Müsned-i Ahmed Bin Hanbel 4.Cilt

(1/3) > >>

rabia:
Müsned-i Ahmed Bin Hanbel 4.Cilt

ÖNSÖZ


Müsned Tercümesinin IV. Cildini yayına hazırlama gücü veren Rabbimize sonsuz hamdü senalar eder, O´nun Peygamberi Hz. Muhammed´e, Ehl-i Beyt´ine ve ashabına salât ve selâm ederiz.

önceki çalışmamız III. Cild o kadar beğenildi ki kısa sürede 1 .baskısı bitti ve 2. baskısı yapılacak. Okuyucunun bu teveccühü bizi çok sevindirdi ve moral verdi. İnşAllah Rabbimizin yardımı ve okurlarımızın desteği ile bu çalışma son cildine kadar devam edecek.

Çalışmamızla ilgili mülâhazalar her gün daha fazla gelmekte, değerli ilim adamlarının takdirlerine mazhar olmakta, onların değerli tenkidleri ile doğruya bir adım daha yaklaşmaktayız. Kemal sıfatı Allah´a aittir.

Müsned Tercemesinin I. Cildi ile ilgili mülâhazalarını gönderen Prof. Dr. İsmail L. ÇAKAN beye teşekkür ederiz. Değerli görüşleri çalışmamıza ışık tutacaktır.

Her gün daha İyiye ulaşmak ve yeni kitaplarla tanışmak bizi öylesine mutlu ediyor ki günlük 8-10 saatlik yorucu çalışmamızı bile unutturuyor. Bu yorucu çalışma bilgisayar ortamında olması yanında kütüphanelerdeki kitapları tarama ile daha ileriye emin adımlarla ulaşmamıza vesile olmaktadır.

Müsned Tercemesinin dili onun önemli bir dokusunu oluşturmaktadır. Günümüzdeki İslâmî kitapların en büyük problemi anlaşılmaz olmasıdır, biz bu handikapı aşmaya, en ağır ilmî konuları bile oldukça saf, temiz ve yalın bir Türkçe ile aktarmaya çalışıyoruz. Hadislerin tahricinde de aynı çalışma yapılmakta ve hadislerin sıhhati titizlikle tesbit edilmektedir. Konu sonlarındaki tabloların da büyük takdir aldığını eklemek isteriz.

Bu tercemenİn II. Cildinden itibaren İslâm Fıkhı konulan başlamıştı. II. Cilddeki Temizlik ve Abdest konulan III. Cilde Mestler Üzerine Mesh, Gusül, Haytz, Nifas, İstihâze, Teyemmüm ile devam etti ve Namaz konusuna giriş olarak Namazın Fazileti ile tamamlandı. Cild sonundaki Çocuk ve Namaz makalesi ilgili hadislerin doğru anlaşılması için eklendi ve büyük beğeni aldı.

Müsned Tercemesinin IV. Cildinde Namaz konusu devam etmektedir. Bu cildde Namaz Vakitleri, Geçmiş Namazların Kazası, Ezan ve Kamet, Mescidler ve Setr-i Avret gibi çok önemli konular bulunmaktadır. Bunların Asr-ı Saadet uygulaması umarız ki ibadet hayatımızı yenileyecek, bizim için taze kan olacak, hayatımızı Kur´ân ve Sünnet´e endeksleyecektîr. Çünkü hadisler yanında ilgili ayetler mutlaka zikredilmekte ve konuların Kur´ân-Sünnet bütünlüğü verilmektedir. Ayrıca bu cildde bulunan Mescidlerin Tarihçesi, Fonksiyonları ve İlgili Hükümleri adlı makale hadisleri doğru anlamamıza neden olacaktır.

Çalışmamızın bütün insanlığa faydalı olması temennisiyle dua ve destek­lerinizi bekleriz.[1]

Terceme Heyeti

b)- NAMAZ VAKİTLERİ


(Günde beş vakit namaz kılmanın farziyeti Kitab, Sünnet ve icma´ ile sabittir. Bu ko­nuda hiçbir ihtilaf yoktur.)

Allah Teâlâ buyurdu:

´Namazları ve orta namazını[2] devamlı kılın! İtaat edenler olarak siz (bu emirleri) Allah için yerine getirin!´ (Bakara 2/238)

Allah Teâlâ buyurdu:

´Günün iki ucunda ki/ kenarındaki vakitlerde[3] ve geceden bö­lümlerde[4] namaz kıl! Şüphesiz sevaplar[5] günahları siler. İşte bu, ken­dilerine hatırlatma (fayda verenlere) bir hatırlatmadır.[6]´ (Hûd n/114)

Allah Teâlâ buyurdu:

´Güneşin zevalden[7] meyletmesinden[8] gece karanlığına[9] kadar namaz kıl, bir de sabah ibadetini[10] eda et! Şüphesiz sabah ibadeti (melekler tarafından)[11] şahit olunan (bir ameldir).´ (isrâ 17/78)

Allah Teâlâ buyurdu:

Ve onların sözlerine karşı sabırlı ol! Güneş doğmadan[12] ve batmadan önce[13], Rabbini hamd ile teşbih et! Gecenin bölümlerin­de[14] O´nu teşbih et, Ayrıca günün uçlarında da.[15] Böylece (verile­cek nimetlere) razı olursun.´ (Taha, 20/130).[16]

* Genel Olarak Vakitler


88/958- îbn Abbas´taîl (Radıyallahü anhuma):[17]


RaSÛlllllah (SallaUahü aleyhi ve sellem I dedi ki:

"Kabe´nin yanında[18] Cebrail bana imam oldu; Öğle namazını güneş zevalden meylettiği zaman kıldırdı, güneş terliğin kayışı kadar meyletmişti,[19] (diğer rivayette; gölge terliğin kayışı kadardı.) Sonra her şeyin gölgesi iki misli kadarken ikindi namazını kıldırdı, Ardından akşam namazını oruçlunun iftar ettiği vakitte[20] kıldırdı, Yatsıyı şafak[21] kaybolduğunda kıldırdı, Sabahı da oruçluya yeme ve içmenin yasaklandığı vakitte[22] kıldırdı.

Ertesi gün öğle namazını her şeyin gölgesi kendi misli kadar oldu­ğunda kıldırdı,

İkindiyi her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olduğu zaman kıldırdı, Ardından akşam namazını oruçlunun iftar ettiği vakitte kıldırdı, Yatsıyı gecenin ilk üçte birinin sonunda kıldırdı, Sabahı (güneş doğmadan önce) hava aydınlandığında kıldırdı.

Sonra bana dönüp dedi ki:

´Ey Muhammedi İşte bu, senden Önceki Peygamberler´in vaktidir[23] (diğer rivayette; senin ve senden önceki Peygamberler´in vaktidir).

(Her bir namazın) vakti, (açıklanan) bu iki vakit arasında olmalıdır.´[24]

89/959- EbÛ Saîd el-Hudrî´den (Radtyaiiaha anh):[25]

Rasulallah (Sallallahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

"(Kabe´nin yanında)[26] Cebrail bana imam oldu;

Öğle namazını güneş zevalden meylettiği zaman kıldırdı,

Sonra her şeyin gölgesi bir boy olduğunda ikindi namazını kıldırdı.

Ardından akşam namazını güneş battıktan sonra kıldırdı.

Yatsıyı şafak kaybolduğunda kıldırdı,

Sabahı da fecir doğunca (ilk vaktinde) kıldırdı.

Ertesi gün tekrar geldi ve öğle namazını her şeyin gölgesi kendi m kadar olduğunda kıldırdı,

İkindiyi her şeyin gölgesi iki boy olduğunda kıldırdı, Ardından akşam namazını güneş battıktan sonra kıldırdı, Yatsıyı gecenin ilk üçte birinin sonunda kıldırdı; Sabahı güneş doğmaya yakın bir vakitte kıldırdı."

Sonra (Cebrail) dedi ki:

´(Her bir) namaz, (açıklanan) bu iki vakit arasında kılınmalıdır.´[27]

90/960- Ensardan Câbirb. Abdullah (Radıyatiaha anh) nakletti:[28]

Hz. Peygamber´e (Saiiaiiaha aleyhi ve seüem) Cebrail geldi ve dedi ki: ´Kalk ve namaz kili´ RasÛlullah öğle namazını güneş zevalden meylettiği zaman kıldı.

Cebrail ikindi vakti tekrar geldi ve dedi ki: ´Kalk ve namaz kıl!´

RasÛlullah her şeyin gölgesi kendi misli kadar olduğunda ikindi na­mazını kıldı,

Cebrail akşam vakti geldi ve dedi ki: Kalk ve namaz kili´

RasÛlullah akşam namazını güneş battıktan sonra kıldı,

Cebrail yatsıda tekrar geldi ve dedi ki: ´Kalk ve namaz kıl!´

RasÛlullah yatsıyı şafak kaybolduğunda kıldı,

Cebrail sabah tekrar geldi ve dedi ki: ´Kalk ve namaz kıl!´

Rasûlullah sabahı da fecir etrafı aydınlattığında (ya da aydınlık yayıl­dığında) kıldı.

Ertesi gün Cebrail öğle vaktinde tekrar geldi ve dedi ki: ´Kalk ve namaz kıl!´

Rasûlullah öğle namazını her şeyin gölgesi kendi misli fradar oldu­ğunda kıldı,

Cebrail ikindi vaktinde tekrar geldi ve dedi ki:

´Kalk ve namaz kıl!´

Rasûlullah ikindiyi her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olduğunda kıldı,

Ardından Cebrail akşam vakti güneş battığında aynı vakitte geldi, bu vakit değişmedi,

Cebrail yatsı için de gecenin yarısı ya da üçte biri geçtiğinde geldi, Rasûlullah bu vakitte yatsıyı kıldı,

Sabah için fecir iyice aydınlandığında Cebrail tekrar geldi ve dedi ki:

´Kalk ve namaz kıl!´

Rasûlullah sabah namazını kıldı. Sonra Cebrail şöyle dedi:

´(Her bir namazın) vakti, (açıklanan) bu iki vakit arasındadır.?[29]

91/961- Abdullah b. Amrb. Âs´tan (Radiyallahü anhümâ):[30]

Rasûlullah (Sattallahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Öğle vakti, güneş (zevalden batıya) meylettiğinde (başlar), kişinin gölgesi kendi misline yaklaşıncaya ve ikindi vakti oluncaya kadar devam eder. İkindi vakti, güneş sararıncaya kadar, Akşam namazının vakti, şafak kayboluncaya kadar, Yatsı namazının vakti, gecenin yarısına kadar devam eder. Sabah namazının vakti, fecrin çıkmasından itibaren başfar ve güneş doğuncaya kadar devam eder, güneş doğunca namazı bırak! Zira o, şeytanın iki boynuzu arasından doğar, (Diğer rivayette; şeytanın iki boynuzuyla doğar.)"

NOT: Burada teşbih yapılmıştır, zira bazı topluluklar güneşe tapmaktadır. Sanki şeytan onların önündedir ve güneş boynuzlarından doğmaktadır. Rasûlullah kafirle­rin özel vakitlerinde ibadetten bizi men etmiştir ki onlara benzemeydim.[31]

92/962- Ebû Hüreyre´den (Radiyallahu anh):[32]

Rasulullah (sallahu aleyhi ve sellem ) şöyle dedi:

?Namazın ilk ve son vakti vardır;

Öğlenin ilk vakti güneş (zevalden batıya) meylettiğinde (başlar) ve ikindi vakti girdiğinde sona erer.[33]

İkindinin ilk vakti kendi vaktinin girmesiyle başlar ve güneş sararıncaya kadar devam eder.

Akşamın ilk vakti güneş battıktan sonra başlar ve ufuk (şafak)[34] kayboluncaya kadar devam eder.

Yatsı namazının ilk vakti şafağın kaybolmasıyla başlar ve gece yarısına kadar devam eder.

Sabahın ilk vakti fecrin çıkmasıyla başlar ve güneşin doğmasıyla sona erer.[35]

Açıklama

Bu rivayetlerden Rasulullah?ın eğitim yönünün mükemmelliği ve her kişiye anlayacağı şekilde açıklaması göze çarpmaktadır:

1- Namaz vakitlerini tesbit etmek, herhangi bir teknik alet ve donanıma gerek kalmaksızın normal araştırmayla bulunabilir; tabiat olayları ile tesbit edilen vakitler İslamın ne kadar tabii bir din olduğunu göstermektedir.

2- Namazı ilk vakitte kılmak efdaldir, ancak geciktiren kişi son vaktini de bilmelidir.

3- Bazı namaz vakitlerinde farklı rivayetler bulunmaktadır; ikindi ve yatsı namazı gibi. Yatsının vakti konusunda ilk, orta ve son yarısında kılınmasına cevaz verilmiş, ancak hangi vakitte kılmak efdaldir;

a- Hanefilerde bu konuda farklı görüşler vardır:Gecenin ilk üçte birinde, son üçte birinde kılmak efdaldir.

b- Şafiilerde ve Hanbelilerde iki görüş vardır: Gecenin ilk üçte birinde veya yarısında kılmak efdaldir.

c- Malikilerde ise gecenin ilk üçte birinde kılmak efdaldir.[36]

93/963- Enes b. Mâlik´in (Radtyattaka amh) mevlâsı EbÛ Sadaka´dan:[37]

Enes´e Rasûİullah´ın (SaitaiiaMaieyinveseiiem) namazını sordum, o şöyle dedi: ´Rasûlullah Öğle namazını güneş (zevalden batıya) meylettiğinde. İkindiyi şu iki namazınızın arasında. Akşamı güneş battığında. Yatsıyı şafak kaybolduğunda,

Sabahı da fecrin doğuşundan ışık göz alıncaya (güneş doğuncaya) kadarki vakitte kılardı.´

NOT: Bu haberde geçen "iki namazın arası" Öğle ve ikindi olarak EbÛ Ya´lâ rivayetinde açıklanmıştır.[38]

İlk vakit öğle namazı vaktidir, çünkü Ahmed b. Hanbel, Buhâri, Müslim gibi rivayetlerde bu vakit, öğle namazı olarak açıklanmıştır.[39] öğle namazına ilk na­maz denmesi Cebrail´in Miraçtaki emirden sonra namaz kıldırmaya öğle vakti ile başlamasından dolayıdır.

Enes b. Mâlik´in zamanında yöneticiler ve bazı Müslümanlar öğle ve ikindiyi son vakitlerine kadar tehir etmeyi âdet hâline getirdiler. Enes b. Mâlik onları burada üstü kapalı olarak tenkid etmektedir ki yukarıdaki sözünün manası; ´ikindi namazı­nın vakti; sizin geciktirerek kılmayı âdet hâline getirdiğiniz öğlenin sonunda başlar ve yine geciktirerek kıldığınız ikindinin sonuna kadar devam eder´ şeklindedir.[40]

94/964- Câbir (b. Abdullah) (Radıyatiahs anh) anlattı:[41]

Öğle, isminin oluştuğu (vakittedir), İkindi, canlı aydınlığın olduğu (vakittedir), Akşam, isminin oluştuğu (vakittedir),

Rasûlullah´la (Saiiaiiaha ateyiu ve seiiem) beraber akşam namazı kılar ve bir mil uzaktaki evimize gelirdik de hâlâ bir ok atımlık mesafeleri görürdük, Rasûlullah yatsı namazını ilk vaktinde kılar, bazen de geciktirirdi, Sabahı da isminin oluştuğu vakit olan alaca karanlıkta kılardı.

NOT: Arapçada öğle manasına gelen zuhr kelimesi dan türemiştir ve günün yarısındaki sıcağın fazlalığı, vakti demektir. Akşam manasına gelen mağrib kelimesi güneşin batmasıdır. Sabah manasına gelen fecr ise biraz aydınlık yada alaca karanlık demektir. Söz konusu üç vakit ismini bu tabii olaylardan alır. Bu nedenle sahabi yukarıdaki rivayette bu vakitleri isimleriyle tarif etti.[42]

95/965- Muhammed b. Amr b. Hasan b. Ali (b. Ebî Tâlib) anlattı:[43]

Haccâc b. Yusuf es-Sekafî[44] Medine´ye geldi ve (namazları geç vakit­te kılıyordu). (Bunun üzerine) biz Câbir b. Abdullah´a (Radıyaiiahu anh) (namaz vakitlerini) sorduk, şöyle cevap verdi:

´Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seitem) Öğle namazını (zevalden sonraki) sı­cak vakitte[45] kılardı.

İkindiyi güneş parlakken/sararmadan,

Akşamı güneş battığında,

Yatsıyı bazen erken (ilk vaktinde), bazen de tehir ederek kılardı; onların toplandığını görürse hemen kılardı, ama geciktiklerini görürse tehir ederdi.

Sabahı da alaca karanlıkta kılardı.´[46]

Açıklama

Bu rivayette geçen Haccâc tarihte kan dökücülüğü ile bilinen ve Emevî salta­natı döneminde çeşitli görevlerde bulunan kişidir. Asıl adı Ebû Muhammed el-Haccâc b. Yûsuf b. el-Hakem es-Sekafî (Ö.95/714) olup yaptığı haksızlıklar sebebiyle zâlim, Emevî saltanatına bağlılığı sebebiyle küleyb (küçük köpek) lakâplanyla tanınır. Yöne­timde bu kadar gaddar olan Haccâc, Edebiyat Tarihinde en güzel konuşan kişilerden biri sayılmış, hutbeleri ve konuşmaları ile edebiyatın zirvesine varmıştır.

Hicaz, Irak ve Mısır´da kendisine biat edilen halife Abdullah b. Zübeyr b. Avvam (v.73/692) Emevî saltanatına karşı mücadele veriyordu, dokuz yıl devam eden bu mücadele Haccâc´ın acımasız saldırıları ve kuşatmaları sebebi ile altı buçuk ayda sona erdirildi, bu arada Mekke mancınıklarla taşa tutuldu ve birçok Müslüman´ın yanında halife Abdullah b. Zübeyr de şehit edildi. Bu başarısından dolayı Haccâc Hicaz, Yemen ve Yemâme valiliğine getirildi. Abdullah b. Zübeyr´in şehit edilmesinden sonra Esma bt. Ebû Bekir Haccâc´ın yanına gelerek ´Rasûlullah Sakîften bir yalancı, bir de bozguncunun çıkacağını haber vermişti. Gördük ki yalancı Muhtar es-Sekafî imiş, bozguncu da sensin´[47] demiştir. Üç yıl sonra da isyanın kalan kısımlarını durdurmak için Irak´a vali tayin edildi. Irak ve doğu illerindeki valiliği sırasında yirmi yıldan fazla bir sürede saltanata karşı çıkan bütün isyanları sona erdirdi.

İçlerinde Enes b. Mâlik´in de bulunduğu pek çok kişiye zulmetti, meşhur âlim Saîd b. Müseyyeb de dahil binlerce kişiyi katlettirdi. Saîd b. Müseyyeb´in (v.94/712) şehit edilmesinden birkaç ay sonra kendi ölümünü isteyecek kadar ruhî bunalımlara düş­müş ve büyük acılar ve elemler İçinde ölmüştür, ölümünü haber alan âlimler ona rah­met okumamış, Hasan ei-Basrî (v.110/728): "Allah´ım, onu ortadan kaldırdığın gibi sünnetini (zulüm âdetini) de ortadan kaldır!´ diye dua etmiş, Ömer b. Abdülaziz (v.101/720) şükür secdesine gitmiş ve İbrahim en-Nehâi (v. 96/714) sevincinden ağlamıştır.

Birçok Emevî yöneticiler gibi o da namazı geç vakitte kılıyor ya da kıldırıyordu. Bu durumu (yukarıdaki rivayette geçtiği gibi) tabiûndan bazı kişilerce sahabeye so­rulmuş, örnek olan Rasûlullah´ın namaz vakitleri öğrenilmiş ve yaygınlaştınlmıştı.[48]

96/966- Ebu´l-Minhâl (Seyyar b. Selâme) anlattı:[49]

Babamla beraber Ebû Berze el-Eslemî´nin (ftadtyaihha anh) yanına gittim. Babam ona;

´Bize anlatsan! Rasûlullah farz namazları nasıl kılardı?´ deyince şöyle dedi:

´Hecîr[50] (yani öğle) namazını (Rasûlulah) sizin güneş zevalden mey­lettiğinde kılınan ilk namaz[51] dediğiniz vakitte kılardı.

İkindi namazı kıldınrdı da bizden biri Medine´deki konaklama yerine döndüğünde güneş hâlâ canlı/aydınlık olurdu.´

(Râvi Seyyar b. Selâme) dedi ki: ´Ebû Berze´nin akşam hakkında de­diğini unuttum.´

´Yatsıyı tehir etmeyi güzel görür, (ancak) yatsı namazından önce uykuyu ve sonra konuşmayı uygun/doğru görmezdi.

Sabah namazını kılıp dışarı çıkınca bizden biri (hafif aydınlıktan dolayı) arkadaşını tanıyabilirdi, bu namazda altmış ile yüz ayet arasında (Kur´ân) okurdu.´

§Başka tarikten gelen rivayette Seyyar b. Selâme şöyle anlattı: Babamla beraber Ebû Berze el-Eslemî´nin (RadıyaUaha anhumâ) yanına gittik ve ona;

RasÛlullah´ın namaz vakitlerini sorduk. O şöyle dedi:

´Öğleyi güneş zevalden meylettiğinde kılardı,

ikindiyi kıldığında, bir kişi Medine´nin en uzak kısmına dönerdi de güneş hâlâ aydınlık/sararmamış olurdu.

Akşam ise..." (Râvi) Seyyar dedi ki: ´Onu unuttum.´

Yatsı namazını gecenin üçte birine tehir etmekte sakınca görmezdi, (ancak) ondan önce uykuyu ve sonra konuşmayı sevmezdi.

Sabah namazını kılıp dışarı çıkınca (hafif aydınlıktan dolayı) bir kişi arkadaşını tanırdı; bu namazda Rasülullah altmış ile yüz ayet arasında (Kur´ân) okurdu.´

Seyyar (burada): Bu ayetleri bir rekatta mı yoksa iki rekatta mı okudu­ğunu bilemiyorum, dedi.

NOT: Yatsı namazından önce uyumak, sonra da konuşmaya dalmak tavsiye edil­memiştir. Çünkü yatsıdan önce uyuyarak yatsı namazının ve yatsıdan sonra konuş­ma ile de sabah namazının kaçırılma tehlikesi vardır. Ancak (ilmî konular ve Salihlerin hayatı/menkîbeleri gibi) faydalı şeylerin anlatılması ya da misafirlerin ağırlan­ması durumundaki konuşmalar normal karşılanır.[52]

97/967- Zührî anlattı:[53]

Ömer b. Abdülaziz ile beraberdik; bir keresinde ikindi namazını gecik­tirince Urve b. Zübeyr ona şöyle dedi:

´Bana Beşir b. Ebû Mes´ûd nakletti:

ıMuğîre b. Şu´be (Radıyaitahü anh) bir keresinde namazı (ikindiyi) gecikti­rince Ebû Mes´ûd[54] dedi ki:

´Bilmiyor musun, Cebrail (yere) indi ve namaz kıldı, Rasûlullah (Satiaitaha aleyhi ve seiiem) ve onunla birlikte Müslümanlar da namaz kıldı,[55]

Sonra tekrar indi ve namaz kıldı, Rasûlullah ve onunla birlikte Müs­lümanlar da namaz kıldı... (diye anlatarak beş vakit namazı saydı.)´[56]

Bunun üzerine Ömer b. Abdülaziz ona şöyle dedi:

´Ne dediğine bir bak, ey Urve! Yani namazı(n vakitlerini) Cebrail mi belirledi??[57] Urve:

´Bana bu şekilde Beşir b. Ebû Mes´ûd nakletti´ deyince Ömer b. Abdülaziz dünyadan ayrılıncaya kadar namaz vakitlerini alâmetleriyle takip etmeye (vaktinde kılmaya) devam etti.[58]

98/968- EbÛ Musa el-Eş´arî´den (Radıyaiiahu anh):[59]

Rasûlullah´a (Saiiaüahu aleyhi ve seitem) namaz vakitlerini soran bir kişi gelince ona hiç cevap vermedi, fecr doğunca Bilâl´e (Radıyaiiahü anh) emretti, sabah namazı için kamet[60] etti; insanlar birbirini zor tanıyordu (alaca karanlıktaydı).

Sonra güneş zevalden meylettiğinde Rasûlullah Bilâl´e emretti, öğle için kamet etti; orada zamanı iyi bilen biri ´günün yansı oldu ya da olmadı´ dedi.

Güneş yükseldiğinde Rasûlullah Bilâl´e tekrar emretti, o da ikindi için kamet etti.

Güneş battıktan sonra Rasûlullah Bilâl´e tekrar emretti, o da akşam için kamet etti.

Şafak kaybolduktan sonra Rasûİullah Bilâl´e tekrar emretti, o da yatsı için kamet etti.

Ertesi günü sabah namazını tehir ederek kıldı, hattâ biri "güneş nere­deyse doğdu ya da doğacaktı´ dedi.

Öğleyi o kadar tehir etti ki önceki günkü ikindi vaktine yaklaştı. Sonra ikindiyi o kadar tehir etti ki hattâ biri ´güneş kızıllaştı´ dedi. Ardından akşamı o kadar tehir etti ki şafak kaybolmuştu. Yatsı namazını da gecenin ilk üçte birinin sonuna tehir etti.

Sonra Rasûlullah soru soran kişiyi yanına çağırdı ve şöyle dedi: "Namaz vakitleri işte bu İki (zaman dilimi) arasındaki sürelerdir."

NOT: Rasûlullah (Saltatiahü aleyhi ve sellem) soru sorana sözlü cevap vermedi, sanki ona hâl diliyle ´şu iki günde bizimle namaz kıl´ deyip pratik olarak gösterdi. Namaz vakitlerindeki bu iki zaman dilimi (ilk ve son vakit) Rasûlallah´a Cebrail tarafından öğretilmişti.[61]

99/969- Süleyman b. Büreyde babasından (Radıyaiiahüanhumâ) nakletti:[62]

Hz. Peygamber´e (Saiiaihha aleyhi ve seiiem) bir kişi gelip namaz vakitlerini sorunca şöyle dedi:

"Şu iki zaman (diliminde) bizimle namaz kıl!"

Fecr doğunca Büâl´e (Radtyattaha anh) emretti, (sabah namazı için) ezan okudu, sonra ona emretti de o da kamet getirdi.

Sonra güneş zevalden meylettiğinde Rasûlullah Bilâl´e emretti, o da öğle ezanını okudu, ardından emretti ve o kamet etti.

Güneş yükseldiğinde Rasûlullah Bilâl´e tekrar emretti, o da ikindi kametini etti.

Güneşin üst bölümü[63] battığında Rasûlullah Bilâl´e tekrar emretti, o da aksam kametini etti.

Şafak kaybolduğunda Rasûlullah Bilâl´e tekrar emretti, o da yatsı ka­metini etti ve namazı kıldı.

Ertesi günü Bilâl´e emrettti, o da sabah namazı için kamet etti. O anda ortalık ağarmıştı.

Sonra öğleyi serinlik vaktine tehir etti, serinlikte kılınması nimetini bahşetti.

Sonra ikindiyi güneş parlakken kılarak önceki vakitten biraz daha tehir etti.

Ardından Rasûlullah emretti ve Bilâl aksam (namazı) için şafak kay­bolmadan Önce kamet etti.

Sonra Rasûlullah tekrar emretti, Bilâl gecenin üçte birinde yatsı kametini etti.

Sonra Rasûlullah şöyle dedi:

"Namaz vakitlerini soran nerde?" O kişi: ´Benim Yâ Rasûlallah!´ deyince Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Namaz vakitleriniz şu gördüğünüz iki (zaman dilimi) arasındaki sü­relerdir."[64]

Açıklama

Bu babdaki hadisler namazların iki vaktine işaret etmektedir, bundan akşam namazı müstesna kılınmıştır. Kalan namazlarda ilk vaktinden önce kılınan namazlar icma ile geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Buna göre;

l- öğle namazının ilk vakti güneşin zevalden meylettiği andır ve bu konuda ihtilaf yoktur, son vakti ise zevaldeki gölge hariç her şeyin gölgesinin bir misli (ken­disi) kadar olduğu andır. Ancak müctehidler gölgenin bir misli olduğu bu vakitte öğle vaktinin çıkmasında ihtilaf ettiler;

İmam Ebû Hanîfe´ye göre öğlenin son vakti gölgenin zevalden sonra iki katı olduğu zaman, İmameyne göre bir misli olduğundadır.

İ. Mâlİk´e göre bu vakitte ikindi vakti girer, ama öğle vakti çıkmaz. Bu vakitte kılınan öğle ya da ikindi (farz) namazlar eda sayılır, çünkü Cebrail´in Peygamberimiz´e (Saiialiahü aleyhi ve sellem) öğrettiği vakitlerde böyle bir ara vakit görülmektedir.

İ. Şafiî ve Ahmed b. Hanbel´e göre bu vakit ara zaman dilimi değildir, gölgenin bir misli olduğu vakitte ikindi namazı girdiği için öğle namazının vakti sona erer. Cebrail´in birinci günkü öğretiminden öğle namazının son vaktinin gölgenin bir misli olduğu vakit anlaşılmaktadır, zira bu vakitte İkindi namazına başlamıştır. Ama ikinci gün ikindi namazını gölgenin iki misli olduğu vakitte kılması öğlenin son vakti için değil, ikindinin de bu vakitte kılınabileceğini göstermek içindir, değilse öğlenin son vaktinde bir meçhullük kalır. Ayrıca ara vakit genel kurallara aykırıdır, özel bir delil ister.[65]

2- İkindi namazının ilk vaktinde ihtilaf edildi:

İ. Mâlik, Ebû Yûsuf, Muhammed, Şafiî ve Ahmed´e göre zevaldeki gölge hariç her şeyin gölgesinin bir misli olduğu zaman ikindinin vakti başlar, İ. Ebû Hanîfe´ye göre gölgenin iki misli olduğu vakitte İkindi başlar, bundan önce kılınırsa geçersizdir.

§İkindi namazının son vaktinde de ihtilâf edildi:

rabia:
*İhtiyârî (serbest) vakti:

İ. Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel´e göre Özür ya da mazereti olmayan için ze­valden sonraki gölgenin iki misli olduğu vakitte ikindi sona erer, ama özür ve ma­zeret sahipleri için güneşin batışına kadar devam eder, zira hadisler[66] bunu göster­mektedir. Ahmed b. Hanbel´den bu durumda ´güneş sararmadıkça´ şeklinde bir rivayet daha gelmiştir. Ebû Yusuf, Muhammed ve Evzaî de bu görüştedir. Bu müc­tehidler Abdullah b. Amr b. Âs´tan gelen "İkindi vakti güneş sararıncaya kadar devam eder" hadisini[67] esas almışlardır.

* Zarurî vakti: Zaruret hâlinde güneş sararıp batmcaya kadar devam eder. Güneş batmadan önce bir rekata yetişen İkindiye yetişmiş olur. Müctehid imamlara göre bu vakte kadar zaruretsiz geciktirmek doğru değildir, ancak namaz geçerlidir.[68]

3- Akşam namazının ilk vakti icma ile güneşin batmasından sonra başlar.

Son vaktinde ise ihtilaf edildi:

î. Mâlik ve Şafiî´ye göre akşam namazının tek vakti vardır, şafak (yani kızıllık) kayboluncaya kadar devam eder, İbn Abbas rivayeti bunu göstermektedir.

İ. Ebû Hanîfe ve Ahmed´e göre de akşam vakti şafak (yani kızıllıktan sonraki beyazlık da) kayboluncaya kadar devam eder. Bu konuda Ebû Musa el-Eşarî, Büreyde ve Abdullah b. Amr´ın rivayetleri vardır.[69]

Söz konusu ihtilâfın sebebi şafak kavramının anlaşılmasından ve farklı riva­yetlerden kaynaklanmaktadır.[70]

4- Yatsı namazının ilk vakti ittifakla şafağın kaybolması anında başlar. Ancak şafağın tanımında ihtilaf edildi;

İmam Ebû Hanîfe´ye göre ise şafak Ebû Hüreyre ve Ömer b. Abdülaziz riva­yetleri sebebiyle sonraki beyazlıktır.

İ. Mâlik, Ebû Yûsuf, Muhammed ve Şafiî´ye göre İbn Ömer ve îbn Abbas rivayetleri sebebiyle ilk andaki kızıllıktır.

İ. Ahmed´e göre ise seferde kızıllık ve ikâmette beyazlığın kaybolmasıyla başlar.[71]

Bazı müctehidlere göre şafak hem kızıllığın hem de beyazlığın ismidir, çünkü bu kelime ezdaddandır (zıt manalıdır); tıpkı el-kar´u kelimesinin hem hayız hem de temizlik manasına[72] gelmesi gibi.

Yatsının ihtiyarî (serbest) vaktinde ihtilaf edildi;

Hanefî ve Hanbelîlere göre gece yarısına kadar devam eder.

İ. Mâlik´ten gelen iki rivayet vardır; meşhur olan görüşü gecenin ilk üçte biri, diğer görüşüne göre gecenin yarısıdır.

î. Şafiî´nin İki görüşünden birine göre gecenin ilk Üçte biri, diğer görüşüne göre gecenin yansıdır.[73]

§Yatsı namazının zarurî son vaktinde müctehidler ittifak ettiler: Yatsı na­mazının en son vakti fecr-i sadığın doğmasına kadar devam eder. Fecrin doğması ile yatsı vakti sona erer ve sabah namazının vakti başlar.[74]

5- Sabah namazının ilk vakti icma ile fecr-i sadıkla başlar.

Sabah namazının son vaktinde ihtilaf edildi;

İ. Şafiî´ye göre İbn Abbas rivayeti sebebiyle isfâr (aydınlık)tır, bu da özrü olmayanlar için geçerlidir. Ancak özür ve zaruret sahipleri için vakit güneş doğmasına kadar devam eder, bir kişi sabah namazının bir rekatını güneş doğmadan kılarsa namazı geçilmemiş olur, diğer rekatı da kılar.

Cumhura göre ise son vakit herkes için güneş doğmasına kadar devam eder; İ. Mâlik ve Ahmed´e göre Ebû Hüreyre rivayeti sebebiyle bir rekat kılar ve güneş de doğarsa diğer rekatı ona ekler, t. Ebû Hanîfe´ye göre bu kişinin namazı fasit olur. Bu ruhsat sadece İkindi namazının bir ya da iki rekatını kılan ve güneş batan kişi İçin geçerlidir.

§ Sabah namazının efdal vaktinde ihtilaf edildi;

İmam Ebû Hanîfe ve Iraklı fakihlere göre isfâr (aydınlık) efdaldir. Namaz vakitlerinde temel kural ilk vakitlerinde kılmaktır. Rasûlullah´ın sabah namazında iki uygulaması da nakledilir. Ancak Peygamberimizin "Sabah namazını aydınlığa bırakın/geciktirin! Bunun ecri daha fazladır."[75] hadisinden do­layı isfâr efdaldir, dendi.

İ. Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel gibi âlimlere göre ise tağlis (alacakaran­lık) efdaldir, çünkü ilk vaktidir.

Ahmed b. Hanbel´den gelen başka rivayette namaz kılanın hâli göz önünde bulundurulur; Alaca karanlıkta namaz kılma zor olursa biraz aydınlanınca kılar, eğer iki durum da kendisi için eşitse alaca karanlıkta kılmak efdaldir.[76]

* Öğle Namazı Vakti Ve Erken Kılınması


100/970- Enes b. Mâlik´ten (Radıyaiiahu anh):[77]

Rasûlullah (Saiiattahü aleyhi ve seitem) güneş zevalden meylettiğinde Öğle namazım kıldı.[78]



101/971- Enes b. Mâlik´ten (Radtyatiahu anh):[79]

Rasûlullah (Saiiatiaha aleyhi ve seiiem) kış günleri Öğle namazını öyle bir va­kitte kılardı ki günün büyük bir kısmı geçti mi, geçmedi mi bilemezdik.[80]

102/972- Câbir b. Semüra´dan (Radtyatiahu anh):[81]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) güneş zevalden meylettiğinde öğle namazını kılardı.

Bir rivayette; Güneş zevalden meylettiği zaman Bilâl ezan okurdu.[82]

103/973- Habbab b. Eret´ten (RadtyaUahü anh):[83]

Biz Rasûlullah´a (Satiaiiaha aleyhi ve seliem) (kumların) şiddetli hararetinden şikayet ettik, şikayetimizi kabul etmedi (gidermedi).

Râvi Şu´be bunu ´öğle vaktinde´ diye açıkladı.[84]

104/974- Hz. Âişe annemiz (Radıyaiiahüanhâ) dedi ki:[85]

´Öğle namazını erken/ilk vaktinde kılma konusunda RasÛlullah (Satiatiahu aleyhi ve seitem) ile birlikte Ebû Bekir ve Ömer´den daha titiz davranan birisini görmedim.´[86]

105/975- Ümmü Seleme´den (Radıyaiiahü anhâ):[87]

RasÛlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) öğle namazını ilk vaktinde kılma konusunda sizden daha aceleciydi, siz de ikindi namazını ilk vaktinde kılma konusunda Rasûlullah´tan daha acelecisiniz.

NOT: Burada Ümmü Seleme´nin (RadıyalUM anhâ) bazı kişilerin sünnete muhalif hareketlerini Üstü kapalı olarak tenkit etmesi görülmektedir. Ayrıca sahabenin üstün iman ve teslimiyeti bu gibi rivayetlerde dikkatimizi çekmektedir.

Müctehid İmamlar öğle namazının ilk vaktinin efdal olduğunu belirttiler, ancak çok sıcak günler bundan istisna edildi, zira bazı rivayetler nedeniyle sıcak mevsimlerde serin vakte bırakmak müstehabdir ki Müslümanlar namazlarını gönül huzuruyla kılsınlar.[88]

* Sıcak Mevsimlerde Öğle Namazını Tehir Etme Ve Serin Bir Vakte Bırakma Ruhsatı

106/976- Muğîre b. Şu´be´den (RadtyaiiaM anh):[89]

Allah´ın Peygamberi (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) ile birlikte Öğle namazını (sıcak mevsimlerde) ilk/hararetli vaktinde kılıyorduk, sonra Rasûlullah bize şöyle dedi:

"Namazı serin vakte tehir edin, şüphesiz hararetin fazlalığı cehen­nem kaynamasındandır."

NOT: Bu rivâyetlerdeki mana iki şekilde anlaşılabilir:

a- Hakîki manası; hakikatini Allah bilir.

b- Mecâzi manası; hararetin fazlalığı cehennemin kaynaması gibidir şeklinde benzetme yapılmıştır.[90]

107/977- Kâsım b. Safvan ez-Zührî babasından nakletti (Radiyallahü anhüma):[91]

Rasulallah (Saltattahü aleyhi ve sellem} ŞÖyle dedi:

"Öğle namazını serin vakte tehir edin, şüphesiz sıcağın (fazlalığı) cehennem kaynamasındandır."[92]

108/978- EbÛ Hureyre´den (r.a):[93]

RaSÛlullah (s.a.v.) dedi ki:

"Hararet olduğunda[94] namazı[95] serin vakte tehir edin, şüphesiz ha­raret (fazlalığı) cehennem kaynamasındandır. Ateş, Rabbine (sıkıntısını) şi­kayet edince Allah ona her sene -biri kışın, diğeri de yazın olmak üzere- iki defa nefes alıp vermesine izin verdi. "[96]

109/979- Ebû Saîd el-Hudrî´den (Radiyallahu anh):[97]

Rasûlullah (s.a.v) şöyle dedi:

"Hararet fazlalaştığında namazı serin vakte tehir edin, şüphesiz ha raretin fazlalığı cehennem kaynamasındandır."[98]

110/980- Ebû Hüreyre´den (Radtyaiiahu anh):[99]

RaSÛlullah (s.a.v) dedi ki:

"Hararet fazlalaştığında namazı serin vakte tehir edin, şüphesiz ha raretin fazlalığı cehennem kaynamasındandır."[100]

111/981- Teymullah oğullannın mevtası Muhacir Ebü´l-Hasen anlattı:[101]

Bir cenazeden döndüğümüzde Zeyd b. Vehb´e uğradık, kendisi EbC Zer´den (RatttyaUahu anh) şu hadisi nakletti:

´Hz. Peygamber´le (Saiiaiiaha aleyhi ve nitem) bir yolculuğa çıkmıştık, mü ezzin ezan okumak[102] isteyince Rasûlullah dedi ki:

"Serin vakte bırak!"

(Bir müddet) sonra ezan okumak isteyince (Bir rivayette; öğle namaz; için) Hz. Peygamber şöyle dedi:

"Serin vakte bırak!"

Rasûlullah bunu Üç kere tekrarladı, tepelerde gölge görüldüğünde na­maz kıldı/kıldırdı ve dedi ki:

"Şüphesiz hararetin fazlalığı cehennem kaynamasındandır, hararet fazlalaştığında namazı serin vakte tehir edin!"´[103]

Açıklama

Namazı sıcak günlerde tehir etmek mtlstehabdır. Bazı müctehidler cemaat ve tek başına kılmanın arasını ayırmakta, çünkü mescide cemaat uzak yerden gelmek­tedir. Ancak hangisi efdaldir konusunda ihtilâf edildi;

a- Hanefı âlimleri ve îmam Ahmed b. Hanbel´e göre bu vakitte tek başına ya da cemaatle kılmanın efdaliyeti aynıdır

b- Mâlikîlere göre tek başına kılarken ilk vaktinde kılmak efdaldir,

c- Şafiîlere göre sıcak belde ve cemaat şartı ile tehir etmek efdaldir.[104]

§Müctchid İmamlar Öğle namazının son vaktinde ihtilaf ettiler;

İmam EbÛ Hanîfe´ye göre öğlenin son vakti gölgenin zevalden sonra iki katı olduğu zaman, İmameyne göre bir misli olduğundadır.

İ. MâHk´e göre bu vakitte ikindi vakti girer, ama öğle vakti çıkmaz. Bu vakitte kılınan öğle ya da ikindi (farz) namazlar eda sayılır, çünkü Cebrail´in Peygamberimiz´e (Saiiaiiaha aleyhi ve seiiem) öğrettiği vakitlerde böyle bir ara vakit görülmektedir.

İ. Şafiî ve Ahmed´e göre bu vakit ara zaman dilimi değildir, gölgenin bir misli olduğu vakitte ikindi namazı girdiği için öğle namazının vakti sona erer. Cebrail´in bi­rinci günkü öğretiminden öğle namazının son vaktinin gölgenin bir misli olduğu vakit an­laşılmaktadır, zira bu vakitte ikindi namazına başlamıştır. Ama ikinci gün ikindi na­mazını gölgenin İki misli olduğu vakitte kılması öğlenin son vakti için değil, ikindinin de bu vakitte kılınabileceğini göstermek İçindir, değilse Öğlenin son vaktinde bir meçhullük kalır. Ayrıca ara vakit genel kurallara aykırıdır, özel bir delil ister.[105]

* İkindi Namazının Vakti

112/982- Enes b. Mâlik´ten (Radıyaiiahu anh):[106]

Rasûlullah (Saiiailahu aleyhi ve seliem) ikindi namazını bitirdiğinde bir kişi Benî Harise b. Haris bölgesine[107] ulaşacak ve oradan güneş batmadan önce dönecek ya da bir deveyi akşama yakın bir vakte kadar kesip parçalayacak kadar vakit kalırdı.

Cuma namazını güneş zevalden meylettiğinde kılardı.

Mekke´ye doğru yola çıktığında öğle namazını (Zü´1-Huleyfe´deki) ağacın[108] yanında iki rekat olarak kılardı.[109]

113/983- Enes b. Mâlik´ten (Radıyaiiahü anh):[110]

Rasûlullah´ın (Saiiaiiahu aleyhi ve seliem) mescidine en uzak evi olan Ensardan iki kişi olmasaydı ikindi namazını kılmada Rasûlullah kadar acele eden kimse olmazdı. O iki kişi; Avf b. Amr oğullarından Ebû Lübâbe b. Abdülmünzir ve Harise oğullarından Ebû İsa b. Cebr´ĞL (Zira) Ebû Lübâbe´nin evi Küba´da ve Ebû İsa b. Cebr´in evi de Benî Harise bölgesindeydi. Bu iki kişi Rasûlullah´la ikindi namazını kılar ve kabilelerine döndüklerinde Rasûlullah´la erken namaz kılmaları nedeniyle kabiledekilerin ikindiyi kılma­dıkları bilinirdi.[111]

114/984- Enes b. Mâlik´ten (Radıyaihhu anh):[112]

Güneş parlak ve yükselmiş olduğunda Rasûlullah (SaUaüahü aleyhi ve settem) ikindi namazını kılardı. Ben de Medine tarafında bulunan evime ve ka­bileme vardığımda onlara;

´Rasûlullah namaz kıldı, siz de kalkın ve kılın!´ derdim.[113]

115/985- Enes b. Mâlik´ten (üadıyaiiahü anh):[114]

Rasûlullah (Satiaiiahu aleyhi ve seitem) ikindi namazını kılardı, sonra bir kişi (kalkar ve) avâliye (civar bölgelere) giderdi de hâlâ güneş yükselmiş olarak kalırdı.

Râvilerden Zührî: ´Avâlî (civar bölgeler) Medine´ye iki ya da üç mil­dir[115]´, bir seferinde de; ´dört mildir´ dedi.[116]

116/986- Râfi b. Hadîc´den (Radıyaiiaha anh):[117]

Rasûlullah (Saiiaitahu aleyhi ve seiiem) ikindi namazını kılardık, sonra bir deve keserdik. Deve on parçaya bölünür, ardından pişirilir ve güneş batma­dan önce pişmiş eti yerdik.

Rasûlullah döneminde biz akşam namazını kılardık, birimiz namazı bitirdiğinde ok atımı kadar (uzak) mesafeleri görürdü.[118]

117/987- Ebû Ervâ´dan (Radıyaitaim anh):[119]

Hz. Peygamber´le (Sailaiiahu aleyhi ve sellem) beraber ikindi namazını kılar­dım, sonra güneş batmadan (Zü´l-Huleyfe´deki) ağacın[120] yanına varırdım.[121]

118/988- Hz. Âişe annemizden (Radiyallahu anha):[122]

Güneş (ışığı) benim odama girip daha gölge oluşmadığı bir anda Hz. Peygamber (Saiiaitahü aleyhi ve seiiem) ikindi namazını kılardı.

§İkinci tarikten gelen rivayet: Hz. Âişe annemizden:

Güneş (ışığı) Hz. Âişe´nin odasından henüz çıkmadan Rasûlullah ikin­di namazını kılardı, (o dönemdeki) duvar yüksek değildi.[123]

Râvilerden Âmir şöyle diye eliyle işaret etti.[124]

119/989- Basrahlardan Abdülvahid b. Nâfi´ el-Kelâî´den:[125]

Medine´deki (Rasûlullah´ın) mescidine uğradım ve (ikindi)[126] namazı için kamet edildi, orada bulunan bir ihtiyar, müezzini kınadı ve dedi ki:

´(Doğrusunu) bilmiyor mUSUn? RaSÛlUİlah´in (Sallallahil aleyhi ve sellem) bu namazı tehir edilmesini emrettiğini, babam bana nakletti.´ ´Bu ihtiyar kimdir?´ dedim. ´Abdullah b. Râfî´ b. Hadîc (Radıyaiiaha anhf dediler.[127]

120/990- Ebû Melîh anlattı:[128]

Büreyde el-Eslemî (Radıyallahü anh) ile birlikte bulutlu/kapalı bir günde yapılan savaşta beraberdik, o şöyle dedi:

´Namazı erken (ilk vaktinde) kılın! Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

"Kim ikindi namazını terk ederse amelinin (sevabı) boşa gider."[129]

Açıklama


Buradaki mânâ, kim terk etmeyi helal görürse ya da sürekli terk ederse şek­linde anlaşılabilir. Tîbî dedi ki: ´Bu hadis amelin sevabının noksan olmasına hamledilebilir, özellikle amellerin Allah´a yükseldiği bir vakitte ve bu durumda meleklerin ´bıraktığımızda namaz kılmıyordu´ şeklindeki sözleri önem arz eder. Ayrıca amelleri reddedilir, şeklinde de anlamak mümkündür.´

Bu rivayetlerden ikindi namazım ilk vaktinde kılmanın önemi anlaşılmak­tadır. Değilse bir kişinin ikindiyi kıldıktan sonra daha güneş sararmadan iki millik yolu katetmesi ya da bir devenin kesilip taksim edilmesi, pişirilmesi ve yenmesi mümkün değildir.

Ayrıca burada kapalı günlerde acele etmeye teşvik vardır, zira vakit geçirilebilir.

Müctehidler ikindi namazının ilk vaktinde ihtilâf ettiler:

a- İmam Ebû Hanîfe´ye göre, gölge bir şeyin iki misli olmadıkça ikindi vakti girmez.

b- Cumhura göre ise, gölge bir misli olduğunda ikindi vakti başlar.

İmam Nevevî der ki: ´Alimlerimiz ikindinin vaktini dörde ayırdılar:

1- Faziletli vakit; ilk vakittir.

2- lhtiyârî (serbest) vakit; gölgenin ik! misli olduğu vakittir.

3- Mekruh vakit; güneş saranncaya kadarki vakittir.

4- Özür vakti; yolculuk ya da yağmur sebebiyle öğle ile ikindinin cem edildiği vakittir.´[130]

rabia:
* İkindi Namazının Fazileti Ve Orta Namaz Olması

121/991- Enes b. Mâlik´ten (Radiyallahü anh):[131]

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Kim ikindi namazını kılar, sonra hayır işleyerek[132] (orada) akşama kadar oturursa bu, İsmail oğulları soyundan[133] sekiz kölenin âzâd edilme­sinden daha hayırlıdır."[134]

122/992- Ebû Basra el-Gıfârî anlattı (Radıyaiiahü anh):[135]

Rasûlullah (Saitaitaha aleyhi ve seitem) bize ikindi namazı kıldırdı, namaz bitince şöyle dedi:

"Bu namaz sizden önceki (ümmetlere) emredildi, onlar gevşek dav­randılar ve bunu terk ettiler. Sizden kim bu namazı (sürekli) kılarsa kendi­sine ecri iki kat olarak veri I ir/ katlanır. Bu namazdan sonra şahit görününceye kadar (nafile olarak)[136] namaz kılınmaz, şahit yıldız demektir.?[137]

123/993- Ebû Hüreyre´den (Radıyatiahü anh):[138]

RaSÛlullah (SallaltalıÜ aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

"(Amelleri kaydeden) gece ve gündüz melekleri sabah ve ikindi na­mazında (nöbet değişimi için) buluşurlar. Sabah namazında buluşurlar ve (nöbeti biten) gece melekleri (yanında sizin amelleriniz olduğu hâlde) Allah´a yükselir. Gündüz melekleri (sizinle) kalırlar ve ikindi namazında (gece meleği) ile buluşurlar. (Nöbeti biten) gündüz melekleri (yanında sizin amelleriniz olduğu hâlde) Allah´a yükselir ve gece melekleri (sizinle) kalırlar.

Allah olayları en iyi bilen olduğu hâlde meleklere sorar:

´Kullarımı hangi hâlde bıraktınız?´ Melekler (her seferinde) şöyle derler:

´(Kendilerinden) ayrıldığımızda namaz kılıyorlardı, (yanlarına) vardı­ğımızda da namaz kılıyorlardı.´"[139]

(Râvilerden) Süleyman (el-A´meş) ekledi: ´Bunu bilmiyorum, ancak şöyle nakletti:

"(Melekler der ki;) Onları Kıyamet günü affet!?"[140]

124/994- Hz. Ali´den (Rdtihüh):[141]

Rasûlullah (SdMiahu aleyhi ve seüem) Ahzab (Hendek savaşı)[142] günü şöyle dedi: "Orta namaz olan ikindi namazını (kılmamıza) mani oldular, Allah da onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun!"

Sonra Rasûlullah onu/kazasını iki akşam vakti olan akşam ile yatsı arasında kıldı.

(Râvilerden biri olan) Ebû Muâviye bir keresinde; yani akşam ile yatsı arasında, diye (açıklamalı olarak) nakletti.[143]


125/995- (Z.) Hz. Ali´den (Radıyallaha anh):[144]

Biz orta namazın sabah namazı olduğu görüşündeydik, (ancak) Rasûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) Şöyle dedi:

"0, ikindi namazıdır/´ yani orta namazı.[145]

126/996- İbn Abbas´tan (Radıyallahu anhümâ):[146]

Rasûlullah (Saiiaitaha aleyhi ve seiıem) bir savaşta[147] düşmanla çarpıştı ve kendisini bırakmadılar, ta ki ikindi namazını vaktinde kılamadı, bu durumu görünce şöyle dedi:

"Allah´ım! Orta namazı kılmamızı engelleyenlerin evlerini ateşle dol­dur, kabirlerini ateşle doldur!"[148]

127/997- Semüra b. Cündüb?den (Radiyallahu anh):[149]

Rasululah (sallahu aleyhi ve sellem) şöyle dedi:

Orta namaz ikindi namazıdır.[150]

128/998- Abdurrahman b. Ebân b. Osman´dan:[151]

Zeyd b. Sabit (Radıyaiiaha anh) gün ortasına doğru Mervan´ın yanından çıktı. Bizde;

´Bu saatte, kendisine bazı sorular sorulmasa Mervan´ın yanında bu­lunmaz´ diye konuştuk. Ben kalktım ve konuştuğumuz şeyi sordum, dedi ki:

´Evet, Rasûlullah´tan (Saihiiahu aleyhi ve senem) duyduğum bazı hadisleri sordu, ben Rasûlullah´ın şöyle dediğini işittim:

"Benden bir hadis duyup başkasına aktarmak için onu ezberleyenin yüzünü Allah ağartsın/aydınlatsın, Nice fıkıh/dini bilgiler öğrenen var ki âlim değildir ve nice fıkıh/dini bilgiler öğrenen var ki kendilerinden daha fazla anlama kabiliyeti olanlara naklederler.

Üç şey var ki dünyanın sonuna kadar Müslüman kalbi (onların doğru olduğunda) yanılmaz;

Allah İçin samimiyetle amel etmek, yöneticilere nasihat etmek ve İslâm toplumu ile beraber hareket etmek.

Onların daveti, kendilerinden sonra gelenleri de kapsar. Kimin hedefi âhiret kazancı olursa Allah onun kazancını toplar (bereketlendirir) kalbin­de kanâat yaratır ve istemediği[152] hâlde kendisine dünyalık ulaşır. Kimin niyeti de dünyalık kazançsa Allah onun (mal-mülk) kayıplarını artırır, gö­zünde fakir kalma duygusu[153] yaratır ve (ne kadar hırslı olursa olsun) an­cak takdir edilen kadar kendisine dünyalık ulaşır."

BizeMervan; ´es-Salâtü´1-Vüsta´yı (orta namazı)´ sordu,

´O, öğle namazıdır´ dedik.[154]

129/999- Hz. Âişe annemizin mevlâsı Ebû Yûnus anlattı:[155]

Hz. Âişe (Radıyaiiahü anhâ) bana kendisi için bir mushaf nüshası yazmamı emretti ve dedi ki:

"´Namazları ve orta namazını koruyun!´ ayetine gelince bana haber et!"

Bu ayete varınca ona haber ettim ve bana şu şekilde yazmamı emretti: ´Namazları, orta namazını ve ikindi namazını koruyun!´ Rasûlullah´tan (Saiiaiiaha aleyhi ve seihm) böyle duydum, diye nakletti.

NOT: Hz. Âişe´nin (Radtyallahü anhâ) bu şekilde yazdırdığı âhad haberie bize ulaşmaktadır. Kur´ân olabilmesi için mutlaka mütevatir haberle nakledilmelidir. O hâlde buradaki haberi şaz haber ya da orta namazın tefsiri olarak görülür.[156]

Orta namaz ile ilgili ihtilâf:

a- Hz. Ali, Ibn Abbas ve Mâlik b. Enes´ten[157] gelen bir rivayette sabah nama­zıdır, dendi.

b- Hz. Âişe, EbÛ Saîd, Zeyd b. Sabit, Urve b. Zübeyr, Abdullah b. Şeddâd ve İbn Ömer´den gelen rivayette ise Öğle namazıdır.

c- Ancak bu konuda en kuvvetli görüş ikindi namazıdır, zira hadislerde[158] Peygamberimiz bizzat açıklamıştır ve yukarıda ismi geçenlerin bir çoğu da dahil saha­be, tabiûn, etba ve müctehid imamların birleştiği görüş budur. Bu görüş Hz. Ömer, Ali, İbn Mes´ûd, EbÛ Eyyub, Abdullah b. Amr, Semüra b. Cündüb, EbÛ Hüreyre, EbÛ Saîd, Hafsa, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, ayrıca îbn Ömer, Ubeyde, İbrahim en-Nehâî, Saîd b. Cübeyr, İbn Şîrîn, Hasan b. Münzir, EbÛ Hanîfe, EbÛ Yusuf, Şafiî, Ahmed b. Hanbel... gibi âlimlerden nakledilmiştir. Ayrıca (Müsned Trc. H.no: 125/9995´de) Hz. Ali orta namazını sabah namazı olarak bildiklerini, ancak ikindi namazı olması gerektiğini kendisi söylemiştir.[159]

* İkindi Namazım Terk Etmek Ya Da Geciktirmek

130/1000- İbn Ömer´den (Radıyallahü anhümâ):[160]

Rasûlullah´ın (Saiiatiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini duydum: "Kim bilerek ikindi namazını güneş batıncaya kadar terk ederse/ kıl­mazsa[161] sanki ailesine ve malına noksanlık gelmiş olur."

Râvüerden biri olan Şeybân ekledi: Yani ailesi ve malı (başkası ta­rafından) ele geçirilmiş (gibi) olur.[162]

131/100l- Ebû Derdâ´dan (Radıyaiiahu anh):[163]

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Şöyle dedi:

"Kim ikindi namazını vakti geçinceye kadar bilerek terk ederse/kıl­mazsa emeği boşa gider."[164]

132/1002- Ala b. Abdurrahman anlattı:[165]

Öğle namazını kıldığımız bir vakitte ben ve ensardan bir kişi Enes b. Mâlik´in (Radıyaiiaha anh) yanına girdik. Enes cariyesinden abdest suyu iste­yince dedik ki:

´Hangi namazı kılacaksın?´ Enes:

´´ikindiyi.?

´Biz şimdi öğle namazını kıldık.´

´Rasûlullah ´in (Sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle dediğini işittim:

"Bu, münafık kişinin namazıdır; güneş şeytanın iki boynuzu arasında oluncaya[166] kadar namazı terk eder. O vakitte Allah´ı çok az zikreder."´

(Alâ´dan) ikinci tarikle gelen rivayet:[167]

Öğleden sonra Enes b. Mâlik´in yanına girdik. O, ikindiyi kılmaya kalktı, namazını bitirince biz namazı erken kılmasını hatırlattık. Bunun üzerine Enes (Radıyaliahü anlı) dedi ki:

´Rasûlullah´ın (Saiiaiiahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini işittim: "Bu, münafıkların namazıdır. " (Üç kere tekrarladı ve ekledi;) "Onlardan biri güneş sararıncaya kadar oturur, o anda (sanki) güneş şeytanın boynuzları arasındadır.[168] Kalkar, hızla dört rekat kılar ki burada da Allah´ı çok az zikreder."[169]

133/1003- Enes b. Mâlik´ten (Radtyaliahü anh):[170]

RaSÛlullah (Sallailahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Dikkat edin! Size münafığın namazını anlatıyorum;

O kişi, ikindi vakti sonu (sanki) güneş şeytanın boynuzları arasın­dayken ya da üzerindeyken kalkar ve horozun (yemi) gagalamasına ben­zer aceleyle namazı kılar. Burada da Allah´ı çok az zikreder."[171]

Açıklama

Güneşin şeytanın boynuzlan arasında olması kinayedir ve bu konuda zikredi­len ihtimaller şunlardır:

a- Boynuz manasmdakİ karn ismi, karane fiilinden gelebilir ki yaklaşmak manasındadır, yani güneş batarken şeytan yaklaşır, yaklaştığı vakittir.

b- Karn taraftar manasındadır, yani şeytanın taraftarlarının ibadet ettiği vakit manasındadır.

c- Burada bir teşbih vardır, yani şeytan sanki boynuzu ile o kişiye vurup namazı geciktirmektedir ki bu onun aldatması, ve kalplere güzel göstermesidir.

d- Güneş batarken şeytan güneşin önünde durur ki güneşe tapanlar ona tapsın, bu anda güneş sanki onun boynuzlan arasından batmaktadır. Doğrusunu Allah bilir.[172]

Buna benzer bazı hadisler:

"Size münafığın namazını haber vereyim mi? İkindi namazını geciktirir, hattâ güneş inek yağı[173] gibi olduğunda (sarardığında) namazı kılar."[174]

"İşte bu münafığın namazıdır, güneş saranncaya kadar bekler..."[175]

§İkindi namazının ilk ve son vakti ile ilgili ihtilaf için bk. 99/969. hadisin açılaması.[176]

* Gündüzün Vitri Sayılan Akşam Namazı Ve Bu Namazın Vakti

134/1004- Enes b. Mâlik´ten (Radtyaiiahü anh):[177]

Rasûlullah (Saitaihha ateyhi ve seiiem) döneminde akşam namazını kılardık, sonra bizden biri Benî Selime yurduna varırdı da hâlâ ok atımı mesafeleri görürdü (hava aydınlık olurdu).[178]

135/1005- Hassan b. Bilal?den:[179]

Rasulullahın Eslem[180] kabilesinden olan bir sahabisi (Radiyallahu anh) anlattı;

O dönemde (kendileri) Hz. Peygamber (Saiiaüahu aleyhi ve seiiem) ile akşam namazı kılarlar, sonra Medine´nin en uzak bölgesindeki ailelerinin yanına dönüp okun düştüğü yeri/menzilini görerek ok atışı yaparlardı.[181]


136/1006- Seleme b. Ekvâ´dan (r.a.):[182]

Rasûlullah (s.a.v) güneşin üst bölümü de[183] battığı/kay­bolduğu anda akşam namazını kılardı.[184]

137/1007- Ebû Eyyûb el-Ensârî´den (Radiyallahu anh):[185]

Rasûlullah (Satiatiahaaleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Oruçlunun (orucunu) bozduğunda akşam namazını kılın ve yıldızla­rın doğuş zamanından (önce)[186] kılmaya çalışın/acele edin !"

Aynı sahabîden ikinci tarikle gelen rivayet: Rasûlullah´ın (Saitaihhu aleyhi ve seiiem) şöyle dediğini işittim: "Akşam namazını yıldızların doğuş zamanından önce kılmaya çalı­şın/acele edin !"[187]

Açıklama


Bu gibi rivayetlerde akşam namazının ilk vaktinde kılınmasının önemi vur­gulanmıştır. Akşam namazının ilk ve son vakitleri;

Akşam namazının ilk vakti icma ile güneşin batmasından sonra başlar. Son vaktinde ise İhtilaf edildi:

İ. Mâlik ve Şafiî´ye göre akşam namazının tek vakti vardır, şafak (yani kızıl­lık) kayboluncaya kadar devam eder, îbn Abbas rivayeti bunu göstermektedir.

İ. Ebû Hanîfe ve Ahmed´e göre de akşam vakti şafak (yani kızıllıktan sonraki beyazlık da) kayboluncaya kadar devam eder. Bu konuda Ebû Musa el-Eşarî, Büreyde ve Abdullah b. Amr´ın rivayetleri vardır.[188]

138/1008- İbn Ömer´den {Radıyallahu anhümâ):[189]

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) dedi ki:

"Akşam namazı gündüzün vitir namazıdır. Gece namazında da vitir kılın; gece namazı ikişer ikişerdir, vitir ise gecenin sonundaki bir rekattır"[190]

* Akşam Namazını İlk Vaktinde Kılmak Esastır Ve Onu Işâ (Yatsı) Diye İsimlendirmek Mekruhtur

139/1009- Sâib b. Yezîd´den (Radıyatiahu anh):[191]

RasÛlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seüem) şöyle dedi:

"Ümmetim akşam namazını yıldızların doğmasından önce kıldığı müddetçe fıtrat üzerinde kalacaktır."

NOT: Fıtrat; insan ya da diğer varlıklar olsun, bozulmamış ve değişmemiş ilk hâli anlamındadır. Bir başka deyişle fıtrat; ilk yaratılış sırasında Allah´ın insana bah­şettiği yaratanını tanıma eğilimi, ruh ve beden temizliği, aynca olumlu yetenek ve yatkınlıklar demektir.[192]

140/1010- Ebû Abdurrahman b. Sunâbihî´den (Radiyallahu anh):[193]

RasÛlullah (Sallaltahü aleyhi ve seltem) dedi ki:

"Ümmetim şu üç şeyi yapmadıkça hayır üzerinde kalmaya devam edecektir:

Yahudilere benzeyerek karanlığın bastığı vakte kadar beklemek suretiyle akşam namazını geciktirmedikçe,

Hristiyanlara benzeyerek sabah namazını yıldızların kaybolma vak­tine kadar geciktirmedikçe,

Cenaze işlemlerini de (sadece) ailesine bırakmadıkça, (yardım etme­yi terk etmedikleri sürece)."[194]

141/1011- Mersed b. Abdullah el-Yezeni?[195] den:[196]

Rasûlullah´ın (Saiiaihha aleyhi ve seiiem) sahabîsi Ebû Eyyub Hâlid b. Zeyd el-Ensârî (Radıyaiiahu anh) Mısır´a muharip olarak geldi. O dönemde Muâviye (Radıyaiiahü anh) bize Ukbe b. Âmir´i emir tayin etmişti. Ukbe b. Âmir akşam namazını geç kıldı, (bir rivayette; akşamı geciktirdi). Ukbe namazı bitirince Ebû Eyyub el-Ensârî yanına geldi ve şöyle dedi:

´Ey Ukbe! Rasûlullah´ın akşam namazını böyle kıldığını mı gördün*!

Rasûlullah´ın şöyle dediğini duymadın mû

"Yıldızların ortaya çıkma vaktine kadar akşam namazını geciktirmedikçe benim ümmetim hayır/fıtrat üzerinde kalmaya devam edecektir.´" Ukbe:

´Bilâkis, (duydum).´

´(O hâlde) bunu niye yaptın?[197]´

´Meşguldüm.´ Ebû Eyyûb:

´Allah´a yemin ederim ki senin yaptığın beni ilgilendirmez, ancak insanlar senin Rasûlullah ´i bu fiili yaparken gördüğünü zannedebilirler.´[198]

142/1012- Abdullah b. Muğaffel el-Müzenî´den (Rad,yallahu anh):[199]

RaSÛlullah (Sallallahii aleyhi ve sellem) Şöyle dedi:

"Akşam namazının (isminin) kullanımında bedeviler size galip gelmesin!" Râvi dedi ki:

´Bedevîler ona ışâ (yatsı) derlerdi.´[200]

Açıklama


Rasûkıllah´ın (Satiaüahu aUyht ve sellem) bu uyarısının sebebi;

a- Kavram kargaşası olabilir endişesinden dolayıdır, çünkü bu durumda ibadet vakitleri ve diğer uygulamalarda İhtilaf çıkar, yanlış anlamalar meydana gelir.

b- Bedevîlerin bazı kavramları yerel dilleriyle tanımlamalarından doğabilecek muhalefet hareketlerini kırma çabası bulunmaktadır.

c- Rasûlullah burada akşam namazını geciktirmenin tehlikesine de dikkat çek­mektedir.[201]

Müctehid İmamlar akşamın son vaktinde ihtilaf ettiler:.

İmam Ebû Hanîfe ve Ahmed´e göre akşam vakti şafak (yani kızıllıktan sonraki beyazlık) kayboluncaya kadar devam eder. Bu konuda Ebû Musa el-Eşarî, Büreyde ve Abdullah b. Amr´ın rivayetleri vardır.

İ. Mâlik ve Şafiî´ye göre akşam namazının tek vakti vardır, şafak (yani kızıl­lık) kayboluncaya kadar devam eder, İbn Abbas rivayeti bunu göstermektedir.[202]

Söz konusu ihtilâfın sebebi şafak kavramının anlaşılmasından ve farklı riva­yetlerden kaynaklanmaktadır.[203]

rabia:
* Yatsı Namazının Vakti, Gece Konuşmalarının Ve Yatsıya Ateme Denilmesinin Yasaklanışı

143/1013- Nûman b. Beşîr´den (Radıyaiiahu anh):[204]

Ben Rasûlullah´ın (SaUaUahu aleyhi ve setiem) yatsı namazını kıldığı vakti en iyi bilen kişiyim (ya da en iyi bilenlerdenim). O, yatsıyı ayın başındaki üçüncü gecede ayın kaybolmasından sonra kılardı.

§Aynı râvîden ikinci tarikle benzeri rivayet edildi, farklı kısmı;

Rasûlullah (Satiaiiahu aleyhi ve seiiem) ayın üçüncü ya da dördüncü gecesin­de yatsıyı ayın kaybolma vaktinde kılardı, şeklindedir.[205]

144/1014- Cüheyne´den bir kişi (RadıyaUaManh) anlattı:[206]

RasÛlullah´a (SaüaUahü aleyhi ve sellem)´,

´Yatsıyı ne zaman kılayım?´ diye sorunca;

"Gece (karanlığı) her vadinin iç kısımlarını doldurduğunda/yayıldığın­da (kıl)!" dedi.[207]

145/1015- Abdullah b. Mes´ûd´dan (Radtyaiiahü anh):[208]

Rasûlullah (Saitaitaha aleyhi ve seiiemt şöyle dedi:

"(Teheccüd)[209] namazı kılan ya da yolculuk yapan kişi dışındakilere namazdan (yani yatsı vaktinden[210]) sonra gece sohbeti[211] yoktur, (yatma­ları uygundur)."[212]

146/1016- Abdullah b. Mes´ûd´dan (Radıyaitahü anh):[213]

Rasûlullah (Saitaiiahü aleyhi ve seller») yatsı namazından sonra gece sohbet yapmamızı kın ardı.

§ İki ne i tarikle gelen rivayette aynı sahâbî şöyle dedi: Rasûlullah (Saiiaitahn aleyhi ve seiiem) yatsıdan sonraki gece sohbeti konu­sunda bizi kınadı.

§Râvilerden biri olan Hâlid;

Buradaki cümlesi onu ayıpladı ve zemmetti manasındadır, dedi.[214]

147/1017- Ebû Berze´den (Radtyatiaha anh):[215]

Rasûlullah (s.a.v) yatsı namazından önce uyumayı ve sonrasında da konuşmayı/gece sohbetini hoş karşılamazdı.[216]

148/1018- Ömer b. Hattab´dan (Radıyattahü anh):[217]

Rasûlullah (s.a.v) gece Ebû Bekir´in yanında Müslü­manların işlerini ilgilendiren bir konuda konuşurdu ve ben de onunla beraber olurdum.[218]

149/1019- Ebu Seleme (b. Abdurrahman)´dan:[219]

İbn Ömer (r.a.) RaSÛlullah´in (s.a.v) şu sözünü nakletti:

"Namazınızla ilgili bir kavramı kullanmada bedevîler size galip gel­mesin! Dikkat edin, o yatsıdır! Bedeviler gece karanlığı vaktine kadar deve ile kalır ya da ondan gece karanlığı vaktinde ayrılırlar. Onlar deve sütü sağmakla meşgul olup gece vaktine kadar geciktikleri için yatsıya ateme (gece) derler."[220]

Açıklama

Rasûlullah´ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) benzer uyarısı 142/1012. hadiste geçti. Bedevîler sosyal ihtiyaçları nedeniyle vakitlerle ilgili İsimleri farklı kullanıyorlardı. Meselâ, akşama ışâ (yatsı) ve yatsıya ateme (gece)[221] diyorlardı. Rasûlullah bu ke­limelerin ibadet kavramlarını değiştirmesi ve kavram kargaşasına götürmesi endişe­siyle bazı uyanlarda bulunmaktadır.

Ancak ışâ (yatsı) kullanımı yaygınlaştıktan sonra ateme kullanımına cevaz verildiğini belirten âlimler de bulunmaktadır ki bu noktada delilleri sahabeden ba­zılarının kullanımıdır. Doğrusunu Allah bilir.[222]

Yatsı namazından sonra gece sohbetinin cevazında ihtilâf edildi; Bir kısmı mekruhtur derken, diğerleri caizdir dedi. İki farklı görüşün cem edilmesi mümkündür;

a- Yatsı namazından sonra gece sohbeti mekruhtur.

b- Ancak zaruret ya da hayırlı bir İş yapma durumu varsa caizdir, bu konuda ruhsat vardır.[223]

Yatsı namazının efdai vakti hakkındaki müctehidierin ihtilâfı için bk. 92/962. hadisin açıklaması.[224]


* Yatsı Namazın Gecenin Üçte Biri Ya Da Yansına Kadar Geciktirmek Müstehabdır

150/1020- Ebû Hüreyre (tadıyatiahiı anh):[225]

Hz. Peygamber´in (Saltanatta aleyhi ve seiiem) şu sözünü nakletti:

"Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım her namazda misvak kullanmalarını ve gecenin üçte birine ya da gece yansına kadar yatsı namazını geciktirmelerini emrederdim."

§Diğer lafızla gelen rivayette buyurdu ki:

"...yatsıyı gecenin üçte birine ya da gecenin yansına kadar geciktirirdim."[226]


151/1021- İbn Ömer´den (Radıyallahu anhuma):[227]

Rasûlullah (SaiMiaha aieyM ve seiiem) yatsı namazını o kadar geciktirdi ki (bizden) namaz kılan kıldı, uyanan uyandı, uyuyanlar uyudu ve teheccüde kalkanlar teheccüd namazını kıldı. Sonra Rasûlullah geldi ve şöyle dedi:

"Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım (yatsıyı) bu vakitte[228] kılmalarını emrederdim."[229]



152/1022- Abdullah b. Ömer´den (Radıyatiahü anhamâ):[230]

Rasûlullah (SaiiaUaM aleyhi ve seiiem) bir işle meşgul olduğundan yatsı namazını (ilk vaktinde) kılamadı ve namazı öyle geciktirdi ki, biz mescidde bekledik, (bu arada uyuklayıp) uyandık, sonra (biraz) bekledik, sonra tekrar (uyuklayıp) uyandık, sonra (biraz daha) bekledik sonra tekrar (uyuklayıp) uyandık. Sonunda Rasûlullah yanımıza geldi ve şöyle dedi:

"Yeryüzü halkından şu gece sizden başka (böyle) namaz kılmayı bekleyen hiç kimse yok."[231]

153/1023- Câbir b. Semüra´dan (r.a):[232]

Rasûlullah (s.a.v) bize farz namazını kıldırdığında ne fazla uzatır, ne de kısaltırdı, bunların ortasını olurdu. Yatsı namazını da (bi­raz)[233] geciktirirdi.[234]

154/1024- Ebu Said el-Hudri?den (Radiyallahu anh):[235]

Bir gece Rasûlullah´ı (Saiiatiaha aleyhi ve seiiem) yatsı namazı için o kadar bekledik ki vakit gece yansına yakın bir zamana ulaşmıştı. Sonra Rasûlullah geldi, bize namazı kıldırdı ve şöyle dedi:

"Yerlerinizi alın (bekleyin)! İnsanlar yataklarına yattılar. (Unutmayın,) sizler namazı beklediğiniz sürece namazda sayılırsınız. Eğer zayıfın za­yıflığı, hastanın hastalığı ve ihtiyaç sahibinin ihtiyaç hâli olmasaydı bu na­mazı (sürekli) gece yarısına kadar geciktirirdim."[236]

155/1025- Ebû Bekre´den (Radıyaifahu anh):[237]

Rasûlullah (Saiiaiiahu ateyhi ve sellem) yatsı namazını dokuz gece[238] (sürekli) gecenin üçte birine kadar geciktirdi. Hz. Ebû Bekir (RadıyaiUıhaanh) ona şöyle dedi:

´Keşke (ilk vaktinde kıldırmakta) acele etsen, gece (ibadete) kalkma­mız açısından bize daha uygun olurdu.´

Rasûlullah bundan sonra (yatsıyı ilk vaktinde kıldırmakta) acele etti.

§Abdullah dedi ki: Babam (Ahmed b. Hanbeî´in,) Abdüsselâm´dan yaptığı rivayette; yedi gece ve Affan´dan yaptığı rivayette ise; dokuz gece olduğunu, nakletti.[239]

156/1026- Muâz b. Cebel´den (Radtyaiiaha anh):[240]

Yatsı namazında Rasûlullah´ı (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) gözledik, meşgul edildi, (gelemedi ve öyle) gecikti ki gelmeyeceğini zannettik. Bizden biri; ´(Herhalde) Rasûlullah namazı kıldı ve namaz kılmaya çıkmayacak´ dedi. (Bir müddet sonra) Rasûlullah çıkageldi. Kendisine dedik ki:

´Ey Allah´ın Rasûlü! Senin çıkıp gelmeyeceğini zannettik, (hatta) biri; ´(herhalde) Rasûlullah namazı kıldı ve gelmeyecek´ dedi.´ Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Bu namazı gece karanlığında kılın (geciktirin)! Bu namaz nedeniyle diğer ümmetlere üstün kılındınız, sizden önce bunu hiçbir ümmet kılmadı."[241]

157/1027- İbn Cüreyc´den:[242]

Atâ´ya;

´Benim yatsı namazını cemaatle ya da tek başına hangi vakitte kılmam sence daha iyidir?´ deyince şöyle dedi:

*îbn Abbas´ın (RadıyaiiaM anhümâ) şöyle dediğini duydum:

´Rasûlullah (Satiatiaha aleyhi ve seliem) bir gece yatsı namazını öyle geciktirdi ki insanlar onu beklediler, (bazıları uyuklayıp) uyandılar. Nihayet Hz. Ömer kalktı; ´Namaza!´ diye nida etti.

Atâ, İbn Abbas´m devamla şu sözünü nakletti:

"O arada Allah´ın Peygamberi çıkageldi. Elini başının bir bölümüne koyarak başından su damlayan o hâlini şimdi görür gibiyim. Rasûlullah şöy­le dedi:

"Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım yatsıyı bu şe­kilde (geciktirerek) kılmalarını emrederdim.""

§Başka tarikten İbn Abbas yoluyla gelen rivayette benzeri nakledildi ve eklendi:

Hz. Ömer (Radtyaiiaha anh) şöyle nida etti:

´Ey Allah´ın Rasûlü! Kadınlar, çocuklar uyudu.´

(O arada) Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve seitem) çıkageldi ve dedi ki:

"Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi taşımasaydım yatsıyı bu vakitte kılmalarını emrederdim."[243]

158/1028- Hz. Âişe annemizden (RadıyaiiaM anhâ):[244]

Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) (bir gece) yatsı namazını öyle gecik­tirdi ki hattâ Hz. Ömer (Radıyaitahu anhy, ´(Ey Allah´ın Rasûlü!) Kadınlar, ço­cuklar uyudu´ diye nida etti. Rasûlullah (bir müddet sonra) onların yanına geldi ve şöyle dedi:

"Sizin dışınızda bu namazı (yani yatsıyı) kılan bir başka ümmet yok ve Medîneliler dışında da bugün bu namazı kılan olmadı."

Bir rivayette; ´Söz konusu olay halk arasında îslâm yayılmadan ön­ceydi´ diye belirtildi.[245]

159/1029- Hz. Âişe annemizden (Radiyallahu anha):[246]

Rasûlullah (Saiiaitahu aleyhi ve seiiem) bir gece (yatsı namazını) öyle gecik­tirdi ki hattâ gecenin büyük bir kısmı geçti ve cami cemaati uyukladı.

(Râvilerden) İbn Bekir şöyle anlattı: (Rasûlullah bir müddet kaldı) sonra (mescide) çıktı ve namaz kıldı(rdı). Ardından şöyle dedi:

"Eğer ümmetime ağır geleceği endişesi olmasaydı işte bu, yatsı na­mazının tam vakti (diye emrederdim)."

İbn Bekir; "(Ümmetime) ağır bir hüküm getirmem endişesi duymasaydım" şeklinde nakletti.[247]

Açıklama

1- Bu bölümdeki hadisler yatsı namazını ilk vaktinden sonraya geciktirmenin müstehab olduğuna işaret etmektedir. Ancak rivayetlerin farklı anlaşılması nedeniy­le müctehidler yatsı namazının efdal vaktinde ihtilâf ettiler:

a- Müctehidlerin büyük bir kısmı bu hadislerden dolayı yatsı namazım gecik­tirmenin efdal olduğunu, söylediler, çünkü hadisler çok açıktır.[248]

b- Bazı âlimler ise yatsıyı ilk vaktinde kılmanın efdal olduğunu belirttiler; zira Rasûlullah birkaç gün meşguliyeti veya bir başka işi sebebiyle yatsıyı geciktirmişti, bunlar dışında sürekli olarak namazı ilk vaktinde kılmıştı. Bu İmam Şafiî´nin eski görüşüdür. Ancak yeni görüşü, geciktirmenin efdal olduğudur.[249]

2- Yatsı namazının zarurî son vaktinde müctehidler ittifak ettiler: Yatsı nama­zının son vakti fecrin doğmasına kadar devam eder. Fecrin doğması ile yatsı vakti sona erer ve sabah namazının vakti başlar.[250]

* Sabah Namazının Efdal Vakti; Alaca Karanlık (Tağlîs) Ve Aydınlık (Tsfâr) Vakti İle İlgili Haberler


160/1030- Tal k b. Ali´den (Radiyallhu anh):[251]

Hz. Peygamber (Sattaiiahu aleyhi ve seitem) dedi ki:

"(Sabah namazının vakti) ufukta boylamasına[252] görülen aydınlık de­ğil, bilâkis enlemesine oluşan kızıllıktır (aydınlıktır)."

NOT: Bu hadis geceleyin ufukta görülen boylamasına (ince uzun) aydınlığa aldanmamaya dikkat çekmektedir ki buna fecr-i kâzib (yalancı/geçici aydınlık) denir. Bu aydınlıktan sonra tekrar karanlık gelir ve peşinden de ufku enlemesine kaplayan bir ay­dınlık görülllr, buna fecr-i sâdık (doğru/kalıcı aydınlık) denir. Sabah namazının vakti bu aydınlıkta başlar güneş doğuncaya kadar devam eder. Hadiste aydınlığın ışıktan do­layı kızıl olarak belirtilmesi aydınlığın kalıcılığına dikkat çekmek içindir ya da Araplar´in bazen beyazlık İçin kızıllık kelimesini kutlanmalarından dolayıdır.[253]

161/1031- Hz. Âişe annemizden (Radıyallahü anhâ):[254]

Mü´min kadınlar dış elbiselerine/örtülerine bürünmüş olarak Rasûlullah-la (Saiiaiiahü ateyhi ve seiiem) beraber sabah namazını kılarlardı, sonra ailelerine/ev­lerine dönerlerdi de alaca karanlıktan dolayı yolda kimse onları tanıyamazdı.[255]

162/1032- Ebû´r-Rabî anlattı:[256]

Bir cenazede İbn Ömer´le (Radıyaiiaha aniuimû) beraberdim, bağıran/çığlık atan bir kişinin sesini duyunca ona haber gönderdi ve susturdu. Kendisine; ´Ey Ebû Abdürrahman! Onu niye susturdun?´ diye sorunca şöyle dedi:

´´Kabre defnoluncaya kadar ölü onun çığlığından eiiyet duyar.´ Sonra ona;

´Ben seninle sabah namazı kılıyorum ve bitirince arkadaşımın yüzünü (alaca karanlıktan dolayı) seçemiyorum, bazen (kıldığımızda da) hava ay­dınlanıyor´ deyince şöyle cevap verdi:

Rasûlullah ´ın(s.a.v) böyle (farklı zamanlarda) gördüm ve istedim ki Rasûlullah´ı namaz kılarken gördüğüm gibi namaz kılayım.´[257]

163/1033- Enes b. Mâlİk´ten (Radıyallahü anh):[258]

RasbluUah´a (s.a.v) sabah namazının vakti soruldu. Fecr doğduğunda Bilâl´e ezan/kâmet için emretti, sonra namazı kıldırdı.

(Ertesi gün ise sabah namazını) hava aydınlanmasına kadar geciktirdi. Sonra buyurdu ki:

"Sabah namazının vaktini soran kişi nerde? İşte bu iki namaz ara­sındaki[259] (süre sabah namazının) vaktidir.[260]

164/1034- Râfî b. Hadîc´den (Radıyaliaha anh):[261]

Hz. Peygamber (Saitaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Sabah namazını aydınlığa bırakın! Bu daha fazla ecir almanıza se­bep olur.[262]"

§Başka tarikten gelen rivayette; Rasûlullah (Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:

"Sabah namazını aydınlığa bırakın/geciktirin! Bunun ecri daha fazladır."[263]


165/1035- Mahmud b. Lebîd el-Ensârî´den (r.a.):[264]

Rasûlullah (s.a.v) buyurdu kî:

"Sabah namazını aydınlığa bırakın/geciktirin! Bunun ecri daha fazladır."[265]

166/1036- (Peygamberimiz´in müezzini) Bilâl (r.a) anlattı:[266]

Kendisi Hz. Peygamber´e (SaüaUahu aleyhi ve seiiem) sabah namazını (vaktini) duyurmak için gelmişti. (O sırada) Hz. Aişe (Radıyattahu anhât sorduğu/istediği bir iş sebebiyle Bilâl´ı meşgul etti, o kadar sürdü ki sabah aydınlığı ortaya çıktı, (her taraf) iyice aydınlandı. (Sonra) Bilâl kalktı, Hz. Peygamber´e na­maz (vaktini) bildirdi ve bildirmesini peş peşe tekrarladı.[267] Rasûlullah hâlâ gelme di, (ancak bir müddet sonra) çıkageldi, insanlara namaz kıldırdı. Sonra ´onlara, Hz. Âişe´nin sorduğu/istediği bir iş sebebiyle kendisini meşgul etti­ğini ve havanın iyice aydınlandığını, ancak gelmede biraz ağır davrandığım haber verdi ve şöyle buyurdu:

"Sabah namazının (ilk) iki rekatını (sünnetini) kıldım." ´Ey Allah´ın Rasûlü! Sabah aydınlığına iyice girdin.´ "Aydınlığa geciktirdiğim bu vakitten daha da fazla geciktirseydim yi­ne o iki rekatı kılardım, daha İyi kılardım, daha güzel kılardım."[268]

Açıklama

Sabah namazının ilk vakti fecr-i sadıkla[269] başlar ve güneş doğuncaya kadar devam eder, bu konuda herhangi bir ihtilaf yoktur.[270]

Sabah namazının efdal vaktinde ise farklı rivayetlerin gelmesi sebebiyle ihtilaf edildi;

a- İmam Ebû Hanîfe´ye göre hava aydınlık (isfâr) olduğunda kılmak efdaldir. Ancak Müzdelife´de yola erken çıkmak için erken (alaca karanlıkta) kılınabilir.[271]

b- İ.Mâlik, Şafiî ve Ahmed´e göre ilk vakit olan alaca karanlıkta (tağlîsde) kılmak efdaldir.

Ahmed b. Hanbel´den gelen başka rivayette namaz kılanın hâli göz önünde bu­lundurulur; Alaca karanlıkta namaz kılması zor olursa biraz aydınlanınca kılar, eğer iki durum da kendisi için eşitse alaca karanlık efdaldir.[272]

* Sabah Ve Yatsı Namazının Efdal Vakti


167/1037- İbn Ömer?den (Radiyallahu anhüma):[273]

Hz. Peygamber (Sallahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

Kim sabah namazını kılarsa (o gün) Allahın ahdi (koruması) altında olur.Allahın ahdini bozmayın.Kim Onun ahdini bozarsa/ terk ederse Allah o kişiyi yüz üstü (cehenneme)[274] sürünceye kadar peşini bırakmaz (yani bulup cezalandırır).[275]

168/1038- Cündüb b. Abdullah el-Becelî´den (Radıyaihta anh):[276]

Peygamber (s.a.v) dedi ki:

"Kim sabah namazını kılarsa (o gün) Allah´ın ahdi (koruması) altında olur. İzzet ve celâl sahibi Allah´ın ahdini (korumasını) sakın bozmayın ki Allah da (terk edilen) ahdi karşılığında sizi aramasın (cezalandırmasın)."[277]

169/1039- Semüra b. Cündüb´den (r.a.):[278]

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle dedi: "Kim sabah namazını kılarsa (o gün) Allah´ın ahdi (koruması) altında olur. Yüce Allah´ın ahdini (korumasını) sakın terk etmeyin !"[279]

170/1040- Ebû Umeyr b. Enes Hz. Peygamber´in sahabesi olan amca­larından[280] (Radıyallahü anhiim) nakletti:[281]

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle dedi: "Münafıklar bu iki namaza (cemaatle kılmaya)[282] gelmezler" Yani sabah ve yatsı namazlarına.

(Râvi) Ebû Bişr aynca açıkladı: ´Yani bu iki namaza (cemaatle kılma­ya) devam etmezler.´

NOT: Hadisteki mânâ iki şekilde anlaşılabilir:

a- özellikle münafıklara İstirahat vakti olan sabah ve yatsı cemaate gelmek zor olur.

b- Müslümanlardan bu şekilde olanlar da itikâd yönüyle değil de amel yönüyle münafıklara benzeme vardır. Rasûlullah bu tehlikeli durumu hatırlatmaktadır.[283]

171/1041- Ebû Hüreyre´den (r.a.):[284]

Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle dedi:

"Eğer onlardan (ya da sizden) birine İki güzel paça veya besili bir koyundan parça[285] ayrılsa hepsi hemen (koşarak) buraya gelirlerdi. Bu iki namazdaki (yani sabah ve yatsı namazında) otan sevabı bilselerdi sürü­nerek de otsa buraya gelirlerdi. İstedim ki bir kişi insanlara namaz kıldır­sın, ben de geride kalan ya da namaza gelmeyen topluluklara gideyim ve onları (yani evlerini)[286] içinde oldukları hâlde yakayım."[287]

rabia:
* Sabah Namazını Kıldıktan Sonra Güneş Doğuncaya Kadar Beklemenin Fazileti


172/1042- Sehl b. Muâz babası Muâz b. Enes el-Cühenî´den (Radıyatiahu nakletti:[288]

RaSÛlUİlah (SaİtallahU aleyhi ve seller») dedi ki:

"Kim sabah namazını kıldığı yerde duha (kuşluk) namazı kılıncaya kadar hayırdan başka bir kelam etmeksizin oturursa/beklerse onun hata­ları (tümüyle) affolur, isterse denizin köpüklerinden daha çok olsun."[289]


173/1043- Câbir b. Semüra´dan (Radiyallahu anh):[290]

Rasûlullah (Saiiaiiaka aleyhi ve seiiem) sabah namazını kıldığı yerde güneş iyice[291] doğuncaya ya da iyice yükselinceye kadar otururdu/beklerdi.[292]


* Namazın Bir Rekatına Yetişen Tümüne Yetişmiş Olur Ve Kalan Kısmını Tamamlar


74/1044- Ebû Hüreyre´den (Radıyaliahu anh):[293]

RaSÛlüllah (SallallahU aleyhi ve seltem) buyurdu ki:

"Her kim namazdan bir rekata yetişirse hepsine vaktinde yetişmiş olur, (kalan kısmını da tamamlar.)[294]"

175/1045- Ebû Hüreyre´den (Radıyaliahu anh):[295]

RaSÛlUİlah (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

"Her kim sabah namazından bir rekata güneş doğmadan önce ye­tişirse namazı geçmemiş olur, (kalan kısmını tamamlar).

Kim de ikindi namazından bir rekata güneş batmadan yetişirse na­mazı geçmemiş olur, (kalan kısmını tamamlar)."

§Başka bir rivayette; "...o namaza yetişmiş olur" şeklinde nakledilir.[296]

176/1046- Ebû Hüreyre´den (Radıyaiiahu anh):[297]

Rasûlullah (Satiaiiaha aleyhi ve settem) şöyle buyurdu :

"Her kim sabah namazından bir rekata güneş doğmadan önce yeti­şir, sonra da güneş doğarsa namazın kalan kısmını kılarak tamamlasın/ eklesin![298]"

177/1047- Hz. Aişe annemizden (Radiyalahu anha):[299]

Rasulululah (Salllahu aleyhi ve sellem) dedi ki:

Her kim ikindi namazının secdesine güneş batmadan ve kim de sabah namazının (secdesine) güneş doğmadan yetişirse o namazlara yetişmiş olur, (kalan kısmını da tamamlar).[300]

Açıklama


İkindi namazı kılarken güneş batarsa ittifakla namaza yetişmiş olur, kalanı ta­mamlar, ancak sabah namazının bir rekatını kıldığında güneş doğarsa namaza ye­tişmiş olur mu konusunda ihtilaf edildi:

a- İmam Ebû Hanîfe´ye göre sabah namazı batıl olur, zira bu konuda temel kural üç vakitte hiçbir namaz kılınmaz. Naslar arasında tearuz olduğunda kıyasa (temel kurala) uygun olan tercih edilir. Ancak ikindi namazı konusunda farklı bir rivayet bulunduğu için bir rekatına güneş batmadan yetiştiğinde namaza yetişmiş olur.[301]

b- I.Mâlik, Şafiî ve Ahmed´e göre ise bir rekatına -sabah ya da ikindi olsun-yetişen o namaza yetişmiştir, kalan kısmını tamamlar.[302]

Bu konudaki ´Kim sabah namazından bir rekat kılar, sonra da güneş doğarsa sabah namazını kılsın!´ rivayetinde[303] geçen mânâ; kılınan rekatın iptal olması ve namazın kaza edilmesi, şeklinde anlaşılmıştır. Ancak başka tarikten gelen aynı rivayette ´Namazını tamamlasın!´[304] şek­linde zikredilmiştir, t. Ebû Yusuf tan da burada tamamlamanın caiz olduğu nakledil­miştir.[305] Cumhurun delili kuvvetlidir. Doğrusunu Allah bilir.[306]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc