haydar-ı Kerrar'ın bu nasihatını duyan bir Hak dostu, onu değerlendirerek şöyle demiştir: "Demek, dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor; öyleyse, arkasını dönene teveccüh eden ama yönelene sırt çeviren kimseye şaşmalı değil...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İstikbal Endişesi
« Posted on: 19 Ağustos 2019, 02:18:29 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İstikbal Endişesi rüya tabiri,İstikbal Endişesi mekke canlı, İstikbal Endişesi kabe canlı yayın, İstikbal Endişesi Üç boyutlu kuran oku İstikbal Endişesi kuran ı kerim, İstikbal Endişesi peygamber kıssaları,İstikbal Endişesi ilitam ders soruları, İstikbal Endişesiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &