ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Çeşitli Konularda Eserler > İslamda Hükümet > İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması  (Okunma Sayısı 561 defa)
25 Eylül 2010, 09:16:25
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 25 Eylül 2010, 09:16:25 »



İÇTİHADIN KANUN MAHİYETİ KAZANMASI

 İslâmî kanun ve nizamda herhangi bir ictihâd hük­münün kanun mahiyetine girmesi için muhtelif şekiller vardır.

1   — Birincisi bütün Ümmet Ulemasının bu mevzu
üzerinde icmâ etmeleri.

2   — Herhangi bir kimsenin veya bir zümrenin içti

hadının, kanun mahiyetinde kabul edilebilmesi için, bütün müslümanlar tarafından umumî olarak kabul edil­mesi gerekir. Halkın da kendiliğinden bu içtihad hükümle­rine uyması icabeder. Meselâ, koca koca İslâm ülkele­rinde yaygın bulunan Hanefî, Şafiî, Maliki ve Hanbelî fıkıhları gibi.

3.      Bir ictihad hükmünü, herhangi bir Müslüman Hü­kümetin kendisine kanun olarak kabul etmesi. Meselâ, Os­manlı devleti Hanefi fıkhını resmi kanun olarak kabul etmişti.

4.      Siyasette, Anayasa hazırlayan bir meşru idare veya kurulun, İslâmî nizam ve kanunlar dairesinde bu ictihadı kanun şekline koyması.

Bunların haricinde ehli ilmin ictihad ile verdikleri diğer hükümler, umumî kanun mahiyetine giremezler. Ancak, fetva olarak kalırlar. Fetvalık mahiyetinden ileri gide­mezler. Bu da bir tarafa, kadılar (hâkimler) işlerin çözümü hususundaki hususî mahiyetteki meselelerde de bunları gözönünde bulundurup bulundurmamayı takdir edebilir­ler. Bunların ben­zeri (Precedents) üzerine hüküm yürütür veya yürütmezler. Fakat bunlar sahih manada kanunî mahiyet taşımazlar. Nitekim, Dört Örnek Halifenin de kendilerinin hususî meselelerde verdikleri şahsi ictihad hükümleri böyle olmuştur. Bunlar İslâmî temel kanun mahiyetine girmemişlerdir. İslâmî nizamda kadıların içtihadi hükümlerinin de kanun mahiyeti (Judge Made Law) taşımaları düşünülmemiştir.


BAZI İTİRAZLARIN CEVAPLARI


İslâmda kanun yapma ve ictihad hakkındaki maka­le­le­rim bazı çevrelerde itirazlara yol açtı. Ben de müm­kün ol­du­ğu kadar ve kısaca bu itirazları cevaplandırmaya çalışacağım.

İlk itiraz, Kur'an-ı Kerimin yanı başında Sünnetin ni­çin bulunduğudur. Bu hususta bir kaç noktayı sıra ile arz edeceğim Mesele bu şekilde, tamamiyle ve daha iyi şe­kilde aydınlanmış olacaktır.

1. Bu inkâr kabul etmez bir tarihî hakikattir. Hazret-i Muhammed Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, nü­büvvet makamı ile şereflendirildiklerinden sonra, kendile­rine Hak Taalâ tarafından yalnız Kur'an-ı Kerim gönde­rilmekle kalmadı. Aynı zamanda bir âlemşümul hareketin önderliği ve rehberliği makamı da verildi. Bunun netice­sinde bir İslâmî camia ortaya çıktı. Bu yeni içtimaî ve medenî nizam kuruldu. Ve nihayet bir hükümet vücud buldu.

Burada şu sorulabilir: Kur'an-ı Kerim nazil kılınmak­tan başka Hazret-i Resulü Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellemin daha başka ne gibi vazifeleri vardı? Bu vazifele­rin vasıfları ne idi? Acaba Zat-ı Risaletpenahileri, pey­gamberlik vasfı ile, Hak Taalânın mümessilliğini ve elçili­ğini yapmakla bu mümessilliği kendisi, mi yapıyordu, yoksa bunu sadece Kur'an-ı Kerim mi yapıyordu? Yoksa, Kur'anı duyduktan ve duyurduktan sonra, Zat-ı Risaletpenahil­e­rinin vazifesi bitiyor muydu? Allahın Re­sulü diğer müslümanlar gibi bir fert miydi? Zat-ı Saadetle­rinin bundan sonra akval (sözler) ve ef'ali (yaptıkları) haddi zatında, bir hüccet bir kanunî mesned değil miydi?

Birinci şıkkı kabul edersek, o zaman şunu da kabul etmekten başka çaremiz yoktur. Sünneti de Kur'an-ı Ke­rim ile birlikte, kanunî mesned ve hüccet olarak tanımak gerekir. İkinci şık da ise, Sünnetin herhangi bir kanunî mesned olmak vasfı yoktur, demektir.

2. Kur'an-ı Kerime ait hususlarda şu da malûmdur ki, Zat-ı Saadetleri Hazret-i Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem sadece İlâhî haberi tebliğ eden bir ha berci vas­fında değildir. Allah Taalâ tarafından, kararlaştırılmış bir önder, bir rehber, bir hâkim (idareci ve âmir) ve bir mual­limdi. Bu hususları ihtiva edecek tarzda bütün müslümanların O'na itaat etmesi farzdır. İman ehli için yaşayışlarının her cephesinde yalnız bu yolu örnek kabul etmeleri bir zarurettir. Akıl da şunu icap ettirir. Herhangi bir peygamber, sadece Allahın kelâmını duyurmakla işini bitirip, Mukaddes Kelâmı duyurduktan sonra bir fertten farksız olması doğru değildir. Müslümanlara gelince, bu ümmet, Hazret Resulü Ekrem'i her zaman için ve her yerde, İslâmın başından bu güne kadar vacibül ittiba (izlenmesi gereken) bir örnek olarak kabul etmişlerdir. O'nun "emr ve nehy" (yapılmasını bildirdiği ve yapılma­sından men ettiği işler) leri vâcibül-itâa (uyulması gere­ken) olarak inanmışlardır. Hatta her hangi bir gayrı müslim âlim de bu hakikî ve gerçek meseleyi inkâr ede­mez. Müslümanlar her zaman ve her devirde, Zat-ı Saa­detlerinin bu vasıflarına inanıp kabul etmişlerdir. Bunun yanı başında da İslâmın kanun nizamını Kur'ana ve Kur'anla beraber Sünnete de istinad ettirmişlerdir.

Şimdi ben bir türlü anlayamıyorum, bir kimse kalkıp da Sünnetin bu vasfını ve bu hususiyetini nasıl olur da inkâr eder ve şunu da nasıl ileri sürebilir ki, Hazret-i Mu­hammed Sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an-ı Kerimi okuttuğu zaman peygamber idi de Kur'an okutmadığı zaman, peygamberlik vasfı ortadan kalkıyordu. Şimdi, bir kimse böyle bir iddiada bulunduğu takdirde ona deriz ki, bu makamı Hazret-i Resulü Ekrem, kendi kendisinemi elde etmişti? Yoksa bu makamı O'na Kur'an mı vermişti? Birinci şekle karşın İslâmın herhangi bir iddiası yoktur. İkinci şekle gelince, esasen bu noktayı Kur'an-ı kerimin kendisi beyan etmiştir.

3. Sünnetin haddi zatında kendi başına kanun kay­nağı olarak kabul edilmesinden sonra, şu sual ortaya çıkar, bunu anlamak ve bunu belirtmek için ne gibi vası­talar kullanılabilir?

Bunun cevabında da ben yine şunu arzedeceğim: Bugün aşağı yukarı on dört asır geçmiştir. Bu müddet zarfında da bu mesele ilk defa ileri sürülmüş değildir. Bin beşyüz sene önce peygamber olarak gönderildiğinden bu yana Sünnet süre gelmiştir. Burada da iki tarihî hakikatı inkâr etmek mümkün değildir. Birincisi, Kur'an-ı Kerimin tâlimi (öğretisi) ile Hazret-i Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellemin Sünneti, birarada yaşama usulünde ve top­lumsal hususlarda, İslâmın başından bu güne kadar ör­nek olarak süre gelmiştir. Devam ederek, ardı arkası kesilmeden, zincirleme olarak takip edilmiştir. Bu husus hiçbir devirde, hiçbir zaman kesintiye uğramamıştır. Bü­tün idare mekanizmasında ve her iş güç sahasında de­vamlı olarak gözönünde bulundurulmuştur. Bugün, bütün dünya müslümanlarının akideleri, düşünüş şekilleri, ahlâk ölçüleri, ibadetleri, iş güçleri ve muameleleri, yaşayış nazariyeleri, hayat yolları için örnek olarak ayakta tutul­muştur. Bu hususta ufak tefek ihtilaflar da olmuşsa, bu ihtilaflar ancak teferruatta olmuş, esasta olmamıştır. Bunlar arasında yine ahenk bulunmuştur. Müslümanlar, bütün yer yüzüne dağılmış olmalarına rağmen, bir ümmet olmak hususiyetini esasta sağlayabilmişlerdir. Bu mese­lenin ispatı da, içtimaî hususların Sünnet üzerine kaim bulunması ve yüzlerce seneden beri Sünnetin zincirleme devam edegelmesidir. Burada kaybolmuş bir şey olma­mış ki bunu arayıp bulmak için uğraşalım.

İkinci tarihî hakikat, daha kesin ve daha da aydınlık­tır. O da şudur: Hazret-i Resulü Ekremin hayatından sonra, her de­virde ve her çağda müslümanlar, ispat edilmiş (belli) Sünnetlerin neler olduğu mevzuunda ça­lışmışlardır. Ve hayat nizamında sonradan uydurulup, sahte yollarla sokulmuş bulunan yeni şeylerin neler oldu­ğunu araştırdılar.

Bunlar nasıl uyduruldu ve nasıl sokuldular? Müslü­man­lara göre; Sünnet, kanunî bir vasıf taşıdığından, işle­rin çözü­münde, adliyede davaların görülmesinde ve bu gibi hususlar Sünnet üzerine yürütüldüğünden, Müslü­manların evlerinden tutun da, devlet işlerine kadar, her şey buna bağlı bulunduğundan, muameleler de bu esas üzerine cereyan ettiğinden, bu eşkilde incelemeler ve araştırmalar hakkında müsamaha göstermemiş ve ihmal etmemiş kılı kırk yarmışlardır. Bu incelemelerin ve araş­tırmaların vasıta ve şekilleri İslâmın ilk Halifesinin devrin­den bu güne kadar nesilden nesle devam ederek, miras olarak bize kadar ulaşmıştır. Ardı arkası kesilmeden de her nesilde muhafaza edilegelmiştir.

Bu iki hakikati iyi anladıktan ve Sünnetin üzerinde ilmî araştırmanın ne şekilde olacağını bildikten ve böyle değerlendirdikleri sonra, Sünnet'in kanun kaynağı olması ve Kur'an-ı Kerimin yanı başında kanunlara dayanak oluşturacağı hakkında artık hiçbir şüphe ve tereddüde mahal kalmaz. Halledilmesi zor görünen bu muamma da kendiliğinden halledilmiş olur.

4. Şüphesiz, Sünnetin incelenmesi ve belirtilmesi ve tespit edilmesi hususunda bir kısım ihtilâflar olmuştur. Gelecekte de bu gibi ihtilaflar da olabilecektir. Fakat böyle ihtilâflar, Kur'an-ı Kerim ahkâmının manalarını tayin etmek hususunda dahi olabilen şeylerdendir. Böyle ihitlaflar, nasıl ki, Kur'an-ı Kerimin kanun kaynağı olma­sına engel oluşturmazsa, Sünnetin de kanun kaynağı olmasına ve Kur'an-ı Kerimin yanı başında bulunmasına engel oluşturmaz. Daha eskiden de bu usulün kabül edil­diği gibi, bugün de aynı şekilde kabul etmekten başka çare yoktur. Buna göre, her kim, bu hu­susda, Kur'an-ı Kerimin hükmü ayrı, Sünnetin hükmü ayrı olduğunu ileri sürerse ,o zaman kendi sözü, kendi iddiasını çürütür.

Ölçü böyle olsaydı, herhalde ümmetin ülemasının çoğu hiç olmazsa, ümmet efradının kalabalık bir zümresi bu ölçüyü gözönünde bulundururlardı. Fakat ölçünün böyle olmadığına, itibar edilince, o zaman, mesele de kalmaz. İşte, bu usul üzerinde dünyanın her tarafında, yüzlerce, milyonlarca müslüman herhangi bir fıkıh okulu (mezhepler) çevresinde toplanmışlar ve o koca ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması
« Posted on: 05 Haziran 2020, 15:17:07 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması rüya tabiri,İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması mekke canlı, İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması kabe canlı yayın, İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması Üç boyutlu kuran oku İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması kuran ı kerim, İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması peygamber kıssaları,İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanması ilitam ders soruları, İçtihatın Kanun Mahiyeti Kazanmasıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &