ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Fıkhus Sahabe  > Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir  (Okunma Sayısı 1483 defa)
06 Mayıs 2011, 16:15:52
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 06 Mayıs 2011, 16:15:52 »




 Ashâb-ı Kiram Allah'ın Yeryüzündeki Şahidleridir


Ashâb-ı Kiram, yeryüzünü aydınlatan hidayet yıldızlarından meydana gelmiş nurlu topluluğun adıdır. Sahabe, Allahû Teâla tarafından seçilip gönderilen hatemü'l enbiya Hz. Muhammed (sav)'in eliyle vahyide şah­siyet bulan kimsedir. Sahabe olmanın ve de o duruş üzere kalmanın "nasılhği" ulema indinde farklı mütalalara neden olmuştur. Muhaddislere göre; Allah Rasûlü'nü (sav) müslüman olarak bir defa gören kişi sahabe­dir. Fakat O'nu (sav) mü'min olarak görenin iman üzere ölmesi şarttır. [28]

Sahabe olma şerefine nail olan, ardından irtidat eden sonra tekrar müs­lüman olan fakat yeni halinde Allah Rasûlü'nü (sav) göremeden ölenler tarifin dışında kalırlar. Bu yüzden Kurre b. Meysere, Eş'as b. Kays gibi bir ara irtidata irtikap edenler Ebu Hanife ve Şafı'ye göre sahabe kabul edilmezler. [29] İrtidat ameliyesi kişinin bütün amellerini iptal ettiği gibi sahabi olma payesini de alır-götürür. [30]

Rasûlüllah (sav)'i görmenin nasıllığı ile ilgili mülahazalar şu çerçevededir: Kişi bizatihi O'nu (sav) görmeyi kast ediyor, ya da başkası vesile oluyor, bizzat O'na (sav) bakıyor, ya da hedefinde başkasını görmek varken gayri ihtiyari olarak bakışları O'na (sav) alıyor. [31]

Eğer bütün bu bakışların öncesinde iman varsa "gören" kişi sahabe kabul edilir. Rasûlüllah (sav)'i görmek, "O'na (sav) mülaki olmak" anlamında değerlendirilmelidir. Zira îbn Ümmi Mektum gibi Efendimiz'i (sav) dünya gözü ile göremeyenler de tereddütsüz sahabedir.[32]

Sağım solunu birbirinden ayırabilen veya "sözü anlayıp karşılık vere­bilecek" derecede bir dirayete malik olan çocuklar da sahabedir.[33] Ebu Zueyb El-Hüzeli gibi O'nu (sav) ölümle defn arasında görenler yaşarken görme bahtiyarlığına eremediklerinden sahabe kabul edilmezler. [34]

Sahabenin cerh edilmesi, İslâmi literatürde tashihi gayri kabil öylesine büyük gedikler açacaktır ki, sağlam senetlerle rivayet edilen bir çok hadis reddedilecek, onlar üzerine bina edilen Fıkıh, Kelam gibi İslâmi disiplin­ler arşive kaldırılacaktır. Cemel, Sıffın gibi hâdiseler içerisinde yer almış ya da uzlete çekilmiş olsun Ashabın tamamı adildir. Bu hususta icma var­dır.[35] Ümmetin muhaddisinden müfessirine, mütekellimininden fukahasına bütün alimlerin adil olduklarına icma ettikleri ashap hakkında Harici, Rafızi, Mu'tezili kimliğe sahip fırka mensu­plarının cerh edici ifadeler kullanmaları ilmi olmaktan fevkalede uzaktır.

Şayet Kur'an ve Sünnet'in sahabenin adaletine dair kat'i beyanları olmamış olsaydı yine de onları ta'dil etmek gerekirdi. Çünkü hicretleri, cihadları, Allah yolunda mal ve canlarını feda etmeleri, kalplerindeki itminanın muazzam derinliği, adaletlerinin kemaline işaret etmektedir. Allah sahabeden; sahabe de Allah'tan razı olmuş, İlahi rızaya muhatap olmaları doğruluklarına, doğrulukları da sünneti olduğu gibi rivayet ettik­lerine tanıklık etmekte. Hâdise bu iken insanlardan ashabı ta'dii etmeleri­ni talep etmek fuzuli bir ameliye olur. Zira Allah ve Rasülü'nün (sav) tezkiyesinden sonra söylenecek her söz zaittir. Ulema cephesinden gelen mütaalalar ise nakledilenleri beşer idrakiyle teyitten ibarettir.

Allahû Teâla ashabı, uğrunda cihad etmek için seçti. Rasûllerden sonra insanlık tarihinin en faziletlileri oldular. Allah'ı tek mabud olarak tanıdılar. Dilleri, kalpleri, aşkları, iradeleri hasılı topyekün mevcudiyetleriyle O'na yaklaştılar. Allah Onları kul, dost ve sevgili edindiği gibi onlar da Allah'ı bütün mevcudata tercih ettiler. Aşırı sevgi ve mer­hametinden dolayı Allah onlara dinde hiçbir zorluk çıkarmadı. [36]

Hakkı yüceltmeleri için seçilen ashabın adaletini tartışmaya açmak -haşa- Cenab-ı Hakk'ın seçimde isabet edemediğini gösterir ki, böyle bir yaklaşımın temelinde Kur'ani bakışa itiraz vardır.

"(Rasülüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."[37] Onlar bütün mevcudiyetleriyle Rasûlüllah (sav)'e uydular, Onunla hicret ettiler, yan yana durup düşmana karşı savaştılar, Semre ağacının altında O'na (sav) bey'at ettiler. Ne, nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yaptılar. Hz Rasûlüllah'a ittiba etmelerinin karşılığında Allahû Teâla'nın sevgisiyle mükâfatlandırıldılar. Madem mü'min Allah'ın sevdiğini sevmek, buğzettiğine de nefret etmek­le memurdur peki niçin ashaba ta'n edilir. Rasûlüllah (sav) buyuruyor ki;

"İmanın alemeti Ensar'ı sevmek; nifakın ki ise O'na buğz etmektir."[38]

Bu hadis ashabın ileri gelenleri dahil tamamı hakkında geçerlidir.[39]

Buna göre ashabı istisnasız sevmek mahza imandan, buğzetmek ise mahza nifaktan kaynaklanmak­tadır. Kur'an ayetlerinden ve Rasûlüllah diyor ki ashab adildir. Sonraki kuşakların onları ta'dil etme ameliyelerine muhtaç değillerdir. Bu nokta­da yapılan bütün çalışmalar bir manada sahih mirasın tekrarından ibaret­tir. Bununla birlikte söz konusu ayetler nazil olmamış olsaydı yine de onların Allah yolunda yaptıkları cihad, İslâm'ın değerlerini yüceltebilmek için can ve mallarını seferber etme hasletleri, anadan yardan geçecek derecede teslimiyetleri, adaletlerine delalet etmeye yeterdi.

Hz. Peygamber'in ashâb-ı kiram ile ilgili olarak ümmetine yaptığı çağrı ve uyarıları arasında, onlara kötü söz söylememek, sövmemek ve onları yermemek ağırlıklı bir yere sahip bulunmaktadır. Nakledildiğine göre, Hz. Peygamber'e ilk iman eden sekiz kişiden biri olan ve daha hay­atta iken cennetle müjdelenmiş on büyük sahabe aşere-i mübeşşere içinde yer alan Abdurrahman b. Avf radıyallahu anh (ö. 32/652) ile hicri sekizinci yılın başlarında müslüman olan Halid b. Velid radıyallahu anh (ö. 21/642) arasındaki bir meseleden dolayı Halid b.Velid, Abdurrahman b. Avf'a kötü sözler söylemişti. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ashabımdan kimseye sövmeyin. Zira sizden herhangi biriniz Uhud dağı kadar altını sadaka olarak verse onların bir ölçeklik (müdd) hatta yarım öiçeklik sadakasına ulaşamaz"[40] buyurmuş,

Hâlid b. Velid'in şah­sında tüm müslümanları bu konuda ciddî şekilde uyarmıştır. Bu hadisten anlaşılmaktadır ki, Hz. Peygamber'in yakın çevresini oluşturan kıdemli sahabelere, ilklere, lâyık olmadıkları tarzda söz söyleyen öteki sahâbîler, sahâbî olmayan kimseler yerine konulmakta ve "ashabıma sövmeyin" (lâ tesübbû) nehyine/yasağına muhatap kılınmaktadırlar.[41] Hatta bu olay ve beyân-ı peygamberi delil kabul edilerek Tâbiûn kelime ve neslinin, Hudeybiye anlaşmasından sonra müslüman olanları kapsadığı bile ileri sürülmüştür [42] Hadisin söyleniş sebebinden[43] geç dönemde müslüman olanların -sahabe olmakla beraber "benim ashâbım" (ashâbe) iltifatının özel anlamı/çerçevesi içinde sayamadıkları gibi bir izlenim edinmek de mümkün gözükmektedir.

Öte yandan "..Elbette içinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlara eşit değildirler. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha yüksektir"[44] âyeti, esasen Mekke Fethi'nden önce ve sonra yapılan iyi­liklerin ve cihadın aynı olmadığını, öncekilerin fazilet ve sevaplarının, sonrakilerden üstün ve büyük olduğunu belgelemektedir. Bir başka rivayette de Hz. Peygamber:

"Kim benim ashabımdan birine söverse, Allah'ın laneti onun üze­rine olsun" [45] diye ciddî bir tehdidde bulunmuştur. Bu rivayet "rahmet Peygamberinin konuya ne kadar önem verdiğini, ve sahabeden olduğu sabit ve meşhur olan herhangi bir sahâbîye ileri-geri söz etmenin ve sövmenin kişiyi, Allah'ın rahmetinden uzaklaştıracak, lanete uğratacak vahim bir hata ve ağır bir suç (haram) olduğunu açıkça ortaya koymuş olmaktadır. Nitekim İslâm bilginleri, sahabeden herhangi birine sövmenin fâsıklık ve büyük günahlardan olduğu, onlara sövmeyi helal sayarak sövmenin ise, küfür sayıldığı konusunda görüş birliği içindedirler.

Hz. Peygamber'den sonraki dönemde sahâbiler arasında görülen ihtilaşarm ve bazı acı olayların ictihad kökenli olduğu, isabet edenin on, hata edenin ise bir sevap aldığı düşünülüp hepsi hakkında hüsn-i zanda bulun­mak, hem terdin hem de ümmetin iyiliğine/maslahatına daha uygun bir tavırdır. Söz konusu olaylar dolayısıyla sahabelere hakarete varan sözler söylemek ve sövmek/küfretmek gibi hatalara asla düşüimemelidir.

Sahabelerin hayırlılığı hadis-i şerifte "Sizden herhangi biriniz Uhud dağı kadar altını sadaka olarak verse onların bir ölçektik hatta yarım Ölçeklik sadakasına ulaşamaz" diye bir de örnek verilerek vurgulan­mıştır. Bir başka rivayette Hz. Peygamber yemin ederek "Sizden biri Uhud dağı kadar altın infak etse bile, onların bir müdd/ölçek veya yarım müdd/ölçek sadakasının sevabına yetişemez"[46] buyur­maktadır. Daha başka bir rivayette de kendisine yöneltilen "Biz mi yoksa bizden sonrakiler mi daha hayırlıdır?" sorusuna cevaben Hz. Peygamber; "Onlardan biri Uhud dağı kadar altın sadaka verse, siz sahabelerin bir ölçeklik hatta yarım öiçeklik sadakasının sevabına ulaşamaz"[47] diye durumu açıklamıştır.

Her işin ve amelin kıymetli, çok kıymetli ve en kıymetli olduğu zamanlar vardır. Yine küçük bir iyîliğin çok büyük kabul edildiği, büyük bir iyliğin sıradan sayılabildiği durum ve zamanlar olabilir. Bu, o döne­min şartlarına bağlı olduğu kadar, o işi ya da ameli/iyiliği yapanın duru­muyla da yakından ilgilidir.

Sahabeler, özellikle de ilk müslüman olan sahâbiler "es-sâbikûn el-evvelûn [48] gerek kişisel durumları gerekse içinde bulun­dukları dönemin şartlan bakımından fevkalâde nâzik ve anlamlı bir kon­umdaydılar. Bu sebeple onların Allah yolunda verdikleri bir ya da yarım öiçeklik bir sadakanınn değeri, daha sonraki gelişmiş ve yerleşmiş şartlardakilerin verecekleri Uhud dağı büyüklüğündeki sadakalardan çok daha kıymetli idi....
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 03:31:25 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir rüya tabiri,Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir mekke canlı, Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir kabe canlı yayın, Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir Üç boyutlu kuran oku Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir kuran ı kerim, Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir peygamber kıssaları,Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridir ilitam ders soruları, Ashâbı kiram Allahın yeryüzündeki şahidleridirönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &