ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Ehli Beyti ve Sahabeleri => Konuyu başlatan: Sümeyye üzerinde 23 Eylül 2010, 16:13:03



Konu Başlığı: Asrı Saadette cihadın seyri 2
Gönderen: Sümeyye üzerinde 23 Eylül 2010, 16:13:03
ASR-I SAÂDETTE CİHADIN SEYRİ  2

MEDİNE DEVRİ–2

Geçen yazımızda Mekke Devri cihadına temas etmiştik. O devrin karakteristik özelliğini incelerken ana vasıf olarak "Sabır"ı tesbit etmiştik. Onun devamı olan bu yazıda ise Medine devrini yine ana hatlarıyla göstermeye çalışacağız. Bunu yaparken, kaynaklarımızda yer alan klâsik usûle uymayacağız. Olayları, kronolojik tarih sıralamasıyla verme yerine, muhataplarını nazara vererek, onlara karşı Efendimiz'in (sav) tavrını göreceğiz.

"TALEA'L-BEDRU ALEYNA"

İnsanı yaratan Rabbimiz, bizleri Kendi varlığından haberdar kılmış. Kendi marziyatını Peygamberler (aleyhimüsselâm) marifetiyle bizlere bildirmiştir. Biz, bu ilahî tekliflere 'din' diyoruz. Bu dinler, Hz. Adem'le başlamış, Hatemü'n-Nebiyyîn olan Efendimiz'e kadar süregelmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz, adı 'İslam' olan son ve kemale erdirilmiş 'Din'i Yüce Rabbimiz'den almış ve bizlere hem 'tebliğ' ve hem de 'tebyîn' etmiştir. Tebliğ ve tebyin'de en mükemmel örnek kendisidir. Madem, İslam'ı anlatmak ve yaymak bizim görevimizdir. Bu görevi yerine getirirken de bakmamız gereken nümune-i imtisâl, Kur'ân'ın beyanıyla, Hz. Peygamber Efendimiz'dir (Ahzab, 33/21).

Hz. Peygamber Efendimiz, Mekke toplumuna Rabbinden aldığı ilahî mesajları sundu. Fakat onların sert tavırlarıyla karşılaştı. Zihinleri ve idrakleri nurla birden karşılaşınca kamaşıverdi. Halbuki, Mekkeliler'in kamaşan gözleri O nuru "asırlardan beri bekleşmedelerdi." Mekke, Kendisine artık bağrını kapatmıştı. Nurdan rahatsız olanlar Onu Mekke'de yaşatmak istemediler. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz de. medeniyetini kuracağı bir başka Kutlu Belde'ye 'Hicret' buyurdu. O güne kadar adı "Yesrib" olan kutlu belde, "Medeniyetin Beşiği" mânâsına 'Medine' diye İsimlendirildi. Artık tebliğde yeni bir sayfa açılıyordu.

Medine'de durum farklılaşmıştı. Medine bağrını Efendimiz'e açmış ve O ağızdan dökülecek lâl ü güher incilerin herbirine sonsuz bir iştiyakla sahip çıkmıştı. Mekke devrindeki zulüm ve işkence gerçi bitmişti, İslâm'ı gizli tebliğ devri sona ermişti. İslâm, artık toplumun dini olmuştu, ama, düşmanlık bitmemişti. Sadece düşmanların kimlikleri değişmişti. Bunlar Mekke zalimleri değildi, fakat, bir yönüyle onlardan daha da tehlikeli idiler. Zira, Mekke İnsanının dinlerden nasibi olmadığı için, Efendimizden gelen mesajlara doğrudan karşı çıkıyor, bu karşı çıkışta dinî bir mantık bulunmuyordu. Ellerindeki imkânların gideceği endişesiyle hareket ediyorlardı. Kurulu menfaat çarklarının artık işlemeyeceği için karşı çıkıyorlardı.

Medine’de ise, aynı kaynaktan gelen yerleşik Yahudilik ve yeni gelen İslam olarak iki din vardı. Birisi devrini tamamlamış, diğeri ise, zamanı peşinden koşturacaktı. Durum nezâket kazanmıştı. Bu ikisinin arasında birinciler tarafından oluşturulan bir kin havasının olması bekleniyordu. Zaten bunun ilk kıvılcımları, henüz Mekke'de iken görülmüştü. Zira, sanadîd-i Kureyş, zaman zaman Medine yahudilerinden bazı şeyler öğreniyor, bunları Efendimiz'e soruyor, böylece onu susturmak istiyorlardı. Yahudilerdeki bu kin ve nefret, Efendimiz Medine'ye hicret buyurunca daha da artmıştı.

Bu arada Medine'nin toplum yapısını hatırlamakta fayda var. Evs ve Hazreç isimli iki büyük kabileden müteşekkil Araplar ile Benu Kaynuka, Benu Nadir ve Benu Kureyza yahudileri vardı. Araplar ve Yahudiler, kendi aralarında daima çekişiyorlardı. Arapların, hem Evs, hem de Hazreç kolundan müslümanlar vardı. Ayrıca bu iki büyük Arap kabilesi kendi arasında da savaşıyorlardı. Yıllarca süren ve adına Buâs denilen bu harplerden bir de Buas Harpleri edebiyatı doğmuştu. Birbirlerine karşı bu şiirlerle öğünüyorlardı. Rabbimiz, bu yüce ruhlu insanların İslam'a yapacakları yardımın bir mükafat-ı âcilesi olarak, aralarındaki fitne ve tefrikayı yok etti. Onları aynı din uğruna baş koyan mücahidler kıldı. Onları fitneler cehenneminden kurtardı. "..Hani siz birbirinize düşman idiniz, Allah kalblerinizi uzlaştırdı. O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, (Allah) sizi ondan kurtardı..." (Âl-i İmrân, 3/103).

Buna göre Medine'deki muhatapları şöylece tasnif edebiliriz. Mü'minler, Yahudiler ve ikisinin arasında olan münafıklar. Bunların dışında etrafta müşrik kabileler ve daha sonra temas kurulacak Necran hristiyanları vardı. Efendimiz (as)'ın Medine devrindeki tebliğ ve İrşadını iyi takip etmek için, devrin muhataplarını tanımak durumundayız. Zira bunlar, daha sonra bizim karşılaşacağımız insanların hemen hemen aynıdır. Öyleyse biz, irşad ve tebliğ yaparken karşılaşacağımız muhatapların ilk misâllerini Efendimiz devrinde bulabiliriz. O'nun Yahudilere karşı nasıl davrandığını, Necranlı hristiyanlara niçin 'mubahale' teklif ettiğini, nifakları toplumsal buut kazanmış, zararları aşikâr münafıkları nasıl tesirsiz hale getirdiği hususunda en mükemmel örneğimiz daima O'dur. Bunun için, o devre bakarken biraz da günümüzü yakalamaya çalışmış olacağız. Çünkü o günkü insanlar bugünün prototipidir. Gerçi tarih aynıyla tekerrür etmez ama, biz de benzeri durumlarla karşılaştığımız zamanlarda Onun örnek davranışlarına uymaya çalışırız. Problemlerle malamal günümüzde, Bernard Shaw'ın dediği gibi "problemleri peynir-ekmek yeme rahatlığı içinde çözecek O'nun kutlu eline" ne kadar muhtacız!

Hasılı, Medine'de; Mü'minler, Yahudiler, münafıklar ve müşrikler olarak dört sınıf insandan bahsetmek mümkündür. Bu kitleler arasındaki münasebetler, Medine Devrini ana hatlarıyla tesbit etmemizi mümkün kılmaktadır.

A- MÜ'MİNLER: ÖNCE CEPHEYİ GENİŞLETMEK


Efendimiz, Medine'yi teşrif etmekle baskıdan kurtulmuş olmadığını ve Mekke'nin kendilerini rahat bırakmayacağını biliyordu. Ayrıca, Medine'dekiler arasında da çekişmeler eksik değildi. Hz. Peygamber Efendimiz Medine'ye yerleştikten sonra hemen ortak bir cephe teşkiline girişti. Yukarıda sayılan sınıflardan Yahudi ve müşrikleri de içine alan ve şimdilerde Medine Vesikası ismiyle üzerinde çokça konuşulan bir antlaşma yapıldı. Böyle bir antlaşma taraflarca gönül rızasıyla imzalandı. Bu antlaşmaya göre, taraflardan herhangi birine yapılan haksız bir saldırıda, diğerleri de hemen yardıma koşmak durumunda idiler. Dışarıdan yapılan hücumlara hep beraber karşı koyacaklardı. Hukuk tarihinin İlk yazılı anayasasının bu olduğunu tarihçiler tesbit etmektedirler.

Bu antlaşmanın getirdiği yeniliklerden biri de şudur: Tarihlerinde hep düşman kardeşler olarak yaşamış Evs ve Hazreç kabileleri, aralarında Buas harplerini sürdüregelmişlerdi. Bu insanlar artık bir otorite etrafında ortak birlik tesis ediyorlardı. O güne kadar bu, hiç birinin aklına gelmemişti; üstelik de aralarındaki çekişmelerden Yahudiler istifade ediyorlardı.

Bundan sonraki diğer iş, müminler arasında kardeşlik tesis etmekti.

KARDEŞLİK TESİSİ


Aralarında kardeşlik tesis edilecek müminleri, Medine'ye hicret eden Muhacirlerle Medine'de onları bağrına basan Ensar (r.anhüm) oluşturmaktadır. Bu insanlar arasındaki münasebete Cennetin arzîleşmesi desek sezadır. Hz. Peygamber Efendimiz, ilk husus olarak bu insanlar arasındaki münasebeti tanzimi üstlenmişti. Ve aralarında Muâhât dediğimiz bir kardeşlik anlaşması tesis etmişti. (Geniş bilgi için bk. Yeni Ümit, sayı. 20, sh. 28 vd.) Bu öyle bir şeydi ki, tarih bunun örneğini önceden hiç kaydetmemişti. Meselâ, Abdurrahman b. Avf ile Sad b. Rebi arasındaki civanmerdlikte yarışır muamele, o dönemde sadece Cennette tasavvur olunabilirdi. Fakat, Âlemler Rahmeti (sav) eliyle dünyada da tatbik edilmişti.

Abdurrahman b. Avf, Mekke'den herşeyini, ama herşeyini bırakarak üzerindeki elbisesiyle, Medine'ye hicret emrine imtisal etmişti. Oraya geldiği zaman civanmerd kardeşler bulmuştu. Aralarındaki bağ, sadece iman bağıydı. Önceden aralarında hiç bir tanışıklık yoktu. Ve bu can yoldaşlığı sadece Abdurrahman ile kardeşliği Sa'd arasındakine de münhasır değildi. Bütün mümin Medine halkı, aynı uhuvvet için aralarında yarış halindeydi. Biz sadece Hz. Abdurrahman ile kardeşliği arasındaki misali hatırlatmak istiyoruz.

Sa'd, Hz. Abdurrahman'ı evine getirmişti. "Kardeşim," demişti, "Benim iki hanımım var. Bunlardan bak, istediğini senin için boşayayım, İddetini bekledikten sonra sen evlen. Şu kadar parça tarlam var. Onları da ikiye böleriz. Sen de evini kurarsın." Bu gözyaşartıcı tabloda, Abdurrahman'ın cevabı da ondan geri değildi. "Kardeşim, Allah, hanımını sana mübarek kılsın. Malın senin olsun. Sen bana pazarın yerini göster.

Bana sadece bir parça ip ver. Ben hamallık yaparım" demişti. İşte bu insanların topluluğu, meleklere gıbta ile yeryüzünü temaşa ettiren tablolardır. İslâm, ayrımcılığı ifade edecek bütün tabirlerden kaçtığı halde, bu civanmerd insanların ana vasıflarını bize kadar okutmuş ve kıyamete kadar da okutacaktır. 'Mine'l-muhâcirîne ve'l-ensâr' (Tevbe, 9/100). Üstelik bu mübarek insanlardan 'razı olduğunu' da ilave ederek... Yukarıda da denildiği gibi bu, Âlemlere Rahmet Nebî'nin ümmeti bir toplumun yaşadığı örnek hayattı.

SİLAHLI CİHADA İZİN


Medine'de birlik tesis edilince Efendimiz, etrafı yıldırma taktiği olarak seriyyeler göndermeye başladı. İlk sancak bağlanan şahıs da Şehidler Efendisi Hz. Hamza (ra)'dır. Yanına aldığı otuz kişiyle Medine civarında bazı yerlere gitti. Oradaki insanlara müminlerin Medine'de varlıklarını hissettirecek (bedevî insanların kavrayacakları tarzda) hareketlerde bulundu. Çünkü her ne kadar 'medenilere galebe ikna ile'yse de, bedevilerin anladığı lisan 'güç'tü. Efendimiz de onu yapıyordu. Ta ki, silaha gerek kalmadan, onlarla anlaşma yolları bulunsun. Bu arada Efendimiz'e ve müminlere 'Rabbimiz Allah'tır dedikleri için zulme uğradıklarından silahlı mukabeleye 'izin' çıktı (Hac, 22/39-40). Artık müminler silahlı cihad yapabileceklerdi. Zaten güç olarak da böyle bir kavgaya girecek duruma gelmişlerdi.

Muhacirlerin herşeylerini Mekke'de bıraktıklarına temas etmiştik. Müşrikler, bunların bıraktığı malların tümünü zaptetmişler ve bir kervanla ticaret için Şam taraflarına yollamışlardı. Efendimiz, bahsi geçen kervanın Medine yakınlarından geçeceğini duyunca, kervana el konulması için Medine dışına çıktılar. Kervandakiler ise, müminlerin geldiklerini duymuşlardı. Hemen bir başka yoldan Mekke'ye kaçtılar. Bu sırada Mekke, mü'minlerin yaptıklarından da rahatsızdı. Ebu Cehil (aleyhillane)'in firavun fikrince, onlara bir ders vermek gerekiyordu ve bu da iyi bir fırsattı. Hemen hazırlanıp yola koyuldular. Sonradan gelen haberlerden kervanın kurtulduğu öğrenildiyse de yola devam ettiler. Çünkü Rabbimiz, onun ve emsalinin Bedir kuyusu civarında nerelerde maktul olarak yok edileceklerini takdir buyurmuş ve bunu da Efendimiz'e bildirmişti. Efendimiz de bir müjde olarak, bunu Ashabına haber vermişti.

Mekke'den savaşmak üzere gelenlerin olduğu duyulunca, Efendimiz vaziyeti ashabıyla istişare etti. Ashabtan bazıları, kervan için yola çıktıklarını ve savaş için hazırlıklı olmadıklarını ileri sürdüler. Fakat, büyük sahabi, Sa'd b. Muaz, 'Ya Resulallah' dedi, istersen bizi Berk-ı Gımad'a kadar götür, peşinden ayrılmayız.' Bunun üzerine Efendimiz 'Yürüyün Allah'ın zaferi sizinledir' buyurdu. Ezelde savaş yazılmıştı. Rabbimiz, 'kafirlerin ardını kesmek istiyordu' (Enfal, 8/7); bunun için de 'iki tarafı birbirine az gösteriyordu.' (Enfal, 8/44-45). Böyle olacaktı, çünkü 'liyakdıyallahü emren kâne mef'ûla' "takdir buyurmuş olduğu hükmü böylece yerine getirsin" (Enfal, 8/44). 'Bedir Durağı', müşrikler için akıllarına gelmeyecek bir hezimet, müminler İçin de tahmin edemeyecekleri bir 'fetih'di. Ve bu fetih sadece Allah'tan gelmişti. (Bk. Enfal, 8/19). Bu zafer haberiyle müminler mesrur, müşrikler de zelil oldular.


Zühdü Mercan


Konu Başlığı: Ynt: Asrı Saadette cihadın seyri 2
Gönderen: Ceren üzerinde 02 Ekim 2016, 15:07:24
Esselamu aleykum.Rabbim bizleri peygamber efendimizin yolunda olan ve islam icin cihad eden kullardan olalim inşallah...


Konu Başlığı: Ynt: Asrı Saadette cihadın seyri 2
Gönderen: Sevgi. üzerinde 07 Nisan 2020, 01:15:51
Aleyküm selâm. Rabbim bizleri Peygamber Efendimizin yolundan hiiiç ayırmasın inşaAllah


Konu Başlığı: Ynt: Asrı Saadette cihadın seyri 2
Gönderen: Ceren üzerinde 07 Nisan 2020, 16:13:30
Esselamu aleyküm.rabbim bizleri kur anın rehberliğinde peygamber efendimizin yolunda giden kurtuluşa erişen kullardan olalım inşallah...


Konu Başlığı: Ynt: Asrı Saadette cihadın seyri 2
Gönderen: Veranur üzerinde 08 Nisan 2020, 13:04:47
Cennet kılıçların gölgesin altındadır buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem... İslâm dini, değerlerini korumak için gerektiğinde savaşmaya izin vermiştir.
Cihâdı terk eden bir millet, zillete düşmeye mahkumdur....


Konu Başlığı: Ynt: Asrı Saadette cihadın seyri 2
Gönderen: Mehmed. üzerinde 09 Nisan 2020, 09:46:27
Ve Aleykümüsselam Rabbim paylaşım için razı olsun