ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Hanım Sahabeler => Konuyu başlatan: Zehibe üzerinde 13 Mart 2009, 15:57:56



Konu Başlığı: Nuseybe Bint Ka'b(R.Anhâ)
Gönderen: Zehibe üzerinde 13 Mart 2009, 15:57:56
UMMU UMÂRE KÜNYELİ KA'B'İN KIZI NUSEYBE (R. ANHÂ)
 

Uhud harbine iki oğlu ve kocası ile birlikte katılan ve birkaç ye­rinden yaralanarak Rasûlüllah'ı koruyan bu fedakâr hanımın hizmetin­den dolayı Rasûlüllah (S.A.V) tüm aile halkı için şöyle dua etmiştir:

«Ey Rabbîm! Bunları bana cennette arkadaş eyle...»

Doğu ufkunda sabahın ışığı belirmişti. Medîne'liler getirdiği hu­muslarla (hazine için ayrılan beşte birlerle) birlikte Beşîr İbnu'l-Hasa-siyye'nin bölüğünü karşılamaya çıkmıştı. Rasûlüllah'ın Allah'ın müs-lümanlar'a Medain'iri fethini nasip edip onların eyvanını ganimet ola­rak ele geçireceklerine dair verdiği haber doğru çıkmıştı. Güneş da­ğın arkasından çıkmıştı. Nuseybe sol eliyle işaret ederek şöyle dedi :

— İşte o bölük.

Yüzlerde tam bir sevinç ifadesi belirdi. Müminlerin emiri Ömer İbnu'l-Hattab, Abdurrahman İbn Avf, Ali İbn Ebî Talib, Useyd İbn Hu-dayr ve Gubeyr İbn Mut'im onlara doğru yürüdüler.

Gözleri, boyu yetmiş zira' [arşın) eni de altmış zira' olan bir half­anın kadifelerine takılınca hayret ve dehşet içinde kaldılar. Kisralar o halıyı kış için hazırlamışlardı. Fesleğen çiçeklerinin zamanı geçince kışın sanki bahçedelermiş gibi o halının üzerinde içerlerdi. O halıda nehir gibi çizgiler vardı. Zemini altın yaldızlı, bunların arasında inci gibi gözler vardı. Halının kenarları ekilmiş ve ilkbaharda bitkilerle ye­şil renk almış toprak gibiydi. Altın dallar üzerinde ipek yapraklar var­dı. Altın ve gümüş çiçek ve mücevherden meyveler ve buna benzer şeyler vardı.

Beşîr İbnu'l-Hasasiyye :

—Müminlerin emîri İranlılar ağır olduğu için kadifeleri, çok ol­duğu için de paraları götüremediler. Biz incileri getiriyorduk. Fakat beytuimal'ın ağzına kadar altın ve gümüş kaplarla dolu olduğunu gör­dük.

Mü'minlerin emiri Hz. Ömer, Kisra İbn Hürmüz'ün bileziklerine, pantolonuna kılıcına, kemerine tacına ve çizmelerine baktı.. Daha son­ra ağladı. Hz. Ali, Abdurrahman İbn Avf, Cubeyr İbn Mut'im ve Useyd İbn Hudayr ona acıdılar. Hz. Ömer:

—  Kisra'nin kılıcını zararsız ve faydasız haîe getiren Allah'a ham-dolsun, dedi.

Daha sonra Hz. Ömer, İbnu'l-Hasasıyye'den tarafa baktı ve şunu ilâve etti :

—  Bunu yapanlar mutlaka emîn (güvenilen) kimselerdir.

Bunun üzerine Hz. Ali :

—-Ey mü'minlerin emîri! Sen kötü olmadın. Halkın da kötü olma­dı. Eğer sen aç gözlülük yapıp yeseydin, onlar da yerlerdi, dedi.

Mü'minlerin emîri Hz. Ömer kadifeleri ve beştebirleri müslümanlar arasında taksim etti. Hz. Ömer bazı kadın örtüleri getirdi.

—  Bu örtünün şu kadar değeri var. Onu Abdullah İbn Ömer'in ha­nımı Safiyye Bint Ebî Ubeyd'e göndersen..

Mü'minlerin Emîri Hz. Ömer:

—  Ben bu örtüyü ondan daha lâyık.birine EUmmu Umara) Nusey­be Bint Ka'b'a göndereceğim.  Uhud savaşında Rasûlüllah'ın (S.A.V) şöyle dediğini duydum: Sağa ve sola her dönüşümde onun önümde dö-ğüştüğünü görüyordum.

Ummu Umara (Nuseybe) örtüyü bir annenin çocuğunu sevdiği.g bi kucaklayıp evine doğru yürüdü. Hatıralar onu kanatlandırarak mazi­ye götürdü...

Kendisini İslâm'ın Ensar arasında yayıldığı günlerde gördü. En-sar'dan bir grup kimseye farkettirmeden gizlice Hz. Peygamberin (S.A.V) yanına gitmeyi kararlaştırdılar. Hac mevsiminde zilhicce ayın­da kavimlerinin kâfirleriyle birlikte Mekke'ye gittiler. Mekke'de Hz. da yeni ve büyük bir örtü vardı. Bazıları şöyle dediler:

gecesinin üçte ikisi geçtikten sonra gizlice Akabe'de toplandılar. Onlar yetmiş erkek iki kadındı. Bu kadınlar Mazin İbnu'n-Neccar oğullarından (Ummu Umara) Nuseybe Bint Ka'b'la Esma Ummu Amr İbn Adiyy'di. Rasûlüllah (S.A.V) onların yanına geldi. Yeğenine destek olmak için amcası el-Abbas İbn Abdil-muttalib de yanındaydı. İlk konuşan el-Abbas oldu. O şöyle dedi :

—  Hazrecliler!    (Araplar o sırada   Hazreclilere de Evslilere de, Hazrecliler derlerdi). Muhammed bizim aramızda sizin gördüğünüz şe­kilde şeref ve kuvvete sahiptir. Ama o bizden kopup size gelmeyi ar­zu etti. Sizler ona verdiğiniz sözü yerine getireceğinizi ve onu koruya­cağınızı kesin olarak biliyorsanız, bu işle sizi başbaşa bırakıyorum. Fa­kat eğer siz onu başkalarına teslim edecekseniz, şu andan itibaren onu içinde bulunduğu şeref, üstünlük ve gücünde bırakınız.

Ensar şöyle cevap verdi :

—  Ne dediğini duyduk. Yâ Rasülellah! Konuş kendin ve Rabbin adına istediğin teminatı alabilirsin.

Rasûlüllah [S.A.V) konuştu. Kur'an okudu. İslâm'a girmeye teşvik etti. Daha sonra  .

—  Beni, hanımlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi koruya­caksınız, dedi.

El-Berâ İbn Ma'rur Rasûlüllah'm elini tutarak şöyle dedi:

—  Seni hak ile gönderene yemin olsun, çoluğumuz çocuğumuzu koruduğumuz gibi seni de koruyacağız. Yâ Rasûleilah! Bize bey'at et. Çünkü biz, vallahi, babadan oğula doğuştan savaşçı kimseleriz.

Ebu'l-Heysem Îbnu'l-Teyyihan söze karışıp şöyle dedi :

—  Ey Allah'ın elçisi! Bizimle insanlar (yahudiler) arasında bazı bağlar var. Biz bunları koparmış oluyoruz. Eğer Allah seni dâvanda üs­tün kılarsa bizi bırakıp kendi kavmine dönecek misin?

Peygamber (S.A.V) gülümseyerek :

—  Sizin kanınız benim kanım, sizin zararınız.benim zararımdır. Siz bendensiniz. Ben de sizdenim. Siz kiminle barışırsanız ben onunla ba­rış yaparım, kiminle savaşırsanız onunla ben de savaşırım, dedi.

Sonra şunu ilâve etti :

— Bana aranızdan oniki nakîb (temsilci) seçiniz ve onlar kavim­lerinin temsilcileri olsunlar.

Onlar Hazrec'ten dokuz Evs'ten de üç kişi çıkardılar. Neccar oğul­larının nakîbi Es'ad İbn Zurâre, Haris oğullarının nakibleri Sa'd İbnu'r-Rabî' ile Abdullah İbn Ravâha, Zureyk oğullarının nakîbi Rafi İbn Mâiik, Seleme oğullarının nakîbleri e!-Berâ İbn Ma'rur'la Abdullah İbn Amr İbn Haram ve Adiyy oğullarının nakîbi Ubâde İbnu's-Samit Hazrec'in nakîbleriydi. Abduleşhel oğullarının nakîbi Useyd İbn Hudayr, Avf oğullarının nakîbleri Sa'd İbn Hayseme'yle Rifaa İbnu'l-Munzir Evs'in nakîbleriydi.

Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu:

— Musa İsrail oğullarından oniki nakîb almıştı. Hiçbiriniz içinden başkasının seçilip seçilmediğini geçirmesin. Çünkü benim için Cebrail seçiyor.

Sonra da şunu ilâve etti:

—  Havarilerin İsa İbn Meryem'in kefilleri olduğu gibi siz de baş kalarının kefîlisiniz. Ben de kavmimin kefiliyim.

Nakîbler:

—Tamam, dediler.

El-Abbas İbn Ubâde İbn Nadle, meselenin sağlama bağlanması için Hazrec'in lideri Abdullah İbn Ubeyy İbn Selul'ün de gelmesini ümid ederek o gece bey'ati geciktirmek isteyerek şöyle dedi:

—  Hazrecliler! Siz bu adama niye bey'at ettiğinizi biliyor musu­nuz? Siz ona, kırmızı ve siyah renklilerle savaşmak üzere bey'at edi­yorsunuz. Eğer mallarınıza bir musîbet gelecek, eşrafınız öldürülecek olursa, onu teslim edersiniz. Vallahi bu şimdiden dünya ve âhirette rezil olmak demektir. Ona vermiş olduğunuz bu sözü yerine getireceği­niz kanaatindeyseniz, onu alın. Bu da hem dünya, hem âhiret hayırlı birşeydir.

Ensar şöyle cevap verdi:

—  Biz onu, mallarımıza gelecek musîbete ve eşrafımızın öldürül­melerine rağmen kabul ediyoruz, bunun karşılığında bize ne var?

Peygamber (S.A.V) :

—  Cennet, diye cevap verdi.

Bunun üzerine :

- Elini uzat, sana bey.'at edelim, dediler.

Erkekler (Hazrecten altmış iki erkek, iki kadındı., Onların, dokuzu nakîbti. Evs'ten onbir erkekti. Üçü nakîbti) Rasûlüllah'ın el-Abbas İbn Abdilmuttalib tarafından tutulan elierine vurmaya başladılar. Ummu Umara ve Ummu Men'i' kalınca Ummu Umâra'nın kocası Zeyd İbn Asım şöyle seslendi :

—  Yâ Rasûlüllah! Bunlar sana bey'at etmek için bizimle birlikte gelen kadınlardır.

Hz. Peygamber (S.A.V) :

—  Size bey'at ettiğim şey üzerine o ikisine de bey'at ettim. Ben kadınlarla tokalaşmam, dedi.

Ebû Leylâ Abdurrahman İbn Ka'b («Bekkaun»dan (çok ağlayanlar­dan) biridir) kızkardeşi Nuseybe ile karşılaştı ve koltuğunun altında­ki örtüyü görünce kizkardeşini tebrik etti. Ummu Umâre (Nusaybe) gülümseyerek şöyle dedi :

—Ebu Leylâ; Bu sene hacca gideceğini duydum. Bizim için duâ etmeyi unutma, kardeşim!

Ebû Leylâ Abdurrahman İbn Ka'b :

—İnşaallah, diye cevap verdi.

Nuseybe Bint Ka'b kocası Zeyd İbn Âsim, oğulları Abdullah ve Habîb'le birlikte (43 yaşında iken) Uhud savaşına katılmıştır. Yanında bir su tulumu vardı. Sabahleyin yaralılara su dağıtıyordu. Okçular Rasûlüllah'ın emrini tutmayıp müslüman kardeşleriyle birlikte Kureyş as­kerlerinden kalan ganimetleri toplamaya başladılar ve böylece dağı terkettiler.. Savaş müslümanların aleyhine döndü ve insanlar dağıldı­lar. Rasûlüllah'ın yanında sayısı on kişiden az bir topluluk kalmıştı. Ummu Umara, (Nuseybe], el-Maziniyye, oğulları ve kocası Rasûlüllah'-ın önünde dövüşüyorlardı. Diğerleri bozguna uğrayarak Rasûlüllah'ın yanından geçeçerlerken, onlar Rasûlüllah'i savunuyorlardı. Hz. Peygam­ber Nuseybe Bint Ka'b'ın kalkanının olmadığını, o sırada da kalkanı olan bir erkeğin kalkanıyla birlikte kaçtığını görünce :

—Kalkanı olan! Kalkanını dövüşecek olana at, diye seslendi.

Adam kalkanını attı ve onu Nuseybe Bint Ka'b aldı. O kalkanla Ra-sûlüllah'ı korumaya başladı. Kureyş süvarileri onlara tuhaf şeyler yap­tılar. At üzerinde bir adam geldi. Ummu Umara'ya vurdu. Ummu Uma­ra ondan kalkanla korundu. Adamın kılıcı hiçbir şey yapamadı ve geri gitti. Ummu Umara onun atının arka ayağındaki sinire vurdu ve adam sırt üstü düştü. Peygamber (S.A.V) şöyle demeye başladı:

—Ummu Umâra'nın oğlu! Annene koş annene.

Abdullah İbn Zeyd İbn Asım yardım etmek üzere annesine gitti. İkisi birlikte adamı öldürdüler. Ummu Umara :

— Onlar da bizim gibi yaya olsalardı, onların işini bitirirdik in­şaallah.

Abdullah İbn Zeyd İbn Asım hücumlarını yaparken sanki hurma ağacı gibi uzun boylu bir adam ona vurdu. Böylece Abdullah'ı sol pa-zusundan yaraladı ve onun üzerine eğilmeyip çekip gitti. Kan fışkırıyor ve dinmek bilmiyordu. Peygamber (S.A.V) Abdullah'a :

—  Yaranı sar, dedi,

Annesi Nuseybe Bint Ka'b, daha önce yaralılar için hazırlayıp çan­tasına koyduğu sargılarla birlikte oğlunun yanına gitti ve oğlunun ya­rasını sardı. Rasûlüllah da ayakta ona bakıyordu. Nuseybe oğluna

—Yavrum kalk düşmanlarla dövüş, dedi.

Rasûlüllah (S.A.V):

—  Ummu Umara! Senin becerdiğini kim becerebilir ki?

Abdullah İbn Zeyd İbn Asım'a vuran adam gelince Rasûlüllah (S.A.V) Ummu Umâra'ya :

—  İşte bu, oğluna vuran adamdır, dedi.

Nuseybe Bint Ka'b onun karşısına çıkıp, bacağına vurdu. Adam yere çöktü. Rasûlüllah (S.A.V) azı dişleri görülecek şekilde gülümse­yerek şöyle dedi :

—  Öcümü aldın Ummu Umara!

Daha sonra silâhla onun işini bitirmeye geldiler. Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu :

—  Seni muzaffer kılan, düşmanının yenilgisiyle seni sevi ve öcünün alındığını sana gözlerinle gösteren Allah'a hamdolsun.

Ummu Umara ve oğullan Rasûlüllah'ı koruyorlardı. İbn Kumey'e:

—. Bana Muhammed'i gösterin. Eğer o kurtulmuşsa ben kurtulmuş olmayayım, diye haykırdı.

Mus'ab İbn Umeyr, Ummu Umara ve Habib İbn Zeyd İbn Asım onun karşısına çıktı. İbn Kumey'e kılıcıyla Nuseybe Bint Ka'b'ın om­zuna vurdu. Derin bir yara açtı, Nuseybe de birkaç defa vurdu ama İbn Kümeye'nin üzerinde iki zırh vardı. Nuseybe en şiddetli bir şekilde dö-ğüşüne devam etti. Doğuşunu rahat hareket edebilmek için elbisesini beline kadar topluyordu...

Atı üzerinde bir müşrik geldi. Rasülüllah [S.A.V) Abdullah İon Zeyd İbn Asım'a :

—  Ummu Umâra'nın oğlu! dedi, Abdullah İbn Zeyd  :

—  Buyur yâ Rasûleilah! dedi. Peygamber (S.A.V)  :

—  At, dedi.

Abdullah İbn Zeyd İbn Asım, onun önünde bulunan atın üzerinde­ki adama bir taş attı. Taş atın gözüne isabet etti. At sarsıldı ve sahi­biyle birlikte düştü. Abdullah ve annesi Ummu Umara taşları atmaya başladılar. Nihayet üzerine taşlardan ağır bir yük yığdılar. Rasülüllah (S.A.V) onlara doğru baktı, gülümsedi ve Nuseybe Bint Ka'b'ın yara­larını göstererek şöyle dedi:

—Annene koş annene., Yaralarını sar. Allah sizi Ehl-i Beyt gibi mübarek kılsın. Annenin makamı, falan falan kimselerin makamından daha hayırlıdır. Allah siz Ehl-i Beyt'e rahmet etsin.

Ummu Umara da :

—  Ey Allah'ın Rasûlü! Cennette sana arkadaş olmamız için Al­lah'a duâ et, dedi.

Bunun üzerine Peygamber (S.A.V)  :

—  Allah'ım! Onları cennette arkadaşlarım yap, diye duâ eltti. Nuseybe Bint Ka'b  :

Artık dünyada başıma gelene aldırmam, dedi.

Habîb İbn Zeyd İbn Asım annesinin omzundan aldığı yaralan sardı.

Rasûlüllah'ın ashabı Medine'ye dönünce Ummu Umâra yaralarının üzerine elbiselerini iyice sardı. Kanın akmasına mani olamadı. Geceyi, sabah oluncaya kadar onüç yarayı pansuman ederek geçirdi. Rasûlül-lah'ın tellâlının, savaşa çıkılacağını ilan ettiğini ve :

—  Dün, Uhud savaşında bulunanlar hazır olup gelsinler, dediğini duydu.

Rasüiüllah (S.A.V), kâfirlere, müslümanlarm hâlâ güçlü oldukları zannını vermek için çıkmıştı. Rasûlüİlah'la birlikte kendilerini taşıya­bilecek durumdaki yaralılarda çıktı. Nuseybe Bint Ka'b Hz. Peygam­berle gidemedi.

Rasûlüliah (S.A.V) Hamrâu'l-Esved'den döndüğünde evine varır varmaz halini hatırını sorması için Abdullah İbn Ka'b sl-Mazinî'yî Um­mu Umara'ya gönderdi. Abdullah îbn Ka'b, Ummu Umâra'nın iyi olduğu haberini getirince Rasüiüllah buna memnun oldu.

Nuseybe Bint Ka'b oğlu Abduilah İbn Zeyd İbn Asım'a sordu;

—  Rasûlüllah (SAV) nasıl? Abdullah İbn Zeyd :

—  İyidir. Onun ayağını ayağının üstüne atmış mescidde sırt üstü yatarken gördüm.

Nuseybe Bînt Ka'b içini rahatlatmak için Rasûlüllah'm (S.A.V) ya­nma gitti. Onu abdest alırken gördü. İçinde üçte iki müd miktarında bulunan bir kap getirilmişti ve kulaklarına da meshetmişti...

Rasülüllah (S.A.V) savaş niyeti olmaksızın zilkadede umre yap­mak üzere yola çıktı. Yanına hanımı Ummu Seleme'yi de almıştı. Um­mu Seleme'yle birlikte Ummu Umara bazı Muhacirler ve Ensar, Rasûlüllah'a tâbi olan bazı bedevilerde (binbeş yüz kişiydiler) çıkmıştı. Rasûlüllah (S.A.V) beraberinde, insanlara sadece Ka'be'yi ziyaret için geldiğini göstermek için yetmiş tane kurbanlık (deve veya sığir) gö­türdü.

Usfan'a varınca karşısına Busr İbn Sufyan el-Ka'bî çıktı ve şöyle dedi :

—  Yâ Rasûleilah! Kureyş yola çıktığını duydu. Bunun için Zu Ta-va'da toplanıp sizi asla Mekke'ye sokmamaya yemin ettiler. Ayrıca Halîd İbnu'l-Velîd'i Kurau'l-Gamîm denilen yere ileri güç olarak gön­derdiler.

Bunun üzerine Rasülüllah (S.A.V) Hudeybiye'de konakladı. Ku-reyş'fn liderlerine :

—  Biz  kimseyle savaşmak için gelmedik. Ancak umre yapmak üzere geldik, demesi için Mekke'ye göndermek kasdıyla Hz. Ömer'i çağırdı.

Hz. Ömer (r.a):

—  Mekke'de Adîyy oğullarından beni koruyacak kimseler yoktur. Kureyş benim kendilerine olan düşmanlığımı öğrendi. Onların bana bir kötülük yapmalarından korkuyorum. Hz. Osman'ı gönderelim' O orada benden daha şerefli ve azizdir, dedi.

Pegamber (S.A.V) Hz. Osman'ı çağırdı ve onun namına tebliğ et­mesi için Hz. Osman'ı gönderdi. RasûJüliah'a [S.A.V) Hz. Osman'ın öl­dürüldüğüne dair bir haber geldi. Rasülüllah (S.A.V):

—  Onlarla savaşmadan buradan ayrılmayacağız, dedi.

Daha sonra insanları bey'at etmeye çağırdı.. Ona ağacın altında bey'at ettiler. Bu bey'ate «Beyatu'r-Rıdvan» adı verildi. Bu bey'ate sa­dece el-Cedd İbn Kays katılmadı. Ona ilk bey'at eden Ebû Sinan el-Esedî oldu.. (Urnmu Umara) Nuseybe Bint Ka'b da ona bey'at etti. Da­ha sonra Rasûlüllah'a [S.A.V) Hz. Osman'ın öldürülmediği haberi gel­di. Kureyş Rasûlüllah'la [S.A.V) Hudeybiye barışını yaptı.

Peygamber (SA.V) meselesini bitirince.. Ummu Umara ona kısa bir mızrak verdi. Rasülüllah o mızrakla kurbanlarını keserken Ummu Umara ona bakıyordu...

Zeyd İbn Asım ölünce Ummu Umara, Gaziyye İbn Amr İbn Atiyye İbn Hansa'yla evlendi. Nuseybe Bint Ka'b Hayber ve kaza umresinde de Rasûlüllah'la birlikte bulundu. Gaziyye'yle olan evliliğinden Temîm ve Havle'yi doğurdu...

Bir gün Rasülüllah [S.A.V) Ummu Urhâra'yı ziyarete gitti. Ummu Umara ona bir yemek ve arpa ekmeği ikram etti. Rasülüllah ona:

—  Sen de ye, dedi, Ummu Umara :

—  Ben oruçluyum, dedi. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu:

— Oruçlunun yanında yemek yenildiğinde melekler ona salât getirirler.

Ummu  Umara Mekke'nin fethedildiğî gün Rasûlüllah'la  (S.A.V) birlikte çıktı.

Bir gün o, Rasûlüllah'a (S.A.V) :

—Yâ Rasûlüllah! Her şeyin erkeklere ait olduğunu görüyorum. Kadınların bir şeyde (bir konuda) zikredildikîerini görmüyorum.

Aziz ve celîl olan Allah şu âyeti indirdi: Doğrusu erkek ve kadın müslümanlar erkek ve kadın mü'minler, boyun eğen erkekler ve ka­dınlar; doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve ka­dınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunlar hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.[1]

Nuseybe Bint Ka'b, Huneyn savaşında ve Taif kuşatmasında Hz. Peygamber'le birlikte bulunmuştur..

Peygamber (S.A.V) fetihten döndüğünde  :

—  Yemâme'den, pegamberfik iddia eden ve benden sonra öldürü lecek olan bir kezzâb (yalancı) çıkacak, buyurdu.

Abdullah İbn Zeyd İbn Asım, Halid İbnu'l-Velîd ve Ebû Dûcâne:

—  Yâ Rasûlüllah! Onu kim öldürecek? dediler. Rasülüllah (S.A.V) Halid'e doğru bakıp şöyle dedi:

—  Sen ve arkadaşların.

Museylime İbn Habîb peygamberlik İddia etti. Hanîfe oğullarına Kur'an'a benzeterek secîli sözler söylemeye başladı: «AHan gebeye utfetti de, ondan, onun karın yumuşağıyla) kıçının arasından koşan canlılar çıkardı. Onlardan namazı kaldırdı, içki ve zinayı onlara hela! kıldı.,» Hanîfe oğulları bunu kabul ettiler.

İki elçi, Rasûlüllah'a (S.A.V), Museylime'nin şunları yazdığı bir mektubunu getirdiler: «Allah'ın Rasûlü Museylime'den, Allah'ın Rasûlü Muhammed'e. Selâm senin üzerine olsun. Artık ben seninle ortak durumdayım.. Yeryüzünün yarısı bizim, diğer yansı da Kureyş'indir. Ancak Kureyş, zulmeden bir kavimdir.»

Peygamber (S.A.V) Museylime'nin iki elçisine sordu :

—  Siz de mi onun dediğini diyorsunuz? Elçiler:

—  Evet, dediler. Rasûlüllah (S.A.V) :

,— Vallahi, eğer elçiye zeval yoktur, kaidesi olmasaydı, sizin boy­nunuzu vururdum.

Daha sonra Rasûlüllah (S.A.V) Müseylime İbn Habîb'e şöyle bir mektup yazdı: «Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah'ın Rasûlü Muhammed'den yalancı Müseylime'ye. Selâm doğru yolda olanların üzerine olsun. Yeryüzü şüphesiz Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır.»

İki eiçi Rasulüllah'ın [S.A.V) mektubunu Müseylime'ye götürdüler. Fakat o iftira ve yalanından vazgeçmedi, sapıklığı ve saptırması gittik­çe arttı. Peygamber (S.A.V) iftirasını yaymaktan ve müslümanlara ezi­yetten vazgeçmesi için Müseylime'ye bir eiçi göndermek istedi. Rasûlüllah bu iş için Habîb İbn Zeyd İbn Asım'ı seçti. Ummu Umara se­vinip oğlunun başarılı olması için duâ etti.

Habîb İbn Zeyd Müseylimetu'l-Kezzab'a gitti. Müseylime ona:

— Muhammed'in Allah'ın  Rasûlü olduğuna şehâdet ediyor mu­sun? diye sorduğunda, Habîb İbn Zeyd İbn Asım

—;Evet, cevabını veriyordu. Müseylime :

—Benîm Allah'ın Rasûlü olduğuma şehâdet ediyor musun? dedi­ğinde, Habîb İbn Zeyd İbn Asım :

—  Ben sağırım, duymuyorum, diye cevap veriyordu,

Bunu birkaç defa söyleyince, Müseylime çok kızdı ve celladına onu parça parça doğramasını emretti. Habîb :

«— Eşhedu en lâ ilahe illa'llâh ve eşhedu enne Muhammeden Ra­sûlüilah» diye diye öldü.

Rasûlüllah vefat edince halk müslümanların halifesi olarak Ebû Bekr'e bey'at etti. O, orduları mürtedlerle ve peygmaberlik idia eden­lerle savaşa gönderdi. Ummu Umâre ve oğlu Abdullah İbn Zeyd de çıktılar. Nuseybe Bint Ka'b Museylimetu'l-Kezzab'tan öç almaya yemin, etti ve Yemâme savaşına gitti...

Halid İbnu'l-Velid'in ordusu Hanife oğullarıyla karşılaştı. Ummu Umara, o gün oniki yara alıncaya ve eli kesiiinceye kadar devamlı dö-ğüştü. Oğlu Abdullah İbn Zeyd'în, Ebû Dûcâne'nin ve. Vahşî İbn Harb'în :

—  Müseylimetu'l-Kezzâb'ı öldürdük dediklerini duyuncaya kadar sakinleşmedi ve göğsündeki ateş sönmedi.

Ummu Umara yaralı olarak Medine'ye geldi. Halini sormak için Ebî Bekr onun evine gitti...

Bu kahraman kadın, Uhud savaşında kırk üç, Yemâme savaşınd; hemen hemen elli iki yaşındaydı. O yaşlarda, böyle savaşlara katılabil­mek harikulade bir kahramanlıktır... Onlar Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla, evlatlarıyla velhâsıl herşeyleriyle çarpıştılar... Ya şimdiki müslüman kadınları ne haldeler?!.. Moda, eğlence, giyim-kuşam vesâir boş şeyerle günlerini heba ediyorlar.,.

Medineliler Medâin'in fethinden ve Beşîr İbnu'I-Hasasiyye'nin ge­tirdiği humuslardan, Suraka İbn Malik İbn Ca'şem elMudlici'nin mü­minlerin emîri Ömer İbriu'l-Hattab'ın önünde, Kısrâ'nın bileziklerini, pantolonunu ve tacını giymesinden bahsetmeye başladılar.. Nihayet o günün güneşi de battı... [2]

 

 



--------------------------------------------------------------------------------
KAYNAK


[1] Kur'anı  Kerim, Ahzâb Sûresi: 35

[2] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 508-519.