Taharet

(1/1)

Ekvan:
Fetavay-i Hindiyye Taharet
FETEVAY-İ HİNDİYYE

Önsöz.
Giriş.
KÎTÂBU’T -TAHARET.
(Temizlik Kitabı)
1- ABDEST.
1- Abdestîn Farzları
1- Yüzü Yıkamak.
Yüzün Hududu.
2- Elleri Yıkamak.
3- Ayakları Yıkamak.
4- Başı Meshetmek.
2- Abdestin Sünnetleri
1- Besmele Çekmek.
2- Önce Bileklere Kadar Elleri Yıkamak.
Eller Nasıl Yıkanır
3- Ağzı Yıkamak.
4- Burnu Yıkamak.
5- Misvak.
6- Parmakların Aralarını Ovmak (Hilallemek)
7- Sakalı Hilallemek.
8- Yıkanması Gereken Uzuvları Üçer Defa Yıkamak:
9- Başın Tamamını Bir Defa Defa Meshetmek.
10- Kulakları Meshetmek.
11- Niyet
12- Tertibe Riayet Etmek.
13- Müvâlât
Abdestin Müstehapları
1- Abdest Alırken, Uzuvları Yıkamaya Sağdan Başlamak.
2- Abdest Alırken, Enseyi Meslıetmek.
Abbestin Âdabı
Abdestîn Çeşitleri :
1- Farz Olan Abdest:
2- Vacib Olan Abdest:
3- Mendub Olan Abdest:
Abdestin Mekruhları
Abdesti Bozan Şeyler
1- Sebîleynden İdrar, Dışkı, Yel, Vedi, Nıezi, Meni, Kurt Ve Taşcıklar
II- Sebileyden (Ön Ve Arkadan) Başka Bir Yerden, Çıkipta, Etrafa Dağılan Kan, İrin, San Su Ve Hastalıktan Dolayı Çıkan Su.
III- Kusmak.
IV- Uyku.
Uyuklama Hâli :
V- Baygınlık, Delirmek, Aklın Gitmesi Ve Sarhoşluk.
VI- Kahkaha İle Gülmek.
Kahkaha Teyemmümü Bozar mı?.
VII- Mübâşeret
Erkeğin Kadına, Kadının Erkeğe Dokunması Abdesti Bozar mı?.
Abdest Alırken Şübheye Düşmek.
2- GUSÜL.
Guslün Farzları
Tırnak Arasındaki Hamurun Durumu :
Kadınların Örülü Saçlarının Durumu:
Göbeğe Su Ulaştırmak:
Guslün Sünnetleri
Guslü İcab Ettiren Haller
1- Meninin, Dıfk İle (Atılarak), Dokunma Sebebi İle Girme, Olmaksızın Şehvetle Birine Bakmaktan Dolayı Veya İhti-Lâmla Veyahut Da İstimna İle (Elle Meni Çıkarmak Sureti İle) Çıkması
İhtilâm Olan Kimsenin Durumu :
Bayılan Kimsenin Durumu :
2- îlâc (Girmek)
Guslün Çeşitleri
Farz olan gusüller ;
Sünnet Olan Gusüller :
Müstehab Olan Gusül :
Mendub Olan Gusüller :
Gusülle İlgili Bazı Meseleler:
3- SULAR VE HÜKÜMLERİ
Kendisi İle Abdest Caîz Olan Sular
1- Akarsular:
İçine Pislik Atılan Suyun Durumu :
Hava- Sağır = Küçük Havuzun Durumu :
Akar Suyun Vasıflarından Birinin Bozulması :
2- Durgun Sular :
Küçük Havuzun Ölçüsü :
Ark Ve Su Oluğu.
3- Kuyu Suları :
Kuyuya Koyun ve Deve Kığısı Düşmesi :
Kuyuya Bir Canlı Düşerse :
Kaynayan Kuyunun Suyunu Boşaltmak:
Tavuk, Kedi, Güvercin ve Benzerlerinin Kuyuya Düşmesi :
Kuyudan çıkarılması müstehab olan suların miktarı:
Kendisi İle Abdest Almanın Caiz Olmadığı Sular
Ma-İ Müstamel (Kullanılmış Su)
Bu Konu İle İlgili Diğer Bazı Meseleler
4- TEYEMMÜM..
Teyemmüm Hakkında Bilinmesi Zorunlu Olan İşler
Teyemmümde Ellerî İki Defa Vurmak.
Teyemmüm Edilen Azaların Tamamını Meshetmek.
Kendisi Île Teyemmüm Yapılan Temiz Toprakla İlgili Meseleler
Toz İle Teyemmüm Nasıl Yapılır:
Toprağın Bir Başka Şeyle Karışık Halde Bulunması:
Teyemmüm Ederken Üç Parmakla Meshetmek.
Suyu Kullanmaya Gücü Yetmeme, Teyemmümün Sebeplerindendir
Mil, Nasıl Bir Uzunluk Ölçüsüdür :
Teyemmümün Sıhhati İçin, Talep De Gereklidir
Teyemmümü Bozan Şeyler
Teyemmümle İlgili Çeşitli Meseleler
Teyemmümün Yapılışı :
5- MESTLER ÜZERİNE MESHETMEK..
Meshin Caiz Olması İçin Gereken Şeyler :
Meshin Yapılacağı Yer:
Mesh Nasıl Yapılır :
Hangi Halde Mestler Üzerine Meshedîlir :
Meshin Müddeti :
Mestlerin Delik, Yırtık Veya Sökük Olması:
Meshi Bozan Şeyler :
Sargılar Üzerime Meshetmek :
6- KADINLARA MAHSUS BAZI HALLER..
Hayız.
Hayzın Müddeti :
Nifas.
İstihâze.
Hayız, Nifas Ve-İstıhâze Hakkındaki Hükümler :
Hayız Ve Nifas Hakkında Müşterek Olan Sekiz Hüküm:
1- Namaz.
2- Oruç Tutmak.
3- Mescide Girmek.
4- Ka’beyi Tavaf
5- Kur’an Okumak.
6- Kur’an’a Dokunmak.
7- Cima.
8- Kan Kesilince Gusul
Hayza Mahsus Hükümler :
İstihâza Kanı :
Özürlü İle İlgili Bazı Hükümler :
7- NECASET VE HÜKÜMLERİ
Necasetleri (Pislikleri) Temizlemek.
1- Yıkamak:
2- Silmek:
3- Ovalamak:
4 - Sürtmek:
5- Kurumak :
6- Yakmak:
7- Bir Şeyim Mahiyetini Değiştirerek, Temizlemek:
Temizleme İle İlgili Diğer Bazı Mes´eleler :
Görünen Necaset (Pislikler)
1- Necaset-iGalîza :
2- Necaset-i Hafîfe (Hafif Pislikler)
Bu Konu İle İlgili Diğer Bazı Meseleler :
İstincâ.
İstinca Çeşitleri
Tuvalete Girileceği Zaman :
Heladan, Çıkıldığı Zaman.


FETEVAY-İ HİNDİYYE
(Fetâvâyi Alemgiriyye)


Sunar...


İslâm fıkıh tarihinde Fetâvâyî Hîndîyye ismi ile meşhur olan bu eser, gerek muhtevası ve gerekse hazırlanışı bakımından eşine ender rastlanan bir şaheserdir.

Eser hakkındaki açıklayıcı bilgi, kitabın ön sözünde verilmiş­tir.

Fetâvâyi Hindiyye´nin elinizdeki bu tercümesi aslına tamamen sadık kalnarak, Emekli Müftü Mustafa Efe tarafından yapılmış ve Ankara Merkez Vaizi İsmail Karakaya tarafından tamamen göz­den geçirilerek yayına hazırlanmıştır.

Bu muhteşem eser 16 ciltde tamamlanacaktır.

Eserde geçen ıstılahların açıklamaları, kitabların ve şahısların tanıtılması, mevzulara göre umumî fihrist gibi hususlar son ciltte verilecektir.

Akçağ, böyle şerefli bir hizmeti yapmakla gurur duymakta­dır.

Gayret bizden, tevfikse sadece Allahu Teâlâ´dandır.[1]



Önsöz


Bu kıymetli kitap, hüküm verme durumunda olan kâdîler ve hâkimler, fetva verme makamında olan müftîler, ilim öğren­mek isteyen talebeler ve bütün insanlar için, kolay istifâde edile­bilecek bir me´haz, kaynak kitap olarak hazırlanmıştır.

Bu kıymetli eserin meydana getirilmesine, bütün bilgilerin bir araya toplanıp, bir kitap halini almasına, insanların bir emsalini görmediği ve bu gibi hizmet sahasında bir benzeri bulunmayan, Hindistan´ın büyük sultanı yüce halîfe Muhammed Evrengzîb Âlemgir sebep olmuştur. Her şeyden haberdar bulunan, lütfü ve keremi bol olan Allahu Teâlâ´nm rahmeti onun üzerine olsun.

Şüphesiz ki o, bütün şer´î hükümlerin âlimler arasında yayıl­masını arzu ediyordu. Ve o, insanların amellerinin, Ebû Hami? (R.AJ´nin mezhebi dahilinde, müftâbih (kendisi ile fetva verilen) oian kavle uygun düşmesini istiyordu.

Âlemgii" Şah, zamanındaki kitapların ekserisinin zayıf riva­yetlerle dolu olduğunu ve bunlara hilâfiyât (üzerinde görüş ayrılı­ğı bulunan mes´eîelerj m da karışmış bulunduğunu görmüş ve bu kitaplardan istifâde etmenin pek zor olduğunu anlamıştı. Bu durum ise, ilmî mes´eleleri zaöt-u rabt altına alma imkânının azalması­na sebep oluyordu. Bu boşluktan istifâde eden bazı liyakatsiz kim­seler, yanlış ve hatalı şeyleri doğru imiş gibi ortaya atıyorlardı.

Âiemgir Şah, fer´i mes´elelerin hepsinin mu´teber brr kitapta, toplanmasını ve bu kitaptan her isteyen kimsenin kolayca, iste­diğini alabilmesinin, aradığını bulabilmesinin temin edilmesini ar­zu etti.

Hindistan´ın yüksek bilginlerinden en meşhurlarım bir ara­ya top´ayarak, bu kitabı telif etmelerini emretti. Bu âlimlere baş­kan olarak da Mevle´l-Hümâm Şeyh Nizâm´ı tensib etti. Ve bu âlimler topluluğu büyük bir gayretle işe başladılar. Niyyetleri te­mizdi ve Cenâb-ı Hakk´a güvenleri tamdı.

Âlemgir Şah, kütüphanesinde mahfuz bulunan, geniş lafsî-lath olan veya tahsüatsız bulunan, bu konu ile ilgili bütün kitapları okudular. Ve hükümdarın, bu kitap hakkındaki arzusunun, yerine gelmesine gayret ettiler. Cenab- Hak, bu çalışma ve gay­retlerinin sonucu olarak, eserin vech-i mahsus üzere tamamlanma­sını onlara nasip eyledi. Böylece de, kendisinden başka hiç bir fıkhî kitaba ihtiyaç hissettirmeyen ve bütün mes´elelerî için­de toplayan bu nadide kitap meydana geldi.

Bu kitap, hakikatleri en son noktasına kadar tamamen açık­layan, fer´î mes´elelerin en doğrusunu içinde toplayan bir ki­taptır.

Bu kitabın meydana getirilmesi ile, ilim talep edenlerin fıkhî mes´elelerde doğruyu öğrenmek isteyenlerin, takip edecekleri yol müracaat edecek^ri kaynak da ortaya çıkmış oldu. Fikhî bilgiler, âlimler için bu kitapla açıklık kazandı.

Alimler, bu kitabın adını, Âlemgir Şah´a nisbet olsun diye Fetevâ-î Âlemgîrîyye koydular.

Bu, büyük hayrın, bu muhteşem eserin meydana gelmesine sebepolduğu için, AUahu Teâlâ onu, en yüce makamlarla mükâ­fatlandırsın. Sebep olduğu bu hayır sayesinde, fıkıh İlminden talep edilen büyük menfâatlerin tamamı hâsıl olmuştur.

Kendilerine verilen vazifeyi yerine getirerek, bu eserin mey­dana gelmesini te´min eden bu âlimler topluluğundan her bir mü­ellife AUahu Teâlâ bol bol rahmet eylemiştir. Inşaallah.

Nakledildiğine göre, bu kitabın maliyeti yaklaşık olarak— 200000 gümüş ruble´ye baliğ olmuştur.

AÜah-u Teâlâ, o sultam, Cennet´inde dilediği her şeye eriştir­sin.

Peygamberlerin Efendisi Hz. Muhammed (S.A.V.)´in yüzüsuyu hürmetine, bizi bu sonuca ulaştıran AUahu Teâîa´ya hamdolsun.

Selâmın tamamı, salâtm en üstünü, Peygamber C3.A.V.) Efen­dimizin ve âl-i ashabının üzerine olsun/ Âmîn...

Günahlarının bağışlanmasını dileyen Abddurahman el - Hanefî el - Berâvî[2]



Giriş


Her türlü hamd, tek başına şer´î hükümleri koyan Allah-u Teâlâ´ya mahsustur.

Allah-u Teâlâ, haram ve helâl bilgilerim kaldırma hakkını kim­seye vermemiştir.

Allah-u Tâlâ, ilmin ve Üim güneşinin serdiğini âlimler top­luluğu için yumuşattı. îlmi, âlimlerin emrine amade kıldı.

Bu sayede alimler, ilim güneşinden rivayet aylarını aydınlattı­lar; insanları cahilliğin genel belasından korudular ve fetvâ´mn doğru yolunda gitmeleri için onlara rehberlik ettiler.

Salât ve selâm, zaman ve gönderilme yönünden Peygamberlik makamının musallası ( namezgâhı), mekân ve rütbe cihetinden de­lâlet meydanının mücellâsı, yolların bütün bağlı kapılarını açan, peygamberlerin ve var olan her şeyin var olma, sebebi olan Pey­gamberimiz Efendimiz Hz, Muhammed Mustafâ (SJV.V.) üzerine olsun.

O ki, Allah-u Teâlâ´nın inkarcılara karşı hüccet olarak gönder­diği muazzam Peygamberdir.

O ki, bütün peygamberler içinde, Rabbımızin nübüvvet kapı­sını kendi ile mühürîediği en büyüt en son Peygamberdir.

Salât ve selâm... O´nun kerametli, âl´inin ve şerefli ashabının cümlesinin üzerine de olsun...

Gerçekten fıkıh ilmi, hidâyetle delâletin (doğrulukla sapıklı­ğın) arasını hakkiyle ayıran ve belirten tek ilimdir.

Fıkıh ilmi, amellerin değer ve kıymetlerini belirtmek için en doğru terazidir.

Fıkıh ilmi, derin denizler gibidir ve derinliğinin sonu yoktur-

Fıkıh ilmi, yüce dağlardan meydana gelmiş bir sıra dağlar sil­silesi gibidir ki, bu dağların küçüklerinin zirvesine bile gözler eriş­mez.

Fıkıh sahasında, gerçekten tasnif edilmiş olan kitablar elden ele dolaşmakta, te´lif edilmiş bulunan sâhifeler su gibi içilmekte-dir. Lâkin bu ilimde, hastaya tam şifa vereni yoktur. Âlimlerden bir kısmı, mes´elelerin yansını ele almışlar, çoğu da, delillerinde görüş ayrılığı bulunan rivayetlere yönelmişlerdir.

Hakikati arayan kimselerse, karanlık bir gecede susuz bir yerde, çok susayan kimseler ile çok karanlık bir gecede devesini kaybede kimseler gibi, hakikâti, arayıp bulmakta ve ona sarılmak­ta nice güçlüklerle karşı karşıya geldiler.

Bu yol, o kadar zahmetli bir hâle gelmişti ki, takvaya en yakın olanı bulmak ve almak için, gayret sarfeden kimsenin çektiği zahmetten dolayı gönlü daraldı.

Hatta, sünnetin aydınlığından çok kimsenin gözleri görmez oldu. Ve kişiler, bidatlerin ve bozuk inançların kötü yollarına doğ­ru yürümeye meylettiler.

Artık, doğru eğriden ayırdedilemez oMu; haklı kim, haksız kim bilinemez hâle geldi. Sanki, Tîh çölünün vadisinde uzaklığına dolaşmaya başladılar. (Yani bir çıkmazın içine girdiler.) İstekle­rine göre delil bulamadılar. Ahmağın akıbetine uğradılar.

Allah u Teâlâ, yiğit ve ulu hükümdarın saltanatının sabahını aydınlatarak ve o sultana devlet ve ikbâl vererek, o insanlara da lütufta bu´undu.

O sultan ki, ulu bir kişidir; kavminin efendisidir. O, çok cö­merttir. Savaşlarda arslan kesilir. O, zor günlerin kahramanıdır. O, halktan vergi toplarken adaletten ayrılmayan bir yiğittir.

O, daima Allah korkusu taşır; haramdan son derece kaçınır ve ibâdete gösterdiği ihtimamdan dolayı ekseriyetle oruçludur-

O, mü´minlerin kumandanı, müslümanlarm başkanı, gazile­rin önderi, mücâhidlerin serdârı, Ebû´l-Muzaffer gazi padişah Muhyiddin Muhammed Evrengzib Bahâdır Alemgîr´dir. Allah-u Teâlâ saltanatını daim eylesin; Hesab gününde, ehl-i ıyâline se­vinçle dönenlerden eylesin; O gün, ökçesinin üzerinde kınanmış ve kovulmuş olarak dönenlerden olmaktan uzak eylesin.

Gerçekten o büyük sultan, kâmil bir şekilde ve gösterişten uzak bir kitap te´lif edilmesini âlimlerden talep etti.

İstiyordu ki, o kitap, tertib itibariyle fıkhı kitapların en gü­zeli olsun; uzun ve usandırıcı olmaktan uzak bulunsun; sahih ve muazzam rivayetleri içinde toplasın; dirayete dayanan isabetli kavillerin büyüklerini içine alsın; rivayetlerin kuvvetlisini, zayı­fını, sağlamlığını, çürüğünü birbirlerinden seçip açıklasın; bu ki­tabın bir yaprağı diğer bîr yaprağına benzemesin (yâni içinde tek­rar bulunmasın)...

Ölüden diriyi yaratan ve indinde hak ile batılın daima belli bulunduğu Yüce Rabbimizin yardımı sayesinde, çok büyük ve zor bir iş gibi gözüken bu emri yerine getirmek zor olmadı.

Hükümdar, fıkıh ilminde çok geniş bilgisi olan alimleri bir araya topladı.

Ayrıca, fıkıhla ilgili inci mesâbesindeki bütün bilgileri karışık bir şekilde de olsa ihtiva eden kitapları da bir araya ge­tirdi.

Ve alimleri, mes´elelerin delillerini bıümak, onların çeşitli yönlerini araştırmak, bunları birbirlerinden ayırmak ve bir kitap ite´lif etmek üzere, bu kitapların üzerine şevketti.

Yeni te´lif edilecek kitap öyle bir kitap olmalı idi ki; zahir rivayetleri, üzerinde ittifak edilen ve akıllı kimselerin vermiş ol-idukları fetvaları içine almalıydı. Bu kitapta, alimlerin kabul ettiği nâdirattan olan ve fakat âlimlerin kabul etmiş bulunduğu kaviller de toplanmalı idi. Taki, bu sayede amelde itiyat zayi olmasın ve patalardan kaçınabilsin...

Alimler, hemen madenlerinden cevherleri çıkarmaya, gizlilik­ler arasından fıkhı incelikleri açıklamaya başladılar; inci ve mer­canlarını toplamaya, kuş ve ceylanlarını avlamaya, koyuldular.

Ve, tortusundan şırasını ayırdılar. Kitabın hududunu ta´yin edip önünü, arkasını, başını, sonunu belli ettiler. Dağılmış gümüş tanelerini dizdiler. Bu kitabın tertibinde, Hidâye´nin tertibini örnek aldılar. Açıklık ve kısalıkta da Nihâye´nin metodunu benimsediler. Rivayet ve zevâid kitaplarında bulunan tekrarlan terk eylediler.

Bir mes´elenin açıklığa kavuşması veya bir mes´elenin başka bir mes´eleyi içine alması hâli hâriç olmak üzere lüzumsuz delil ve şâhidlerden kaçındılar.

Ekseriyetle zâhirü´r-rivâye üzerinde durdular.

Dirayetlere ve nevâdir´e pek az iltifat ettiler. Buna da ancak, bir mes´elenin cevabını zahirü´r-rivâyade bulamadıkları zaman baş vurdular. Veyahutta, nevâdir´den olan bir kavil, «müftâbih olan budur = kendisi ile fetva verilen budur» şeklinde işaretlen­miş olunca, nevâdir´e iltifat ettiler-

Bu kaynaklarda buldukları muteber olan her bir kavli, riva­yet ederken, kendi ibareleri ile naklettiler.

Vecihlerinde bir zaruret olmadıkça, ibareleri bozmadılar.

Bir mes´ele hakkında, muhtelif cevaplar ve hükümler bulduk* lan zaman, bunlar arasında, müftâbih olan kavli seçtiler ve onu işaret edip aldılar.

Fakat, bu cevapların hiç birinde de delilin ve burhanın kuv­vetine bir alamet bulamadıkları zaman, bu cevap ve hükümlerin hepsini de kitaba kaydedip yazdılar.

Doğruya ve isabetliye muvaffak eden, ancak Allah-u Teâla´dır. [3]

Her türlü hamd âlemlerin Rabbı olan Allah´a mahsustur. Salât ve selâm da «Peygamberlerin en büyüğü olan Efendimiz Hz. Muhammed (SJV.V.) e ve O´nun âl´inin ve ashabının cümlesi­nin üzerine olsun... [4]

✿ Ayşe:
Esselamu Aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh, evet fıkıh ilmi çok geniş ve tafsilatlı bir ilimdir. Allah c.c razı olsun bu hassasiyeti yaşantımıza geçirmeyi nasip eylesin.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc