ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı > İdarede Hz Peygamber in yeri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İdarede Hz Peygamber in yeri  (Okunma Sayısı 1364 defa)
15 Mayıs 2011, 11:48:00
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 15 Mayıs 2011, 11:48:00 »



1- İdarede Hz. Peygamber'in Yeri

Hemen söyleyelim ki, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in idaresi adalet, ahlâk, istişâre, bîat ve ehliyet esaslarına dayanıyordu. Allah'ın kendisine yüklediği tebliğ görevini yürütürken, kendisine inananları idare ederken bu ilkelere bağlı kalmıştır. İslâm'ın doğduğu sıralarda Mekke şehir devletinde Hz. Peygamber'in ailesinin üzerinde sadece sikâye görevi vardı. O'nun dedesinin ve amcalarının Mekke şehir meclisinde idârî görevleri olmakla birlikte, babası Abdullah, oğluna miras bırakabileceği hiçbir idârî imtiyaza sahip değildi. Dedesinin imtiyazları da tevârüs yoluyla önce amcası Ebû Tâlib'e, ondan da diğer amcası Abbas'a geçmişti. Dolayısıyla kendisinin peygamberlikten önce hem ailesi arasında ve hem de Mekke şehir devletinde idârî görevi yoktu.

Resûl-i Ekrem, peygamberlikten sonra da asla maddî iktidar düşünmedi. Nitekim hemşehrileri, kendi putlarına dil uzatmamak şartıyla ona başkanlık teklif ettiklerinde "Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz ben yine de görevimden vazgeçmem" diye cevap vermişti. Bu olay, kendisinin maddî iktidar peşinde koşmadığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. O, daha ziyade cemaatini teşkilatlandırmayı düşünmüştür. Bir kabile veya bölge idarecileri onun tebliğinin etrafında toplanırsa, siyâsî iktidarın kendiliğinden tâlî bir şey olarak geleceği tabîî bir durumdu.

Mekke döneminde, hicretten önce kendi küçük cemaatini idare edebiliyordu. İslâm'a giren bazı Medinelilerden kendisine itaat edeceklerine... dair Akabe mevkiinde bîat aldı. İçlerinden, kendisiyle irtibatı sağlayacak on iki nakîb seçtirdi. Hicretten sonra Medine'de ülkeye de sahip olunca Müslümanlar müstakil bir idarî yapıya kavuşmuş oldular. Hz. Peygamber'den sonra da bîat, İslâm devletlerinde idarecilerle halk arasında yapılan, seçim veya bağlılık karakteri taşıyan bir akit olarak devam etmiştir.

Şüphesiz Resûl-i Ekrem'i peygamber olarak seçen Allah Teâlâ'dır. Dolayısıyla onu peygamber olarak mü'minler seçmezler. Sadece bu durumunu ve vasfını kabul ederler. Hz. Peygamber, kendisini Allah'ın Resûlü olarak tasdik edenlerden bîat (bağlılık akdi, sadâkat ve itaat yemini) alıyordu. Kur'an-ı Kerîm'de ifade edildiği üzere[658] bîat aslında Hz. Peygamber'in şahsına değildir; onun aracılığıyla Allah Teâlâ'ya verilmektedir. Bîat etmekle sadece erkekler değil, kadınlar da mükellef idiler. Bîat Hz. Peygamber'e itaati gerekli kılıyordu. Kur'an-ı Kerim'in pekçok ayetinde Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat emredilmektedir.

Hz. Peygamber'in idaresi istişâre üzerine kurulmuştu. Kur'an-ı Kerîm'de istişârenin önemi üzerinde çok durulur; bizzat Hz. Peygamber'e istişâre etmesi emrolunur.[659] Hz. Peygamber de bu emre uyarak sahâbîlerle istişârede bulunmuştur. Ebû Hüreyre bu konuda şöyle söylemiştir: "Resûlüllah'tan daha fazla arkadaşları ile istişâre eden hiçbir kimse görmedim".[660] Savaşlardan önce ve savaş esnasında sahabe ile istişâresine burada bir örnek verelim. Bedir savaşı başlamadan önce konakladığı yeri uygun bulmayan Hubâb b. Münzir Hz. Peygamber'e gelerek şunları söyler: "Yâ Resûlallah! Burası sana Allah'ın konaklamanı emrettiği, ileri gitmemiz veya geri çekilmemiz câiz olmayan bir yer midir? Yoksa şahsî bir düşünce, savaş ve hile için tedbir olarak düşünülmüş bir yer midir?" Hz. Peygamber kendi fikri olduğunu söyler. Bunun üzerine Hubâb "Yâ Resûlallah! Burası karargâh için uygun bir mekân değildir. Sen insanları buradan kaldır. Kureyş'in konacağı yerin yakınındaki su başına gidip konalım...." der. Peygamberimiz Hubâb'a "Doğru söyledin" der ve onun tavsiyelerini uygular.[661] Onun istişâresi, dünyevî meseleleri kapsadığı gibi, bazen, hakkında vahiy gelmeyen, meselâ ezanın meşrû kılınması gibi, dinî hususları da içine alıyordu.

Hz. Peygamber, Müslümanların tek ve sürekli başkanı durumundaydı. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de mü'minlerin Hz. Peygamber'e itaatle yükümlü oldukları ve anlaşmazlıklarda nihâî hakemin o olduğu bildirilmiştir.[662] Aynı zamanda ona itaat, Allah'a itaat ile özdeşleştirilmiştir.[663]

Hz. Peygamber, valiler, hâkimler, öğretmenler, bölge bölge gezen öğretim müfettişleri, askerî birliklere komutanlar, vergi memurları, elçiler, hac emîri, imam, müezzin tayin ediyor; antlaşmalar aktediyordu.

Hz. Peygamber, câhiliye döneminde Mekke şehri ile ilgili kurumlardan hicâbe ve sikâye hariç diğerlerini kaldırmıştır. Hicâbe ve sikâyeyi de eski sahiplerine vermiştir.

Hz. Peygamber'in idarede izlediği bazı temel prensipler vardır. Her şeyden önce O'nun başlıca gayesi İslâm'ı mümkün olduğunca çok insana ulaştırmaktı. Bunun dışındaki her şey o amacı gerçekleştirebilmek için bir vasıta idi. O, her sıkıntıya bu gaye uğruna katlanmıştır. Faaliyetlerinde adalet ve ahlâkı esas almıştır. İnsanlar arasında fark gözetmeksizin herkese âdil ve ahlâkî davranmış, ahde vefa göstermiştir. İslâm'ın doğduğu sırada insanlar arasında sınıf farkları mevcuttu. İslâm döneminde ise, bu dini kabul eden herkes eşit sayılıyordu. Bunun yanında, İslâm devletinin tebaasına girmek, gayri müslimlerin kendi aralarındaki eşitsizlikleri bile ortadan kaldırıyordu. İçte barış ve huzuru, dışta da emniyeti sağlamak Hz. Peygamber'in temel hedeflerinden biriydi. Nitekim Câhiliye döneminde kabileler arasında savaşlar, kanlı soygunlar, kervan baskınları ve kan davaları eksik olmazken, Hz. Peygamber döneminde bunlar büyük çapta önlenmiştir. Hz. Peygamber hicreti müteakip, merkezi, Müslümanlarla güçlendirmek ve toparlanmak gayesiyle Medine'ye hicreti teşvik etmiştir. Uygulamada bazı istisnalar bulunmakla birlikte, bu politikayı Mekke'nin fethine dek sürdürmüştür. Mekke'nin Fethi'nden sonra hicrete gerek kalmamıştı. Çünkü artık İslâm Arabistan'ın çeşitli bölgelerine yayılmıştı. Bundan böyle yeni bölgelerin İslâm'a intibak etmelerini, oralarda dinin kökleşmesini sağlamak ve İslâma uygun bir çevre oluşturmak gerekiyordu. İşte bu maksatla o, taşraya yoğun bir şekilde öğretmenler ve diğer memurlar göndermiştir.

Hz. Peygamber insana saygılıydı. Prensip itibarıyla düşmanı imhayı değil, hep kazanmayı gaye edinmiştir. Düşmanın potansiyel gücünü yok etmeyi değil, daha sonra bu gücü kullanmayı düşünmüştür. Onun on yıl süren Medine döneminde İslâm, yaklaşık iki milyon kilometrekarelik bir alana yayılmıştır. Bu kadar hızlı gelişme, yayılma ve değişim, Benî Kurayza hariç tutulursa, düşman tarafından iki yüzden biraz fazla kişinin ölmesi ve Müslümanlar tarafından da yüz elliye yakın kişinin şehit edilmesi karşılığında gerçekleşmiştir.

Hz. Peygamber, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi döneminin teknik gelişmelerinden istifade etmiştir. Bunun yanında düşman hakkında bilgi toplama, kendi planlarını gizleme, iktisâdî baskı uygulama, düşmanın dost ve müttefiklerini kendi yanına çekme, onları kendi düşmanlarıyla kuşatma, soğuk savaş, düşman arasına tefrika sokma, düşmanın bir kısmının yakınlığını kazanma... gibi taktikleri de başarıyla uygulamıştır

İnsanlara meziyet, liyakat ve değerlerine göre muamelede bulunmuştur. Ne kadar azılı düşmanı olursa olsun, bir kişi İslâm'a girdiğinde onun haysiyet ve şerefini muhafaza etmiştir. Peygamberimiz Müslüman olan kabilelere içlerinden birisini yeniden vali tayin ederken onların ehil olmalarına ve hatta öyle ki, ayrıntı sayılabilecek ahlâkî özelliklerine bile dikkat etmiş ve bunları değerlendirmiştir. Mesela cimriliği bir idareci için zaaf olarak görmüştür. Ced b. Kays'ın yerine Bişr b. Berâ'yı kendi kabilesi Benî Seleme'ye başkan tayin etmesi buna örnek verilebilir. Benî Seleme kabilesinden bir heyet huzuruna geldiğinde onlara başkanlarının kim olduğunu sorar. "Ced b. Kays'tır. Ancak biraz cimridir" cevabını alınca bu durumdan memnun olmaz ve "Hangi hastalık vardır ki, cimrilikten daha elem verici olsun! Hayır sizin başkanınınız Ced b. Kays değil, Bişr b. Berâ olsun"[664] diyerek Bişr'i kabilesine başkan tayin eder.


[658]     Fetih Sûresi 10.

[659]     Âl-i İmrân Sûresi 159.

[660]     Vâkıdî, II, 580; Tirmizî, IV, 214.

[661]     İbn Hişâm, I, 620.

[662]     Âl-i İmrân Sûresi 31-32; Nisâ Sûresi 59-61, 65.

[663]     Nisâ Sûresi 80.

[664]     Hâkim, Müstedrek, Haydarâbâd 1335-1342, III, 219-220.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İdarede Hz Peygamber in yeri
« Posted on: 26 Ağustos 2019, 03:09:01 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İdarede Hz Peygamber in yeri rüya tabiri,İdarede Hz Peygamber in yeri mekke canlı, İdarede Hz Peygamber in yeri kabe canlı yayın, İdarede Hz Peygamber in yeri Üç boyutlu kuran oku İdarede Hz Peygamber in yeri kuran ı kerim, İdarede Hz Peygamber in yeri peygamber kıssaları,İdarede Hz Peygamber in yeri ilitam ders soruları, İdarede Hz Peygamber in yeriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &