๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ => İslam Tarihi => Konuyu başlatan: Sümeyye üzerinde 25 Mart 2010, 17:29:47



Konu Başlığı: Nat ı Nebevi
Gönderen: Sümeyye üzerinde 25 Mart 2010, 17:29:47
NA´T-I NEBEVÎ


İki cihan güneşi, Sensin yâ Rasulallah!

Bulunmayan bir eşi, Sensin yâ Rasulallah!



Yartatmıştır nurunu Senin ilk önce Mevlâ,

Yaratmış yeri,göğü...Senin için Yüce Mevlâ!



Kâinat örgüsüne işlenmiş özel adın

Işıkların tuğrası, tuğudur güzel adın!



Tevhid levhasını da, Senin adın tamamlar,

Sevgi gülistanına Senin tadından damlar!



Tevrat´ta, İncil´de Sen, müjdelenen Ahmed´sin

Süryanca Münhamennâ, Kur´ân´ca Muhammed´sin!



Sana bütün yeryüzü, olmuş namazgah, mâbed

Cihan Peygamberliğin hükümrân ilelebed.



Geçmiş peygamberlerden Seninçin ahd alınmış

Ümmetleri adına Sana bağlı kalınmış.



Sensin Kıyamet günü, kabrinden ilk kalkacak,

Arşın sağ yanında da duracak Sensin ancak



Sensin tek efendisi Âdem oğullarının

Sensin en sevgilisi Allah´a, kullarının.



Sensin ahiret günü peygamberler önderi

Rabbin hamd sancağını taşıyan peygamberi



Sensin en şereflisi halkın Allah katında

Peygamberler duracak sancağının altında!



Mahşerde herkes Senin rahmetinin muhtacı:

Sendedir hamd sancağı, Sende şefaat tacı!



Umutsuzlara o gün, umut verecek Sensin

Onların üstlerine kanat gerecek Sensin!



Verilecek sırt Sana makamın en yücesi:

Makam-ı Mahmud ile Vesîle derecesi.



Mahşerde her dileği Sensin kabul olunan

Sensin Hakk´a kulların en yakını bulunan.



Bütün cihan halkıyla tartıIsan, fazilette

Daha ağır gelirdin onlardan, Sen elbette.



Gererdin kol kanat Sen, başvuran her âcize

Gösterdiğin olurdu, gerektikçe mucize.



Mucize nurun Senin, parıl parıl yanardı,

Geceleyin görenler onu kandil sanardı.



Aç ve yorgun develer, Sana dert yanarlardı,

Dertlerinin devası belli ki Sende vardı.



En sert başlar karşında uysallık gösterirdi,

Ağaçlar ve taşlar da Sana selam verirdi.



Herşey Senin emrini dinler kabul ederdi,

Sen "Gel!" dersen gelirdi, "Dön, git!" dersen giderdi.



Görür gibi önünü, ardını da görürdün,

Hastalığı giderir, gözsüzü gördürürdün.



Geleceğe ait Sen, neyi verirsen haber,

Haber verdiğin gibi çıkardı birer birer.



Kur´ân ile yumuşatan Sendin ancak Ömer´i

Bir işaretle böldün ikiye Sen Kameri



Mütevazi sofranda büyük bereket vardı,

Az nesneler çoğalır, yeter, hatta artardı.



Önünde yemeklerin tesbîhi duyulurdu,

Avucunda çakıllar tesbîhe koyulurdu.



Merhametin, şefkatin ölçüleri aşardı,

Kör kuyular duanla kaynar, dolar, taşardı.



Dua etsen gök gürler, yer yer şimşek çakardı,

Mübarek parmakların çeşme olur, akardı.



Seferlerde orduyu suladığın olurdu

Beldeler kuraklıktan duanla kurtulurdu.



El atsan arık davar sütlenir, süt verirdi

Manevî heybetinden krallar ürperirdi.



B esm eleyle saçtı ğı n bir tek avuç toprağın

Ederdi bir orduyu, tedirgin, darmadağın!



Mekke´deyken bir gece, tüm gökleri dolaştın,

Melekût âleminin doruğuna ulaştın!



Beşeriyyet kaydını kırdın, aştın orada,

Bin bir tecellîlerle karşılaştın orada!



İlâhî iltifatla, hitapla dolup taştın,

Şirksiz bir yaklaşımla Mevlâ´na Sen yaklaştın!



İsrâ ve Mi´râcınla kıldı Seni Hak mümtaz,

Ümmetinin mi´râcı, oldu beş vakit namaz.



Kur´ân, Senin en büyük, en devamlı mucizen,

Verdin ona göre Sen herşeye gerçek düzen.



İlâhî kitaplığın kutluluğu ondadır,

Dünyanın, ahiretin mutluluğu ondadır.



Gece gündüz okunan İlâhî kitap Kur´ân,

Hayrandı dün de ona, bugün de herkes hayran.



Gerçekledi o ancak Batının rüyasını

Hayretlere düşürdü ilim-fen dünyasını.



Edindin her hususta Kur´ân´ı Sen tek rehber

Okudun, okutturdun onu herkese ezber.



Yürürdün hak yolunda dosdoğru, yol açıksa

Asla geri dönmezdin cihan karşına çıksa.



Başladığın bir işi, bırakmazdın yarıda

Bulunurdun herkese bu yolda uyarıda.



"Kıyamet kopsa bile işi bırakma!" derdin,

Dünyayı âhiretin tarlası addederdin.



Hakka tevekkülde de halkı uyandırırdın

Önce tedbir aldırır, sonra dayandırırdın.



Çağlarca olmayanı yirmüç yılda oldurdun

Karanlık gönüllere tevhid nuru doldurdun.



Putu, putperestliği kaldırdın tüm ülkenden,

Hiçbir açık vermedin bu yoldaki ilkenden.



Bugün bile ülkende ne putperest, ne put var

Bu eşsiz başarını, düşman da olsa kutlar.



Yerleştirdin kalblere Sen Allah saygısını

Giderdin herkesteki can, mal, ırz kaygısını.



Kurdun öyle mucize bir düzen bu uğurda

Güttürdün koyunları, dağda uluyan kurda!



Gençliğinde de Senin "el-Emîn"di bir adın,

Üstün vasıflarına hayrandı erkek kadın.



Her çağda ömek insan varsa da her ulusta

Ömeklerin Ömeği Sen oldun her hususta



Kur´ân idi ahlâkın, alırdın dersi Hak´tan

Yeşerttin kuru yeri o ilâhî kaynaktan



Tevrafta ve İncil´de na´tın destan heryanda

Yüce Rabbin övüyor ahlâkını Kur´ân´da



Toplamıştı Yaratan Sende her özelliği

Buyurdun: "İslâmiyet, önce huy güzelliği"



Güzel, iyi huyları tamamlamak için Sen

Gönderildin cihâna, rahmet olarak zaten.



Derdin: İyi huylunuz, en sevgiliniz Bana

Yüce Allah buğzeder kötü huylu olana.



"Allah´ın ahlâkıdır güzel huy!" buyururdun,

Bunun Sen önemini herkese duyururdun.



Kendin için her neyi özlüyor, istiyorsan,

Herkesçin de iste ki, olasın mü´min insan.



En üstün müslüman da, o kimsedir derdin

Sen, Müslümanlar elinden, dilinden kalır esen.



Herşeyden en uygunu, en kolayı seçerdin,

Hiç kin tutmaz, öç almaz, hoşgörür, vazgeçerdin.



Ne bir ayb araştırır ne kusura bakardın

Ne yaptığın iyiliği anar, başa kakardın.



Bağışlanmışken Senin geçmişin, geleceğin

Ayrılmadın tâattan ölüm ânına değin.



İbadete dalmaktan derin birhaz alırdın

Uzaklaşır herşeyden, sırf Rabbinle kalırdın.



Kapandıkça secdeye, başın Arş´a değerdi,

Yücelikler önünde, eğilir, baş eğerdi.



Boyunlar eğilirken, yürünürken izinde,

Gömülür, kaybolurdun tevazu denizinde.



Medine´de kendine ne bir saray kurdurdun

Ne kapında, çevrende nöbetçiler durdurdun.



Yetimler, kimsesizler... ayrılmazdı başından

Yoksullar, çekinmeden gelir, yerdi aşından.



Herşeyler em rindeyken yerdin arpa ekmeği, Sen ne yererdin, ne de överdin bir yemeği.

Kurumuş ekmeğine sirke ve tuz katardın, Kulübede oturur, kuru yerde yatardın.

Saltanat bir gösteriş, aldanıştı katında Boş şeylere hiç önem vermedin hayatında.

Dünya sanki bir ağaç, yolcuydun altında Sen Dinlenen yolcu, derdin, ayrılır ordan hemen!

Diller vasfından âciz, ne dense hakkında az, Peygamberler içinde Senin sânın pek mümtaz.

Ne mutlu ümmetiniz, bu nimet bize yeter, Dünyada, ahirette bu himmet bize yeter.

Ey Allah´ın Resûlü! Bizim günahımız çok! Senin rahmet kapından başka bir kapımız yok!

Razıyız olalım hep Kapının eşiği tek Ayırmasın Mevlâmız, Senden bizi haşre dek!

Başka kim var yerlerde, göklerde selamlanır? Seni en çok sevenin imanı tamamlanır.

Pervanen olup Senin yanmayan ateşine Seninçin çarpınmayan kalbin, tende işi ne?

Eğilin ulu dağlar, dik yamaçlar, yokuşlar! Siz ey seher yelleri, siz ey uçuşan kuşlar!

Esin, uçun ne olur Medine´ye doğru siz Aşıksınız oraya sizler de hiç şüphesiz!

Gönüller demetini unutmayınız sakın! Ravza-i Nebevimin eşiğine bırakın!

Sunun selamımızı, kalbleratıp durdukça Güneş, ay ve yıldızlar doğup batıp durdukça!

S al ât ü selam ona, âline, ashabına

Mahrum olmaz başvuran onun rahmet babına!

Hürmetine Resûlün, kulun Ebu´l-Kâsım´ın, Yüce Mevlâm bağışla günahını Âsım´ın!

İki cihan güneşi, Sensin yâ Rasulallah! Bulunmayan bir eşi, Sensin yâ Rasulallah! Yartatmıştır nurunu Senin ilk önce Mevlâ, Yaratmış yeri,göğü...Senin için Yüce Mevlâ! Kâ,inat örgüsüne işlenmiş özel adın Işıkların tuğrası, tuğudur güzel adın! Tevhid levhasını da, Senin adın tamamlar, Sevgi gülistanına Senin tadından damlar! Tevrat´ta, İncil´de Sen, müjdelenen Ahmed´sin Süryanca Münhamennâ, Kur"ân´ca Muhammed´sin! Sana bütün yeryüzü, olmuş namazgah, mâbed Cihan Peygamberliğin hükümrân ilelebed. Geçmiş peygamberlerden Seninçin ahd alınmış Ümmetleri adına Sana bağlı kalınmış. Sensin Kıyamet günü, kabrinden ilk kalkacak, Arşın sağ yanında da duracak Sensin ancak Sensin tek efendisi Âdem oğullarının Sensin en sevgilisi Allah´a, kullarının. Sensin ahiret günü peygamberler önderi Rabbin hamd sancağını taşıyan peygamberi Sensin en şereflisi halkın Allah katında Peygamberler duracak sancağının altonda! Mahşerde herkes Senin rahmetinin muhtacı: Sendedir hamd sancağı, Sende şefaat tacı! Umutsuzlara o gün, umut verecek Sensin Onların üstlerine kanat gerecek Sensin! Verilecek sırf Sana makamın en yücesi: Makam-ı Mahmud ile Vesîle derecesi. Mahşerde her dileği Sensin kabul olunan Sensin Hakk´a kulların en yakını bulunan. Bütün cihan halkıyla tartı Is an, fazilette Daha ağır gelirdin onlardan, Sen elbette. Gererdin kol kanat Sen, başvuran her âcize Gösterdiğin olurdu, gerektikçe mucize. Mucize nurun Senin, parıl parıl yanardı, Geceleyin görenler onu kandil sanardı. Aç ve yorgun develer, Sana dert yanarlardı, Dertlerinin devası belli ki Sende vardı. En sert başlar karşında uysallık gösterirdi, Ağaçlar ve taşlar da Sana selam verirdi. Herşey Senin emrini dinler kabul ederdi, Sen "Gel!" dersen gelirdi, "Dön, git!" dersen giderdi. Görür gibi önünü, ardını da görürdün, Hastalığı giderir, gözsüzü gördürürdün. Geleceğe ait Sen, neyi verirsen haber, Haber verdiğin gibi çıkardı birer birer. Kur´ân ile yumuşatan Sendin ancak Ömer´i Bir işaretle böldün ikiye Sen Kameri Mütevazi sofranda büyük bereket vardı, Az nesneler çoğalır, yeter, hatta artardı. Önünde yemeklerin tesbîhi duyulurdu, Avucunda çakıllar tesbîhe koyulurdu. Merhametin, şefkatin ölçüleri aşardı, Kör kuyular duanla kaynar, dolar, taşardı. Dua etsen gök gürler, yer yer şimşek çakardı, Mübarek parmakların çeşme olur, akardı. Seferlerde orduyu suladığın olurdu Beldeler kuraklıktan duanla kurtulurdu. El atsan arık davar sütlenir, süt verirdi Manevî heybetinden krallar ürperirdi. B esm eleyle saçtı ğı n bir tek avuç toprağı n Ederdi bir orduyu, tedirgin, darmadağın! Mekke´deyken bir gece, tüm gökleri dolaştın, Melekût âleminin doruğuna ulaştın! Beşeriyyet kaydını kırdın, aştın orada, Bin bir tecellîlerle karşılaştın orada! İlâhî iltifatla, hitapla dolup taştın, Şirksiz bir yaklaşımla Mevlâ´na Sen yaklaştın! İsrâ ve Mi´râcınla kıldı Seni Hak mümtaz, Ümmetinin mi´râcı, oldu beş vakit namaz. Kur´ân, Senin en büyük, en devamlı mucizen, Verdin ona göre Sen herşeye gerçek düzen. İlâhî kitaplığın kutluluğu ondadır, Dünyanın, ahiretin mutluluğu ondadır. Gece gündüz okunan İlâhî kitap Kur´ân, Hayrandı dün de ona, bugün de herkes hayran. Gerçekledi o ancak Batının rüyasını Hayretlere düşürdü ilim-fen dünyasını. Edindin her hususta Kur´ân´ı Sen tek rehber Okudun, okutturdun onu herkese ezber. Yürürdün hak yolunda dosdoğru, yol açıksa Asla geri dönmezdin cihan karşına çıksa. Başladığın bir işi, bırakmazdın yarıda Bulunurdun herkese bu yolda uyarıda. "Kıyamet kopsa bile işi bırakma!" derdin, Dünyayı ahiretin tarlası addederdin. Hakka tevekkülde de halkı uyandırırdın Önce tedbir aldırır, sonra dayandırırdın. Çağlarca olmayanı yirmüç yılda oldurdun Karanlık gönüllere tevhid nuru doldurdun. Putu, putperestliği kaldırdın tüm ülkenden, Hiçbir açık vermedin bu yoldaki ilkenden. Bugün bile ülkende ne putperest, ne put var Bu eşsiz başarını, düşman da olsa kutlar. Yerleştirdin kalblere Sen Allah saygısını Giderdin herkesteki can, mal, ırz kaygısını. Kurdun öyle mucize bir düzen bu uğurda Güttürdün koyunları, dağda uluyan kurda! Gençliğinde de Senin "el-Emîn"di bir adın, Üstün vasıflarına hayrandı erkek kadın. Her çağda ömek insan varsa da her ulusta Ömeklerin Ömeği Sen oldun her hususta Kur´ân idi ahlâkın, alırdın dersi Hak´tan Yeşerttin kuru yeri o ilâhî kaynaktan Tevrat´ta ve İncil´de na´tın destan heryanda Yüce Rabbin övüyor ahlâkını Kur´ân´da Toplamıştı Yaratan Sende her özelliği Buyurdun: "İslâmiyet, önce huy güzelliği" Güzel, iyi huyları tamamlamak için Sen Gönderildin cihâna, rahmet olarak zaten. Derdin: İyi huylunuz, en sevgiliniz Bana Yüce Allah buğzeder kötü huylu olana. "Allah´ın ahlâkıdır güzel huy!" buyururdun, Bunun Sen önemini herkese duyururdun. Kendin için her neyi özlüyor, istiyorsan, Herkesçin de iste ki, olasın mü´min insan. En üstün müslüman da, o kimsedir derdin Sen, Müslümanlar elinden, dilinden kalır esen. Herşeyden en uygunu, en kolayı seçerdin, Hiç kin tutmaz, öç almaz, hoşgörür, vazgeçerdin. Ne bir ayb araştırır ne kusura bakardın Ne yaptığın iyiliği anar, başa kakardın. Bağışlanmışken Senin geçmişin, geleceğin Ayrılmadın tâattan ölüm ânına değin. İbadete dalmaktan derin birhaz alırdın Uzaklaşır herşeyden, sırf Rabbinle kalırdın. Kapandıkça secdeye, başın Arş´a değerdi, Yücelikler önünde, eğilir, baş eğerdi. Boyunlar eğilirken, yürünürken izinde, Gömülür, kaybolurdun tevazu denizinde. Medine´de kendine ne bir saray kurdurdun Ne kapında, çevrende nöbetçiler durdurdun. Yetimler, kimsesizler... ayrılmazdı başından Yoksullar, çekinmeden gelir, yerdi aşından. Herşeyler em rindeyken yerdin arpa ekmeği, Sen ne yererdin, ne de överdin bir yemeği. Kurumuş ekmeğine sirke ve tuz katardın, Kulübede oturur, kuru yerde yatardın. Saltanat bir gösteriş, aldanıştı katında Boş şeylere hiç önem vermedin hayatında. Dünya sanki bir ağaç, yolcuydun altında Sen Dinlenen yolcu, derdin, ayrılır ordan hemen! Diller vasfından âciz, ne dense hakkında az, Peygamberler içinde Senin sânın pek mümtaz. Ne mutlu ümmetiniz, bu nimet bize yeter, Dünyada, ahirette bu himmet bize yeter. Ey Allah´ın Resûlü! Bizim günahımız çok! Senin rahmet kapından başka bir kapımız yok! Razıyız olalım hep Kapının eşiği tek Ayırmasın Mevlâmız, Senden bizi haşre dek! Başka kim var yerlerde, göklerde selamlanır? Seni en çok sevenin imanı tamamlanır. Pervanen olup Senin yanmayan ateşine

Seninçin çarpınmayan kalbin, tende işi ne? * * *

Eğilin ulu dağlar, dik yamaçlar, yokuşlar! Siz ey seher yelleri, siz ey uçuşan kuşlar! Esin, uçun ne olur Medine´ye doğru siz Aşıksınız oraya sizler de hiç şüphesiz! Gönüller demetini unutmayınız sakın! Ravza-i Nebevinin eşiğine bırakın! Sunun selamımızı, kalbleratıp durdukça Güneş, ay ve yıldızlar doğup batıp durdukça! S al ât ü selam ona, âline, ashabına Mahrum olmaz başvuran onun rahmet babına! Hürmetine Resûlün, kulun Ebu´l-Kâsım´ın, Yüce Mevlâm bağışla günahını Âsım´ın![806]






[806] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/341-347.