ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Hadis Eserleri > Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları > Hadîsin lâfzen rivayeti
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hadîsin lâfzen rivayeti  (Okunma Sayısı 1229 defa)
12 Haziran 2011, 20:10:55
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 12 Haziran 2011, 20:10:55 »



Hadîsin Lâfzen Rivayeti.


Hadîs âlimlerinin - bilhassa ilk zamanlar - hadîsi kendi lâfzı ve metniyle rivayet etmek hususunda ne derece titizlik gösterdiklerini, hattâ vâv yerine fâ kullanılmasına dahî göz yummadıklarını öğren­diğimiz zaman, onları daha çok tebcil ederiz. Hadîsi edâ (rivayet) eden kimsenin, onu hiçbir değişiklik yapmadan, fazla ve noksan söyle­meden, aynen şeyhinden aldığı lâfızla rivayet etmesini şart koşuyorlar­dı. Bunu da Rasûlullâh (s.a.v.)'ın sözünden çıkarıyorlardı kimsenin yüzünü Allah Taâla ak etsin. Kendine hadîs nakledilen niceleri vardır ki, onu duyandan daha mükemmel muhafaza eder.[282] Bu titizliği ayrıca Rasûlullâh (s.a.v.)'ın kendi lâzfma son derece îtina edilmesi hususunda ashabına Öğrettiği şu hareketten arılıyor­lardı. Hz. Peygamber, Berâ' b. 'Âzib'e öğrettiği, yatağa yatarken okunacak duayı tekrarlattığı zaman Berâ'aynen bellediği gibi okudu; yalnız " yerine dedi. Hz. Peygamber derhâl

eliyle kendini göstererek diye tashih etti. [283] Ashâb-ı kiram ekserisi lâfızla rivayet üzerinde bu yüzden çok durmuştur. As-hâb-ı kiram'dan birine: Sen de falan, falan şahıslar gibi neden rivayet etmiyorsun? diye sorulduğunda şu cevabı verdi: Onların duyduğunu ben de duydum; ben de onlar gibi Rasûlullâh (s.a.v.)'ın huzurun­da bulundum. Fakat şimdilik buna zaruret yoktur. Halk işi sıkı tut­maktadır. Bu işi benim yerime yapanlar vardır. Rasûlullâh (s.a.v.)'ın hadîslerinde bir ilâve ve noksan yapmaktan çekmiyorum. [284]

Bu anlayış içinde bazı sahâbîler, râvîlerden duydukları hadîsler-deki takdîmte'hîri veya bir kelimenin yerine eş manâlısını koymak suretiyle yapılan değişikliği tashih etmeye başlamışlardır. b. 'Umeyr, münafığın durumu iki ayrı sürü arasında idip gelen bir koyun  gibidir mealindeki  hadîsini okurken Îbnu Ömer müdâhale ederek, şöyle dedi: Vah size vah! Rasûlullâh (s.a.v.)'in söylemediği bir sözü ona nisbet etmeyiniz. O böyle  değil demişti.[285]  Yine îbnu Ömer, İslâm'ın beş esası hadîsini okuyan birinin, onun bizzat Rasûl-i Ekrem'den dinle­diğine muhalif olarak hadîsi takdîm te'hîrli okuduğunu görünce: "Rasûlullâh (s.a.v.)'m ağzından duyduğun gibi Ramazan Orucunu son olarak söyle!" demişti. [286]

Tâbi'în ve tebe-i tâbi'în devrinde, bâzılarının mânâ ile rivayet etmekte bir beis görmemesine rağmen, birçok râvîler Rasûlullâh (s.a.v.)'ın hadîsini lâfzı ve metni ile rivayet etmekte idiler. îbnu (Avn diyor ki:

"Rivayet esnasında harfler üzerinde dahî titizlik gösteren üç muhaddis ile manen rivayete cevaz veren diğer üç muhaddisi görüp tanıştım. Mânâ ile rivayete müsâade edenler Hasenu'l-Basrî, Şacbî ve îbrâhîm en-Neha'î idi. Harflere dahî dikkat eden muhaddisler ise Kasım b. Muhammed, Recâ b. Hayve ve Muhammed h, Şîrîn idi. [287]

A'meş, rivayet sırasında harflere dahî dikkat eden hadîseilerden bahisle, onların bu titizliğine karşı duyduğu minneti ifâde ederek der ki: "Hadîs ilmi vaktiyle öyle insanların elinde bulunuyordu ki, onlar hadîse bir vâv, bir elif, bir dâl ilâve etmektense, gökten yüzü-koyun yere düşmeyi tercih ederlerdi. Bugün öyle râvîler var ki, en değersiz bir meselede dahî yemin etmekten çekinmiyor. [288]

Bu müttekî râvîlerin, Hz. Peygamber'in lâfzı idi diyerek hadîsler üzerinde  böylesine titremelerine şaşmamak lâzımdır[289]. Yine onların râvî [290] dedi; yahut dedi diye şüphelerini [291]çık açık söylemelerine de hayret etmemelidir. Râvîlere göre bu iş, üzerinde daha fazla titizlik ve dikkat göstermeye lâyık bir iştir. Bâzıları lâhin değişikliği yapmaya lüzum görmüyordu; râvî ister sahâbî, ister tâbi'î olsun sözünü olduğu gibi muhafaza ediyordu; zîrâ hadîseiler onu böyle rivayet etmişlerdi. Bu hâle göre yerme[292] demek­te yerine demekte[293] "ıîIiIp" yerine demekte[294] bir beis yoktur. Bu sebeple îbııu Sîrîn'in, "râvîler gibi lâhin yaptığı" nakledilmektedir. [295] îmâm Ebû'Ubeyd, lâhni olduğu gibi bırakma vakıasını şu sözlerle îzâh etmektedir:

"Hadîscilerin bir dili, arap dili mütehassıslarının da ayrı bir dili vardır. Arap dili mütchassıslarınınki kaideye daha uygundur; fakat semâ dolayısıyle hadîscilerin diline uymak zarureti vardır. [296]

Daha sonra âlimler lâhni, mânâyı bozan ve bozmayan olmak üzere ikiye ayırdılar ve mânâyı bozan lâhni mutlaka değiştirmek îcâb ettiğini belirttiler. [297] Eğer hadîsin râvîsi i'râua riâyet etmemişse, hadîsi tashih ederek doğrusunu bulmak gerektiğini söylediler. [298]

Hadîsin mânâ ile rivayetinde bir mahzur görmeyenler, bunun için birıakım şartlar ileri sürdüler. Buna göre râvînin sarf, nahiv ve lügat ilimlerini bilmesi, lâfızların delâlet ettiği mânayı ve maksadı anlaması, lâfızlar arasındaki mânâ farkına vâkıf olması ve hadîsi lâhinsiz olarak rivayet etmesi lâzım gelmektedir; zîrâ Rasûlullah (s.a.v.), arapça konuşanların en fasihidir. Rasûl-i Ekrem'in yapması muhal olan lâhni, sanki o söylemiş gibi hadîs râvisinin îcâd etmesi de bir yalandır. Asma'î diyor ki:

"Râvî için en çok korkulacak şev, arapçayı bilmeyişi yüzünden

Benim söylemediğim bir sözü bile bile bana kim isnâd ederse cehennemdeki yerine hazırlansın,) hadîsinin şümulüne girmesidir. Zîrâ Hz, Paygamber (s.a.v.) lâhin yapmazdı. Eğer ondan hadîs rivayet ederken lâhin yaparsan ona yalan söylemiş olursun.[299]

Arap dili ilimleri pek çeşitlidir. Onları anlamak, lâfızlar ve lâfız­ların delâlet ettiği mânâlar arasındaki ince farkları kavramak imkânsız denecek kadar güçdür. Bu sebeple bâzı âlimler, sahabe dışında kalan râvîlerİn hadisleri mânâ ile rivayet etmesine müsâade etmemişlerdir. Zîrâ ashâb-ı kiramın "mayası arap olarak yoğurulmuş, arapçaya isti­datlı olarak yaratılmışlardır". Kadı Ebû Bekir b. el-'Arabî[300] der ki: "Bu ihtilâf ancak sahabe asrı ve ashâb-ı kiram hakkında bahis mevzuu olabilir. Onların dışında kalan hiçbir kimsenin -mânâyı ifâde etse dahî - lâfzı bırakarak mânâ ile rivayeti caiz değildir. Eğer herkesin mânâ ile rivayetine izin verecek olsak, o zaman hadîslere katiyen güvenemeyiz; zîrâ zamanımıza kadar birşeyler rivayet etmiş olan şahıslar, nakl ettikleri haberi değiştirerek bir harfin yerine münâsip gördükleri başka bir harfi koysalardı, rivayetler büsbütün değişti­rilmiş, tahrif edilmiş olurdu".

"Ashâb-ı kiram böyle değildiler; zîrâ onlarda iki büyük hususiyet vardı; biri fesahat ve belagattı; çünkü onların mayası arap olarak yoğrulmuş, arapçaya isti'dath olarak yaratılmışlardır. İkincisi de on­ların Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in sözünü duyup, yaptığını görmüş olma­larıydı. İşte bu müşahede, sahabeye mânâyı tam olarak kavrama ve maksadı kamilen anlama imkânını kazandırmıştır. Haber veren, onu gözüyle gören gibi-olamaz. Görme;, misin ki, onlar, lâfzını söylemeden her hâdise hakkında Rasüluliah (s.;ı.y.) şunu emn Rasûlullah (s.a.v.) şunu yasak etti" deyip dururlar. Onların bu kalıil sözleri, güvenilir bir haber ve sağlam "bir nakil olarak kabul edilmiştir.  İnsaflı bir kimse  bunun  böyle   olduğundan şüphe edemez. [301]

Manâ ile rivâyei meselesinde İmâm Mâlik vasat bir yol tutmuş­tur. Şöylr ki: Rasûlull.ıh (s.a.v.)'dan merfı olarak rivayet edilmeyen haberlerde manen rivayeti câîz görmüş, merfû1 hadîslerde ise buna katiyen cevaz vermemiştir. Hatta Beyhakî'nin Medhal'inde nakletti­ğine göre takva ve ihtiyâtkârliğı sebebiyle - Rasûlullah'ın hadisle­rinde bâ, yâ ve tâ harflerinin değişmesine dahî göz yummazdı.[302]

İbnu's-Salâh ise, merfû olsun veya olmasın, hadîsin mânâ ile rivayeti üzerinde böyle sıkı davranmaya zaruret olmadığı kanaatın-dadır. Ona göre merfû olan veya olmayan rivayetleri mânâ ile nakle­debilmek için arapçayı iyi bilmek, zikredildiği şekilde bu lisâna fev­kalâde hâkim olma kudretini kazanmak şarttır. Görüşlerini îzâh ede­rek Îbnu's-Salâh diyor kî: "Bâzıları Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in hadîs­lerinin mânâ ile rivayetini men' etti; fakat diğer rivayetlerde buna cevaz verdi. Halbuki en doğrusu, şayet râvî bahsedildiği şekilde âlimse, kendine ulaşan lâfzın mânâsım ifadeye muktedirse, böyle bir tefsir yapmadan mânâ ile rivayeti kabul etmektir. Zîrâ sahâbe-i kiram da, selef-î sâlİhîn de böyle yapmıştır. Onlar çoğu zaman ifâde edilmesi gereken bir mânâyı, çeşitli lâfızlarla naklederlerdi. Bu da onların lâfza değil, mânâya ehemmiyet vermeleri yüzündendi. Sonra bu ihtilâf - bildiğimize göre - kitaplardaki nakiller hakkında da bahis mevzuu olmamıştır. Lâfızları olduğu gibi zabtederek korumak çok güç ve zahmetli olduğu için mânâ ile rivayete müsâade edilmiştir, diye kimse kalkıp da herhangi bir müellifin eserindeki bir lâfzı, o mânâya gelen bir başka lâfızla değiştirecek de değildir. Şimdiye kadar böyle birşey yapılmamıştır.    [303]                                       

Mânâ ile rivayet edilen nakillerde ihtiyat ve dikkati gösteren bâzı ifâdelerin de bulunması lüzumludur. Rivâyetindeki bir lâfızda şüphe­lendiği zaman râvînin hemen  demesi îcâb eder. [304]

Hâvilerin ekserisi hadîsi bütün lâfızlarıyla birlikte tam olarak ri­vayet etmek için büyük gayret sarfederler; bu suretle Rasûlullah (s.a. v.)'ın lâfızlarına bir nevî itina edilmiş olduğunu hesap ederler. Yalmz bazı âlimler hadîslerin ihtisar edilmesi mevzuunda müsamahakâr davranarak hadîsin bir kısmını hazfetmişler, parçalamışlar ve böylece onu muhtelif münâsebetlerle ayrı ayrı rivayet etmişlerdir; nitekim Buhâri de Sahîh'inde böyle yapmıştır. Hadîs imamları Buhârî'nin bu hareketinde tenkıd edilecek bir taraf görmemişlerdir; çünkü onla Buhârî'nin bu mevzuda tesâhül göstermediğini, haberi bir başka rivayette bütünüyle birlikte rivayet ettiğini hesaba katıyorlardı. Bu yüzden muhaddisler, teblîğ edilmesi gereken şeyi gizlemek durumuna düşmemek için, bir başka tarîkle tam rivayet edilmedikçe, hadîsin ihtisarına müsâade etmemişlerdir.[305]

Hadîsin rivayetinde (edasında) gösterilen bu müsamaha, onun râvîden ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hadîsin lâfzen rivayeti
« Posted on: 21 Eylül 2019, 19:00:33 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hadîsin lâfzen rivayeti rüya tabiri,Hadîsin lâfzen rivayeti mekke canlı, Hadîsin lâfzen rivayeti kabe canlı yayın, Hadîsin lâfzen rivayeti Üç boyutlu kuran oku Hadîsin lâfzen rivayeti kuran ı kerim, Hadîsin lâfzen rivayeti peygamber kıssaları,Hadîsin lâfzen rivayeti ilitam ders soruları, Hadîsin lâfzen rivayetiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &