๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ => Emri Maruf Nehyi Münker => Konuyu başlatan: ღAşkullahღ üzerinde 28 Mayıs 2011, 20:24:14



Konu Başlığı: Farzı ayn olduğunu ileri sürenlerin delilleri
Gönderen: ღAşkullahღ üzerinde 28 Mayıs 2011, 20:24:14
Ma'rufu Emredip Münkeri Nehyetmentn Farz-ı Ayn Olduğunu İleri Sürenlerin Delilleri


"Ma'rufu emredip münkeri nehyetmenin" İslâm'a göre farz-ı ayn olduğunu ileri sürenler "sizden bir cemaat olsun...." şeklinde ifâdesini bulan âyetin bu görevin farz-ı kifâye anlamı taşıdığını ve bu âyetin bu iddia için kesin bir nass olacağını kabul etmiyorlar. Zira âyetteki "Min" harf-i cerrinin ba'ziyet (=bir kısım) için değil, diğer bir âyette geçtiği gibi mecaz yoluyla geldiğinin ispatıdır. Nitekim diğer bir âyet olan "el-Ahkaf: 31"'de şöyle buyurulmuştur.: "......Ona imân edin ki (Allah) sizin günahlarınızdan bir kısmını yarlıgasm. 86Âyette geçen "min zûnûbi-kûm" ifâdesinde geçen "Min" ile "vekekun minkum" ifadesinde geçen "Min" aynı maksat için kullanılmıştır farz-ı ayn taraftarlarınca.
Açıktır ki âyet-i kerimede: "Allah Teâlâ bazı günahlarınızı mağfiret eder" diye kastedilmiştir.87
Farz-ı ayn taraftarlarına göre birinci âyetin mânâsı: "İslâm ümmeti, ma'rufu emredip münkeri yasaklamağa çalışan bir ümmet olsun" demektir. 88 Oysa şu bir gerçektir ki herhangi bir görevin sıhhatli olmasının şartı, ehliyet ile iktidardır. Fevkalâde bir görev olan "ma'rufu emr münkeri nehiy"de ancak " "İlmî iktidar ve ehliyet sahipleri" tarafından hakkıyla yürütülebilir. Ümmetin her ferdinin ayni derecede ehliyet sahibi olması düşünülemeyeceği gerçeğini göz önünde bulundurarak "dinin temel esaslarım" her müslümanın sıhhatli bir şekilde ve ilmî derecede bilemeyeceği de açıkça ortadadır.
Nasıl ki devlet başkanlığı görevlerinden olan bazı ilim ve ehliyet isteyen yetkileri halk tabakası bilememektedir. Meselâ; namaz ve orucun farziyeti, içki, zina v.b. gibi suçların haram oluşu ve bunlara takdir edilen cezaların tatbiki gibi hususuları herkes icra edememektedir. Aynı şekilde "Ma'ruf ve münker" gibi önemli bir görevin ifâsı için de ilim ve ehliyet şartı aranması kadar tabii bir şey olamaz. Her müslüman ancak bu vasfı taşıdığı an, yürütme hakkına sahip olur.
Şüphesiz ki sıradan bir insanın, ilmî meselelerde, araştırma ve ihtisas isteyen sahalarda görüş beyan etmesi gerekmediği gibi, mümkün de değildir. Fakat câhil bir kimsenin yapabileceği bir işi üslenmesi zor değildir. Aynı şekilde ma'ruf ve münker sahasında ehliyet taşıyan kimsenin de sorumluluk taşıması ve bunu kolaylıkla yürütmesi mümkündür. Aileme şehid Abdülkadir Udeh konu ile ilgili görüşünü şöyle arzeder: "Bilgisiz ve sahasında câhil olan birisine "ma'rufu emr münkeri nehiy" görevi verildiği an peşinen doğacak zararları kabullenmek anlamını taşır. Zira câhil, muhasebe ile meselelere yaklaşmaz ve meydana gelecek zararlara düşmekten kendini kurtaramaz. Câhil kimse, tabiatı icabı; hükmü açık olan ameller müstesna, ma'rufu emredip münkeri nehyetmez."Meselâ; namazın edası, hırsızlık ve zinadan nehiy gibi üzerinde ihtilaf olmayan konular hariç, bilgi ve derin sezgi isteyen konularda câhil daima yanılır. Yani bilgisize, ancak taşıyacağı kadar sorumluluk taşımak düşer. 89 Mü'minin yüklenmesi gereken görev, Kur'an-ı Kerim'in mesajını taşıdığını bilmesidir. Şüphesiz müslümanm, kendisine farz olana yabancı kalması ve câhil davranması kadar büyük bir fitne yoktur. O, ilim ve ma'ruf-münker arasındaki farkı bilmekle emrolunmuştur.
Kur'ân-ı Kerim'in ilmî ıstılahına göie ma'ruf; mutlak manada aklın ve sağlam fıtratın çirkin gördüğü herşeydir. Bunu tanımak için ibni Abidîn'in dürer üzerindeki haşiyesini, Fethu'l-Kadîr'i ve Mebsut'u okumak gerekmez. 90

Hakiki irşad edici güç kaynağı, -sağlam fıtratı korumak şartıyla tcvâıür- ve amelle nakledilen Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın (s.a.v.) sünneti'dir. Bu ana kaynak, bir kimseye cehaleti caiz görmez. Müslüman ancak bu ana kaynaklara bağlanmakla müslümandır. Ma'rufu emr münkeri nehyetme görevinin genel olmasını men' edenler, İslâm'ın tesbit ettiği hayır ve şerri tanımayacak, ma'ruf ve münker arasını ayıramayacak kadar müslümanm câhil olmasını tecviz edenlerdir. 91
Abduh'un konu ile ilgili diğer bir görüşü de şöyledir: Ma'rufu emr münkeri nehiy farziyeti, hac farziyetinden daha kuvvetlidir. Hac farziyetinde" güç yetme" şartına karşılık, ma'rufu emr münkeri mehiy farziyetinde "güç yetme" şart koşulmamıştır. Zira bu farziyat, herkesin yapabileceği bir görevdir. 92
Şu bir gerçektir ki Allah Teâlâ'nın emir ve direktiflerini emretmek, yasaklarını ve her türlü câhiliyye sistemlerini yansıtan inanç ve amelleri ortadan kaldırmağa çalışmak, dinin temel yasaklarıyla ilgili olduğundan, böyle genel bir savaşta gücü nisbetinde herkesin görev üstlenmesi ve itikad savaşının bir gereği olarak kapsanıma alması tabiidir. Nasıl ki bir müetehid âlimlerden birinin yaptığı içtihadı bir çalışma, ma'ruf kapsamına giriyorsa, bu görev de bazan ince ilmî bir yöntemle, bazan da basit bir yaklaşım ile yapılır. Şartlar neyi gerektiriyorsa alınacak tavır da ona göre tesbit edilir. Aynı şekilde çok defa Kur'an ve Hadis sahası için geniş bir araştırma ve dinî ilimleri elde etmek için derin bir bilgi ve hazırlık istiyorsa, bazan dinin temel yasalarını ve ilkelerini toplu olarak bilmekle de yetinilir.
Bazan bu çalışma yolunda, zaman ve mekânın şartlarına göre geniş bir anlayış ve yüksek bir ilmî yeterliliğin kolayca çözmesini istediği zor engeller ortaya çıkar. Nasıl ki konuşma, ilim ve düşüncenin kolay yolla savunmasına imkân verdiği güçlükler etrafında dönüp dolaşıyorsa, bu görevin de bu tür engellerle karşılaşacağını hesaba katmak gerekir. Binaenaleyh bu derece önemli bir esasa dayalı bir görevin, onu ihmâl edecek ve yapamayacak kimselere tevdî edilmesi, affedilmeyecek bir hatadır. Yine bu konuda uluorta konuşmak da aynı vebale denktir.



gerekir. Bu ve benzeri düşünce sahiplerinin kitaptaki yorumlarına bu açıdan bakılırsa mide bulantısından kurtulmak mümkün olacaktır. (Çeviren)
91 Tefsiru'l-Kur'ani'l Hakim: 2/27
92 Ağe: 4/35
86 Ahkâmu'l-Kur'an: 2/35(Ahkaf/31)
87 Bu konuda "Hak Dini Kur'an Dili' tefsiri der ki: "bâziyet" ifade eden "MİN" ile "MİN ZÜNÛBİKUM" denilmesi şâyân-ı dikkattir. Denilmiştir ki bundan mura'd; hâlis Allah'ın hakkı olan günahlardır. Zira kulların hukuku mücerred ile mağfiret olunmaz," (Hak dini Kur'an dili; 6/4362 (Çeviren) Yine Beyzâvî ve Çelâleyn tefsirlerinde şu açıklama vardır: "Çünkü kul hakkına taalluk eden günahlar hak sahibini razı etmedikçe yargılanmaz." (Çantay c. 3 Sh. 927)-(Çeviren)
88 Bu âyet bu şekilde delil getirmenin zayıflığını ortaya koymaktadır. Zira ma'rufu emr münkeri nehyetmeye çalışmanın ümmetin tümünü kapsamına aldığı ve dolayısıyla herkese farz olduğunu gerektirmez. Farz-ı kifâye taraftarları da bu görevin tümüne farz olduğunu söylemektedirler. Ancak muhâlefeten bunu şöyle izah ediyorlar: "Ümmetin tümü bu göreve ehil olmayacağını, ehil bir cemaatın bunu yapmasıyla ümmetin tüm fertlerinden sorumluluğun kalkacağını, aksi halde tüm ümmetin günahkâr olacağını.."ileri sürmektedirler. Böyle delil getirme onların iddialarını hükümsüz bırakmaz.
89 'İslâm Ceza Hukuku ve Beşeri :Hukuk: 1/495
90 Ehl-i Sünnetin 14 asırlık hukuk külliyatının üstüne çıkma hevesine sahib olan M. Abduh ve fikir akrabalığını taşıyanların, mezheblere ve onların hukuk anlayışlarına karşı bu tarz bir tavır içinde olmaları sebebiyle kimlerin hesabına konuştuklarını ve çıkış yaptıklarını düşünmek


Konu Başlığı: Ynt: Farzı ayn olduğunu ileri sürenlerin delilleri
Gönderen: Ceren üzerinde 06 Eylül 2015, 20:53:00
Esselamu.Rabbim razı olsun bilgilerden kardeşim.


Konu Başlığı: Ynt: Farzı ayn olduğunu ileri sürenlerin delilleri
Gönderen: Mehmed. üzerinde 18 Haziran 2023, 03:54:16
İyiliği emredip kötülükten sakındırmak her Müslüman ın görevidir. İyilik paylaştıkça çoğalır ve günah da öyledir. O yüzden toplumun sıhhati için iyiliğin yayılması günahın engellenmesi şarttır.


Konu Başlığı: Ynt: Farzı ayn olduğunu ileri sürenlerin delilleri
Gönderen: Sevgi. üzerinde 19 Haziran 2023, 17:08:49
Esselâmu Aleyküm. İyiliği yayıp Allah'ın rızasına kavuşan kullarından oluruz inşaAllah
 Bilgi için Allah sizlerden razı olsun kardeşim