Hârût ve Mârût kimlerdi?

(1/1)

Sümeyye:
4- Hârût Ve Mârût Kimlerdi?


Kur’an’ın ifadesine göre, 'sihir yapmakla küfre düşen şey­tanlar insanlara büyüyü ve Babil'deki iki meleğe Hârût ve Mârût'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa bu iki melek, kendilerinin bir deneme sebebi olduklarını söyleyip 'sakın küfre düşme' diye uyarmadıkça kimseye bir şey öğretmezlerdi. Ancak ne yazık ki şeytanlar onlardan koca ile karısını açacak, insanlara zarar vere­cek şeyleri öğreniyorlardı.'

Hz. Süleyman devrinde ve daha sonradan sihir o kadar yaygınlaşmıştı ki büyücüler, halkı bu yolla oyalıyorlar, onların duymadığı ve görmediği numaraları yapıyorlardı. Günümüzün şartlarında bile basit gelebilecek olayları bir büyü olarak gösteri­yorlardı. Büyü ile insanlara zarar veriyor, aileleri yıkıyorlardı. Halk onların bu numaralarına bakarak peygamberler ve onların mucizeleri hakkında şüpheye düşüyordu.

Bunun üzerine ALLAH (c.c.), tıpkı Lût (a.s.)'a gönderdiği gibi Babil'e iki melek gönderdi. Onlar insanlara, sihirin zararlarını önleyebilecek, sihirbazların etki

lerinden koruyacak, mucize ile sihirin arasındaki büyük farkı göstermek üzere bir takım bilgile­ri öğrettiler.

Ancak insan ve cin şeytanları, meleklerin öğrettiği bu bil­gileri elde ederek onları bile sihire alet ettiler, yanlış yolda kul­landılar. Halbuki o iki melek, 'biz bir denemeyiz, sakın size öğ­rettiklerimizi kötü yolda kullanıp te küfre düşmeyin' dedikten, insanları uyardıktan sonra, onlara bu önemli ve insanların kav­rayamadığı bu acaip olayların kanunlarını öğretiyorlardı.

Babildeki esaretleri zamanında halk arasında dolaşan bu bilgileri ve büyüleri öğrenen yahudiler, zamanla bunlara bir sürü yalan, tılsım, vefk gibi şeyleri kalıp kuşaktan kuşağa aktardı­lar." [343]

Kimilerine göre âyetin manası, 'ALLAH, Babilde iki meleğe Hârût'a ve Mârût'a-yahudilerin zannettiği gibi büyü adına- bir şey indirmedi' şeklindedir. Onlara göre âyet içerisinde geçen 'mâ', geçiş için değil, olumsuzluk için gelmiştir.[344] Ancak âyetin akışı ve sonuna doğru yer alan ifadeler bu anlama uymamakla. Âyette yer alan bu cümle, şeytanların meleklerden aldıkları bil­gileri nasıl yanlış işlerde kullandıkları anlatmaktadır. [345]

Bazılarının cümleyi 'ALLAH (c.c.) meleklere bir şey indirme­di' şeklinde anlamlarının sebebi, adı geçen iki meleğin insanlara veya şeytanlara büyü öğretmelerinin caiz ve mümkün olmama­sıdır. Halbuki âyetin devam eden bir başka cümlesi konuya açık­lık getirmektedir.

"Onlar, insanlara büyüyü ve o iki meleğe indi­rileni öğretiyorlardı..."

Demek ki şeytanların öğrettiği sihir ile, meleklere indirilen bilgi ayrı ayrı şeylerdir. Şüphesiz ki Kur'an'ın küfr diye nitelendirdiği bir şeyi Al­lah (c.c.) meleklere indirmez, onlar da küfr diye nitelenen bir gü­nahı işlemezler. Çünkü onlar günah işlemekten uzaktırlar.

Meleklerin öğrettiği bu bilgi temel bir gerçek, büyü için de kullanılabilecek bir bilgiydi. Ancak şeytanlar bu bilgiyle sihir yapmak, küfre sebep olmak üzere kullandılar. Aslında bütün bil­giler böyledir. Kötü niyetli insanlar elde ettikleri sıradan bilgiler­le bile kötülük yapabilirler. Faydalı bir ilmi istismar edip, yanlış yollarda kullanabilirler.

Melekler, öğrettikleri bilginin kötüye kullanılabileceği ih­timalini hesaba katarak, bu bilginin istismar edilmesinin küfre sebep olacağı ve kötü sonuçlar verebileceği uyarısında bulunu­yorlardı. [346]

Bazılarına göre âyette sözü edilen iki melek değil, Babü'de yaşamış iki salih insan, iki melik (kral)tir. [347] Ancak bu okuyuş âyetin konusuna uygun olmadığı gibi, ümmetin bu konudaki it­tifakına aykırıdır, kabul edilmesi zordur. [348]



[343] M. Ali es-Sabunl, T. Ayati'l Ahkâm: 1/69-70. K. Miras. Tecrid-ı Sarih Ter. Ank. 1984: 8/232. Doç. A.O.Ateş, Cinler-Büyü. ist. 1995. S: 235

[344] Taberî, el-C. Beyan: 1/359. Imadüddın Ebu'l Cebbar, Tenzihu'l-Kur'an an Mutaîn, Beyrut Trh, s:27. Prof. S. Kuiub, Fi-Z. Kur'an, 1/95. T. Cev­heri, el-Cevâhir: 1/100. Kurtubî, el-C. li-A. Kuran: 2/35-36. E Razî, T. Kebir: 3/217. F.lmahlı, H. D. Kur'an Dili: 1/370.

[345] R Rıza, T Menar, 1/401. Elmalılı, H. D. Kuran Dili: 1/370.

[346] A.O.Ateş, Cinler-Büyü, s:233-234, K. Miras, T. Sarih Ter: 8/232-233.

[347] T. Cevheri, el-Cevâhır: 1/100. F. Razı, T. Kebir: 3/218. Y. Ahmed ed-Dardıri, Müntehab li-T. Kur'an, Kahira 1370-1950, 1/83. M. Merağî, Tefsir: 1/181. 1. Derveze, et-Tefsiru'1-Hadıs: 7/218. Doç. A. Aydemir. T. İsrailiyyat, s: 186-187

[348] Kurtubi, el-C. li-A. Kur'an: 2/36. Doç. A. Aydemir, T. İsrailiyyat, s:199. Kur'an, bu iki melekle ilgili bir kaç cümlenin ötesinde başka bir bilgi vermiyor. Ancak kaynaklar onlarla ilgili akıl almaz, İslâm inancıyla bağdaşmayacak haberleri nakletmektedirler. Hikayeye göre, melekler insanların günah islediklerine bakarak, biz olsak böyle yapmazdık de­diler. Bunun üzerine ALLAH (cc) en çok iddia eden Hârût'la Mârût'u, ira­de, hırs ve şehvet güçleri vererek dünyaya denemek için gönderdi. On­lar, bir kadına yaklaşmak istediler. Onun fitnesiyle şarap içtiler, zina et­tiler ve katil oldular. Bunun üzerine dünya cezasıyla, Babü'de başaşağı asılmak suretiyle cezalandırıldılar. Şeytanlar, o halde iken onlardan si­hir öğrendiler ve insanlar arasına yaydılar. Onlara fitne veren kadın ise onlardan öğrendiği bir kelimeyi söyleyerek göğe çıktı ve yıldıza çevril­di. Zühre yıldızı işte o kadındır. (Taberî, el-C. Beyan, 1/363-365. en-Nisabûri, G. K. ve R. Furkan, -Taberî'nin kenarında- 1/352-353. Alusî, R. Meânî: 1/340-341. Doç. A. Aydemir, T. îsraıliyyat, s: 185-197) Özetleyerek verdiğimiz bütün rivayetlerin hiç birinin aslı yoktur, haya­li uydurmalardır, akıl yönünden de İslâmî ölçüler yönünden de kabul edilmesi mümkün değildir. Bu gibi efsanelerin tefsir diye İslâm'ı kay­naklarda yer alması ne kadar acıdır. (F. Razî, T. Kebir, 3/220. İ. H. Bur-sevî, R. Beyan, İst. 1389, 1/191-192. İbni Kesir, Muh. Tefsir, 1/97. M. H. Tabatabaî, el-Mizan. 1/240-242. Doç. A. Aydemir, T. tsrailiyyat, s:20I-202.

Hüseyin K. Ece, Hz. Süleyman, H. Ece Yayınları: 185-187.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc