ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Fıkhı Eseleri > Hanefi Fıkhı > Nikah
Sayfa: [1] 2 3 4 ... 9   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nikah  (Okunma Sayısı 8985 defa)
13 Mart 2010, 13:27:23
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 13 Mart 2010, 13:27:23 »



Reddü´l Muhtar / Nikah

NİKÂH BAHSİ

Mektupla Evlenme.

Nikâhın Musahhaf Sözlerle Akdi

HARAM OLAN KADINLAR FASLI

Sahibinin Cariyesini Evlendirmesi

VELİ BÂBI

Mühim Bahis: Asabenin Küçük Çocuğa Küf´ü Olmayan Bir Kadını Alması

Nikâhta Ayrılmalar

KEFÂET BÂBI

MEHİR BÂBI

TRAMPA NİKÂHI

MÜT´ANIN HÜKÜMLERİ

MEHRİN KOCADAN İNDİRİLMESİ

HALVET HÜKÜMLERl

FÂSİT NİKÂH.

MEHR-İ MİSİL

VELÎNİN MEHRİ ÖDEMESİ

MEHRİNİ ALMAK İÇİN KADININ NEFSİNİ KOCASINA TESLİM ETMEMESİ

MEHİRDE İHTİLÂF MESELELERİ

BAŞKASINDAN İDDET BEKLEYEN KADINA NAFAKA.

GİZLİ VE ÂŞİKÂR MEHİR.

KÖLENİN NİKÂHI BÂBI

İZİNLE İCAZE ARASINDA FARK.

AZLİN HÜKMÜ.

ÇOCUK DÜŞÜRMENİN HÜKMÜ.

KÂFİRİN NİKÂHI BABI

KASM BÂBI

RADÂ BÂBI


NİKÂH BAHSİ

METİN


Bizim için hiçbir ibadet yoktur ki, Hz. Adem devrinden bu güne kadar meşru olsun da, Cennet´te de devam etsin. Bundan yalnız nikâhla îmanı müstesnadır. Nikâh, fukahaya göre kasten milk-i müt´a ifade eden bir akittir. Yanı erkeğin, şer´an nikâhına mâni bulunmayan bir kadından istifade etmesini helâl kılan bir akittir.

İZAH

Musannıfın nikâhı dört ibadetten sonra zikretmesi, bu ibadetlere nisbetle nikâh, mürekkebe nisbetle basit gibi olduğundandır. Çünkü nikâh bir vecihle ibadet, bir vecihle muameledir. Nikâhla cihadın her ikisi, Müslümanın ve İslâm´ın vücut bulmasına sebep olmakta müşterek iseler de musannıf nikâhı evvel zikretmiştir. Çünkü Müslüman fertlerinin nikâhla çoğalması, harple çoğalmasından kat kat fazladır. Zira, cihadda gâlip olan hal, ölüm ve zimmet hâsıl olmaktır. Şu da var ki cihadın. Müslümanın vücut bulmasına sebep oluşunda sıfatın yenilenmesi; zâtın yenilenmesi mesabesinde olmasına bakarak müsamaha vardır; köle âzâdı, vakıf ve kurban dahi öyledir. Velev ki bunlar da ibadet olsunlar. Çünkü nikâh dört ibadete pek yakındır. Hattâ ulema, "Nikâhla meşgul olmak nâfile ibadetlere kendini vermekten efdaldir." demişlerdir. Yani nikâhla ve nikâhın şâmil olduğu nefsi haramdan korumak ve çocuk terbiyesiyle meşgul olmak gibi işleri görmekle meşgul olmak, nâfile ibadetten hayırlıdır demek istiyor.

«Bizim için hiçbir ibadet yoktur ki...» ifadesi Eşbâh´ta da böyledir Fakat söz götürür. Evvelâ nikâhın dünyada ibadet olması; Müslümanların çoğalmasına sebep teşkil ettiği içindir. Bir de onda, söylediğimiz nefsi haramdan korumak ve benzeri şeyler bulunduğu içindir. Bu Cennet´te yoktur; hattâ rivayete göre Cennetliklerin, Cennet´te çocuğu bile olmayacaktır. Lâkin başka bir hadiste vârit olmuştur ki; "Mü´min Cennet´te çocuk istedi mi, ana rahminde kalması, doğması ve büyümesi, dilediği gibide bir saatte olacaktır." Bu daha iyidir. Çünkü Tırmîzî, "Bu hadis hasen gariptir." demiştir. İkincisi, Cennet´te zikir ve şükür dünyadakinden daha çoktur; çünkü orada kulun hali, gece gündüz tesbih ederek bıkmayan meleklerin hali gibi olacaktır. Yalnız bu ibadet teklifle değil tabiat muktezasınca olacaktır. Çünkü krallara hizmet lezzet ve şereftir. Bu, Allah´a yakınlıkla artacaktır. Tamamı Hamevî´nin Eşbâh üzerine yazdığı hâşiydedir.

«Bir akittir.» Yani konuşanlardan birinin icabı ile diğerinin kabulü mecmuundan ibaret bir akittir. Yahut bir kişinin icap ve kabul yerini tutan sözüdür. Yani her iki tarafın sözlerini üzerine alan kimsenin sözüdür. Bahır. Bu hususta ileride söz gelecektir.

«Erkeğin istifadesini helâl kılan bir akittir.» Yani nikâh bir akit olup, şeriatın tahsisi itibarıyla hükmünü ifade eder. Bedâyi´de şöyle denilmiştir: «Nikâhın hükümlerinden biri milk-imüt´adır. Bundan murad, kocanın karısının cimaından vesair uzuvlarndan hassaten istifade etmesidir. Yahut istifade hakkında zâtına veya nefsine mâlik olmaktır. Bu hususta ulemamız ittîfak etmişlerdir.» Bahır. Debbûsî birinci mânâyı Şâfiî´ye nisbet etmiştir. Lâkin musannıfın sözü Kenz sahibi gibi onu tercih ettiği hususunda açıktır. Şu da var ki zâhire göre, Nehir sahibinin dediği gibi bu hilâf sözden ibarettir. Çünkü Debbûsî, "Bu milk hakiki değil, cimaın helâl olması hakkında hükmîdir. Karı-koca hakkıyla bağdaşmayan sair hükümlerde geçerli değildir." demiştir. Debbûsî´nin ulemamıza nisbet ettiği, "Bu akitten murad, zâta mâlik olmaktır." sözü hakikaten zâta mâlik olmak değil, zâttan istifade milkidir. Yani, zevcin hassaten istifade hakkıdır. Nitekim Bedâyi´de böyle denilmiştir. Bil ki müt´a sözünden murad budur. Bu suretle anlaşılır ki, milki burada, Bedâyi sahibinin yaptığı gibi ihtisas diye tefsir etmek, Bahır sahibine uyarak helâl olmak diye tefsir etmekten daha iyidir. Çünkü ihtisas milk mânâsına daha yakındır. Milk ihtisasın bir nevidir. Helâl olmak öyle değildir. Çünkü o milk-i müt´anın lâzımıdır. Milki müt´a da, kadının şer´an kocasına mahsus oluşunun lâzımıdır. Şu da var ki, her şeyin milki kendine göredir. Kocanın akitle müt´aya mâlik olması şer´î bir milktir ve hizmet için çırak tutan kimsenin onun menfaatine mâlik olması gibidir.

Bahır sahibînin, "Milkten murad, helâl olmaktır. Şer´î milk değildir. Çünkü nikâhlı bir kadın şüphe ile cima edilirse mehrî kendinindir. Eğer hakikaten cimaından istifadeye mâlik olsaydı bedeli kocasının olurdu." şeklindeki ifadesiyle itiraz edilemez. Çünkü cimaından hakikaten istifadeye mâlik olması, bedele mâlik olmasını istilzam etmez. Ona lâzım gelen cima hakkının kendisine mâlik olmaktır. Nitekim cariyesi cima edilirse hüküm budur. Alınan ukr (cima parası) onundur. Çünkü bizzat cima menfaatine mâliktir. Koca bunun hilâfınadır.

T E M B İ H : Şarih ile Bedâyi´nin sözleri, istifade hususunda, hakkın kadına değil erkeğe ait olduğuna işaret etmektedir. Nitekim bunu Ebussuud Efendi Miskin hâşiyelerinde zikretmiş; «Kenz şarihi Ebyârî´nin Câmi-i Sağîr şerhinde Peygamber (s.a.v.)´in, "Avretini koru! Bundan yalnız karın yahut mâlik olduğun cariyen müstesnadır." hadis-i şerifini izah ederken söyledikleri buna teferru eder ki, koca karısının fercine ve dübürünün halkasına bakabilir. Kadın bunun hilâfınadır. Kocası bakmaktan men ederse, o kocasınınkine bakamaz.» demiştir. Bu ifadeyi Tahtâvî nakil ve ikrar etmiştir. Zâhire bakılırsa murad, karısı kocasını buna mecbur edemez demektir. Yoksa kocası bundan men ettiği vakit kadına helâl olmaz mânâsına değildir. Çünkü nikâhın hükümlerinden biri, her iki tarafın birbirlerinden istifade etmesinin helâl olmasıdır. Evet kadın şer´î bir mânii bulunmaksızın cimadan imtina ederse kocası onu cimaya zorlayabilir. Ama bir defa cimadan sonra kadının kocasını mecbur etmeye hakkı yoktur. Velev ki bazen diyaneten vâcip olsun. Nitekim gelecektir.

"Bir kadın"dan murad, kadınlığı muhakkak olan kimsedir. Bunu karine, aynı sözle ´hünsa´dan ihtiraz etmesidir. Bu, akde mahâl olmasını beyandır. Bahır sahibi bunu Fetih´ten naklettikten sonra; "Nikâha mahâl oluşu kadın olmasıdır. Daha doğrusu mahâl oluşu, Benât-ı Âdem´den muhakkak surette kadın olmak, haram kılınanlardan olmamaktır." demiştir. İnâye´de de; "Nikâhın mahalli, nikâhına şer´an bir mâni bulunmayan kadındır. Böylece erkeğin erkeğe ve hünsaya nikâhı mutlak surette hariç kaldığı gibi; cinnînin insana nikahı ve mahremler gibi ebediyyen nîkâhı haram olan kadınlar hariç kalırlar. Anlaşılıyor ki şarihin, "şer´an nikâhına mâni bulunmayan" sözünden muradı akittir, cima deâildir. Çünkü maksat akdin mahallini beyan etmektir. Onun için şer´î mâni sözüyle mahremlerden ihtiraz etmiştir. Demek ki ondan murad, nesep yahut süt ve dâmatlık gibi bir sebeple mahrem olmaktır. Hayız, nifas, ihram ve kefaret vermezden önce zıhar gibi şeylerse, akde mahâl olmasına değil, cimaın helal olmasına mânidir.

METİN

Binaenaleyh erkek, hünsa-i müşkil ve putperest kadın tariften hariç kalmıştır. Çünkü hünsa-i müşkilin erkek olması ihtimali vardır. Mahrem kadınlar, cinnî kadını ve su insanı dahi tariften hariçtirler: Çünkü bunlarda cins değişikliği vardır. Hasan, şahitler huzurunda cinni kadının nikâhına cevaz vermiştir. Kınye. Kasten kaydıyla zımnen helâllık ifade eden cima için cariye satın almak gibi şeyler hariç kalmıştır.

Su insanı hakkında İmam Kazfini´nin Acayibü´l-Mahlûkat ve Garaibü´l-Mevcudat adlı kitabında şöyle denilmektedir: «insana benzer, ancak kuyruğu vardır. Zamanımızda bundan birini bir kimse Bağdat´a getirmişti. Onu insanlara gösterdi. Söylendiğine göre Şam denizinde bazı vakitlerde bu mahlûk sudan insan şeklinde karaya çıkarmış. Beyaz sakalı varmış. Halk ona Şeyhü´l-Bahr derlermiş. Birkaç gün karada kalır, sonra yine denize inermiş. İnsanlar onu gördüklerinde hayra yorup birbirlerini ucuzlukla müjdelerlermiş.

- Bütün hayvanların kuyrukları alt kısımlarındadır. Bu insanlara ne olmuş ki kuyrukları hep yüzlerindedir.

Bize kalırsa, bu anlatılan mahlûk hakikatten ziyade hayal mahsulüne benzemektedir.

İZAH

«Erkek ve hünsa-i müşkil hariç kalmışlardır.» Yani, bunlara nikâh akdi yapılsa, erkeğin onlardan istifade milkiyetini ifade etmez. Çünkü nikâha mahâl değillerdir. Hünsayı hünsaya veya hünsayı kadına nikâhlamak da böyledir. Bahır´da Zeylâî´den naklen şöyle deniliyor: «Hünsayı, babası veya sahibi bir kadına yahut erkeğe nikâh etse; erkek midir kadın mıdır hali anlaşılıncaya kadar akdin sahih olduğuna hükmedilemez. Evlendirdiği kimsenin hilâfı olduğu anlaşılınca akit sahih olur. Aksi takdirde akit bâtıldır. Çünkü mahalline yapılmamıştır. Keza hünsa ile hünsa evlendirilirse, birinin erkek birinin kadın olduğu anlaşılıncaya kadarnikâhın sahih olduğuna hükmedilemez.» Şarih, "mutlak surette hünsa-i müşkil" deseydi, üç surete de şâmil olurdu. Lâkin o bazı hük...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 13 Mart 2010, 13:28:28 Gönderen: Neslinur »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Nikah
« Posted on: 23 Ağustos 2019, 12:00:47 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Nikah rüya tabiri,Nikah mekke canlı, Nikah kabe canlı yayın, Nikah Üç boyutlu kuran oku Nikah kuran ı kerim, Nikah peygamber kıssaları,Nikah ilitam ders soruları, Nikahönlisans arapça,
Logged
13 Mart 2010, 13:44:20
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #1 : 13 Mart 2010, 13:44:20 »

Nikâhın Musahhaf Sözlerle Akdi

METİN


İcare, icaze, iare vasiyet, rehin, vedia ve benzeri milk ifade etmeyen sözlerle nikâh münakit olmaz. Lâkin şüphe sabit olur. Onun için had vurulmaz. Kadına mehr-i müsemmanın ve mehr-i mislin en azı verilir. Keza nikâh akdine yaramayan her lâfızla şüphe sabit olur. Bellenmelidir. Tezevvüç yerine tecevvüz gibi musahhaf sözlerle de nikâh münakit olmaz. Çünkü böyle bir söz sahih maksatla değil, bozmak ve değiştirmek maksadıyla söylenmiştir. Binaenaleyh hakikat olamaz, alâka bulunmadığı için mecaz da olamaz. Bir yanılmadan ibaret kalır ki, ona aslâ itibar edilmez. Telvih.

İZAH

"İcare" sözüyle, esah kavle göre nikâh caiz olmaz. Meselâ sana kendimi şu kadara icare ettim demlemez. Fakat isticar sözü bunun hilâfınadır. Kadın bedel yapılmak suretiyle onunla nikâh caiz olur ve senin evini kendi nefsimle isticar ettim yahut nikâh kasdıyla evini kızımla isticar ettim denilebilir. Nitekim az yukarıda beyan etmiştik. Musannıf orada isticar tabirini kullanmış; burada ise aralarındaki farka işaret için icare demiştir. Binaenaleyh tekrar yoktur.

"Vasiyet" kelimesi hâl ile kayıtlı değilse, nikâh akdinde kullanılamaz. Nitekim geçmişti.

"Rehin" kelimesinde ulemanın ihtilâfı vardır. Nitekim Binaye´de bildirilmiştir. Valvalciyye´de buradaki gibi sahih olmadığı tercih edilmiştir. Galiba Kemâl b. Hümam vechi zâhir olmadığı için son sözü itibara almamış ve rehni hilâfsız nikâh akdine yaramayan kelimelerden saymıştır. Çünkü rehin aslâ milk ifade etmez.

«Ve benzeri...» mübah kılmak, helâl kılmak, temettu, ikâle ve hul´ gibi kelimelerle de nikâh münakit olmaz. Nitekim Fetih´ten naklen bildirmiştik. Lâkin Nehir´de bildirildiğine göre, son kelime kadın hul´ bedeli yapılmamak kaydıyla kayıtlanmak gerekir. Eğer kayıtlanırsa; meselâ ecnebi bir adam, "Karını benim şu kızımla hul´ et." derse, icare meselesine kıyas ederek bazıları caiz olduğunu söylemişlerdir.

«Keza nikâh akdine yaramayan her lâfızla şüphe sabit olur.» Bu cümle bazı nüshalardan düşmüştür. En iyisi de odur. Onun için Halebî, "Lâkin şüphe sabit olur." cümlesinden sonra bunun tekrar olduğunu söylemiş; "Şüphesiz ki nikâh akdine yaramayan her sözle ifadesi, bu bâbta hiç tesiri olmayan her söze şâmildir. Meselâ kadına; sen benim dostumsun der de kadın evet cevabını verirse, bu konuşma ile de nikâh münakit olmaz denilebilir. Halbuki bununla şüphe sabit olmaz. İlk ibare bunun hilâfınadır. Çünkü o, metinde zikredilenleri beyan için söylenmiştir. Binaenaleyh milk ifade edip de nikâh akdine yaramayan sözlere mahsus olur." demiştir.

«Musahhaf sözlerle» akit caiz olmaz. Musahhaf, değiştirilmiş demektir. Tashif´ten alınmıştır ki; maksut olan mânâsı, değişecek derecede bir kelimeyi değiştirmek demektir. NitekimMisbah´ta böyle denilmiştir. Muğrib´de ise, "Tashif; bir kelimeyi. yazan kimsenin istemediği şekilde okumak yahut ulemanın ıstılahına uymayan şekilde okumaktır." denilmiştir.

«Sahih maksatla değil ilh...» ifadesiyle şarih ecnebi dille nikâhın münakit olmasına işaret etmiştir. Çünkü ecnebi dille söyleyen kimse, onu sahih maksatla söylemiştir. Tezviç yerine teçviz diyen kimse ise sahih bir maksatla değil, kelimeyi bozmak maksadıyla söylemiştir. Binaenaleyh ne olur, ne de mecaz. Bu satırlar kısaltılarak Minah´tan alınmıştır.

«Telvih...» Şarihin muradı bu meseleyi Telvih´e nisbet etmek değildir. O, sadece ta´lîlin zımmındakini Ona nisbet etmiştir. Çünkü bu mesele Telvih´te ve diğer eski kitaplarda zikredilmemiştir. Onu yalnız musannıf metninde zikretmiş ve Minah şerhinde umumiyetle şehirlerde bu meselenin sorulduğunu bildirmiştir. Kendisi bu hususta bir risale yazmış; orada, bu sözle nikâhın münakit olamayacağına itimat etmiştir. Çünkü bu söz halen bir aynı temlik için konulmamıştır. Nikâh ve tezviç sözü değildir. Onunla nikâh sözleri arasında mecaz sahih olacak bir alâka yoktur. Bundan dolayı ulema, ihlâl, icare ve vasiyet gibi sözlerle nikâhın münakit olmayacağını açıklamışlardır. Çünkü bunlarda istiâre sahih değildir. Bunu ecnebi dile kıyas etmek de doğru değildir. Çünkü sahih bir maksat yoktur. Nitekim yukarıda geçti.

Bundan sonra Minah şerhinde buna şahit olarak muhakkık Sa´d Tatâzânî´nin Telvih´te hakikat ve mecaz bahsinde söylediklerini zikretmiştir ki şunlardır: «Lisan kaidesine uygun olarak sahih şekilde kullanılan bir söz ya hakikat olur, ya mecaz.

Çünkü konulduğu mânâda kullanılırsa hakikattır; başka mânâda kullanılırsa bakılır: O mânâ ile hakiki mânâ arasında bir alâka varsa mecazdır; yoksa mürteceldir. Bu da hakikatın kısımlarından biridir. Çünkü alâka bulunmaksızın bir kelimeyi sahih olarak başka mânâda kullanmak, yeni lügat koymaktır. Artık o söz konulduğu mânâda kullanılmış olur ve hakikattır. Kullanmayı sahih kaydıyla kayıtlamamız, yanlış söylemekten ihtiraz içindir. Meselâ yeni bir kelime icadına kasıt olmaksızın ´gök´ diyeceği yerde ´yer´ demek yanılmaktır.»

METİN

Evet bir kavim bu yanlış şekli söylemeye ittifak eder ve kasten yanlış söylenirse, o, yeni bir kelime uydurmak olur. Artık onunla nikâh caizdir. Buna Ebussuud fetva vermiştir.

Talâka gelince: Musahhaf sözlerle kazaen talâk vâki olur. Nitekim Eşbâh´ın başında beyan edilmiştir.

İZAH

«Evet ilh...» Bunu musannıf dahi söylemiştir. Telvih´in zikri geçen ibaresinden sonra şöyle demiştir: «Evet, bir kavim bu yanlış kelimeyi söylemeye ittifak etseler; öyle ki bununla kadından faydalanmanın helâl olmasını anlatmak isteseler, kelime kendi kasıt ve ihtiyarlarıylaağızlarından çıksa, bununla nikâh münakit olur demenin zâhir bir vechi vardır. Çünkü bu halde o kelime o kavim tarafından yeni konulmuş bîr lügat olur. Bu yanlış kelimeyi söyleyen, o kavmin arasında bununla nikâh akdedileceğine Rumeli beldeleri müftüsü Şeyhülislâm Ebussûud Efendi fetva vermiştir. Ama yeni bir mânâya tahsisini kasdetmeksizin bazı koyu cahillerin yaptığı gibi söyleyivermenin hiçbir itibari yoktur. Telvih sahibinin beyanına göre, bir sözü konulduğu mânâda yahut başkasında kullanmak demek, ona delâlet etmesini istemektir. Binaenaleyh mücerret söylemek sahih kullanmak değildir. Yeni kelime icadı da olamaz.»

Musannıfın sözünün hulâsası şudur: Eğer bir kavim nikâhta yeni bir icat maksadıyla tecviz kelimesini kullanırlarsa, bu kelime mürtecel hakikatlar gibi bir hakikatı örfiyye olur ve nikâhta kullanılan ecnebi sözlere benzer. Kasdedilen mânâya delâleti istenildiği için onunla akit sahihtir. Aksi takdirde bu sözü zikretmek hakikat olamaz. Çünkü mânâya tahsis edilmemiştir: mecaz da olamaz. Çünkü alâka yoktur. Binaenaleyh o kelime yanlıştır. Musannıfın üstadı İbn-i Nüceym´e uyarak söylediği gibi yanlış olur. Lâkin Hayreddin-i Remlî Fetevâ-i Hayriyye adlı kitabında bunun hilâfına fetva vermiş; musannıfın istişhad ettiği şeylerde kendisiyle münakaşa etmiştir. Musannıfın Minah üzerine yazdığı hâşiyede dahi onunla münakaşa ederek; "Alâkasızlık üzerine tertip edilen hakikatla mecaz bahsinin bir dahl-u tesiri yoktur." sözünü eleştirmiş; "Musannıf bunun tashif olduğunu ikrar etmişken, alâka bulunmazlık nasıl izah edilebilir? Bilâkis biz bunun harf yerine harf değiştirmek suretiyle yapılmış bir tashif olduğunu kabul ederiz. Bu söz, bilen bir kimsenin ağzından çıkarsa, onunla nikâh münakit olmaz. Zeyn b. Nüceym´in ve çağdaşlarının fetvasına mahâl olan da budur ve delil yerinde kullanılmıştır." demiştir. H.

Bu meselede ulemadan hassaten nakil yoktur. Binaenaleyh yeni fetva hadisesi olmuştur. Şâfiîlerin açıkladığına göre, avamdan birinin ´z´ harfini ´cim´e değiştirmesi veya bunun aksini yapması zarar etmez. Halbuki Şâfiîler nikâhta çok şiddet göstermiş; onu nikâh ve tezviç lâfızlarından başkasıyla caiz görmemişlerdir. Fetva sormaya göredir. Müftüye, "Teçviz sözüyle nikâh kıyılır mı?" diye sorulursa, "Hayır!" cevabını verir. Çünkü tashiften bahsedilmemiştir. Tashif yapılmaması asıldır. Ama bir cahilin istiareyi bilmediği için onu kasdetmeksizin ´cim´i "z´den evvel söylemesi (yani tezviç diyeceği yerde teçviz demesi) sorulur da, bununla kadından istifadenin helâl olduğunu bildiren şer´î sözü kasdettiği söylenirse, o işin söylenildiği gibi olduğuna gönlü yattığı takdirde Şâfiîlere muvafakat etmesi gerekir. Bu hata üzerinde Şâfiîlerle sözleri birbirine uyduğunda ise, evleviyetle onlara muvafakat eder. Nitekim Ebussuud Efendi bunu kesin olarak söylemiştir.

Ulema bazı yerlerde yanlış söylenen söze itibar edilmeyeceğini açık söylemişler; musahhafsözlerle talâk olur" demişlerdir. Halbuki nikâh ile talâkın her biri ciddisi de ciddi, şakası da ciddi olmakta müşterektirler. Böyle iken talâkın vâki olduğuna fetva vermişler; bunun bir tâ´lik olduğunu şart bulundu mu talâkın da vâki olduğunu söylemişlerdir. Çünkü bu söz, "Şunu yaparsan sen şöylesin" demek gibidir. "Bana talâk lâzım gelir, ben bu işi yapmam." sözüyle boşamak da bunun gibidir. Halbuki bu söz lügaten ve şer´an açık bir yanlıştır. Çünkü rüknü yoktur.

Erkek talâka mahâl değildir. Ebussuud Efendinin sözü, yani, "Bu talâk sarih de değil, kinaye de değildir." demesi, mücerret o söze bakaraktır. Yaygın olan kullanılışına bakarak değildir. Zira onun memleketinde böyle bir şey kullanılmamaktadır. Bu büyük hatayı itibara almazsak, sadedinde bulunduğumuz hatayı da itibara almamamız lâzım gelir. Halbuki bu hata yaygın bir şekilde kullanılmakta; köylülerin ve kasabalıların dillerinde destan olmaktadır. Öyle ki bunlardan birine tezviç kelimesini söylettirecek olsanız zor söyler. Şüphesiz ki onlar, bir istiareye işaret etmemektedirler ki, alâka yok diye itiraz edelim. Bilâkis bu onların arasında yapılmış bir tashif olup, dillerinde yaygın hale gelmiştir. Ulemadan bazıları, mahraçları yakın olmasa bile, bazı harflerin değiştirilmesiyle namazın bozulmayacağını hoş görmüşlerdir. Çünkü bu husustaki bel...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 13 Mart 2010, 13:49:33 Gönderen: Neslinur »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
13 Mart 2010, 13:50:57
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #2 : 13 Mart 2010, 13:50:57 »

TEMBİH : Şarih yukarılarda, "Evlenecek kadının meçhul olmaması şarttır." demiş; bununla Bahır sahibinin buradaki şu sözüne işaret etmiştir: «Nikâhlanan kadının şahitlercebaşkalarından ayrılması tâzımdır. Tâ ki bilinmezlik ortadan kalksın. Eğer peçeli olarak orada bulunuyorsa, kendisine işaret kâfidir. Ama ihtiyat olan yüzünü açmaktır. Şahsını görmezler de evden sesini işitirlerse, orada yalnız başına bulunduğu takdirde caizdir. Yanında başka bir kadın daha varsa caiz olmaz. Çünkü bilinmezlik ortadan kalkmamıştır. Evlendirmek için vekâlet vermesi de bu izaha göredir.» Yani şahitler kadını görürler veya kadın evde yalnız başına bulunursa, tevkili inkâr ettiği vakit şahitlerin kadın aleyhine şehadette bulunmaları caizdir. Aksi takdirde caiz olmaz. Çünkü müvekkilin başka kadın olması ihtimali vardır. Ama bunun mânâsı, bunsuz tevkil sahih olmaz, yapılan akit fuduli akdi olur ve sonradan kavlen veya fiilen caiz görmekle sahih olur demek değildir, Sebebini yukarıdan anladın.

Bahır sahibi bundan sonra şunları söylemiştir: «Kadın gaipde olur da şahitler sözünü işitmezlerse; meselâ nikâh akdini kadının vekili yaparsa bakılır: Şahitler kadını bilirlerse, onu kasdettiğini anladıkları ismini zikretmek kâfidir. Kadını bilmezlerse, mutlaka kendi ismiyle babasının ve dedesinin isimlerini zikretmek gerekir. Hassaf nikâhın mutlak surette caiz olduğunu söylemiştir. Hattâ o kimseyi vekil eder de, o da şahitlerin huzurunda ben kendimi müvekkilem filan kadınla evlendirdim yahut işini benim elime havale kılan kadınla evlendirdim derse ona göre caiz olur. Kadıhân diyor ki: «Hassaf ilimde büyüktü. Ona uymak caizdir. Hâkim-i Şehid Müntekâ´da, nitekim Hassaf böyle demiştir diye geçmiştir.»

Ben derim ki: Tatarhâniyye´de Muzmerât´dan naklen, "Sahih olan birinci kavildir. Fetva da ona göredir. Keza Bahır´da vekil ve fuduli faslında mezhebin muhtar olan kavli budur. Hassaf´ın söylediği buna muhaliftir. Velev ki Hassaf büyük adam olsun" denilmiştir. Ulemanın kadın hakkında söyledikleri erkek hakkında da geçerlidir. Hâniyye´de şöyle denilmektedir: İmam İbni´l-Fadıl diyor ki: Koca orada mevcut olup kendisine işaret edilirse caizdir. Gaipte ise, ismini ve babasıyla dedesinin isimlerini zikretmedikçe caiz olmaz. İhtiyat olan, mahalleye dahi nisbet etmektir. Kendisine, "Ya gaipte olan şahıs şahitlerce mâlûm ise ne buyurursun?" demişler. Şu cevabı vermiş: "Mâlûm da olsa, akdin mutlaka ona izafe edilmesi lâzımdır. Gaip kadın hakkında başkasından naklen zikrettiğimize göre, yanlız kadının ismini söyler de sükût ederse, şahitlerce kadın mâlûm olup bu kadını kasdettiğini bilirlerse nikâh caizdir."

Hâsılı gaipte olan kadının mutlaka adını, babasının ve dedesinin adlarını zikretmek lâzımdır. İbni´l-Fadıl´ın kavline göre, velev ki kadın şahitlerce mâlûm olsun. Başkalarının kavline göre, şahitlerce mâlûm ise, yalnız ismini zikretmek kâfidir. Aksi takdirde caiz olmaz. Hidâye sahibi Tecnîs´te kesinlikle buna kail olmuş ve, "Çünkü isim söylemekten maksat tariftir. Bu da olmuştur." demiştir. Fetih ve Bahır sahipleri de onu tasdik etmişlerdir. Hassaf´ın kavline göre ise, mutlak surette kâfidir. Şüphesiz ki şahitler çok olursa, hepsinin bilmesi şart değildir. Kadının ismi zikredilir de içlerinden ikisi onu bilirse kâfidir. Zâhire bakılırsa bilmekten murad, nikâhı kıyılan filan kızı filane olduğunu bilmeleridir. Yoksa şahsını tanımaları değildir. İsim söylemek de şart değildir. Murad, ya isim yahut isim yerini tutacak ve kadını tayin edecek bir şeydir. Çünkü Bahır´da şöyle denilmiştir: «Bir kimse birine kızını nikâh eder de adını söylemezse, o kimsenin iki kızı bulunduğu takdirde akit sahih değildir. Çünkü hangisi için yapıldığı belli değildir. Bir kızı olması bunun hilâfınadır. Bunda ad vermese de akit caizdir. Ancak kızını başka adla söyler ve ona işaret etmezse, bu akit sahih olmaz. Nitekim Tecnis´te beyan edilmiştir.» Yine Tecnis´te Zahîre´den naklen bildirildiğine göre, evlendiren kimsenin bir kızı olur; karşı tarafın da bir oğlu bulunursa, "kızımı senin oğluna tezviç ettim" demekle nikâh caiz olur. Karşı tarafın iki oğlu varsa, birinin adını söylediği takdirde sahih olur... Yine Tecnis´te Hulâsa´dan naklen şöyle denilmektedir: «Kızı, kardeşi evlendirir de; kızkardeşimi tezviç ettim diyerek ismini söylemezse, yalnız bir kızkardeşi olduğu takdirde caizdir.»

METİN

Şahitlerin ikisi de hür yahut bir hür erkekle iki hür kadın olmalı, ikisi de mükellef olup esah kavle göre tarafların sözlerini beraberce işitmeleri ve anlamaları yani mezhebe göre bunun nikâh olduğunu anlamaları şarttır. Bahır.

İZAH

«İki hür şahit...» Bahır sahibi diyor ki: «şahitlerde hürriyet, akıl, bülûğ ve İslâm şart kılınmıştır. Binaenaleyh kölelerin, delilerin, çocukların ve kâfirlerin huzuruyla Müslüman nikâhı kıyılamaz. Çünkü bu söylenenlerin veli olma hakları yoktur. Kölenin, hâlis köle veya müdebber yahut mükâtep olması arasında fark yoktur. Köleler şahitliği yüklendikten sonra âzâd edilir yahut çocuklar yine şahitliği yüklendikten sonra bülûğa ererlerse, akit zamanından onlarla birlikte nikâh münâkit olacak kimseler bulunduğu takdirde bunların şahitlikleri caizdir. Çünkü tahammüle yani şahitliği üzerlerine almaya ehildirler. Akit başkalarıyla olmuştur. Aksi takdirde (yani akit zamanında başkaları yoksa) caiz olmaz. Nitekim Hulâsa ve diğer kitaplarda beyan edilmiştir.»

«Yahut bir hür erkekle iki hür kadın olmalıdır.» Kenz´de böyle denilmiştir. Burasını musannıf unutmuş; şarih nikâhta şahitlik yalnız erkeklere mahsustur zannedilmesinin diye zikretmiştir. Nitekim buna Hayreddin-i Remli de tembihte bulunmuştur.

«Tarafların sözlerini beraberce işitmeleri şarttır.» Binaenaleyh uyuyan iki kimsenin ve sağır kişilerin huzurunda nikâh münakit olmaz. Umumiyetle fukahanın kavilleri budur. Zeylâî sağırların değil de uyuyan iki kişinin huzurunda münakit olacağını sahih bulmuşsa da bu zayıftır. Fetih ve Bahır sahipleri bunu reddetmişlerdir. Nehir sahibi uyuyanları "işitenuyuklayanlar" diye yorumlamış ise de kendisine itiraz edilmiş; "Bu takdirde mesele ihtilâflı değil ittifâkî olur." denilmiştir. Sonra Mehir sahibi şöyle demiştir: «Karı ile kocadan her biri dilsiz olursa, iki sağırın huzurunda nikâhlarının ihtilâfsız münakit olması gerekir. Çünkü dilsizin nikâhı, ulemanın dedikleri gibi mâlûm olan işaretiyle münakit olur.» Fetih sahibi diyor ki: «İşitmenin şartlarından biri de, mektupla evlenme bâbında arzettiğimizdir ki, şahitlerin hutbeye şâmil olan mektubu mutlaka işitmeleri lâzımdır. Mektubu ya kadın onlara okumalı yahut o anlatırken işitmelidirler. Meselâ, filan bana mektup yazmış, benimle evlenmek istiyor demeli, sonra şahitleri dâvet ederek kendisini ona tezviç ettiğine şahit olmalarını istemelidir.» Lâkin mektup emir lâfzı ile ise, yani kendini bana tezviç et diye yazılmışsa, şahitlerin mektubdakini dinlemesi şart değildir. Çünkü emir sîgası tevkildir. Tevkil için de şahit göstermek şart değildir. Ama emir icaptır diyenlerin kavline göre şarttır. Nitekim Bahır´da böyle denilmiştir. Biz evvelce bunu beyan etmiştik.

"Beraberce" sözüyle, ayrı ayrı işitmeleri hariç kalır. Meselâ biri akdi işitir de oradan gider sonra öteki gelerek tekrarlanırsa; yahut şahitlerden biri işitip sonra tekrarlandığında öteki işitirse, yahut şahitlerden biri icabı, diğeri kabulü işitir de sonra söz tekrarlanır ve bu sefer her ikisi demin işitmediklerini işitirlerse caiz olmaz. Çünkü bu suretlerde iki akit bulunmuş; bunların herbirine iki şahit bulunmamıştır. Nitekim Nikâye şerhinde belirtilmiştir.

«Esah kavle göre» İfadesi, her ikisi beraberce işitmelidir sözüne râcî´dir. işitmelidir sözünün mukabili, orada bulunup işitmemeleridir ve bunun kâfi görülmesidir. Beraberce sözünün mukabili, Ebû Yusuf´dan rivayet edilen bir kavildir. Bu kavle göre meclis bir olursa istihsanen caizdir. Nitekim Fetih´te beyan edilmiştir.

«Anlamaları şarttır.» Bahır sahibi diyor ki: «Tebyîn´de kesin olarak beyan edildiğine göre, taraflar nikâhı kendi sözlerini anlamayan iki Hintli huzurunda kıysalar caiz olmaz. Cevhere sahibi bunun sahih olduğunu bildirmiştir. Zahîriyye´de ise zâhire göre o işin nikâh olduğunu anlamak şarttır denilmiştir. Hâniyye sahibi de bunu tercih etmiştir. Böylece mezhep bu kavil olmuştur. Lâkin Hulâsa´da bildirildiğine göre, akdi yapanlar Arapçayı iyi bilir de onunla akdederler fakat şahitler bilmezlerse, bu hususta ulema ihtilâf etmişlerdir. Esah kavle göre nikâh münakit olur.» Demek oluyor ki anlamanın şart olup olmaması, huzurunda sahih kabul edilen iki kavil vardır. Nehir sahibi Hulâsa´nın sözünü işitmeden, anlamadan nikâh meclisinde bulunmanın şart olduğunu bildiren kavle yorumlamıştır. Yani bu esahhın hilâfıdır. Nitekim geçti. Rahmetî ise anlamak şarttır sözünü bunun nikâh akdi olduğunu anlamaya şart değildir sözünü muradın nikâh akdi olduğunu anladıktan sonra lâfızların mânâlarını anlamak şart olmadığına yorumlamıştır.

METİN

Müslüman kadının nikâhında iki Müslüman erkeğin bulunması şarttır. Velev ki ikisi de fâsıkveya ikisine de kazif haddı vurulmuş yahut her ikisi kör veya karı-kocanın oğulları yahut birinin iki oğlu olsun. Velev ki yakını iddia ettiği zaman karı-kocadan birinin iki oğlu ile nikâh sabit olmasın.

İZAH

«Müslüman kadının» diye kayıtlaması, zımmi kadının nikâhından ihtiraz içindir. Zira bir Müslümanın zımmî bır kadını iki zımmînin şehadetiyle nikâh etmesi sahihtir. Nitekim gelecektir. Lâkin bu söz, bundan önce zikrettiği şartların kâfirlerin nikâhlarında da muteber olduğu zanını verir. Halbuki kâfirler nikâhlarının şahitsiz sahih olduğuna îtikat ederlerse, şahitsiz nikâhları sahihtir. Nitekim bâbında gelecektir. Bundan dolayıdır ki Hidâye sahibi, "Müslümanların nikâhı ancak iki hür Müslüman şahidin huzuru ile ilh... münakit olur." demiş...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
13 Mart 2010, 13:53:30
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #3 : 13 Mart 2010, 13:53:30 »

METİN
Bir kimse nikâh maksadıyla kız îstemeye kalabalık kimseler gönderir de, kızı babası veya velisi onların huzurunda tezviç ederse sahih olur. İçlerinden yalnız konuşan dünür sayılır. Kalanlar nikâha şahittirler. Bununla fetva verilir. Fetih.

FER´Î MESELELER:

1)
Bir kimse birine, "Emri senin elinde olmak şartıyla kızını bana tezviç et" dese, kızın emri o kimsenin elinde olmaz. Çünkü bu söz nikâhtan önce tefvîzdir.

2) Bir kimse filan kızı şu kadar mehirle kendisine tezviç etmek için birini tevkil eder de, vekil mehri fazla verirse, akdi geçerli olmaz. O kimse bunu bilmeyerek gerdeğe girerse muhayyerdir. Dilerse akdi kabul eder, dilerse bozar. O kadına mehr-i müsemmâ ile mehr-i mislin en azı verilir. Çünkü mevkuf akit fâsit gibidir.

3) Allah ve Rasulü şâhit olsun diyerek akit yapmak caiz değildir. Hattâ bunun küfür olduğunu söyleyenler vardır. Allahu â´lem.

İZAH

«Sahih olur.» Fetih´te Fetevâ´dan naklen şöyle denilmiştir: «Sahih olmadığını söyleyenler vardır. Velev ki koca namına bir insan kabul etmiş olsun. Çünkü bu şahitsiz bir nikâhtır. Oradakilerin hepsi, yani konuşanı da konuşmayanı da kızı isteyen dünürlerdir. Zira örf böyledir. Biri konuşur, kalanlar susar. Kızı isteyen şahit olamaz. Sahih olduğunu söyleyenler de vardır. Doğrusu da budur. Fetva buna göredir. Çünkü o cemaatın hepsini dünür saymak için bir zaruret yoktur. Yalnız konuşan dünür sayılır, kalanlar şahittirler.» Bundan sonra Bahır´da Hulâsa´dan naklen, "Muhtar kavil caiz olmamasıdır." denilmiştir. Şüphesiz ki fetva sözü, sahihlik bildiren sözler içinde en kuvvetlisidir. Bazıları Hulâsa´dan sözünü toptan kabul ettikleri surete yorumlayarak ara bulmuşlardır.

Ben derim ki: Hulâsa´nın, "O cemaattan biri kabul eder." sözü buna aykırıdır. Yukarıda Fetih´ten naklettiğimiz, "Velev ki koca namına bir insan kabul etsin." sözü de böyledir.

«Emri o kimsenin elinde olmaz ilh...» Şarih, emrin elinde olması bâbının

sonunda, "Bir kızla emri kendi elinde olmak şartıyla evlense sahih olur." demiştir. LâkinBahır.da, bunun, söze kadın başlayarak, "Emrim elimde olmak şartıyla kendimi sana tezviç ettim, ne zaman dilersem kendimi boşarım." yahut "Ne zaman istersem boşum" dediği; erkeğin de, "kabul etim" diye cevap verdiği hâle mahsus olduğu bildirilmiştir. O zaman tâlâk vâki olur. Ve kadının emri elindedir. Ama söze kendisi başlarsa, kadın boş olmaz, emri de elinde olmaz.

«En azı verilir.» Yani akdin feshini tercih ederse, mehr-i müsemma mehr-i misilden daha az olduğu takdirde, kendisine o verilir. Çünkü buna razı olmuştur. Binaenaleyh mehr-i misle kadar olan fazlalığını kendi düşürmüş sayılır. Mehr-i misil daha az ise, kadına o verilir. Çünkü fazlası ancak mehr-i müsemma ile akdin zımnında lâzım gelecekti. Akit fasit olunca, onun zımnındaki fâsit olur. Burada akit fâsit değil mevkuf olduğundan şarih, "Çünkü mevkuf akit fâsit gibidir." demiştir. Bunu Rahmetî söylemiştir. Bu izahtan anlaşılır ki, mehr-i müsemmadan murad, vekilin kadına söylediği mehirdir. Müvekkilin vekile söylediği değildir. Çünkü onun bir vechi yoktur.

«Küfür olduğunu söyleyenler vardır.» Çünkü o adam, Peygamber (s.a.v.)´in gaibi bildiğine inanmıştır. Tatarhâniyye sahibi diyor ki: «Huccet´te Mültekât´tan naklen bildirildiğine göre, o kimse kâfir olmaz. Çünkü eşya Peygamber (s.a.v.)´in ruhuna arzolunur. Bir de Peygamberler bazı gaipleri bilirler. Teâlâ Hazretleri, "Allah gaibi bilendir, onun gaybına kimse muttali olamaz. Meğer ki O´nun razı olduğu bir peygamber olsun." buyurmuştur.

Ben derim ki: Hattâ ulemanın akait kitaplarında bildirdiklerine göre, evliyanın bazı gaipleri bilmeleri, kerametleri cümlesindendir. Onlar, bu âyetle bilinmediğine istidlâl eden Mütezile taifesine şöyle red cevabı vermişlerdir: Âyetten murad, vasıtasız muttali kılmaktır. Peygamberden murad da, melektir. Yani Allah Teâlâ vasıtasız olarak gaibe melekten başkasını muttali kılmaz. Peygamberle evliyaya gelince: Onları gaibe melek veya başka bir şey vasıtasıyla muttali kılar. Biz bu hususta. "Seli´ Hüsame´l Hindiy..." adlı risalemizde bu meseleden uzun uzadıya bahsettik. Oraya müracaat et! Çünkü o risalede nefis faydalar vardır. Allahu â´lem.

HARAM OLAN KADINLAR FASLI

METİN


Haram kılınmanın sebepleri birkaç nevidir: Akrabalık, musaheret (dâmatlık) süt, cem, milk, şirk ve cariyeyi hür kadın üzerine almak ki, bunlar yedidir. Musannıf onları bu tertip üzere zikretmiştir. Bundan geri kalanlar;

üç defa boşamak ve nikâh yahut iddet sebebiyle başkasının hakkı taallûk etmektir. Bunları musannıf ricat bâbında zikretmiştir.

İZAH

Musannıf burada nikâhın şartlarına da başlamaktadır. Çünkü nikâhın şartlarından biri, kadın nikâha mahâl olmak için helâl kılınmış bulunmaktadır. Şubeleri çok olduğu için, nikâhı haram kadınları ayrıca bir fasılda toplamıştır. Bahır.

«Akrabalık»tan murad, füru ve usulüdür. Füru; bir kimsenin kızları ve evlâdının kızlarıdır. Velev ki aşağı doğru insinler. Usulden murad; anneleri. annelerinin anneleri, babalarıdır; velev ki yukarıya doğru çıksınlar; ve anne-babanın fer´leridir. Velev ki aşağı doğru insinler. Binaenaleyh kardeş ve kızkardeş kızları, onların çocuklarının kızları aşağı doğru inse de haramdır. Bir bâtında dedelerinin ve nînelerinin fürûu da haramdır. Onun için halalarla teyzeler de haramdır. Ama hala ve teyze kızları île amca ve dayı kızları helâldir. Fetih.

«Dâmatlık...» Gerdeğe girdiği karısının fürûu velev ki aşağı insin ve sahih akitle aldığı karısının anneleri ile nineleridir. Velev ki yukarı doğru çıkılsın. Ve karısına zifaf edilmiş olmasın. Babalarının ve dedelerinin cimada bulunduğu kadınlar yukarıya doğru hep haramdırlar. Bunlardan zina edilenlerle sahih nikâhla alınanlar arasında fark yoktur. Oğullarının ve oğullarının cimada bulundukları kadınları aşağı doğru inilse bile nikâh edilemez. Burada dahi zina ile sahih akit arasında fark yoktur. Fetih. Bir kimsenin öptüğü ve şehvetle dokunduğu kadınlar usulüne fürûna haram olduğu gibi; usul ve fürûnu öpen yahut dokunan kimseye dahi haramdırlar.

"Süt" sebebiyle nesep cihetinden haram olanların hepsi haramdır. Yalnız bazı müstesnaları vardır ki, bâbında geleceklerdir. Bu sayılan üç nevi kadınlar ebedî olarak haramdırlar.

"Cem" haram olan kadınları bir nikâh altında toplamaktır. Meselâ, iki kızkardeşi ve benzerlerini bir nikâh altında toplamak veya dörtten ziyade ecnebi kadını bir nikâh altında toplamak böyledir.

"Milk", sahibinin cariyesini, hanımefendinin kölesini nikâhlamak gibi şeylerdir. Fetih, Milk yerine bazıları zıddiyet kelimesini kullanmışlardır. Yani mâlik olmak memlûk olmaya zıddır. Nitekim beyanı gelecektir. Bu kelime cüz´üne veya bütününe mâlik olmaya şâmildir.

"Şirk" kelimesinin yerine Fetih´de semavî bir dine mensup olmayan Mecûsî ve müşrik kadın gibi denilmiştir. Bu kelime, dinden dönenle Allah tanımayan kadınlar da şâmildir.

«Cariyeyi hür kadın üzerine almak» ifadesini Zeylâî cem suretiyle haram olanlara katmış ve şöyle demiştir: Hür kadınla cariyenin bir nikâh altında toplanmasının haram olması için, hür kadını önceden almış bulunmalıdır. En münasip olanı budur. Bahır. Yani zabıt için ve ifsadı azaltmak maksadıyla en münasibi budur demektir. Fetih sahibi de böyle yapmıştır. Lâkin evlâ olan, "Hürre geriye bırakılmamalı." demektir. Tâ ki ikisini bir akitle almasına da şâmil olsun. Zeylâî´de, "Hür kadının nikâhı sahih. cariyenin nikâhı bâtıldır." denilmiştir.

«Bundan geri kalanlar ilh...» Şarih Mültekâ üzerine yazdığı şerhte iki nevi daha ziyade ederek şöyle demiştir: «Şimdi haram olan kadınlardan hünsa-i müşkil kalmıştır. Çünkü erkek olması ihtimali vardır. Bir de cinnî kadın ve su insanı kalır. Çünkü cinsleri başkadır.»

Ben derim ki: Galiba şarih nikâh bahsinin başında söylediği için bu arada onları zikre hâcet görmemiştir. Beşinci bir nevi daha ziyade ederler ki, musannıf onu kendi bâbında söyleyecektir. O da lianın haram olmasıdır. Ben bu yedi nevi ziyade edilen beş nevi ile birlikte nazma çekerek şöyle dedim:

Nikâhın haram kılındığı neviler yedidir.

Karabet, milk, süt, cem, keza şirk, dâmatlık nisbeti,

Ve evvelâ cariye sonra hür kadını almak. Beş nevi ziyade edilmiştir.

Kadını üç defa boşamak ve ilan yapmak, başkasının hakkına taallûk ki,

bu nikâhtan olsun.

Yahut hiddetten fark etmez, bir de açıklamaksızın hünsalık.

Hepsinin sonu cins değişikliğidir.

Cin ve suda yaşayan insan nevi gibi.

METİN

Evlenen kimseye, erkek olsun kadın olsun aslını ve fer´ini yukarı çıksa da, aşağı inse de nikâh etmek haram olduğu gibi; kardeşinin ve kız kardeşinin kızını - velev ki zinadan olsun - kızının kızını, halasını ve teyzesini almak da haramdır. Bu yedi nevi, "Size anneleriniz haram kılındı." âyet-i kerîmesinde zikredilmiştir.

İZAH

«Erkek olsun kadın olsun» ifadesinden murad, erkeğe aslını, fer´ini almak haram olduğu gibi; kadına da aslı ile, fer´i ile evlenmenin haram olduğunu anlatmaktır. Erkeğe kardeşinin kızıyla evlenmek haram olduğu gibi; kadına da kardeşinin oğluyla evlenmek haramdır. Haram meselesi böylece devam eder ve erkek tarafında nazar-ı itibara alınanın benzeri kadın tarafında da itibara alınır. Minah´ın ibaresinin mânâsı do budur. Ora da şöyle denilmiştir: «Bu zikredilenlere evlenmek erkeğe haram olduğu gibi kadına da bunların benzerleriyle evlenmek haramdır.» Binaenaleyh, "Mânânın şöyle olması lâzımdır: Kadının, kardeşi oğlu ileevlenmesi haramdır. Çünkü erkek tarafında kardeş kı...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
13 Mart 2010, 13:56:18
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #4 : 13 Mart 2010, 13:56:18 »

METİN

Bu, kadın diri olduğuna ve şehveti celbettiğine göredir. Velev ki geçmişte olsun. Başkalarınagelince: Yani ölü kadınla şehveti celbetmeyen küçük kızda bununla aslâ hürmet sabit olmaz. Nasıl ki dübüre cima etmek mutlak surette hürmet isbat etmez. Ve nasıl ki kadının iki yolunu bir ederse hüküm budur. Çünkü o adamdan gebe kalmadıkça, fercine cima ettiği yüzde yüz kestirilemez. Bu hususta zina ile nikâh arasında fark yoktur. Şehveti celbetmeyen küçük bir kızla evlenir de, cima ettikten sonra onu boşar ve iddeti geçerse, başka bir kocaya vardığı takdirde, ilk kocasının onun kızıyla evlenmesi caiz olur. Çünkü şehvet yoktur. Kezd şehvet erkekte de şarttır. Bülûğa yaklaşmayan bir çocuk, babasının karısıyla cima etse kadın haram olmaz. Fetih. Bu söylenenler hususunda; dokunmak ve şehvetle bakmak, kasıtla unutmak, hata ve zorlama arasında fark. yoktur.

İZAH

"Bu..." Yani musaharet meselelerinde zikredilen şeylerin hepsi, kadın diri olduğuna ve şehveti celbettiğine göredir. Şehveti celbedenin tarifi ileride gelecektir. Bundan murad, dokuz yaşında ve daha büyük olan kızdır.

«Velev ki geçmişte olsun.» Geçkin kocakarı gibi ki, o da haram olmakta dahildir. Bir de kocakarının çocuk doğurması caizdir. Nitekim İbrahim ve Zekeriyya (a.s.)´ın zevceleri doğurmuşlardır.

"Bununla..." Yani ona cima etmekle dokunmak veya fercine bakmakla aslâ hürmet sabit olmaz. Yani ister şehvetle dokunsun, ister şehvetsiz ve ister meni gelsin, ister gelmesin fark etmez.

«Mutlak surette...» Yani ister çocuk, ister kadın olsun hürmet isbat etmez. Nitekim Gâyetü´l-Beyân´da bildirilmiştir. Fetva da buna göredir. Vâkıat´da bu bildirilmiştir. Bunu Halebî Bahır´dan nakletmiştir. Valvalciyye´de şöyle denilmektedir: «Bir adam bir adamla cinsî münasebette bulunsa, o adamın kızını alabilir. Çünkü bu fiil kadınlarda olsa hürmet-i musahare icabetmez. Erkeklerde etmemesi ise evleviyette kalır.»

«Fercine cima ettiği yüzde yüz kestirilemez.» Bu cümle, yalnız musaharet icabetmeyeceğinin illetidir. Dübürden cima etmenin musaharet icabetmemesinin illeti ise, cimanın ferce yapılmadığı yüzde yüz bilindiği içindir. Cimanın yeri fercdir. Şarihin bunu terk etmesi, evleviyetle anlaşıldığı içindir. Bahır sahibi diyor ki: «Bu iki meseleye şöyle itiraz olunur: Bu iki yere cîmada bulunmak hürmet-i musahareye sebep olmasa da, şehvetle dokunmak buna sebeptir. Bunlarda dokunmak daha kuvvetle mevcuttur. Cevap şudur: İllet, çocuk doğmasına sebep olan cimadır. Dokunmakla hürmetin sabit olması, ancak bu cimaya sebep olduğu içindir. Bu iki surette ise bu tahakkuk etmemiştir.» Bundan anlaşılır ki, bu iki meselede meninin gelmesiyle gelmemesi arasında fark yoktur. H.

«O adamdan gebe kalmadıkça...» Fetih´te ve çocuğun ondan olduğu bilinmedikçe kaydıziyade olunmuştur. Yani kızı doğuruncaya kadar elinde tutar. Nitekim evvelce arzetmiştik. Ama bu, nikâhta değil zinadadır. Nitekim gizli değildir.

«İlk kocasının onun kızıyla evlenmesi caiz olur.» Anası ise mücerret akit ile ona haram olur. T.

«Bülûğa yaklaşmayan bir çocuk ilh...» ifadesi Fetih´te şöyledir: «Hattâ dört yaşında bir çocuk babasının karısıyla cima etse hürmet sabit olmaz.» Bahır sahibi diyor ki: «Bunun zûhirine bakılırsa, şehveti celbeden kızın yaşındaki sınır, yani dokuz yaş itibar edilecektir.» Nehir sahibi şöyle demiştir: «Ben derim ki: Şehvet olmamakla ta´lil, şehveti olmayan çocuğun cimasıyla hürmet sabit olmayacağını ifade eder. Şüphesiz dokuz yaşında bir çocuk bundan hâlidir. Çocuğun mutlaka mürâhik (Yani bülûğa yaklaşmış) olması lâzımdır. Sonra bunu Hâniyye´de gördüm. Şöyle diyor: Akranı cima eden çocuk bâliğ gibidir. Ulema demişlerdir ki: Mürâhik cima eder, şehvetlenir ve kadınlar kendisinden utanır. Mürâhik sayılması hususunda bu zâhirdir. Dokuz yaşında olması hususunda zâhir değildir. Buna delil, Fetih´deki şu ifadedir: Mürâhik çocuğun dokunması bâliğ gibidir. Bezzâziye´de, mürâhik bâliğ gibidir. Hattâ karısıyla cima etse yahut şehvetle dokunsa, hürmet-i musahare sabit olur, denilmiştir.»

Bu suretle anlaşılır ki; şarihin Fethu´l-Kadir´e nisbet ettiği söz açıktan onun sözü değilse de, lâkin muradı odur. Bundan şu hâsıl olur ki: Her ikisinin mürûhik yaşına ermiş olmaları tâzımdır. Bu yaşın kadın için en azı dokuz, erkek için onikidir. Çünkü bülûğun mümkün olduğu en az müddeti budur. Nitekim ulema bunu çocuğun bülûğu bâbında açıklamışlardır. Bu da, yukarıda geçen şu söze uymaktadır: «(İllet, çocuk doğmasına sebep olan cima yahut bu cimaya sebep olan dokunmadır. Şüphesiz ki mürâhik olmayan çocuktan çocuk beklenemez.»

«Bu söylenenler...» Yani tahrim hususunda kasıtla unutmak arasında fark yoktur. Feth´in ibaresi şöyledir: «Dokunmakla hürmetin sabit olmasında. kasten yahut unutarak veya zorlanarak yahut yanılarak yapmak arasında bir fark yoktur.» Bunu Halebî söylemiştir. Rahmetî, "Dokunmak ve bakmakta bu bilinince, cimada evleviyetle bilinir." demektir.

METİN

Kocası karısını, yahut kansı kocasını cima´ı için uyandırır da; kocasının eli, şehvet çağına gelmiş bulunan kızına yahut zevcesinin eli kocasının oğluna temas ederse, anne ebediyyen haram olur. Fetih. Bir kimse karısının anasını öperse, sahih kavle göre neresinden olursa olsun - Cevhere - şehvetsiz olduğu anlaşılmadıkça karısı kendisine haram olur. Velev ki ağzından öpsün. Nitekim Zahîre sahibi böyle anlamıştır. Dokunmakta ise, şehvet olduğu bilinmedikçe haram olmaz. Çünkü öpmekte asıl şehvettir. Dokunmak bunun hilafınadır.

İZAH

«Yahut zevcesinin eli kocasının oğluna temas ederse...» cümlesinden murad, mürâhik yani bülûğa yaklaşan oğludur. Nitekim yukarıda geçen izahattan anlaşılmıştır. Feth´in, "Başkasından olan oğlunun." diye kayıtlaması için Nehir sahibi şunları söylemiştir: «Bunu kayıtlaması, o kadından olan oğluna dokunursa, evleviyetle haram olacağı bilinsin diyedir. İki yerde de şehvetle yahut şehvetin ziyadeleşmesiyle diye kayıtlamak mutlaka lâzımdır.»

«Bir kimse karısının anasını öperse ilh...» Burada Zahîre sahibi şöyle demiştir: «Karısının anasını öptüğü veya ona dokunduğu yahut fercine baktığı zaman, bunun şehvetle olmadığını söylerse, Sadru´ş-şehid´in beyanına göre öpmede şehvetsiz olduğu anlaşılmadıkça haramdır diye fetva verilir. Dokunmakla bakmakta haram fetvası verilmez. Meğer ki şehvetle olduğu anlaşılsın. Çünkü öpmede asıl şehvettir. Dokunmak ve bakmak bunun hilafınadır. Uyûn´un satışlar bahsinde bunun hilâfı bildirilmiş; "Muhayyerlik şartıyla bir cariye satın alır da onu öper veya fercine bakarsa, sonra da bunu şehvetle yapmadığını söyleyerek cariyeyi iade etmek isterse, tasdik olunur. Bu işe girişen cariye ise, o adam tasdik edilmez. Ulemadan bazıları öpmede tafsilât vermiş ve eğer ağzından öperse haramdır diye fetva verilir. Şehvetsiz olduğunu iddiası tasdik edilmez; başından veya çenesinden yahut yanağından öperse, haram fetvası verilmez. Meğer ki şehvetle öptüğü anlaşılsın. İmam Zahîruddin, öpme meselesinde mutlak olarak haramdır diye fetva verir ve o adamın şehvetle öpmedim iddiasının tasdik edilmeyeceğini söylermiş" denilmiştir. Uyûn´un mutlak sözü gösteriyor ki, ağzından veya başka yerinden öptüğünde adamın sözü tasdik olunur. Bakkâlî´de zikredildiğine göre; şehvetle dokunduğunu inkâr ederse tasdik olunur. Meğer ki kadının yanına âleti kalkmış olarak varıp da onu kucaklamış olsun. Mücerred´de dahi, "Âletin kalkması şehvetine delildir." denilmiştir.

«Sahih kavle göre Cevhere...» Haddâdînin Cevhere´deki sözü buna muhaliftir. Çünkü şöyle demiştir: «Emer veya öper de, şehvetlenmedim derse tasdik olunur. Meğer ki dokunmak ferce, öpmek de ağıza olsun.» Şarihin ileride Haddâdî´den nakledeceği ibareye uygun olan budur. Bahır´ın ondan naklettiğine uyan da budur. Bahır sahibi, "Fethu´l-Kadir sahibi bunu tercih etmiştir. Yanağa ağız hükmü verilmiştir." demiştir. Feyz´de dahi şöyle denilmektedir: «Âleti kalkmadan öper de bunun şehvetsiz olduğunu söylerse tasdik edilir. Bazıları ağızdan öperse tasdik edilmez demişlerdir. Bununla fetva verilir.»

Görüyorsun ki bu, tafsilâtı tercih hususunda acıktır. şarihin söylediği mutlak ifadeyi kendisinden başka sahihleyen görmedim. Evet Kuhistânî şöyle demiştir: «Öpmekte, şehvetsiz olduğu anlaşılmadıkça haramdır diye fetva verilir. Ağzını veya çenesini yahut yanağını veya başını öpmesi müsavidir. Bazıları, ağzını öperse şehvetsiz olduğunu iddiaetse bile haramdır diye fetva verileceğini; başka yerinden öperse haram fetvası verilmeyeceğini söylemişlerdir. Meğer ki şehvet sabit ola.» Görülüyor ki ıtlak tercihi öpmedir. Lâkin tafsilât tercih olunduğunu açıkça gördün.

«Karısı kendisine haram olur ilh...» Yani bu mesele sorulduğu vakit haramdır diye fetva verilir. Şehvetsiz olduğunu iddia ederse tasdik olunmaz. Meğer ki şehvetsiz olduğu hâl karinesiyle anlaşıla. İşte bu, Kuhistânî´den ve Şehid´den yukarıda nakledilenlere uygundur. Cevhere´den naklettiğimize ise muhaliftir. Fetif sahibi Cevhere´nin sözünü tercih etmiştir. Buna göre evlâ olan. "Şehvet bilinmedikçe haram olmaz." demektir. Yani kadını, âleti kalkık olarak yahut ağzından öpmüştür. Ve böylece Feyz´den naklettiğimize, ileride de gelecek sözlere uygun olur. O zaman öpmekle dokunmak arasında fark kalmaz.

«Velev ki ağzından öpsün.» Bu söz, nefyde değil, menfîde mübalâğadır. Mânâ şudur: Şehvetli olmadığı anlaşılmazsa, karısı haram olur. Bu, şehvetin anlaşılmasına da, şüpheli kalmasına da sâdıktır. Fakat şehvetsiz olduğu anlaşılırsa kadın haram olmaz. Velev ki ağzından öpmüş olsun. H.

«Nitekim Zahire sahibi böyle anlamıştır.» Yani bunu Uyûn´un ibaresinden anlamış ve şöyle demiştir: «Uyûn´un satışlar bahsinde mutlak olan sözünden anlaşılan budur ilh...» Sen biliyorsun ki, musannıfın sözü, "öpmekte asıl olan şehvettir. Şehvet yoktu iddiası tasdik edilmez." esasına göre...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 4 ... 9   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &