ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Din ve Mezheb Eserleri > Fıkhi Mezhepler Tarihi > İmam Cafer ve Mezhebi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İmam Cafer ve Mezhebi  (Okunma Sayısı 3882 defa)
22 Ocak 2010, 22:57:51
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 22 Ocak 2010, 22:57:51 »



İmam Cafer ve Mezhebi






İmam Caferi Sâdık (80 -148 H.)

Doğumu Ve Gençlîğî

Kozomoloji (Kevniyyât = Evrenbilim) Hakkındaki Görüşü.

Cefr İlmi

İmam Cafer İlmî Île Çağdaşlarına Feyz Veriyor.

İmam Cafer Ve Siyaset

İmam Cafer´in Şahsiyet Ve Karakteri

1- İhlası

2- Basiret Ve Îlmi

3- Cömertliği

4- Hilim Ve Müsamahası

5- Sabır Ve Şükrü.

6- Yîğîtlîğî

7- Firasetî

8* Heybeti

İmam Ca´ferin Görüşleri

Tevhld Görüşü.

Kader Görüşü.

Kur´an Hakkındaki Görüşleri

İmam Ca´fer´in Fıkhı




İmam Caferi Sâdık (80 -148 H.)


Hicri I. asrın sonunda ve II. asrın ilk yarısında Medineli Münevvere´de nurlu bir irfan kaynağı ve Hz. Ali´nin soyuna mensup bir aile vardı. Şehidoğlu şehid Hz. Hüseyin´in ölümü faciasından beri Ehl-i Beyt mensupları sadece İlimle uğraşıyorlar, atalarının zekâ ve hidayet nurunu aksettiriyorlardı. Onları sahip oldukları şeref, basit işlerle uğraşmaktan ahkoyardı. Bu sayede onlar, daima acısını tattıkları ve hiç faydasını görmedikleri siyasetten uzaklaşarak, ilmî çalışmalara yönelmişler, atadan oğula miras kalan ictihad mevkilerini korumuşlardı.

Ali Zeynelâbidin, İlim ve asalet bakımından Medine´nin önderi idi. Oğlu Muhammed Bakır da ondan İlim ve irşat önderliğini miras olarak almıştı. İslâm âleminin her tarafından birçok bilginler ona başvurur, Medine´ye gelen herkes, kendisini ziyaret etmeden gitmezdi. Kendisini ziyaret eden ve Ehl-i Beyt taraftarı gözüken sapıklarla, bürünmüş oldukları gizlilik kisvesi altında din dışı fikirlere sahip olanları azarlar ve hayal kırıklığına uğratarak, yüzüstü geri çevirirdi.

İslam fıkhının büyük İmamlarından Süfyan-i Sevrî, Süfyan b. Uyeyne, Irak fakihîerinin başı Ebu Hanife onu ziyaret eder ve irşatlarından faydalanırdı. Irak´ın re´y ile meşhur olan büyük fakihi Ebu Hanife, Muhammed Bakırla Medine´de ilk karşılaştığı zaman aralarında şöyle bir konuşma geçmişti:

Muhammed Bakır:

 Dedemin yolunu ve hadislerim kııyasla değiştiren sen misin ? dedi.

Ebu Hanife:

trr Sen, sana lâyık olan bir şekilde yerine otur.. Ta ki ben de, bana lâyık olan bir şekilde yerime oturayım: Dedeniz Muhammed?(S. A.)´e hayatında sahabîleri nasıl saygı duyuyorlarsa, aynı şekilde ben de size saygı besliyorum,´dedi.:

Bunun üzerine her ikisi de oturdu ve. Ebu Hanife söze şöyle başladı:

 Size üç sorum var, lütfen cevap veriniz:

1 Kadın mı yoksa erkek mi daha zayıftır? Muhammed Bakır:

 Kadın, dedi. Ebu Hanife:

 Kadının mirasta hissesi erkeğe nisbetle kaçtır? diye sordu. O, buna:

 Erkeğin hissesi iki, kadının hissesi birdir, diye cevap verdi.

 Ebu Hanife:

 Dedenizin sözü işte budur. Eğer ben onun dinini değiştirmiş olsaydım, kıyasa dayanarak, erkeğe bir, ,kadma iki hisse verilmesini söylerdim. Çünkü kadın erkeğe nazaran daha zayıftır, dedi.

2   Namaz mı, yoksa oruç mu daha efdaldır?

İmam Muhammed Bakır, Ebu Hanife´nin bu sorusuna:

 Namaz daha efdaldır, cevabını verdi. Ebu Hanife:

 Bu da dedenizin sözüdür. Eğer ben onu değiş tirşeydim, kıyas gereğince kadının ayhâlinden temizlendikten sonra namazı kaza etmesini, orucu da kaza etmemesini emrederdim, dedi.

3  İdrar mı, yoksa meni mi daha pistir?

Ebu Hanife´nin bu sorusuna da Muhammed Bakır:

 İdrar daha pistir, diye cevap verdi. Ebu Hanife:

Dedenizin dinini kıyasla değiştirseydim, idrar yapıldıktan sonra gusledilmesini, meni çıktıktan sonra da abdest alınmasını söylerdim. Fakat, kıyasla dedenizin dinini değiştirmekten Allah´a sığınırını, dedi.

Bunun üzerine Muhammed Bakır kalkıp Ebu Hanife´yi kucakladı, yüzünden öptü ve ikramda bulundu.

Bu olaydan anlaşılıyor ki, Muhammed Bâkır´ın İmamlığını bütün bilginler kabul ediyor, kendi görüşleri hakkında ona bir nevi hesap veriyor ve onun başkanlığını kendi istekleriyle teslim ediyorlardı; tâ ki o, kendilerine doğru yolu göstersin.

Muhammed Bakır, bütün sahabilere saygı gösterir, özellikle Ebu Bekr ve Ömer´i (R.A.) hepsinden üstün tutarak, şöyle söylerdi: «Ebu Bekr ve Ömer´in üstünlüğünü tanımayan Sünneti tanımamaktadır. Muhammed Bakır, bir gün dostlarından Câbir el-Cufî´ye şöyle söylemiştir: «Ey Câbir, Irak´ta bizi sevdiğini söyleyen, Ebu Bekr ve Ömer´e dil uzatan ve kendilerine benim böyle emrettiğimi iddia eden bir topluluk türemiş. Onlara, benim kendilerinden beri olduğumu söyle. Allah´a and olsun ki eğer ben halîfe olsam, onların hepsini Allah için öldürürüm. Eğer Ebu Bekr ve Ömer´e Allah´tan rahmet ve mağfiret dilemesem, Hz. Peygamber´in şefaatından mahrum kalırım. Allah´ın düşmanları onları hakkıyla tanıyamazlar.»

Muhammed Bakır, Kur´an ve îslâm fıkhını, açıklayan, şeriatın hikmetlerini kavrayan ve onun amaçlarını tam olarak anlayan bir zat İdi. O, hem Ehl-i Beytin hadislerini, hem de hiç bir fark gözetmeksizin bütün sahabîlerin hadislerini rivayet ederdi.

Ruhi olgunluğu, kalbinin nuru, idrakinin büyüklüğü sayesinde o, ahlâkî ve içtimaî konularda pek çok kıymetli sözler söylemiştir ki bunların her biri, insanı yüceltmeye kâfi gelir. Burada misal olarak onun şu sözlerini naklediyoruz: «Bir insanın gönlüne bir miktar kibir girerse aklından o kadar eksilir*. Oğlu Ca´fer´e yaptığı nasihattan:, Yavrucuğum, tenbellik ve bezginlikten sakın. Çünkü bunlar, her türlü fenalığın anahtarıdır. Eğer tenbellik edersen hakkı yerine getiremezsin. Bezginlik gösterirsen hakka karşı sabredemezsin,» Hikmetli başka bir sözü: «Zenginleri seven bir bilgin görürseniz bilin ki o, dünya ehlidir. Bir zaruret olmaksızın hükümdarın yanından ay­rılmayan bir bilgin görürseniz bilin ki, o da hırsızdır.»

Ona göre, farzları yerine getirerek İlim tahsil etmek, zahitük-ten hayırlıdır. O, İlim adamı hakkında şöyle söylemiştir. «Allah´a and olsun ki bir âlimin ölümü, şeytan için yetmiş ibadet ehlinin ölümünden daha sevindiricidir.»

Muhammed Bakır, 114 H. yılında ölmüştür. Ebu´1-Fidâ, Tarih´inde onun 115 H. yılının başında öldüğünü söylemektedir.

îşte İmam Muhammed Baku-, bu vasıfta bir insan olup ilmi ve ilmin gayelerini hakkıyla kavramıştır, bayatını anlatmak istediğimiz îmam Ca´fer´in babası işte budur. Muhammed Bâkır´ın durumundan, onun hangi sülâleye mensup olduğunu bilmek kolayca mümkündü. Çünkü güzel ahlâk, insanlık ve hakîkata yönelme gibi meziyetlerinin üstünde o, daima gençlere her yönden güzel örnek

olurdu.

İmam Ca´fer´in babası olan bu büyük insan ?Muhammed Bakır?, kendisine eş olarak şerefli Arap kızlarından el-Kâsım b. Muhammed b. Ebi Bekr´in kızı, yani Hz. Ebu Bekr´in torunu Ümmü-Ferve´yi seçmiştir. Böylece îmam Ca´fer´de hem Hz. Ali´nin yiğitli­ği, hem de Hz. Ebu Bekr´in vefakârlığı birleşmiştir. Ayrıca onun kanında Hz. Ali´nin İlim dehâsı ile Hz. Ebu Bekr´in sabır ve ağırbaşlılığı kaynaşmıştır. el-Milel Ve´n-Nihal yazarı Şehristânî onun şeceresini şöyle özetler: «Ca´fer, baba tarafından; Hz. Peygamber´e, ana rafından da Hz. Ebu Bekr´e dayanmaktadır.»[2]



Doğumu Ve Gençlîğî


Ebu Abdillah Ca´fer-i Sadık işte böyle şerefli bir baba ve dededen doğmuştur. Ehl-i Beyt ilminin saf ve berrak kaynağı içerisinde yetişip büyümüş ve böylesine şerefli bir ailenin gölgesinde yaşamıştır. O devrin âdeti üzerine diğer Ehl-i Beyt mensupları gibi o da çocuk denilecek bir yaşta kendisini ilme vermiştir. Bütün Hİcaz´lıların gönüllerinde yaşayan, fazilet, şeref ve güzel ahlâk sahibi olduğu herkesçe kabul edilen dedesi Ali Zeynelâbidin´i görmüştür. İmam Ca´fer-i Sadık´ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hicrî 80 veya 83 yılında doğduğu söylenmektedir. Bazıları, onun, bu tarihlerden daha önce doğduğunu ileri sürmektedir. Genellikle Hicrî 80 ya­lında doğduğu kabul edilmektedir ki amcası İmam Zeyd de aynı yılda doğmuştur. Bu tarih, aynı zamanda Irak´ın büyük fakîhi îmam Ebu Hanifenin de doğum tarihidir. Buna göre, dedesi Ali Zeynelâbidin öldüğü zaman o, 14 yaşında olup fikrî erginlik çağına ulaşmıştı. Gençliğinde, dedesi Ali Zeynelâbidin ve babası Muhammed Bakır gibi parmakla gösterilen önemli iki kaynaktan feyz almıştır.

O, Medine´nin İlim muhitinde büyük şahabı ve tabiîlerin İlim ve hadisle uğraştığı bir çevrede yetişmiştir. Şüphesiz o, dedesinin yanından ayrılmamakla beraber, hadis ile uğraşan tabiilerin meclislerine Öalar ve onlardan büyük dedesi Hz. Muhammed´in ilmini almakta hiç bir tereddüt göstermezdi. Çünkü, Hz. Peygamber´in İlim ve hadisleri bütün sahabîlerin arasında yayılmıştı; Bazı hadisleri, bir lasjm sahabîler işitmemiş olsalar da, sahabîlerin hepsinin onları işitmemiş olması düşünülemez. Dolayısıyla, sahabîlerin bütününün vâkıf olmadığı bir hadis yoktur. Çünkü bir kısmının duymadığı bir hadîsi, diğer bir kısmı işitip öğrenmiştir. Hz. Peygamber´in ilmini almak isteyenler, bu ilme sahip olanlar arasında fark gözetmez. İşte Hz. Ali´nin teiniz soyundan gelen bu yüksek şahsiyetler de, kendilerini tamamen ilme vermişler ve bu ilmi kimde bulmuşlarsa ondan faydalanmışlardır. İlim bir adam şekline girecek olsa, şüphesiz onu mütevazı bir adam olarak görürdük. Bunun içindir ki bu İmamların, İlim ehline karşı kibirli davranmaları ve sahabîler arasında şu veya bu şekilde bir fark görmek suretiyle ilmi asıl kaynaklarından almamaları düşünülemez.

İmam Ca´fer, tahsil çağında hayatta bulunan Ibni Şihab ez-Zührî gibi Medine´de Hz. Ömer´den ve talebesi olan bazı sahabîlerden İlim öğrenmiş bulunan bil...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.033


View Profile
Re: İmam Cafer ve Mezhebi
« Posted on: 27 Mayıs 2019, 02:47:36 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İmam Cafer ve Mezhebi rüya tabiri,İmam Cafer ve Mezhebi mekke canlı, İmam Cafer ve Mezhebi kabe canlı yayın, İmam Cafer ve Mezhebi Üç boyutlu kuran oku İmam Cafer ve Mezhebi kuran ı kerim, İmam Cafer ve Mezhebi peygamber kıssaları,İmam Cafer ve Mezhebi ilitam ders soruları, İmam Cafer ve Mezhebiönlisans arapça,
Logged
22 Ocak 2010, 23:16:44
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #1 : 22 Ocak 2010, 23:16:44 »

İmam Cafer Ve Siyaset


Şehristânî, Ca´fer-i Sâdık hakkında şöyle söyler: «O, dinde de-. riii bir İlim, hikmet´de kâmil bir edep, dünya hususunda büyük bir züht sahibi ve şehevî arzulardan tamamen uzak idi. Medine´de uzun müddet oturmuş, kendi taraftarlarına çok faydalı olmuştur. O, kendisine bağlı olanlara ilmin sırlarım öğretmiştir. Sonra Irak´a gelmiş, orada bir müddet oturmuştur. Bu sırada hiç bir kimse ile hilâfet ve İmamet meselesini tartışma konusu yapmamıştır. Çünkü İlim denizine dalan, sahil aramaz. Hakikatin doruğuna çıkan, düşmekten korkmaz. Allah ile dost olan, insanlardan uzaklaşır. Allah´dân başkasıyla dostluk eden kimseyi de, şeytan arkasına takıp götürür.»

Bu sözler açıkça göstermektedir ki, îmam Ca´fer, hilâfet peşine düşmediği gibi onunla ilgili sözleri dahi dinlememiştir. Bu, ittifakla kabul edilen bir husustur. Fakat înıamiyye Mezhebine bağlı olanlar, Ca´fer-i Şâdık´ın, çağının İmamı olduğunu, «Takiyye» prensibini benimsediğini, hattâ: «Takiyye benim ve atalarımın dinidir» dediğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre takiyye, mü´minin inandığı bazı şeyleri, baskı ve işkenceden korktuğu veya gayesine bu yolla ulaşma imkânını elde etme duygusuna sahip olduğu için gizlemesi ve açığa vurmamasıdır. Bu görüşün dayandığı temel, Kur´an´m, «Müminler, mü´minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa artık ona Allah´tan hiç bir şey yoktur. Meğer ki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı korkmuş olasınız. Allah, size kendisinden korkmanızı emrediyor»[23] âyet-i kerimesidir.

İmamiyye mezhebine mensup olmayanlar da, Ca´fer-i Şâdık´ın hilâfet istemediğini İsrarla ileri sürmektedirler. Bu ihtilâfın iki sebebi vardır.

1   İmamiyye mezhebine göre İmamete veraset veya Peygamber (S.A.V.)´in vasiyyeti ile erişilir. Ötekilere göre ise İmamet, biat ve bilfiil iş başına geçmekle olur.

2 İmamiyye mezhebine göre İmam, fiilen iş başına geçmese ve kendisi için bir davetçi (dâî) çıkarmasa dahi İmameti muteber sayılır. İmam Zeyd bahsinde de söylediğimiz gibi, Zeydiler bu görüşe muhalefet etmişlerdir.

îmam Ca´fer, kendisinin İmam olduğunu iddia etmediği halde Irak´taki şiîler gizli toplantılarında onu İmam olarak anıyorlar ve mezhebine bağlanıyorlardı. Fakat, Ca´fer-i Sâdık´ın tamamen uzak olduğu bir takım fikirleri onun adına ortaya atmaktan çekinmiyorlardı. Şiîlik satan bu gibi insanlara karşı Ca´fer-i Sâdık´ın almış olduğu vaziyeti söz konusu etmeden önce, onun gözleri önünde Ehl-i Beyte yapılan mihnetleri anlatmak istiyoruz.

Ca´fer-i Sâdık; amcası Zeyd b. Ali Zeynelâbidin´in, Emevi halifesi Hişam b. Abdilmelik devrinde hak talebiyle ortaya çıkışını, Ehl-i Beyt´den bilgili ve tecrübeli insanların uyarmasına ve Hz. Hüseyin´i ailesiyle birlikte iş ciddileşince Ibni Ziyad´m pençesine bırakıp kaçan Irak´lılara güvenmemesini hatırlatmasına rağmen, meydana atıldığında feci şekilde öldürülüşünü, daha sonra kabri, eşilerek temiz cesedinin bir hurma kütüğüne asılısını gözleriyle görmüştür. Yine o, İmam Zeyd´in zürriyetinin, oğlu Yahya dâhil olmak üzere, daha sonra ard arda nasıl öldürüldüğünü müşahede etmiştir.

Ru acıklı olaylar sona ermiş; fakat, Ca´fer-i Sâdık´m ruhunda çok ağır etkiler bırakmıştır. O, çağındaki şiîlerin kendilerini nasıl aldattığını, gerekince onlara yardım etmediğini, bol bol konuşup hiçbir iş yapmadığını, teşvik edip iş sıkıya binince kaçtığını iyice öğrenmiştir. Fakat aslında, Hz. Ali´nin de daha önce dediği gibi, onların tuzağına düşen gerçekten aldanmıştır.

Abbasî devleti kurulunca bu devletin başına geçenlerden, amcaları Hz. Ali´nin evlâtlarına karşı daha yumuşak ve daha lûtufkâr davranmaları bekleniyordu. Ebu´l-Abbas es-Seffah devrinde bunun belirtileri de görülmeye başlamıştı. Fakat el-Mansur tahta çıkınca Medine´de Hz. Ali´nin torunlarından Muhammed b. Abdillah b. el-Hasen, Irak´ta da kardeşi İbrahim ayaklandılar. Bundan sonra Hz. Ali evlâtlarına karşı yine baskılar şiddetlendi ve hepsi göz hapsine alındı. Daha sonra iş, kanlı bir facia ile nihayete erdi. Bu arada, Muhammed en-Nefs-üz-Zekiyye (Muhammed b. Abdillah b. el-Hasen) Medine´de, kardeşi İbrahim de Irak´ta öldürüldü. Ebu Hanife´nin ho-caşi ye Ehl-i Beyt´in en yaşlısı, adı geçen Muhammed en-Nefsü´z-Zekiyye ile İbrahim´in babası olan Abdullah b. el-Hasen, türlü işkencelere uğradı ve Halife el-Mansur tarafından atıldığı hapishanede tazyik altında 145 H. yılında hayata gözlerini yumdu.

îmam Ca´fer-i Sâdık, bütün bunları gözleriyle gördüğü için siyasetin dolambaçlı yollarından uzaklaşarak kendisini ilme verdi. İlimde teselli, nur, şeref ve dünya arzularına karşı ululuk buldu. Zira İlim ve marifette yükselenlerin gözünden dünya arzuları silinip gider; hele bu arzular çeşitli hilelerle karışmış olursa.. Başkalarının başına gelenlerden ibret alan îmam Ca´fer, «Devlet reisi olmak isteyen helak olur» demiştir.

Fakat siyasetten uzaklaşmış, idari işlere karışmamış, hilâfet iddiasında bulunmamış ve bu yolda bir gayret göstermemiş olmasına rağmen, îmam Ca´fer´in siyasî hiç bir görüşü yoktur diyebilir miyiz? İmam Ca´fer´in hayatını incelediğimiz zaman kesin olarak görürüz ki o, hilâfet iddiasında bulunmamış ve bu maksatla ne açık, ne de gizli hiç bir faaliyet göstermemiştir. Fakat, samîmi talebe ve dostları arasında onun kendine özgü siyasî bir görüşü yaymak İstemediğini iddia edemeyiz. Çünkü, propaganda şeklinde yayılmayan ve fiili bir durum almayan inanç ve kanaatlara zincir vurulamaz. İma-miyye mezhebine bağlı olanlara göre Ca´fer-i Sâdık´ın bu davranışı, takiyye (korku ve gizlilik = Sır tutma) prensibine uymasından ileri gelmiştir. Bize göre ise bu, onun fiili olarak siyasetten uzaklaşmış olmasına bağlıdır.

Bununla beraber İmanı Ca´fer, kendisine bağlı olduğunu iddia eden bir kısım dâîlerin yüzünden çeşitli imtihanlar geçirmiştir. Irak´ta ve İslâm ülkelerinin doğu bölgelerinde bulunan bir takım Ehl-i Beyt dâî´leri (propagandacıları) arasında çeşitli sapık ve çürük fikirler doğmuştur. Bu fikirlerin en ehveni sahabüeri kâfir saymak, Ebu Bekr ve Ömer (R.A.)´e lanet etmek; en kötüsü de Ehl-i Beyt mensuplarının Tanrı olduklarını ortaya atmaktır. Nitekim bu dâiler, Muhammed Bakır ve Ca´fer-i Sâdık için bu türlü iddialarda bulunmuşlardır.

îmam Ca´fer zamanında Irak´ta sapık bir dâî vardı. İmamları takdis eden, haramları mubah sayan bu dâî Ebu´l-Hattab Muhammed b. Ebi Zeyneb el-Ecda´ el-Esedîdir. Bu dâî, îran asıllı olup 143 H. yılında öldürülmüştür. Makrizinin «el-Hıtat» ında yazdığına göre Cefr´i ortaya atan bu sapık dâî´yi îsa b. Mûsâ öldürmüştür. El-Eş´a-rî, «Makalâtu´l-îslâmiyyîn» adlı kitabında bu dâîye nisbet edilen ?Hattâbiyye» fırkasının iddialarını şöyle anlatır:

«Hattâbîler beş fırkadır. Hepsi de İmamların peygamber ve hüccet olduklarını ileri sürer. Onlara göre iki peygamber vardır. Birisi nâtık (konuşan), diğeri de sâmıt (susan) ´dır. Nâtık peygamber Hz.. Muhammed, sâmıt peygamber de Ali b. Ebî Tâlib´tir. Onlar bugün yeryüzundedirler. Olmuş ve olacak herşeyi bilirler. Bütün insanların onlara itaat etmesi farzdır. Hattâbîlere göre Ebu´l-Hattab da peygamberdir. Yukarıda işaret edilen peygamberler, Ebu´l-Hattaba da itaat edilmesini farz kılmışlardır. Aynı şeyi kendileri için de söylemişlerdir. Onlara göre Hz. Hüseyn´in çocukları Allah´ın dostları ve evlâtlarıdır. Daha sonra aynı şeyi kendileri hakkında da ileri sürmüşlerdir. Hattâ îmam Ca´fer´in kendilerinin Tanrısı olduğunu iddia etmişlerdir.»

Bu açıklamadan anlaşıldığına göre Hattâbiler, İmamların peygamberliğini, sonra daha ileri giderek onların tanrılığını ve çağlarındaki Tanrının îmam Ca´fer olduğunu iddia etmişlerdir. Fâtimîlerin kadılarından el-Kâdi en-Numan et-Temîmi (öl. 363 H.) «Deâlmu´l-İslam» adlı kitabında Ebu´l-Hattab hakkında şöyle söyler:

«Ca´fer-i Sâdık asrındaki dâîlerden en aşırı giden Ebu´l-Hattab idi. Küfre düşen, hattâ peygamberlik dâvasına kalkışan bu adam, Ca´fer-i Sâdık´ın Tanrı olduğunu da iddia etmiştir. Haramların hepsini helâl kılmış ve işlenmesine müsaade etmiştir. Kendisine bağlı olanlar, farzların ağırlığından şikâyet ederek «Yükümüzü, hafiflet, ey Ebu´l-Hattab» demişler, o da, bütün farzları terketmelerini emretmiş, her türlü yasakları ve birbiri için yalancı şahidlik etmelerini mubah kılmıştır. O, İmamı tanıyan kimse için haram olan her şey helâl olur, demiştir. (!) Ebu´l-Hattâb´m bu hali Ca´fer-i Sâdık´a söylendiği zaman o, buna lanet etmiş, ondan tamamen uzak olduğunu bütün talebe ve arkadaşlarına bildirmiş, îslâm ülkelerine mektuplar yazarak bu durumu her tarafa duyurmuştur.»

Bu sapık dâinin sözleri etrafa yayılmış, o çağda mevcut olan ibahiHğin tesirinde kalan ve kalplerinde putperestlik kalıntısı bulunan bazı kimseler tarafından benimsenmiştir. O devirde Ebu´1-Hat-fcab´ın yaydığı görüşlere benziyen daha başka sapık fikirler de oldukça çoğalmıştır. Belki bunların hepsi, aynı kaynaktan besleniyordu. İmam Ca´fer´i siyasetten uzaklaştıran şey, kendi adına ortaya atılan bu görüşleri reddetmek ve düzeltmek mecburiyetinde olduğunu hissedişidir. Burada sözü, el-Kâdi en-Numan´a bırakalım. O, bu konuyu «Deâimu´l-îslâm» da şöyle anlatmaktadır.

«Bize gelen rivayetlere göre Ebu Abdilİah Ca´fer-i Sâdık b. Muhammed, kendisine daha önce dâî olduklarını, ileri sürenlerin duramlarını, Allah´ın tâyin etmiş olduğu sınırları aştıklarını, haram-´ lan helâl kıldıklarını, şerîatin zahirini kabul etmediklerini bildiren bir dostuna şöyle yazmıştır: Sen, onların namazı, zekâtı, Ramazan orucunu, haccı, umreyi, Mescid-i Haram´ı, Şehr-i haramı ve mukaddes yerleri, cünüplükten gusletmeyi, Allah´ın kullarına farzettiği her şeyi birer adam diye iddia ettiklerini söylüyorsun. Yine, onlara göre, bu adamları tanıyan kimsenin bütün amellerden muaf tutulacağını; namazı kılmış, zekâtı vermiş, orucu tutmuş, hac ve umreyi yapmış, cünüplükten temizlenmiş, Alla...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
05 Aralık 2018, 01:25:59
Ayşegül Yıldırım koü
Dost Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 149


« Yanıtla #2 : 05 Aralık 2018, 01:25:59 »

"Gerçek yardımsever insan parasını değiI, kendisini adayan insandır. Parasını bağışIayan insan gösterişten kaçınmamışsa, zamanIa unutuIur; ancak zamanını, gücünü ve gönIünü bağışIayan bir insan, insanIığın sevgi ve saygısını kazanır unutuImaz."
                                                                                                                                                 SamueI SmiIes

Sizlerde bizlere yardımseversınız bu kadar güzel ilimler sayesinde bilgilerime daha iyisini kazanmıs oldum. Ennas hocam ve emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &