ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > İtikat > İman ve Esasları > İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ?
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ?  (Okunma Sayısı 1772 defa)
11 Şubat 2009, 01:00:47
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 11 Şubat 2009, 01:00:47 »



   İslamiyetin çeşitli millet ve coğrafyalara yayılmasının ardından, bazı yanlış itikad ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Bu yanlış inançlar; o toplumların, İslamiyet öncesinden kalma, eski din ve kültürlerinin izlerini taşımaktaydı. İslamiyetin tam olarak bilinmemesi, bu tür yanlış inançların, müslüman toplumlarda barınmasına da zemin teşkil etmiştir.

   Örnek olarak; bir kişi kurban kestiği zaman: "Ben bunu babam için veya bir evliya için kesiyorum.” mesela: “Mevlana Hazretleri için kesiyorum." şeklinde niyet edip ve müstakilen (yalnızca ondan); hem niyetinde hem de dil ile zikrinde, Allah-u Zülcelal'den değilde bu zikrettiği evliyadan yardım beklemesi, bu yardımı onun halketmesini (yaratmasını) beklemek olur ki bu; Allah-u Zülcelal'e şirk koşmaktır.

   Veyahut Allah-u Zülcelal'in rızası için kesmeye niyet ederek: "Mevlana Hazretlerine kesiyorum." dediği zaman; her ne kadar niyeti Allah rızası ise de, bunu dil ile zikretmediği için hiç hoş olmaz. Çünkü şeriat zahire hükmetmektedir. Şeriate uygun olan en güzel hareket tarzı, hem niyetini Allah rızası için tutmak, hem de dil ile ikrar etmektir. Kurbanı Allah rızası için kesip sevabını da bu evliyaya bağışlamak ve: "Onun duası ve hürmetine Allah-u Zülcelal benim hacetimi giderir." demek suretiyle her şeyi yalnızca, fail-i hakiki olan Allah-u Zülcelal'den beklemek, en doğrusu ve en güzel olanıdır.

   Bazı cahil kimseler, konuşmalarında bilmeyerek de olsa hataya düşmektedirler. Örnek olarak: "Benim mürşidim bana rızık gönderdi, bana yardım etti, bu belayı benim üzerimden kaldırdı, dünya ve ahiret nimetlerini bana verdi." gibi sözler sarf etmektedirler. Bunda her ne kadar fail-i hakiki Alah-u Zülcelal'i bilip, mürşidi bu fiillere vasıta görseler de, dediğimiz gibi şeriat zahire hükmettiği için, bütün bunların Allah-u Zülcelal'den geldiğini, mürşidinin buna yalnızca vesile olduğunu niyetinde bulundurması ve diliyle de zikretmesi en doğrusudur.

   Yani: "Mürşidimin himmeti ile Allah-u Zülcelal bu belayı üzerimden giderdi, bana rızık verdi." diye bilmelidir. Bunun aksini iddia edenler zaten küfre düşmüş olurlar. (neuzübillah)

   Yine bazı kimseler, arkadaşlarına karşı övünmek ve muhabbetini göstermek maksadı ile çok yanlış konuşmalar yapabilmektedirler. Bundan itina ile kaçınmak lazımdır. Çünkü büyük söz söylemek sahibine, zarardan başka bir şey kazandırmaz. Mesela müridin: "Benim mürşidim putlara tap, kafir ol dese, bunu bir emir kabul eder kafir olurum." demesi çok zararlı bir sözdür.

   Çünkü mürşidinin emrini, direkt olarak küfre bağladığı için mürid, küfre düşer. Esasen mürşid-i kamil, müridine böyle bir emir vermez. Ancak mürid, mürşidine olan muhabbetini küfre bağladığı ve bunu da dil ile ikrar ettiği için küfre düşer.

    Mürid: "Filan adam uçarsa, ben kafir olacağım." derse, o insan uçamayacağı halde, bunu iddia eden kişi, küfrünü buna bağladığından dolayı kafir olur. Bunun için küfür içeren sözlerden uzak durulmalıdır.

   Evliyaullahtan şöyle nakledilmiştir: Mürşid müridine, gecenin geç bir vaktinde: “Kalk filan yere git!” dedi. Mürid hiç itiraz etmeden yola çıktı. Yolu hem uzak, hem de tehlikelerle dolu olduğu halde, mürşidinin emrini yerine getirdi. Mürşidi de ona himmet etti ve o, tehlikelerden zarar görmeden geri döndü. Mürşid şöyle buyurdu: "İşte mürşidlik budur, müridlikte budur."

    Bir başka önemli konuda; bir peygamber veya evliyanın, bir taşı, ağacı veya bir çeşmeyi kullandığı varsayılarak; o taştan veya ağaçtan teberrük amacıyla yardım istenmesidir. Bunlardan yardım istemek; dilek tutmak, kurban kesmek, çaput bağlamak, mum yakmak, nazar boncuğu takmak gibi şeylerden medet ummak, hoş karşılanmayıp İslam dinine göre kesinlikle reddedilmiştir.

    Özet olarak; herhangi bir peygamber, melek veya evliyanın, müstakillen (kendi başlarına) bir fiîli yapmaya kuvveti yoktur. Fail-i hakiki (gerçek özne) olarak, ancak Allah-u Zülcelal vardır. Herşeyi kendi kudretiyle yapan, yaratan O'dur (C.C.). Bu peygamberler, melekler ve evliyalar, Allah-u Zülcelal'in takdiri ile yalnızca vesile olabilirler. Bunların duası ve hürmetine, Allah (C.C.) kulunun hacetini yerine getirir ki bu, daha çabuk kabul olmaya şayandır ve daha kuvvetlidir.

    Bundan dolayı, bunları kendimize rehber ve vesile edinerek Allah-u Zülcelal'den dilememiz daha uygundur. Çünkü Allah-u Zülcelal peygamberini ve dostlarını kolay kolay geri çevirmez ve onların vesilesi ile kullarına dilediklerini verir. (Tevessül ve teberrük konularında ayrıntılı bilgi, ilgili bölümde verilecektir.)

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 13 Şubat 2009, 06:14:06 Gönderen: ADMiN »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ?
« Posted on: 17 Ocak 2019, 19:52:08 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ? rüya tabiri,İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ? mekke canlı, İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ? kabe canlı yayın, İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ? Üç boyutlu kuran oku İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ? kuran ı kerim, İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ? peygamber kıssaları,İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ? ilitam ders soruları, İtikadi Konularda Yapılan Hatalar ve yanılgılar nelerdir ?önlisans arapça,
Logged
20 Eylül 2009, 23:19:29
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« Yanıtla #1 : 20 Eylül 2009, 23:19:29 »


Gunumuzde maalesef bir cok insan bilerek veya bilmeyerek,ki genelde bilmediklerindendir diye dusunuyorum,gereksiz yerlerde ve anlamsiz sekillerde dua ediyor,umut ediyor,adak adiyorlar.Birilerini vasita etmek elbette ki cok guzel bir davranistir,dinimizdede bunun yeri vardir.Ama dikkat edilecek ince bir konu var,vasitamizi Rabbimizin cc onune,ondan ustun tutmamaliyiz,Allah cc korusun!

Cok dogru bir konuyu ele almissiniz Sayin Hocam.Allah razi olsun...

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
13 Haziran 2011, 17:50:07
Sefil
Yeni Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 28.807


« Yanıtla #2 : 13 Haziran 2011, 17:50:07 »

Günümüzde karşılaştığımız sorunlardan biride bu bilgi eksikliği buda iman konusunda zaafiyete yola açıyor .İslami ilimleri

ve islamın gereklerini tam manasıyla öğrenmeli ve tatbik etmeliyiz ayrıca çevremizdeki insanlara da öğretmeliyiz yanlış

bilenlere  doğruları göstermeliyiz rahman razı olsun çok güzel bir konuya değinmişsiniz

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
18 Ağustos 2011, 11:23:51
muhsin iyi

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 87


« Yanıtla #3 : 18 Ağustos 2011, 11:23:51 »

                        Dini Kuşkuların, Şüphelerin, Kuruntuların Kaynağı, Vesveselerin Nedenleri   
İnsan bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir. İmtihanı en başta nefis ve şeytanla olmaktadır. Müslümanların akıllarına gelen dini kuşkulara vesvese denir. Nefis ve şeytanla imtihan edildiğimiz için buna bağlı olarak vesvese de iki çeşittir: Nefis vesvesesi, şeytan vesvesesi.
Nefis bilindiği üzere küfür üzere bulunur. Hidayete gelmesi mümkün değildir. Daha doğrusu bir Müslüman nefsini daima böyle görmelidir. Elbette nefis tezkiye edilebilir. Sırasıyla emmareden, levvame, mülhime, mutmainne, raziye, marziye, kâmile gibi üst derecelere ulaştırılabilir. Tarikatların amacı nefsi tezkiye etmektir.  Ruhu saflaştırmaktır. Emmare nefsi (yani kötülüğü emredici nefsi) en azından levvame nefis (günahlara tövbe edip hak yola giren nefis) durumuna getirmektir. Ama bir veli (nefsi en az mutmainne makamındadır) de, kâmile basamağına ulaşan bir zat da, nefsini daima bir düşman olarak görür, ona karşı tedbirli olur.  Nefis hiçbir zaman tam anlamıyla ıslah olmaz. Hayvanat bahçesinde kafesinde evcilleştiği düşünülen bir arslanın bakıcısını parçalaması alışık olduğumuz haberlerdendir. Bu nefis için hangi makamda olursa olsun her zaman mümkündür.
Tabii insan sadece nefisten meydan gelmemiştir. İnsanda nefis dışında ilahi bir nefha (soluk) olan ruh da vardır. Allah, Kuran-ı Kerim’de nefis için ‘Kuşkusuz nefis kötülüğü emredicidir. (Yusuf Suresi, 53)’ diye bizi uyarmaktadır. Yine Allah Kuran- Kerim’de ruh için ise ‘Onu yaratıp düzene koydu, kendisine Ruh’undan üfürdü. (Secde Suresi, 9)’, ‘De ki ruh Rabbimin emrindedir. (İsra Suresi, 85).’ diyerek ruhu yüceltmekte, kaynağını Kendisi’ne izafe etmektedir.
Nefis yaratılışı ile topraktan gelmiştir. Daha doğrusu nefsin doğasında en ağır basan öğe topraktır. Nefse bedenin manevi atmosferi gözüyle bakabiliriz. Nefsin bileşenleri anasır-ı erbadandır (yani toprak, su, hava, ateş). Tabii herkesin yaratılışı birbirinden farklıdır. Bunda etken olan şey bu unsurlardan birisinin diğerine göre daha ağır basmasıdır. Tabiatında toprak öğesi ağır basan kişi tembeldir. Çalışma ve ibadet ağırına gider. Korkaktır. Asalaktır. Rahatına ve keyfine düşkündür. Muhafazakârlar genellikle bu cinstendir. Su öğesi ağırsa dönektir. Verdiği sözleri çabuk bozar. Her renge girer. Kolayca yalan söyler. Münafık tabiatlıdır. Dedikoduya düşkündür. Her devrin adamı genellikle bunlardan çıkar. Hava öğesi ağır basan kişi çok duygusaldır. Hemen kanar. Duygu ve coşkuları ile hareket eder. Hayatı ciddiye almaz. Değişkendir.  Dünyasını şarkılar, aşklar oluşturur. Arzularına göre yaşamak ister. Sanatçılar genellikle bunlardan çıkar. Bunların siyasetle hiç alakaları yoktur. Ateş öğesi öfke, hırs, kibir, kin, şehvet gibi durumlara karşılık gelir ki bunlar sahibini cehenneme götürecek kadar tehlikelidirler. Hayatı çok ciddiye alırlar. Daha doğrusu dünya hayatı dışında başka bir yaşamın, ebedi hayatın olacağını pek düşünmezler. Dava adamları genellikle bunlardan çıkar. Yani her insanın yaratılışında bulunan nefis,  evrenimizin de, dünyamızın da temelini oluşturan bu dört öğeden oluşmaktadır. Adeta bunların ruhuna nefis denir. Yani toprak, ateş, hava, su kendi doğalarını, özelliklerini insana vererek onda nefis dediğimiz varlığı meydana getirmişlerdir. Bu dört öğe bizi dünyaya, insanlara ve evrene bağlamaktadır. Kişiliğimizin çekirdeğini oluşturmaktadır. Her insanın nefsinde bu dört öğeden bir öğe diğerlerine göre biraz ağır bassa da aslında insan nefsinde bunların her biri belli oranda da bulunmaktadır. Başkalarında gördüğümüz her olumsuz ahlak, davranış bizlerde de tohum olarak mevcuttur. Uygun şartlar bulduğunda hemen nefis içerisinde kendisini göstererek yeşerir, boy atar. Onun için nefis küfür üzere yaratılmıştır. Onun İslam’a girmesi, hidayeti kabul etmesi düşünülemez.
Bunların hepsi, yani anasır-ı erba ve ona bağlı olarak nefis, Allah’ın ‘ol!’ emri ile yoktan yaratıldığı için insana vesvese veren özelliklere sahiptirler. Yani insanı Allah’tan uzaklaştıran birer tabiata maliktirler.  Bundan dolayı nefsi temize çıkarma, nefsinden emin olma düşünülemez. Nefis bir düşmandır. Ölünceye kadar da bu durum böyledir. Onun için peygamberimiz (s.a.s.) insanın iki koltuğu altında taşıdığı nefsinden daha büyük bir düşmanı olmadığını söylemiştir.
Nefsin yaratılış amacı da bizi Allah’tan uzaklaştırmaktır. Ruh ise Allah’tan bir soluk olduğu için Allah’a inanmak ister. Ona kavuşmayı arzular. Bütün erdemler ruhtan kaynaklanır. İbadetler ona huzur verir. Güzel olan şeylerde Allah’ı bulduğu için onlara âşık olur. Onlarla meşgul olmak ister. Bu manada mecazi (yani dünyevi) aşklar da mutasavvıflarca geçilmesi gereken bir köprü olarak görülmüşlerse de yine de övülmüşlerdir. Nefis ise güzel olan şeyleri elde etmek için şehvet ateşiyle yanar.  Elde edemediği zaman kudurur, öfkelenir, kin güder, intikam almaya çalışır. Ruh da yanar ama aşkla yanar. Elde etmek yada etmemek gibi bir amaç ruhun aşkında yoktur. Ruh nefis gibi olumsuz duygularla kavrulmaz. Olumsuz duygular ruhu incitir. Nefis cimridir, karşılıksız kimseye bir şey vermez. Ruh cömerttir. Paylaşmaktan sonsuz bir zevk alır. Nefis bencildir. Önce kendisini düşünür. Ruh diğerkâmdır. Kendinden önce başkalarını düşünür. Kısacası bütün pis huylar, kötülükler nefisten kaynaklanır, bütün güzellikler, faziletler ruhtan gelir.
Nefis ibadetlerden sıkılır, kaçar. Allah’a kul olmaktansa yok olmayı arzular. Çünkü aslı, mayası yokluktur. Ona ulaşmak ister. Allah ruhu Kendi nefhasından (soluk) yaratmışken nefsi ol emri ile yoktan meydana getirdiği anasır-ı erbadan yaratmıştır. Bu yüzden nefis daima Allah’a isyan üzeredir. Kendisine uyanı doğru cehenneme götürür. Bir Müslüman iç dünyasında daima nefsiyle cihat halindedir. Peygamberimiz (s.a.s) bu savaşı büyük cihat diye adlandırmıştır. Bu savaşı kaybeden nefsine uyar. Ebedi hayatını da zehir, zindan eder.
Ruh ile nefis ergenlik yaşlarına kadar insanın iç dünyasında eşit oranda etkilidirler. Ergenlikten sonra ruh bir kenara çekilir, iç dünyanın egemenliği ve kontrolü genellikle nefsin eline geçer. Nefs-i emmare kuvvet buldukça bu egemenlik ve kontrol de o nispette artar. Nefis artık ruhu hapis altına alır, iç dünyada tek başına iktidar olur.
Ruh Allah’ın rızası doğrultusunda meleklerden ilham alır, nefis ise şeytanlarla işbirliği yaparak insana vesvese verir. Ama nefsin vesvesesi ile şeytanların vesvesesi birbirinden farklıdır. En önemli fark, nefis vesvesesinde ısrar eder; ama şeytanlar vesvesesinden ısrar etmez, bir müddet devam ederler, başarılı olamadığını anlayınca o vesveseyi bırakırlar, başka vesveseye devam ederler.
Nefsin vesvesesi kendini savunma psikolojisi ile izah edilebilir. Çağdaş bilimlerin, psikoloji ve psikanaliz gibi,  incelediği şey ruh değil, nefistir. Onlar Allah’ı inkâr ettikleri gibi ruhu da inkâr ederler. Ruh onları pek alakadar etmez. İnsan insanın kurdudur anlayışı ile insana bakarlar. İnsanın çıkarsız iyilik yapamayacağını düşünürler. Âşık olmak aptallıktır, bir çeşit hasatlıktır onlara göre. İnsan hayvandan farksızdır. Karşılıksız iyilikler ve güzellikler sadece birer saflıktır, budalalıktır onlar için. Bunların insan doğasında yeri yoktur.  Onların bilinçdışı, bilinçaltı olarak adlandırdıkları şeyin İslam terminolojisindeki adı nefistir. Gerçi onlar nefsin kökenini ta ansır-ı erbaya kadar götürmezler. Bilinçdışının temel içgüdülerle olumsuz, bastırılmış geçmiş yaşantılardan oluştuğunu belirtirler. Müslümanlar olarak deneyle, gözlemle sabit olmuş her bilgiye kendi malımız gibi baktığımızdan nefis için bunları da düşünebiliriz. Yani nefis, anasır-ı erbadan genel karakteristik özelliklerini aldıktan başka bir de içgüdülerle donatılmıştır. Acıkma, susama, cinsel v.b. gibi. Ayrıca nefis bunların yanında yaşadığı hayattan hoşlanmadığı yaşantıları olumsuz duygusal yükleri ile birlikte bastırarak çeşitli kompleksler edinmektedir. Bu kompleksler nefsin adeta yaralarıdır. Dokununca kanarlar. Hassastırlar. İnsan ilişkilerinde sorun çıkarırlar. Kişinin hayatını zorlaştırırlar. Görünüşte çözümleri basittir. Ama bu durum görecelik oluşturduğu için ilgili kişiye aşılması zor bir engel olarak görünür. Zaten onlar da kişilikleri ile bütünleşen bu komplekslere sahip çıkralar,  onları en değerli hazineleri gibi korurlar. İşte nefsin vesvesesi bunlardan kaynaklanır. Yani kişi bu komplekslerin etkisiyle kendisini bazen dine karşı savunmak ister. Kompleksi ona dinde bazı kuşkular doğurur.  Bu kuşkular Kuran-ı Kerim’den, peygamberimizin (s.a.s.) hayatından olabileceği gibi Allah’a kadar uzanabilir. O da kompleksini savunmak için farkına varmadan dine hücum etmeye başlar. Din hakkındaki bu kuşkular günden güne büyür. Artık bir dünya görüşü halini almaya başlar. Tabii bu seyirde iç dünyasında ruh onu engellemeye çalışır. Çünkü ruh Allah’tan bir emanet olduğu için hiçbir zaman Allah’ı inkâr edemez. Dine karşı gelmez. Allah’ı ve dini savunur. Ama nefis iç dünyada egemenliği ele geçirdiğinden ruhu susturur, yaratılışının gereği olan yere yani yokluğa doğru onu yuvarlamaya çalışır. Başı sıkışan ateistin Allah’tan yardım umması bu yüzdendir. Nefis son bir ümitle ölmeyen ruhun dili ve kalbiyle Allah’tan yardım bekleyebilir. Bu durumlar bazen ateistin hayatında olabilir.
Şimdi nefsin komplekslerinin etkisiyle dinde kuşkulara gitmesini örnekleyelim. Zira yazımızda iddia ettiğimiz şeyler çok soyut oldu. Farz edelim ki bir eşcinsel. Tabii bununla bütün eşcinsellere ateistlik atfetme gibi bir amacımız yoktur. Zira inançlı eşcinseller de azımsanmayacak orandadır. Ayrıca bütün ateistleri de eşcinsellikle nitelendirmiyoruz. Zira ateistlerin çoğunun cinsel hayatı normal insanlarınınki gibidir. Kaldı ki İslam dininde eşcinsellik suç değildir. Suç olan şey, zinadır. Eşcinsel ilişkidir. Doğuştan gelen iktidarsızlık bir engellilik durumudur. Kişi temiz, nezih bir hayatı seçerse normal insanların üzerinde bir karakter ve ahlaki olgunluğa ulaşabilir. Biz bu örnekle tipik bir eşcinsellik olgusuna değineceğiz. Benzerini...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
31 Mart 2015, 17:40:23
Ayşe 8

Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1.223


« Yanıtla #4 : 31 Mart 2015, 17:40:23 »

Aslında bu makaledeki bazı yanlışları kendi arkadaşlarımdan ve çevremden de duyuyordum.Ama bana gayet normal geliyordu.Mesela insanlar türbelere gittiklerinde orada yatan kişiden bir şeyler istiyorlar.Ama türbelerin amacı aslında orada yatan insana dua etmektir.İsteklerimizi sadece Allah'a dua yolu ile söylememiz gerekir.

Paylaşım için Allah razı olsun.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı

Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &