๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ => İslamda Hükümet => Konuyu başlatan: Ekvan üzerinde 27 Eylül 2010, 13:52:04



Konu Başlığı: Hâkimiyet Kimin Hakkıdır?
Gönderen: Ekvan üzerinde 27 Eylül 2010, 13:52:04
Hâkimiyet Kimin Hakkıdır?


İlk önce şu sualin üzerinde duralım: İslâmî hüküme­tin Anayasasında "Hâkimiyet" hakkı kime veril­miştir?

Kur'an-ı Kerim, bu sorunun cevabını bize açık ve ke­sin olarak vermiştir. Her manada ve her şekilde hâkimiyet Allahu Taalânındır. Bunun içindir ki, hakikaten hakikî ve mutlak hâkim Hak Taalâdır. İslâmda Hak Taalânın en yüce hüküm sahibi olduğuna inanmak zarureti vardır. Bu meseleyi, bir kimse iyiden İyiye anladığı zaman şunu da kavramış olacaktır: İlk önce hâkimiyetin manasının ne demek olduğunu bilmek gerekir.

Hâkimiyet Mefhumu

Siyaset ilmindeki istilahta bu kelime En Yüksek İkti­dar ve Mutlak iktidar anlamında kullanılır. Herhangi bir kimse, yahut da bir topluluk veya bir idarenin başında bulunanın hâkim olması ve hâkimiyeti elinde tutmasından maksat şudur: Onun her hükmü kanun mahiyetini taşır ve kanun olur. Böyle bir kimse, hükümetin ülkesinde yaşa­yan fertlerin üzerinde hükümlerini yürütür ve hudutsuz tercih ve yetki sahibi olur. İdare edilenler de böyle bir kimseye kayıtsız şartsız itaat etmeye mecbur olurlar. Bu kayıtsız şartsız itaat ister istekle olsun ister isteksiz ve kerahette olsun, kabul edilmelidir. Onun hükümranlık yetkilerini ve onun tercihlerini, kendi iradesi altında, hiç bir şey sınırlandırmaz ve kısıtlamaz. Fertlerin de onun karşısında herhangi bir hakları olamaz. Fertlere verilmiş bulunan bir hak var ise, bu hak da ancak onun tarafından verilmiş olur. Böyle birisi isterse verilen bu hakları geniş­letir, yahut da kısar veya tamamen ortadan kaldırabilir. Kanuni bir hak ortaya çıkarsa, bu da ancak kanun koyan "şarî" (Lavvgiver) den gelmiş ve ortaya çıkmış olacaktır. Buna göre bu şari (kanun koyucu) verilmiş olan bu hakkı almak isterse geri alacak ve artık hiçbir hak da ortada kalmamış olacaktır ki, böyle bir hak istenebilsin. Kanun da hâkimiyeti elde bulunduranın iradesinden çıktığına göre, fertlerin ona itaat etmek zorunda bulunduklarına nazaran, tamamen ve her şeyde onun isteği olacaktır: Hâkimiyeti elinde bulunduranı da herhangi bir kanun zo­runlu kılmadığı için, böyle birisi tam manasiyle kendi za­tında Kaadir-i Mutlak'tır. Onun hükümleri hakkında, iyi veya kötü, sahih veya hata, doğru veya yanlış diye soru sorulamaz. O ne yaparsa, yapsın hep iyidir. Onun itaatına girmiş olanların, bu işlere fena demek hakları da yoktur. Onun yaptıklarını da kabul etmemek olamaz. Bunun için, onun Sübbûh (Tesbih edilen) Kuddûs (Mu­kaddes) ve hatadan Münezzeh (Temiz, pâk) olduğuna inanmak icabeder. İster bu varlık böyle bir durumda ol­sun isterse olmasın, üzerinde durulmaz.

İşte bu, Kanuni Hâkimiyet (Legal Sovercignty) dü­şün­cesidir ki, kanun bilen bir kimse (Fakih: Jurist) bu düşünceyi ileri sürer. Bundan daha az bir kudret veya imkâna da artık "Hâkimiyet" denemez, bu isim verile­mez. Fakat böyle bir "Hâkimiyet" bugün artık farazi bir mefhum haline gelmiştir. O kadar küçülmüştür ki, hakikî bir hakimiyet yahut da siyaset ilmi ıstilahında "siyasî hâkimiyet": (Political Sove­reignty) bile kalmamıştır. Yani amelen bu iktidarın mâliki bulunan da böyle bir kanunî hâkimiyet tasallutuna uğramıştır.

 
Hâkimiyet Hakikaten Kimindir?
Şimdi ilk önce şu soru ortaya çıkıyor: Böyle bir hâki­miyet hakikaten insanlık camiası içinde mevcut mudur? Eğer bu şekilde bir hâkimiyet varsa, nerededir? Bu tarz bir hâkimiyeti elde tutabilen kimdir ve nedir?

Niçin, herhangi bir padişahlık (mutlakıyet) nizamın da herhangi bir padişah böyle bir hâkimiyeti elinde bu­lundurur? Yahut'ta niçin hiçbir zaman bulundurmaz ve bulunduramaz? Şimdi, herhangi bir diktatör yani mutlak müstebid bir hüküm­darın durumunu ele alalım. Böyle bir iktidarı tahlil ederek ve üzerinde durup çeşitli cepheler­den incelediğimiz takdirde, görülecektir ki, bu idarecinin yetki ve tercihini birçok harici sebepler kısmıştır. Bunlar onun iradesine tabi değillerdir.

Ve sonra herhangi bir Cumhuriyet nizamında her­hangi muayyen bir hususta parmak kaldıranların ger­çekten bir hâkimiyetleri var mıdır? Bu mevkide bulunan kimselerin de hâkimiyet diye ortaya attıkları şeyleri ince­lediğimiz zaman, görülecektir ki, bu zahiri mutlak tercihle­rin arkasında esas iktidarı elinde bulunduran başka kuv­vetler de vardır.

İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, siyaset ilminin ileri gelenleri, Hâkimiyet nazariyesini açık bir şekilde ortaya atmak istedikleri zaman, insanlık camiasının geniş dai­resi içinde, bu konunun tam mefhumunu aramak için çırpınıp dururlar. Neticede de birşey elde edemez olurlar. Bu maksatla yapılan fikir elbisesi hiçbir vücuda yakışmaz ve bu giyim de hiç bir bedene uymaz.

Bunun için insanlık dairesinde, hatta bütün mahlûkat arasında bu elbisenin ve bu giyimin uyabileceği bir vücut ve beden bulunmaz. Ancak... Bu hakikati Kur'an-ı Kerim, çok yerde tekrar tekrar ortaya koymuştur ki, hakikî hâki­miyeti elinde bulunduran yalnız ve sadece Allahu Taaladır. Ancak ve yalnız O, mutlak tercih sahibidir.

Failün li mâ yüriyd: (İstediğini yapan) dır.[84] Ancak O, gay­rı mesul ve her ne yapmışsa veya etmişse soru so­rulmaktan münezzehtir. Hiç kimseye cevap vermek zo­runda da değildir.

La yüs'elü ammâ yef'alü: (Ne ettiğinden sorulmaz).[85] Tam iktidarın mâliki de yine O'dur.

"Bi yedihî melekûtu külli şey'in: (Herşeyin iktidarı O'­nun elindedir.)[86] O, öyle bir varlıktır ki, onun tercihlerini hiçbir kuvvet ve kudret kısamaz ve huduttandıramaz.

"Ve hûve yüciyru ve la yucâru aleyhî (O himayesi altına alır ve onu hiç bir şey himaye edemez.)[87] O'nun zatı herhangi bir hatâdan münezzeh ve pâk'tır.

"El - melik el - kuddûsü's - selâmü: (Hakiki padişah, eksiklikten münezzeh ve selâmet verendir.)[88]



Hâkimiyet Kimin Hakkıdır?

Şimdi ikinci soru sorulabilir. Hakikaten meselenin as­lını bir tarafa bırakırsak eğer Hak Taalâ herhangi başka bir kimseye hâkimiyet vasıflarından bazısını vermek is­terse, o zaman hakikatte kim bu hâkimiyet vasıflarını elde etmek hakkına sahiptir? Tâ ki, onun hükmü kanun olsun? Onun karşısında başka bir kimsenin itiraz etmek hakkı olmasın. Ona kayıtsız ve şartsız itaat edilsin. Onun hükmüne karşı her ne suretle olursa olsun iyidir veya fenadır denmeyip, doğrudur yahut yanlıştır diye iddia edilmeyip, sorgulanmasın. Böyle bir hak ister herhangi bir şahsa verilsin, ister herhangi bir idare sistemine bah­şedilsin, isterse bir ülke halkının çoğunluğuna verilsin, kime verilirse verilsin, ne şekilde olursa olsun, yine şu husus sorulabilir: Bu hak hangi esas üzerine verilmesi gerekir? Bu meselenin sebebi nedir? Fertler böyle bir hüküm sahibi olmaya nasıl hak kazanacaklardır? Bu so­runun, en geniş şekline herhangi bir şekilde cevap veril­mek istenirse, bu cevap şu olabilir: Halkın rızası, acaba bu hâkimiyetin meşru olması için delil teşkil edebilir mi? Fakat nasıl olabilir de böyle bir şeye inanılır ve razı olu­nabilir? Herhangi bir şahıs, kendi isteği ve kendi rızası ile, kendini kendi eliyle başka bir kimseye satıp, kendini başka bir kimsenin malı kılabilir? Satın alan kimse de bu şahıs üzerinde nasıl meşru bir mâliklik ve sahiplik hakkını elde etmiş sayılabilir?

Eğer halkın bu şekildeki rızası bu kabil bir mâlikiyeti haklı ve meşru kılmazsa, demek olur ki, o zaman hangi yanlış anlayış üzerine, sadece çoğunluğun (Cumhur) un rızası olmakla bir kimse hâkimiyet hakkını ele geçirebilir?

Kur'an-ı Kerim açık ve gayet belirli bir şekilde bildir­miştir ki, Allahu Taalânın mahlûklarının üzerinde her­hangi başka bir mahlûkun hüküm sürmek hakkı yoktur. Hüküm sürmek hakkı yalnız ve sadece Allahu Taalânındır. Çünkü, Allahu Taalâ, kendi mahlûkatının Hâliki'dir. Yaratmış olan O'dur.

"Ela lehü'l - halku ve'l – emrü:

Dikkat, yaratmak da emir de O'nun değilmidir."

(Araf: 54)

Bu öyle makul bir meseledir ki, halkın hiç bir ferdi bunu inkâr edemez ve Allahu Taalâ'nın Halik (Yaratıcı) olduğuna itiraz edemez. O'nun Hâlikliğini herkes kabul eder.

Hakimiyet Kimin Hakkı Olabilir?

Şimdi üçüncü soru ortaya çıkıyor ki, faraza hak ile bâtıl bakımından ele alınırsa, Hâkimiyet yetkisinin hangi insanî iktidara verilmesi gerekir. Ve insanlık camiası içinde hangileri bu iş için tercih edilir? insan için ister bu insan, bir fert olsun, yahut da bir zümre olsun, veya bir millet veya kavim topluluğu olsun, ne olursa olsun — Hâkimiyet denilen nesne öyle kolay kolay yenilir yutulur ve hazmedilir şeylerden değildir ki, bunun üzerinde fertle­rin hüküm yürütmeleri hususunda hudutsuz yetkileri ve tercihleri olabilsin. Onun karşısında da hiç bir kimsenin söz söyliyebilecek bir hakkı olmasın. Herhangi bir hüküm vermekte ve işleri düzene koymakta, onun hatasız ol­duğu kabul edilsin. Bu şekilde tercihler, herhangi bir in­sanın eline geçti mi zulmün ortada bulunması da muhak­kaktır. Bu zulüm, toplumsal ve sosyal ilişkiler de olabilir. Bu konuların haricindeki meselelerde de yani devletin dış ilişkilerinde de olabilir. Böyle bir düzene koymanın fıtratı­nın içinde fesadın bulunması muhakkaktır. Hiç bir insanî yaşayışın da bu fesattan kurtulmasına imkân yoktur. Çünkü bu gibi hâkimiyetler hakikî bir hâkimiyet değildir. Böyle hâkimiyetler hakikatte hâkimiyet hakkı olarak elde edilmemiştir. Uydurma bir şekilde hâkimiyet makamı elde edilince böyle bir otorite makamının tercihleride sahih, doğru ve meşru olamaz. Bu mühim mesele, Kur'an-ı Kerim'-de şu ifadelerle beyan buyurulmuştur:

"ALLAHın nazil kıldığı ile hüküm vermeyen böyleleri. zâlimdirler."

(El - Mâ'ide: 45)