ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hayatını Anlatan Eserler > İslam Peygamberi > Resulullah a.s ın tıp anlayışı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Resulullah a.s ın tıp anlayışı  (Okunma Sayısı 590 defa)
13 Ocak 2011, 06:55:17
Hadice
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5.942


« : 13 Ocak 2011, 06:55:17 »



Resulullah (AS)’ın Tıp Anlayışı (Tıbb-ı Nebevî)


1313. Müslüman tabipler, meslekten yetişme bir hekim olmasa bile, pekalâ pratisyen bir hekim olan peygamberleriyle gurur duymaktadırlar. Gerçekten de Resulullah (AS), kendisine başvuran hastalar için birçok reçete önerip tedavi yöntemi göstermiştir. Bu konuya daha sonra döneceğiz.

İslâmiyet’ten Önce Arabistan’da Tıbbın Durumu

1314. Adı “büyük tabip” ile eşanlamlı hale gelen efsanevî şahıs Nitâsî (İbn Hizyâm)224 hakkında elimizde fazla bir bilgi bulunmamaktadır. İslâmî döneme yaklaştıkça, birçok ünlü isim karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki:

1315. El-Hâris ibn Kelede es-Sakafî, aslen Tâ’ifli olup, tıp eğitimini İran’ın Cundeysâbur şehrinde yapmış ve giderek uluslararası bir üne kavuşmuştu. Bu nedenle, Zendâverd şehrinin Nûşcân adındaki satrap’ının (vali), İranlı tabiplerden ümidini kesmesi üzerine, tedavisi için onu getirtmesine şaşmamalıyız. Bu satrap, iyileştikten sonra, el-Hâris’e, kendisinden ödül olarak ne dilediğini sormuş, el-Hâris de, cevaben, doğduğu şehir olan Tâ’if’i surlarla takviye etmek üzere bir mühendis gönderilmesini talep etmiş ve Nûşcân da bunu kabul etmişti. Surların inşâ edilmesinden sonra, Vacc vadisindeki bu savunmasız şehir, gerçek Tâ’if (sur) haline gelmiştir. Nûşcân ayrıca kendisine bazı kıymetli hediyelerin yanı sıra, Belazurî’ye göre (Ensâb, I, 489) Bâmîh225 (Türkçe’de yaygın bir kadın adı olan Pamuk; acaba buradan, onun Türk asıllı olduğu anlamı çıkarılabilir mi) adında genç ve güzel bir câriye hediye etmiştir. Daha sonra Mekke’ye gelen bu kız Sümeyye adını almış ve İslâm’ın ilk dönemlerinde Ebû Cehil, Müslüman olması üzerine, karnına bir mızrak saplayarak onu katletmiştir. El-Hâris adlı bu tabip, Mekke’de de pek aranırdı. Hatta İbn Ebî Usaybia’nın Tabakâtu’l-etibbâ adlı biyografik sözlüğünde verdiği bilgiye göre kendisi, sağlık bilgisi (hijyen) konusunda da bir kitap yazmış olup, bu eserden alınan bir takım uzun alıntılar el-Gazûlî’nin Metaliu’l-Budûr (II, 101-103) adlı eserinde günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca, el-Kıftî’nin tıp tarihi ile ilgili eserinde beyan ettiğine göre, el-Hâris, bir zamanlar Resulullah (AS)’ı bile tedavi etmişti. Anlaşıldığına göre kendisi onun tedavisinden çok memnun kalmıştır; zira, İbn Hacer’in el-İsâbe adlı eserinde (bk. “el-Hâris” maddesi) naklettiğine göre, Sa’d ibn Ebî Vakkas hastalandığında, Resulullah kendisini ziyarete gitmiş ve kendisini el-Hâris’e tedavi ettirmesini salık vermiştir. Kaynaklar, el-Hâris’in Iran imparatoru Kisrâ’nın huzuruna da kabul edildiğini ve Kisrâ’nın, acınacak durumdaki Bedevilerin bu temsilcisinin sahip olduğu akıl ve zekâ karşısında çok etkilendiğini ve görüşmeleri sırasında aralarında geçen konuşmaların hatırasının dilden dile dolaşarak muhafaza edildiğini doğrulamaktadırlar (Kaynakların referansları için, yukarıda geçmiş olan Hevâzin ve Tâif kabileleriyle ilgili bölüme bakınız). Bu tabibin oğlu en-Nadr ibn el-Hâris de, babasından öğrenmiş olduğu basit bilgiler sayesinde, şifâ dağıtan bir hekim sıfatıyla ün yapmıştır. Kendisi aynı zamanda bir müzisyen ve bir tarihçi olarak da bilinirdi. (Ayrıntılı bilgi için bk. İbn Hişâm, s. 191.) Ancak, Resûlullah’ın yakın bir akrabası (yani teyzesinin oğlu) olmasına rağmen, sadece İslâm’a karşı değil, aynı zamanda Resulullah (AS)’ın şahsına karşı da körü körüne saldırmış (bk. İbn Ebî Useybia, I, 113), ancak bunun hesabını daha sonra ödemek zorunda kalmıştır.

1316. Aynı dönemde, Tâ’if yakınlarında yaşayan Hıristiyan bir papaz vardı. Bu papaz da, Resulullah (AS)’ın küçük yaşta iken yakalandığı bir göz hastalığını (muhtemelen çapak ya da göz iltihabı) tedavi etmişti (bk. el-Halebî, İnsânu’l-‘Uyûn, I, 149).

1317. Arabistan’ın güney-doğu bölgesinde yaşayan Damâd el-Ezdî de akıl hastalıklarını iyileştirme konusunda ün yapmıştı. Bir defasında Mekke’yi ziyaret ettiğinde (muhtemelen İslâm öncesindeki Hac dönemlerinden biri esnasında), oralarda Allah’ın Resulü olduğunu söyleyen bir mecnûnun bulunduğundan kendisine bahsetmişler ve o da merak ederek Resulullah (AS)’ın yanına varmış, ve sokak çocuklarının onun peşine takıldığını görmüştü. Damâd ona tıbbî bir tedavi uygulamayı önermiş, ancak yaptıkları sohbetten sonra, İslâm toplumu, Mekkeli olmayan ilk Müslümanlardan birini daha kazanmıştı (bk. Muslim, Sahîh, ilgili bölümde; İbn Hanbel, I, 302).

1318. Doğu Arabistan’da yaşayan Teymu’r-Rebâb kabilesine mensup Ebû Rimse et-Teymî’nin hikâyesi de oldukça ilginçtir. Kendisi İslâm’ı kabul etmek üzere Medine’ye gelmişti. Hekim olması dolayısıyla duyduğu merak, kendisini, Allah Resulünü ayırt etmede bir işaret olarak bilinen ve Resûlullah’ın omuzunda bulunan güvercin yumurtası büyüklüğündeki mührü, bir tür tümör olabileceği düşüncesiyle incelemeye ve ameliyatla onu bulunduğu yerden çıkarmaya sevk etmişti. İbn Hanbel (II, 227, 228 vs.) ve İbn Sa’d (I/II, s. 132-133), Ebû Rimse’nin Resulullah (AS)’a şöyle söylediğini naklederler:

           “Ben tabipler ailesine mensup bir doktorum; benim babam da çok ünlü bir hekimdi. Vallahi insan vücudundaki hiçbir kan damarı ve kemik bizim için meçhul değildir. Omuzundaki şu hastalığı bana bir göster: eğer çıkıntılı bir yumru (sal’a) söz konusu ise onu kesip yerinden çıkarır ve ilâçla tedavi ederim.”

           Tabii ki Resûlullah bu ameliyata razı olmamıştır. Ancak burada anlatılan olay, Arabistan’da tıp ilminin seviyesini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Benû Âmir kabilesine mensup ve Etabbu’l-‘Arab (Araplar nezdinde en büyük doktor) lâkabıyla anılan bir başka tabip de aynı “tümör” ile ilgilenmiştir (bk. Taberî, Târîh, I, 1146).

1319. Resulullah (AS) bir gün, anlaşıldığı kadarıyla Medine’de yaralı bir kimseyi ziyaret ederek şöyle söylemişti:

           “Filân kabilenin tabibini çağırınız.”

           Tabip geldiğinde ona şöyle sordu:

           “Ey Allah’ın Resulü, ilâç bir işe yarar mı?”

           (Tabibin bu soruyla, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve ilâç kullanma ve tedaviye başvurmanın Allah’a tevekkülle bağdaşmayacağını söylemek istiyordu). Resulullah (AS) şöyle cevap verdi:

           “Sübhânallah! Acaba Allah şu yeryüzünde dermanını vermediği herhangi bir hastalık yaratmış mıdır?”

           İbn Hanbel tarafından nakledilen (V, 371) bu hadiste başka bir ayrıntıya yer verilmemektedir.

1320. Mâlik tarafından (Muvatta, ‘Ayn 50/12) ) nakledilen şu hadiste de keza fazla bir ayrıntı yoktur: Bir gün Benû Enmâr kabilesinden iki tabip, Resûlullah’ın huzuruna gelmişler ve o da onlara şöyle sormuştu: “İkiniz arasından hanginiz daha iyi tabipsiniz?” Ancak hadisin bundan sonraki bölümünde, tedavi ve bakımın, en iyi ve en nitelikli uzmanlara yaptırılması öğütlenmektedir.

1321. Kadın tabibeler konusunda da elimizde bazı bilgiler bulunmaktadır. İbn Hanbel’in naklettiğine göre (VI, 67), Ayşe’nin yeğeni Urve, bir gün kendisine şöyle sormuştu:

           “(Resulullah’ın hanımı olduğun için) senin fıkıh konusunda çok şey bilmene hayret etmiyorum; ve yine (bu konularda büyük bir uzman olarak bilinen Ebû Bekir’in kızı olduğu için) İslâm Öncesi Arap şiiri ve tarihi konusundaki birikimin de beni şaşırtmıyor. Ama sen aynı zamanda tıp ilmine de vakıfsın, bu bilgi nereden geliyor?”

           Ayşe şöyle cevap vermiştir:

           “Ey Urve’ciğim! Resûlullah ömrünün son dönemlerinde kendisini pek iyi hissetmiyordu. O sıralarda Arabistan’ın her köşesinden kendisini ziyarete bir takım heyetler gelirdi; Resulullah (AS)’ın rahatsızlığını öğrenince, her biri değişik reçeteler önerdi ve ben de bu reçetelere göre kendisini tedavi ettim. Bilgim buradan gelmektedir.”

1322. Bedeviler arasında efsane haline gelmiş bir kadın doktor daha vardı. Şâir Ebû Simâk el-Esedî şiirlerinde bu kadının yeteneklerini dile getirmekte ve şöyle yakınmaktadır:

           “Benû Evd’in uzaklardaki tabibesi Zeyneb’e kendimi gösteremedim diye ölmem mi gerek?”

           Bu kadın çok uzun bir ömür sürmüş olmalıdır, zira kendisi daha sonra aynı şairin yeğenini tedavi etmiş ve onun gözlerine antimon sürerek, ilâcın nüfuz etmesi için bir süre sırtüstü yatmasını istemişti (bk. el-Isfahânî, el-Ağânî, XIII, 114). İbn Ebî Usaybia da, tabiplerle ilgili biyografik sözlüğünde, bize coşkulu bir biçimde şu bilgiyi vermektedir:

           “Bu kadın, bütün tıbbî uygulamalardan haberdardı ve kendisini tedavi konusunda yetiştirmiş, göz hastalıkları ve yaraların iyileştirilmesinde uzmanlaşmıştı; ve bu yüzden Araplar arasında büyük bir üne kavuşmuştur.”

Resulullah (AS)’ın Tıp Konusundaki Genel Tutumu

1323. Allah’ın takdirine tevekkül etmenin faziletleri üzerinde durmakla beraber, dinler genellikle, bizzat Allah’ın içinde bulunduğumuz şu fani alemi bir “sebepler ve sonuçlar dünyası” olarak takdir ettiği gerçeğini görmezlikten gelirler ve mensuplarına, yakalandıkları hastalıkları tedavi ettirmekten çok, sabır ve tahammül göstermelerini salık verirler. Resulullah Muhammed (AS)’in öğretisi şunu ortaya koymuştur ki, İslâm, Allah’ın Kâdir-i Mutlak sıfatının gerçek anlamını pek güzel kavramıştır. Örneğin, bir gün bir tabibin kuşkusuz zühd ve takvası nedeniyle Resulullah’a “İlaç ve tedavi bir işe yarar mı?” diye sorması üzerine, o derhal şöyle buyurmuştur:

           “Sübhânallah! Acaba Allah şu yeryüzünde dermanını vermediği herhangi bir hastalık yaratmış mıdır? Onu bilen bilir, bilmeyen bilmez... Eğer sen hastalığı kesinlikle iyileştiren ilâcı bulmuşsan, Allah’ın takdir ve emriyle hasta iyileşir.” (İbn Hanbel, V, 371)

           Şüphesiz herşeyi takdir eden Allah’tır, ancak O, bunları sebepler ve vasıtalarla gerçekleştirmektedir, ve Allah, istenilen sonuçları elde etmek ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Resulullah a.s ın tıp anlayışı
« Posted on: 17 Eylül 2019, 01:47:48 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Resulullah a.s ın tıp anlayışı rüya tabiri,Resulullah a.s ın tıp anlayışı mekke canlı, Resulullah a.s ın tıp anlayışı kabe canlı yayın, Resulullah a.s ın tıp anlayışı Üç boyutlu kuran oku Resulullah a.s ın tıp anlayışı kuran ı kerim, Resulullah a.s ın tıp anlayışı peygamber kıssaları,Resulullah a.s ın tıp anlayışı ilitam ders soruları, Resulullah a.s ın tıp anlayışı önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &