ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Kültürü > İslam Kavramları M-Z > Nur
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nur  (Okunma Sayısı 382 defa)
14 Mart 2010, 16:51:01
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
Nur
« : 14 Mart 2010, 16:51:01 »




NÛR





Işık, aydınlık, ziya, parlaklık; şan, şeref; eşyayı ortaya çıkaran ve onun gerçekliğini gözler tarafından görünür kılan. Çoğulu "envâr"dır. Ziyâ kelimesiyle eş anlamlı olduğu kabul edilir. Ancak, bu iki kelime arasında ifade ettikleri şeyler açısından bazı farklılıklar ileri sürülmüştür. Parlaklığı bizzat kendinden olan cisimlerin yaydığı ışıklara ziyâ; başka bir ışık kaynağı vasıtasıyla parlak olan cisimlerin saçtığı ışığa ise nûr denilmektedir. Bu tanım, şu ayeti kerimeye dayandırılmaktadır: "Güneşi, ışıklı (ziyalı) ayı nurlu kılan... (Yunus,10/5). Bu ayeti esas alan bazıları, ziyanın, nurdan daha kuvvetli bir anlamı olduğunu iddia etmişlerdir.

Işık olarak nûr ile ziyâ arasında bir ayırım yapılmadan, Kozmoğrafya ve fizikle ilgilenen bilim adamları tarafından bir takım çalışmalar yapılmış ve ışığa has özellikler tesbit edilerek cisimlerle olan ilişkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu konudaki çalışmaların en mühimi İbnul-Haysem´in optik ilminden bahseden Kitâbul-Menâzir´idır. İbnul-Haysem, ışık açısından cisimleri iki grup olarak değerlendirmektedir. Bunlardan biri, parlaklığının kaynağı bizzat kendisi olan cisimler (güneş, yıldızlar ve ateş gibi) ve karanlık olan cisimler. Karanlık cisimler ise kendi arasında saydam, yarı saydam ve saydam olmayanlar gibi bir tasnife tabi tutulurlar.

Aydınlığı bizzat kendisinden olan cisimlerin ışığı onların cevherî bir vasfıdır. Karanlık olup, başka bir kaynaktan gelen ışığı yansıtan ve bu yüzden parlak olan cisimlerin bu durumu, onlar için arazdır. Ancak ışık, her iki durumda da karşısında bulunan cisimleri aydınlatır.

Kazvînî de, bir kısmını kozmoğrafyaya tahsis ettiği, Âcâibu´l-Mahlukât ve Garaibu´l-Mevcudât" isimli eserinde konuyla ilmî olarak ilgilenmiş ve bazı deneylere dayanarak ışığın özellikleri hakkında bir takım çıkarımlarda bulunmuştur.

Nûr (ışık) kavramı, antik çağlara ait mitolojilerde, efsanelerde, gerçek ve batıl dinlerde etkileyici bir unsur olarak yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Ayrıca, mistik ve metafizik ile ilgili açıklamalarda, ilahiyât ve kozmolojide, nûr-ışık-aydınlık motifi sürekli işlenmiştir.

Nûr, bazan sadece fizikî anlamda, bazan da esrarlı bir remz, bir sembol olarak kalp ile algılanan mecazî anlamda kullanılır. Mecazî olarak kullanıldığında; nitelediği kişiyi, nesneyi yüceltir. Ona bir kutsiyet kazandırır. Bunun içindir ki, dinî olarak önemli ve büyük kabul edilen şahıslar ışıklı, nurlu bir çerçeve içerisinde telakki edilerek insanüstü vasıflarla nitelenirler. Bazı dinler ve felsefî inançlar tamamen nûr motifi üzerine kurulmuşlardır. Bunlardan birisi Maniheizm olup, bu inanışa göre evren deki bütün varlıklar aydınlık ve karanlık (nûr ve zulmet) karşıtlığı üzerine kurulmuştur. Nûr iyiliğin, zulmet de kötülüğün sebep ve kaynağıdır. Evren bu karşıtlığın mücadele alanıdır ve iki güç arasındaki savaş kesintisiz olarak devam eder. Bu tanım, aynı şekilde Mecusîliğin dualist (iki tanrılı) inancıyla da uyum içerisindedir. Zaten onlar iyilik tanrısını sembolize eden ve bir ışık kaynağı olan ateşe tapmaktaydılar (bk. Mecusilik mad.).

Bazı batılı filozoflar ve onların İslâm dünyasındaki uzantıları olan felsefeciler, çoğu zaman varoluşu ve bu varoluşun evrelerini ışık kavramı üzerine oturturlar. Allah´ın varlığını ve zatını, vahyin dışında, aklı kullanarak izah etmeye çalışanlar, ilahlığı ışıkla veya ışığın akılla olan ilişkileriyle tanımlama yoluna gitmişlerdir. Böyle bir inanç sisteminin temelleri Platon tarafından atılmış ve Aristo tarafından oldukça tekâmül ettirilmiştir. Batılı filozoflar tarafından geliştirilen metafizik ve ilahiyata dair bu nazariyeler pek az değişiklikle onların uzantıları olan Farabî ve İbn Sina tarafından iktibas edilmiştir. Onlar, ışık inancını akıl ile bağlantılı olarak kullanmışlardır. Farabî, Akl´ın ışığını ele alırken bir çok eş anlamlı kelimeler kullanmıştır. İbn Sina, Farabî´nin açıklamalarını genişletmiş, onun ilahiyatındaki ışık kavramını ruh ile beden arasında bir birleşme olarak telakkî etmiştir.

Sûfîler de, nûr (ışık) terimini yaygın bir şekilde kullanmışlardır. Bunlardan bazıları, Kur´an-ı Kerîm´de geçen ve Allah Teâlâ´nın yüklediği anlamlar çerçevesi içerisinde kalmış; diğer bazıları da doğu ve batıdaki nûr (ışık) akidelerinin tesiri altında kalarak farklı mecralarda yol almışlardır.

Burada, salt ışık akidesi üzerine kurulmuş felsefi bir ekol olan ve Mecusîliğin nûr-zulmet akidesinin tesiri kadar, batılı filozofların ışık inançlarının tesirinde de kalarak ortaya çıkan İşrâkîlikten bahsedilmesi gerekmektedir. İşrâkîliğin kurucusu, Eyyûbîler devrinde yaşamış olan ve yaydığı düşünceler İslâm akidesiyle çeliştiği için Halep´te 1191 yılında idam edilen Şihabüddin Sühreverdî´dir. O, İşrakî doktrinini oluştururken, İbn Sina´yı ve İslâm öncesi Pisagorculuk, Eflatunculuk ve Hermetizm esaslarını kaynak almıştır. Ancak onun felsefesi bu felsefeyi temellendiren kaynakların çokluğuna rağmen, eklektik bir felsefe olarak nitelendirilmekten uzak olup, orijinal özelliklere sahiptir. Meşşaî ekolün, hakikatın akıl yoluyla keşfine önem vermesine karşılık; o, gerçeğin ancak sezgi yoluyla kavranabileceği tezini ileri sürmüştür.

İşrâk kelimesi Arapça´da hem doğu hem de aydınlarıma ve ışık alemiyle alakalıdır. Sühreverdî, Kosmosun gerçekliğini açıklamaya çalışırken bu iki anlamı iç içe kullanmıştır. O, coğrafî Doğu-Batı yatay çizgisini dikey boyuta çevirir. Bu onun felsefesinde kutsal coğrafyayı oluşturur. Doğuyla kastedilen; madde ve karanlıktan tamamen soyutlanmış, dolayısıyla fanî gözlere görünmeyen saf ışıklar veya baş melekler alemidir. Batı ise, madde ve karanlıklar dünyasıdır. Orta batı da, ışığın karanlıklarla karışık olduğu görünür semalardır.

Sühreverdî´ye göre varlığın gerçekliği, çeşitli yoğunluk derecelerine sahip olan ışıktan başka bir şey değildir. Ona göre, hakikatın cevheri olan nûr´un tanımlanması mümkün değildir. Bu, ışıktan daha açık ve belirgin bir varlığın mevcud olmayışından dolayıdır. Işık ise, tüm eşyanın açık ve belirgin hale gelmesinin yegane sebebidir. O, varlığı incelerken bir ışıklar hiyerarşisi tesbit eder. Işıklar ışığı (nurul-envar) dediği saf ışık; ışığının yoğunluğu ve parlaklığı sebebiyle gözlerin idrak edemeyeceği, kör edici ilahî zattır. Bu ışıklar ışığı tüm varlığın kaynağıdır: Ve mevcudatın gerçeklik boyutları, ışık ve karanlığın derecelerinden başka bir şey değildir.

Işıklar ışığından sonra, sırasıyla melekler hiyerarşisini ve sonuçta şuhûd âlemini (görünen varlık), aynı ışık sembolizmini kullanarak açıklar. Sühreverdî, bu konuda da İslâmî anlayıştan tamamen soyutlanmış olarak hareket eder. Madde âlemini incelerken, madde âleminin arketipleri olan melekleri sıralar. Bu ise Mazdekî melek anlayışının aşağı yukarı aynısıdır. Ayrıca bu, yıldızlara tapan putperestlerin yıldızlar için tayin ettikleri arketipler olan meleklerden pek de farklı değildir. Sühreverdî´nin ortaya koyduğu ve bağlılarının geliştirdiği İşrâkî felsefe, bazı sûfî akımlar ve felsefi ekoller üzerinde derin tesirler bırakmıştır.

Nûr kavramı Kur´an-ı Kerîm´de bazan salt fizikî anlamda; çoğu zaman da Kalbî-ruhî gerçekleri ifade etmede mecâzî anlamlarda kullanılmaktadır. Kur´an-ı Kerîm, vahyin dışında ve onunla zıtlaşacak bir biçimde şekillenen bütün düşünce ve sistemleri, "zulumât" (karanlıklar) olarak nitelendirmektedir. Bunun karşısında ise ilahî vahyin nuruyla aydınlanmış tevhid çizgisi üzerinde uzanan yol bulunmaktadır. Ayetlerde bu yol "nûr" olarak nitelenmektedir. Ayetlerdeki kullanımı dikkate alındığında, hidayeti içeren ve kurtuluşa götüren her şeyin nûr olarak adlandırıldığı görülmektedir. Allah Teâlâ her şeyi aydınlatan ve varlığı, rahmet nûruyla kuşatan bir nûrdur. Kur´an-ı Kerim ve onu getiren peygamber; insanları şirkin, putperestliğin cahilî hayatın karanlığından kurtarıp hidayet aydınlığına ulaştıran bir nûrdur. Nûr suresinde Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Allah göklerin ve yerin nurudur. O´nun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvası gibidir. Kandil cam içindedir. Cam da sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Ne tam doğuda ne de tam batıda olan mübarek bir zeytin ağacının yağıyla tutuşturulur. Yağ neredeyse ateş değmeden bile tutuşup ışık verecek kadar saf ve parlaktır. Bu, nûr üstüne nûrdur. Allah dilediğini nûruna kavuşturur. Allah insanlara misaller verir. Allah herşeyi çok iyi bilendir" (en-Nûr, 24/35).

Müfessirler bu ayeti tefsir ederlerken Allah Teâlâ´nın, nûr ile vasfedilmesini işrâkîlerin ve bazı sûfilerin yaptığı gibi gizemli ve batınî yorumlarla değil, lafız ve manasındaki i´câzı gözönünde bulundurarak açıklamışlardır.

Bu ayet sınırsız olanı sınırlı olan insan idrakine yakınlaştırmak için bir örnektir. Göklerde ve yerlerde bulunan bütün varlıkları aydınlatan, dilediğini nûruyla hidayete erdiren Allah Teâlâ kastedilmektedir. Yoksa işrakilerin ve diğerlerinin iddia ettiği gibi Allah Teâlâ´nın zatının, nûr olduğunu söylemek sapıklıktır. Allah Teâlâ, nûrun yaratıcısı ve var edicisidir:

"Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nûru) var eden Allah´a mahsustur" (el-En´am, 6/1).

Ayetin müteşabih olduğu gayet açıktır. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, ayette, mucizevî bir ifade ile Allah Teâlâ´nın, bütün kâinatı ortaya çıkaran, insanlara bunun varlığını gösterip idrak ettiren, varlığa dair gerçekleri onlara bildiren, kalbleri huzura kavuşturan ve dilediğine hidayet yolunu açan gerçek Rab olduğu gerçeğinin kastedilmiş bulunduğu açığa çıkmaktadır. Bu kelime Allah hakkında dar ve sınırlı anlamıyla değil, ancak mutlak anlamıyla kullanılabilir. Yani yalnızca o, tezahürün, görünmenin, ortaya çıkmanın gerçek ve asıl nedenidir; aksi halde kâinatta karanlıktan başka hiç bir şey olmaz. İşık veren ve başka şeyleri aydınlatan her şey, ışığını ondan alır. Hiç bir şeyin ı...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Nur
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 03:31:07 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Nur rüya tabiri,Nur mekke canlı, Nur kabe canlı yayın, Nur Üç boyutlu kuran oku Nur kuran ı kerim, Nur peygamber kıssaları,Nur ilitam ders soruları, Nurönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &