ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > İhya-u Ulumiddin 3-4 >  Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar  (Okunma Sayısı 470 defa)
17 Ocak 2010, 20:57:12
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 17 Ocak 2010, 20:57:12 »



Müridin Amelden Önce, Amelden Sonra ve Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar
Diğer vakitlerinde müridin kalbini kontrol edip bütün ibâdetlerinde Allah´ın ilmine kanaat etmesi gerekir. Allah´ın ilmine ancak Allah´tan başkasından korkmayan ve Allah´tan başkasından ümit beslemeyen bir kimse kanaat eder. Allah´tan başkasından korkan ve başkasına ümit besleyen bir kimse ise, korktuğu kimsenin, durumlarının güzel taraflarına,muttali olmasını ister. Eğer kişi bu rütbede bulunuyorsa, akıl yönünden de, iman yönünden de kalbinin bundan nefret etmesini sağlamaya çalışmalıdır. Çünkü böyle bir durumda Allah´ın azabına müstehak olma tehlikesi vardır. Büyük ve başkası tarafından yapılması güç olan ibâdetler sırasında nefsini kontrol etmelidir. Çünkü o anda nefis, ifşa etmeye haristir ve nefis der ki: ´Böyle büyük bir ibâdetin veya büyük bir korkunun veyahut büyük bir ağlamanın hakikatini, eğer halk bilmiş olursa, muhakkak sana secde edeceklerdir. Halkın içinde böylesini yapacak güçte hiç kimse yoktur. Bu bakımdan sen bunu gizlemeye nasıl razı olursun ki halk senin dereceni bilmemiş olur, kıymetini inkâr ederler. Sana uymaktan, önder yapmaktan seni mahrum ederler!´

Bu bakımdan böyle bir şeyin benzerinde ayağını sağlam yerleştirmesi uygundur. Amelinin büyüklüğü karşılığında, ahiret mülkünün, cennet nimetinin ve ebediyyen devam etmesinin büyüklüğünü, Allah´ın büyüklüğünü hatırlaması uygundur. O zaman anlar ki bunu başkasına izhar etmesi, başkası nezdinde kendisini sevdirir, fakat Allah katında düşürür, büyük amelini yakıp kül eder. Bunları bildikten sonra şöyle demelidir: ´Ben böyle bir ameli, âciz olan halkın övmesine nasıl sebep kılabilirim? Oysa halk ne bana bir rızık vermeye, ne de ecelimi uzatmaya kâdir değildir´.

Bu şekilde düşünmek, kalbinin bir tür gemi olur. Bundan ümitsiz olması uygun değildir. Ümitsizlikten dolayı ´Bunu ancak kuvvetli ve ihlâs sahipleri becerebilir, karıştıranların böyle birşeyi becermesi onların şânına uygun değildir´ demesi ve ihlâs husu-sundaki hummalı çalışmayı terketmesi uygun değildir; zira karıştıran bir kimse böyle birşeyi yapmaya muttaki bir kimseden daha fazla muhtaçtır. Çünkü muttaki bir kimsenin nâfile ibâdetleri eksik olursa, farz ibâdetleri kâmil ve eksiksiz olur. Karıştıran bir kimsenin ise, farz ibâdetleri eksiklikten uzak değildir. Nafilelerle eksikliklerinin giderilmesine muhtaçtır. Eğer nafileleri sağlam kalmazsa farz ibâdetlerden dolayı sorumlu olur ve dolayısıyla helâk olur. Bu bakımdan karıştıran bir kimse, muttaki bir kimseden daha fazla ihlâsa muhtaçtır. Temîm ed-Dârî90 Hz. Peygamber´den şöyle rivayet eder:

Kıyamet gününde kul hesaba çekilir. Eğer farzı eksik olursa denilir ki:
´Onun nafile ibâdetleri var mı?´ Eğer nafile ibâdeti varsa onunla farzı tamamlanır. Eğer nafile ibâdeti yoksa, onun iki tarafından tutulur ve ateşe atılır,91

Bu bakımdan karıştıran bir kimse farz ibâdeti eksik olduğu halde mahşer yerine kıyamet gününde gelir. Boynunda birçok günahlar vardır. Öyleyse farzları tamamlamak ve günahlarını affet-tirmek hususunda çalışması gerekir. Bu ise ancak nafile ibâdetlerin ihlâsla yapılmasıyla mümkündür.

Muttaki bir kimseye gelince, onun gayreti, derecelerinin artırılması hususundadır. Eğer nâfilesi yanarsa sevapları günahlarından yine fazla olarak kalır ve dolayısıyla cennete girer. Bu bakımdan bu durumda kişi kalbine Allah´tan başkasının muttali olmasının korkusunu yerleştirmeli ki nâfile ibâdetleri sıhhatli kalmış olsun. Nâfile ibâdetlerden boşaldıktan sonra bu hissi kalbinden uzaklaştırmamalıdır ki o nâfile ibâdetlerini belirtmeyip onları orada burada konuşmasın! Bütün bunları yaptığı zaman, amelinden korkması uygundur. Gizli bir riyanın ameline karışmasından, haberi olmaksızın sızmasından korkmalıdır. Öyleyse amelinin kabul veya reddedilmesi hususunda emin olmamalıdır. Allah Teâlâ´nın, gizli niyetinden dolayı buğzunu gerektiren bir durumun mevcudiyetini göz önünde bulundurmalı ve bu durumdan dolayı amelinin geri çevrileceği ihtimalini hesaba katmalıdır. Bu şüphe ve korku amelin devamlılığında da, amelden sonra da olmalıdır. Akdin başlangıcında böyle bir şüphe ve korku olmamalıdır. Uygun olan, akdin başlangıcında ihlaslı olması ve ameliyle Allah´tan başkasını kasdetmediğine kesinlikle inanmasıdır ki ameli sıhhatli olsun. Ne zaman başlar ve içinde gaflet ile unutkanlık olan bir lâhza geçerse, gafletten korkma, amelinin yanmasına vesile olacak gizli bir şaibeden gâfil kalmaktan korkma, veya amelle böbürlenmekten endişe etme gelmelidir. Fakat ümidi korkusundan daha galip olmalıdır. Çünkü kesinlikle ihlâs ile ibâdete girdiğini bildikten sonra riya ile ibâdeti ifsad edip etmediği hususunda şüphe ediyorsa, kabul olmasının ümidi daha galip olur. Bundan dolayı münacaat ve ibâdetlerdeki lezzet oldukça büyük olur. Bu bakımdan ihlâs kesindir, riya ise şüpheli! Bu şüpheden dolayı korkusu, eğer gâfil olduğu halde bir riya sebkat etmiş ise, o riyaya kefaret olmaya elverişlidir.

Halkın ihtiyaçlarını görmek ve ilmî faydalarda bulunmak suretiyle Allah´a (mânen) yaklaşan kimse için uygun olanı, sadece ihtiyaç sahibinin kalbini sevindirdiği, öğrettiği ilimle öğrenenin amel ettiği için Allah´tan sevap ummasıdır. Teşekkür, mükâfat, övmek, öğrenci veya ihtiyacı görülenin övmesini ummamalıdır. Çünkü böyle bir ümit ecrini yakar. Bu bakımdan ne zaman öğrencinin bir hizmette veya meşguliyette yardımını veya beraberinde yürümek suretiyle cemaatini çoğaltmasını ümit edip, öğrencinin hizmetine koşmasını isterse bu takdirde ücretini dünyada almış olur. Bundan başka da sevabı yoktur.

Evet! Eğer kendisi bunu ümit etmediği gibi, ilminden ötürü sevaptan başkasını kasdetmezse, fakat talebe kendiliğinden hizmetine koşup çalışırsa, bu çalışmanın manevî ücretini yakmadığını ümit ederiz. Şu şartla ki; talebeden hizmet beklemiyor ve böyle birşeyi kasdetmiyorsa... Eğer talebe bu hizmeti yapmazsa talebeyi ders halkasından uzaklaştırmıyorsa... Bununla beraber âlimler, talebenin bu tür fahrî hizmetlerinden dahi müderrisleri sakındırmışlardır. Hatta âlimlerden biri bir kuyuya düştü. Bir grup gelip kendisini çıkarmak için bir ip sarkıttılar. İpe tutunmadan önce onların arasında yanında Kur´an´ın bir ayetini okuyan veya kendisinden bir hadîs dinleyen bir kimsenin olmamasına dikkat etmeleri hususunda yemin verdirdi. Bunu da manevi ücretinin yanacağı korkusundan yaptı.

Şakîk el-Belhî şöyle anlatır: Süfyan es-Sevrî´ye bir elbise hediye ettim. Onu bana geri çevirdi. Ona dedim ki: ´Ey Ebu Abdullâh! Ben senden hadîs dinleyenlerden değilim ki benim hediyemi bana geri çeviriyorsun!´
Süfyan ´Böyle olduğunu biliyorum. Fakat senin kardeşin benden hadîs dinlemektedir. Korkarım ki senin bu iyiliğinden dolayı başka talebelerden daha fazla kalbim kardeşine karşı yumuşak olsun!´

Bir zat, Süfyan es-Sevrî´ye bir veya iki kese (altın) getirdi. Getiren kişinin babası, Süfyan es-Sevrî´nin dostu olduğu için Süfyan çok zaman babasına giderdi. Bunun üzerine kişi Süfyan´a şöyle dedi. ´Ya Ebu Abdullah! Senin nefsinde babama karşı bir kırgınlık mı var?´ Süfyan buna cevaben dedi ki: ´Rahmet olasıca! Allah babandan razı olsun. Baban şöyle idi!´
Babasını böylece övdü. Bunun üzerine kişi Süfyan´a ´Ya Ebu Abdullah! Sen bu malın bana nasıl intikal ettiğini biliyorsun! O halde şu getirdiğimi alıp çoluk çocuğuna harcamanı istiyorum´ dedi. Süfyan o malı kabul etti! Adam çıkıp gidince Süfyan oğluna dedi ki: ´Ey Mübarek!92 Kişiye yetiş, bu malı geri ver!´ Bunun üzerine adam geri geldi. Süfyan ona ´Malını geri almanı istiyorum´ dedi. Böylece malını geri verinceye kadar ısrarda bulundu. Süfyan´ın Allah yolunda o kişinin babasıyla olan kardeşliğinin buna sebep olduğu ve dolayısıyla Süfyan´ın bu kardeşliğin mânevî sevabı bozulmasın diye, malı almayı kerih gördüğü sanılıyor. Süfyan´ın oğlu der ki: ´Babama geldim. Şöyle demekten kendimi alamadım: ´Ne oluyor sana! Senin bu kalbin taş mıdır? Hesap et ki senin çoluk çocuğun yok. Bana da mı merhamet etmeyeceksin? Kardeşlerine merhamet etmeyecek misin? Haydi çoluk çocuğuna merhamet etmiyorsun´. Böylece Süfyan´ı fazlasıyla hırpaladıktan sonra cevap olarak ona şöyle dedi: ´Ey Mübârek! Sen o malı âfiyetle yiyeceksin. Ben onun hesabını vereceğim. (Böyle şey olmaz!)´

Durum bu iken âlim bir kişiye, halkı hidayete çağırmak hususunda mükâfatını sadece Allah´tan istemek düşer. Öğrenciye de halkın ve hocasının yanında mevkî talep etmek değil de Allah´ı övmek ve öğrendiğinden dolayı sevabı Allah´tan talep etmek düşer.

Bazen zannedilir ki öğrenci, ibâdetiyle, öğretmeninin yanında bir rütbeye nâil olup daha fazlasıyla ihtimamını kazanmak için gösteriş yapabilir. Oysa bu zan yanlıştır. Çünkü öğrencinin ibâdetiyle Allah´tan başkasını kasdetmesi, hâl-i hâzırda da, ilim nazarında da zararın ta kendisidir. Bazen hocası kendisine faydalı olur, bazen de olmaz. Bu bakımdan hal-i hâzır elinde bulunan bir ameli, mevhum bir ilme nasıl fedâ eder? Böyle bir hareket caiz değildir. Aksine ilmi Allah için öğrenmesi ve ilimle Allah´a ibâdet etmesi, Allah rızası için hocasına hizmet etmesi uygundur. Hocasının kalbinde bir mertebeye sahip olmak için değil... Eğer ilmin ibâdet olmasını kastediyorsa, ibâdet edenler Allah´tan başkasına ibâdet etmemekle emrolunmuşlardır. Onlar ibâdetleriyle Allah´tan başka hiç kimseyi memnun etmemekle görevlendirilmişlerdir.

Annesine ve babasına hizmet eden de böyledir. Onların yanında maddî bir mertebeye sahip olmak için onlara hizmet etmemeli. Ancak annesinin ve babasının razı olmasından dolayı Allah´ın kendisinden râzı olacağı düşüncesiyle onlara hizmet etmelidir. Anne ve babasının yanında maddî bir kıymete ulaşmak için onlara yapmış olduğu itâatla riyakârlık yapması caiz değildir. Çünkü böyle yapması hâl-i hâzırda riyakârlıktır. Allah Teâl...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar
« Posted on: 19 Eylül 2019, 15:22:52 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar rüya tabiri, Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar mekke canlı, Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar kabe canlı yayın, Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar Üç boyutlu kuran oku Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar kuran ı kerim, Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar peygamber kıssaları, Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlar ilitam ders soruları, Amel Esnasında Yapması Uygun Olan Hususlarönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &