ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Efendimiz > Davet ve tebliğin açıktan başlaması
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Davet ve tebliğin açıktan başlaması  (Okunma Sayısı 1078 defa)
09 Mayıs 2011, 12:50:55
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.439


« : 09 Mayıs 2011, 12:50:55 »




DAVET VE TEBLİGİN AÇIKTAN BAŞLAMASI ~

Aradan üç koca yıl geçmiş, münferit gayretlerle iman hal­kası ancak bu kadar genişleyebilmişti. Bir yakınının daha İs­lam'ı tercih edişine şahit olan, yahut kendi kapısı çalınıp da imana davet edilen veya Kureyş'in nefret dolu tepkisiyle kar­şılaşan birçok insan, Mekke'deki bu değişimin farkına varmış; artık mesele çoğu insan tarafından konuşulur hale gelmişti. Muhataplar nezdinde mesajın dikkat çekebilmesi için yeni bir açılıma ihtiyaç vardı ve çok geçmeden yine Cibril-i Emin gel­miş, Rabb-i Rahim'den yeni mesajlar getirmişti. Vahyin ağır­lığı üzerinden kalkıp da Cibril gidince, kalb-i Resul'de nakşo­lunan ayet şunları söylüyordu:

- Önce en yakın akrabalarını uyar! Mü'minlerden sana tabi olanların üzerine şefkat ve merhametle eğil! Ve de ki; si­zin için ben, apaçık bir uyancıyırn.w-

Belli ki yeni bir durum vardı; artık tebliğ, münferit ve giz­liden gizliye değil; bundan sonra aleni ve açıktan, büyük kit­leler hedeflenerek, yapılacaktı. İlk olarak Efendiler Efendisi, yanına Hz. Ali'yi çağırdı şöyle dertleşti onunla:

224 Bkz. Şuara, 26/214

- Ey Ali! Allah (celle celaluhfı) bana, en yakın akrabalarım­dan başlayarak kendilerini uyarmarnı emrediyor. Zaten ben de, demir bukağıların arasında sıkışmışçasına sıkışmış ve on­ların da bu işe sahip çıkacakları günü suskunlukla bekleyip duruyordum. Nitekim, bu günlerirnde Cibril geldi ve bana:

"Ey Muhammed! Sen, sadece Rabbinin Sana emrettiğini yerine getir; çünkü Sen, bunlarıyerine getirmekle mükellef­sin." diyordu. Ancak şimdi yeni bir durum var. Hemen bir ye­mek tertip edelim; içinde koyun budu ve süt dolu kaseler de olsun. Sonra da bu yemeğe, Abdulmuttalib ailesini çağır ki on­larla konuşup bana tebliğ olunan hususları onlara aktarayım.

Hz. Ali, denilenleri yapmış ve nihayet, o günün şartlarında mükellef bir sofra tertip edilmişti. Gelenler arasında, genelde amcaları başta olmak üzere yaklaşık kırk kişilik bir davetli var­dı. Efendiler Efendisi, sofraya Hz. Ali'nin koyduğu etleri kendi elleriyle parçalayıp paylaştırıyor ve insanlara ikram ediyordu. Yemeğin ardından içecek faslına geçildi ve bu fasıl da, yemek­te olduğu gibi hiç görmedikleri şekilde bir izzet ve ikramla ta­mamlanmıştı. Gelenler, böyle biryemeğin niçin tertip edildiği­ni ve sonunda nasıl bir sürprizle karşılaşacaklarını düşünmeye başlamışlardı. İşte tam bu sırada Efendimiz, sözü alıp maksa­dını ifade edecekti ki, öz amcası Ebu Leheb ileri atılarak:

- Görüyorum da, adamınız sizi iyi büyülemiş, deyiverdi.

O kadar kin doluydu ki, söyledikleri bu kadarla da sınırlı kal­mayacak, şunları da ilave edecekti:

- İşte bunlar, senin amcaların ve amcalarının çocukları; ne konuşacaksan konuş! Sabiliği de bir kenara bırak! Bil ki artık, kavminin sabrı taşmak üzere. Seni durdurmak da bana düşüyor! Sen sadece babanın oğullarıyla yetin! Şayet, üze­rinde bulunduğun halde devam etmekte ısrar edersen, bil ki, Kureyş'in gençleri üzerine üşüşecek; Araplar da onlara destek verecektir. Akrabalarına Senden daha kötü bir bela musallat eden kimse görmedim ben!

Bir anda ortalık buz gibi oluvermişti. Onca gayret boşa gitmiş ve Efendiler Efendisi'ne birkaç kelime konuşma fırsatı bile verilmemişti. Ebu Leheb, üstüne üstelik bir de, hakaret üstüne hakaret etmiş, herkesin içinde Allah'ın en sevgili kulu Son N ebi'ye ağza alınmadık sözler sarfetmişti. Öz amcaydı; ama gayretullaha dokunacak bir çıkıştı bu.

Derken, ortamın gerilen havasından bunalan davetliler birer ikişer dağılmaya başlamış ve evlerinin yolunu tutmuş­lardı. Ertesi gün Allah Resülü (sallallalıu aleyhi ve sellern), yeniden Hz. Ali'yi karşısına aldı ve:

- Ey Ali! Dün şu adamın dediklerini sen de duydun; daha ben bir şey konuşmadan insanlar dağıldılar. Sen, bugün ye­niden bir yemek hazırla da insanlan yine bu yemeğe davet et, dedi. Bunun üzerine aynı işlem yeniden başlayıp, daha akşam olmadan yine mükellefbir sofra kuruldu. Yemek nihayete er­diğinde, bu sefer Habib-i Zişan Hazretleri ayağa kalktı; önce Allah'a hamd ü sena ettikten sonra onlara döndü ve yakın ak­rabalarına şöyle seslendi:

- Ey Abdulmuttalib oğullan! Allah'a yemin olsun ki ben, Araplar arasında sizin genciniz kadar hayırlı bir davetle ge­lenini bilmiyorum. Ben size, dünya ve ahiret hayrını birlikte getirdim. Allah (celle celaluhü) bana, sizi kendisine davet etmemi emretti. Böyle önemli bir yolda, şimdi sizden hanginiz bana destek çıkar ve yardımcı olur da, benimle sıcak bir dost ve ya­kın bir kardeş olur?

Efendimiz'in talebine cemaat içinden hiçbir mukabele yoktu. Huzuru, derin bir sessizlik bürümüştü. Kimseden çıt çıkmıyordu. Bu derin sessizliği, çocuk denebilecek bir şahsın gürlemesi bozdu:

- Ben ya Resülallahl Bu konuda Senin en büyük destek­çin ben olurum.

Bütün yüzler bir anda sesin geldiği tarafa yönelmişti. Bu sesin sahibi, Ali'den başkası değildi. Halbuki o gün o, yaş iti

bariyle onların en küçüğüydü. Onun, büyüklerden daha önde ve büyükçe bu tavrı karşısında Allah Resülü (sallallahu aleyhi ve sellern), önce başını okşadı, ardından da:

- İşte bu, benim kardeşim ve en yakın destekçim. Bunu dinleyin ve dediklerine kulak verin, dedi. Kendilerinden ka­bul beklediği o kalabalık, Resülullah'ın bu sözleri karşısında aralarında gülüşmeye başladı; Ebu Talib'e dönmüş şöyle ta­kılıyorlardı:

- Eh, artık sen de çocuğunu dinler ve ona itaat edersin! Bir gün daha geçmiş, bu olağanüstü gayretlere rağmen herhangi bir semere vermemiş; yeniden herkes kendi evinin yolunu tutmuştu.

Yalnız bu gün, dünküne göre daha farklıydı; zira artık Ku­reyş, Efendiler Efendisi ve getirdiklerine açıktan cephe almış; düne kadar münferit çıkışlarla engellemeye çalıştıklan hak davaya mani olmayı, bundan böyle kurumsal bir vazife olarak görmeye başlamıştı. Neyse ki, Efendiler Efendisi'nin az dahi olsa sahip çıkanı, arkasında saf bağlamasa da destek olanı vardı. O gün de amcası Ebu Talib devreye girecek, şefkat ve merhamet yüklü bir ses tonuyla yeğenini teselli ederek:

- İşte, Senin amcalannın hali! Ben de onlardan biriyim; ancak ben, Senin hoşuna gideni yapmakta onlardan daha ile­riyim. Emrolunduğun şekilde yoluna devam et! Vallahi de ben, Seni görüp kollamaya devam edeceğim. Ancak nefsim, Abdulmuttalib'in dini dışında bir başka anlayışı kabullenmek istemiyor, diyecek ve yeğeninin getirdiklerini kabullenmese bile O'na sahip çıkacaktı. Onun bu tavn, ateş sevdalısı Ebu Leheb'i daha çok çileden çıkaracak ve:

- İşte bu, vallahi daha da kötü! Başkalan O'nun hakkın­dan gelmeden sizler engelleyip O'na mani olun, diyecekti. İş gittikçe inada biniyordu; o karşı çıktıkça Ebu Talib sahip çı­kıyor ve yeğenine olan bağlılığı daha da perçinleniyordu. Son sözü yine o söyledi:

- Vallahi de biz, sağ kaldığımız sürece O'nu koruyacak ve başkalanndan gelebilecek olumsuzluklara karşı da hep müda­faa edeceğiz!225

Aralannda itibar gören birisinin, O'na sahip çıktığına laf söylenemezdi; ancak, Ebu Tülib'in bu tavn da hiç iyi değildi! Yeğenine sahip çıkma adına herkesi karşısına almıştı ve her şeye rağmen bu kararında da ısrar ediyordu. Onun bu tavnm gördüklerinde daha çok sinirlenen Kureyş'ten bir grup, çok geçmeden Ebu Talib'in kapısını çaldı:

- Ey Ebu Talib, diyorlardı. Her hallerinden rahatsızlık dökiilüyordu. Daha adım söylerken bile, cümlelerinin sonun­da telaffuz edecekleri kelimeleri okumak mümkündü:

- Şu senin kardeşinin oğlu var ya, işte O, bizim ilahları­mız konusunda hoşumuza gitmeyen şeyler söyleyip duruyor. Üstelik dini anlayışımızı ayıplıyor ve önderlerimizi sefihlikle suçlayıp atalanmızın da dalaletre olduğunu söylüyor. Şimdi sen, ya O'nun bu işten vazgeçmesini sağlarsın, ya da meseleyi kendi aramızda halledebilmek için O'nu bize bırakırsın!

Baba yadigftrı bir yetim, böylesine gözü dönmüş aç kurt­lara teslim edilir miydi hiç? Alttan alarak önce ortamı yumu­şatmaya çalıştı Ebu Talib ... Ardından da, gönüllerini hoş tut­maya çalışacak ve öfkelerini teskin edip geri gönderecekti.v"

Ancak bu, Kureyş rahatsız oldu diye peşi bırakılacak bir iş değildi; Allah'ın emri vardı ve mutlaka bu emir yerine getiril­meliydi. Her geçen gün, imanla küfrün arası daha da açılıyor ve saflar daha bir belirginleşiyordu. Aradan birkaç gün daha geçince Habib-i Kibriya'da yeniden vahyin ağırlığı kendini göstermeye başladı. Yeniden Cibril-i Emin gelmişti ve bu emri yerine getirmesini söylüyordu. Çok geçmeden yeni bir ziya-

225 İbnü'l-Esir, el-Kamil, 1/584, 585; Mübarakfüri, er-Rahiku'l-Mahtüm, s. 83, 84

226 Bkz. İbn Hişam, Sire, 2/100-101

fet daha yapılmıştı. Zengin sofralarla midelere seslenildikten sonra Allah Resülü çıktı ve bu sefer de gönüllere hitap etmeye başladı. Şöyle diyordu:

- Şüphesiz ki gerçek bir rehber, kendi halkına karşı ya­lan söylemez. Allah'a yemin olsun ki, -farz-ı muhal- şayet ben, bütün insanlara yalan söylesem bile size karşı bunu asla yap­mam; bütün insanları aldatsam bile sizi asla aldatmam. Val­lahi de, O Allah ki, kendisinden başka ilah yoktur; şüphesiz ki ben, hususi olarak sizin, genel manada da bütün insanların peygamberiyim. Allah' a yemin olsun ki, tatlı uykuya daldığınız gibi ölecek ve uykudan uyandığınız gibi de yeniden diriltilecek ve bugün yaptıklarımzdan hesaba çekileceksiniz; iyilikleriniz neticesinde ihsana nailolurken, kötülüklerinizin sonucu ola­rak da hoşlanmayacağınız manzaralada karşılaşacaksınız. Ne yazık ,ki bu sonuç da, ya ebedi cennet veya ebedi cehennem olacak! ValIahi de ey Abdulmuttalib oğulları! Benim size ge­tirdiklerimden daha hayırlı ve faziletlisini kendi kavmine ge­tiren bir başka genç bilmiyor ve tammıyorum; ben size, dünya ve ah...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.320


View Profile
Re: Davet ve tebliğin açıktan başlaması
« Posted on: 25 Mayıs 2018, 00:28:18 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Davet ve tebliğin açıktan başlaması rüya tabiri,Davet ve tebliğin açıktan başlaması mekke canlı, Davet ve tebliğin açıktan başlaması kabe canlı yayın, Davet ve tebliğin açıktan başlaması Üç boyutlu kuran oku Davet ve tebliğin açıktan başlaması kuran ı kerim, Davet ve tebliğin açıktan başlaması peygamber kıssaları,Davet ve tebliğin açıktan başlaması ilitam ders soruları, Davet ve tebliğin açıktan başlamasıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &