ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Güncel Haberler & Tarihden Başlıklar ๑۩۞۩๑ > Yaşamdan Seçmeler > Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir?  (Okunma Sayısı 146 defa)
17 Kasım 2016, 20:57:54
Sefil
Yeni Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 28.807


« : 17 Kasım 2016, 20:57:54 »



Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir?

Mü'minler diyarında zaman, "Hicret'ten önce" ve "Hicret'ten sonra" diye ikiye ayrılır.A+A-Hicrî Takvim diye bir takvimin varlığı, tek başına, Hz. Peygamberin (s.a.v.) Mekke'den Medine'ye hicretinin ne derece önem arz ettiğini anlatmaya her halde yeterlidir.Hz. Peygamberin İslâm'ın on üçüncü yılında gerçekleşen on iki günlük hicreti, gerçekten tarihin akışı içinde o derece önemli bir kavşak noktasıdır ki, İslâm toplumunun yılları ona atıfla sayıyor olması kesinlikle yerindedir.Hicret denilen şey, ilk bakışta, iki Mekkelinin Mekke'yi terk edip Medine'ye göç etmesi olarak gözükür gerçi. Ancak, bu göç o kadar derin sırlar, o kadar geniş ve köklü hakikatler ve o derece aşikâr mucizeler barındırır ki, on iki günlük bu yolculuk, sonraki yıllara ve yüzyıllara rengini verecektir.Çünkü Mekkeli o iki kişi, "herhangi bir Mekkeli" değildir. Kurân'ın tabirle, "o ikinin birincisi" (bkz. Tevbe Sûresi, 9:40) olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, yine Kurân'ın bildirdiği üzere Resûlullah, hâtemü'l-enbiya, habibullah ve rahmeten li'l-âlemîndir. Mekke'den Medine'ye, herhangi bir kişi değil, kudsî peygamberler zincirinin son ve en büyük halkası göç etmektedir. Yanında ise, on üç yıllık Mekke hayatı boyunca bir peygamberin getirdiği hakikate teslimiyetin en zirve örneğini temsil ederek "sıddîkiyet" ünvanıyla taçlanan Ebu Bekir es-Sıddîk vardır.Hicret'te MekkeHz. Peygamberin en yakın sahabisi Hz. Ebu Bekir ile birlikte gerçekleşen hicret yolculuğu, terk edilen yer ve gidilen yer açısından da büyük dersler barındırır. Terk edilen yer, Kur'ân'da bizatihî Rabbimizin övdüğü bir mekân olarak Mekke'dir. İçinde Kâbe'nin bulunduğu şehirdir yani. Kâbe ki, "Beytullah" olarak da nam salan bu yapı, yeryüzünde Allah için, Onun rızası yolunda yapılan ilk bina hükmündedir. Ve Mekke, Hz. İbrahim ve İsmail başta olmak üzere birçok peygamberin hatırasını barındıran ve pek çok mucizenin tecessüm ettiği yer olan Kâbe'nin hatırına, içinde kan döküp adam öldürmenin yasaklandığı "haram belde"dir.Gelin görün ki, yeryüzündeki bu en mübarek belde, ayrılırken Hz. Peygamberin söylediği üzere "Allah'ın arzında bu en sevgili yer", merkezinde Beytullah'ın yer aldığı ve nice peygamberin hatırasını üzerinde taşıdığı şehir, şimdilerde artık şirkin egemenliğindedir. İbrahim ve İsmail Peygamberlerin miras bıraktığı tevhid hakikati şirk bulaşığıyla lekelenmiş; tek bir Allah'a imanın yerine yavaş yavaş "Allah'ın en üst mertebede görüldüğü, ama nice putun da ilâhlaştırıldığı bir "ilâhlar hiyerarşisi" anlayışı, yani şirk yerleşmiştir. Mekke, bu hâliyle, "mübarek"liği lekelenmiş olsa bile hâlâ "kutsal" bir yerdir; ve Kâbe'ye ve civarına yerleştirdikleri yüzlerce putla Mekkeliler kutsalın ticaretini yapmaktadır.Mekke'deki statüko duvarıO yüzden, Hz. Peygambere Mekke'de gelen vahiy Mekkeliler başta olmak üzere insanları tevhide, yüzlerini "hanîf" olarak dine çevirmeye davet ettiğinde, Mekke direnişlerin en kötüsüyle direnmiştir. Hz. Peygamber, İbrahim Aleyhisselâm gibi, "Ben yüzümü göklerin ve yerin Fâtırına yönelttim. Ben müşriklerden değilim." buyursa da, binlerce Mekkeli arasında on üç yıl içinde bu davete icabet eden yalnızca birkaç yüz kişi vardır. Sözlerin en güzeli olarak Kur'ân, Mekke müşriklerinin yüzlerce yıl içinde oluşturduğu statüko duvarıyla karşılaşmıştır. Mekkeliler, serbest bırakıldığında her aklı ve her kalbi etkileyeceğinden emin oldukları bu sesi boğmak için, en nihayeti, işi İlâhî vahyin elçisini öldürme planına kadar getirmişlerdir. Hicret de, tam da bu planın uygulamaya konulacağı gün gerçekleşmiştir.Yesrib (Medine) ona kucak açıyorMerkezinde Beytullah'ın yer aldığı "haram" ve "kutsal" belde olarak Mekke'nin yüz yüze geldiği bu durumla karşılaştırıldığında, gidilen yer olarak Medine'nin durumu tam bir zıtlık arz eder. Mekke'nin Kâbe vesilesiyle sahip olduğu bu "mukaddes" konuma karşılık, o günlerin Medine'si "Yesrib" adıyla anılan orta halli bir şehir hükmündedir. Ona "kutsal"lık kazandıracak özel bir niteliği olmadığı gibi, o günün dünyasında ticareti, jeopolitik durumu, bilimsel ve kültürel konumu vs. açısından da özel bir niteliği yoktur. Bilakis, iki kardeş kabilenin, Evs ve Hazrec'in şehri olarak, bu iki kardeş kabile arasındaki yıkıcı savaşlar yüzünden gitgide daha da zayıflamış bir haldedir.Ama işte o Yesrib, bütün dünyanın karşılarında olacağını bile bile Hz. Peygambere ve Mekkeli mü'minlere yüreğini ve kapılarını açarak, bütün dünya şehirleri arasında Mekke'den sonra en şerefli konuma yükselmiştir. Hz. Peygamberin Mekke'den hicret ettiği yeni yurt olarak Yesrib, Medinetü'n-Nebî, yani Peygamberin şehridir artık ve çağlar boyu hep böyle anılacak ve Medine denilince akıllara muhakkak Hz. Peygamber de gelecektir. O Yesrib ki, Peygambere yüreğini ve kapılarını açarak, taşıyla toprağıyla mübarek bir kutsal belde haline gelmiştir.Hicret kutsiyete kavuşma belgesidirHicret, terk edilen yer kadar, gidilen yer açısından da önem taşır açıkçası. Mekke'nin Hz. Peygamberi ve mü'minleri hicrete mecbur bırakan o günkü hâli, bir kutsal beldenin dahi yüreği ve aklı kirli insanlar elinde nasıl bir çöküş yaşayabileceğinin belgesi iken, Medine'nin hali sıradan bir beldenin Allah'ın Resulü'ne ve imanları uğruna yurtlarını terke razı olan müminlere her ne pahasına olursa olsun kucak açarak nasıl da yükselip kutsiyete kavuşabildiğinin belgesidir.Hicret bir mucizedirHicret'in verdiği bir diğer ders ise, Hicret'in vakti ve şekli ile ilgilidir. Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Resûlullah'tır. Mekke'de nazil olan Necm Sûresinde bildirildiği üzere, "kendinden konuşmayan, ona vahyedileni bildiren" bir resûl. O, hicret kararına ve hicretin vaktine de kendisi karar vermez. Hicret, Hz. Peygamberin kendi aklınca düşünüp uygulamaya koyduğu bir göç değildir. Yeri de, zamanı da Allah tarafından bildirilmiştir. Allah'ın Resûlü tarafından, Allah'ın emrettiği tarihte, Allah'ın emrettiği şekilde, Allah'ın dini adına yapılan bir göç olduğu için de, daha ilk anından itibaren, mucizeler ile gerçekleşmiştir.Hz. Peygamberi öldürmek üzere evini sarmış Mekkelilerin kapısından çıkarken onu görememeleri, Hz. Peygamberin attığı bir avuç kumun hepsinin gözüne bir avuç kum olarak isabet etmesi, Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir'in sığındıkları mağarada bir güvercin ve bir örümcek tarafından korunmaları, Hz. Peygamberi Medine yolunda yakalamaya çalışan Süraka'nın atının her hamlede kuma saplanması, Ümmü Ma'bed'in sütsüz koyununun memelerini sıvazladığında o zayıf ve sütsüz koyunun memelerinin sütle dolması? Derken on iki günlük bu yolculuk, Allah'ın onun için yurdunu terk edene nasıl mucizeler bahşettiğinin; onun için varını yoğunu terk edene, kâinatı nasıl musahhar kıldığının da belgesidir.Hicret feragattirVe yine Hicret, yurdundan hicret ederek Medine'ye gelen Muhâcirîn ve yurtlarını onlara açan Ensar düşünüldüğünde de kritik dersler taşır. Mekke'de kabuğunu çatlatan hakikat çekirdeğinin Medine'de kök salıp meyveye durmuşsa eğer, bunda her iki topluluğun sergilediği benzersiz adanmışlık ve feragatin büyük bir hissesi vardır. Muhacirîn'in yaptığı şey, hiç de kolay değildir.O kadar yıldır her türlü zorluğu ve eziyeti göze alarak Mekke'de imanlarını ilan eden bu mü'minler, Mekke'de kalmanın imkânsız hale geldiği günlerde izn-i İlâhî ile Medine'ye hicret ederken, yurtlarını, evlerini, eşyalarını, akrabalarını, her şeylerini bırakarak hicret etmişlerdir. Her şeylerini bırakarak hicret eden Mekkeli Muhacirîn'e Medineli Ensar'ın mukabelesi ise, her şeylerini onlarla paylaşmak ve onların bütün geçimlerini kendi üstlerine almaktır. İslâm ağacı, işte böylesi bir karşılıklı feragat toprağında boy vermiştir.Kurân'ın da övdüğü üzere "iman kardeşlerinin nefislerini kendi nefislerine tercih eden" bütün bu müminlerin beraberliğidir ki, Arabistan'ın Hicaz bölgesinde orta halli bir şehir olan Yesrib'i "Medine-i Münevvere" haline getirmiş; bu "nurlu şehir"de sergilenen müminâne yaşayışla nice ülkeler, nice toplumlar ve nice asırlar aydınlanmıştır.Hicret bir dönüm noktasıdırİslâm tarihinde Hicret'i dönüm noktası kılan, zamanın "Hicret'ten önce" ve "Hicret'ten sonra" diye ayrılmasına yol açan sır da zaten budur.Bununla birlikte, daha nice dersi de içinde barındırır Hicret. Öyle ki, onun her bir anı, her bir veçhesi, her bir karesi öğretici ve aydınlıktır. Hz. Peygamberin, Hz. Ebu Bekir'in bu niyetle besliyor olduğu deveyi "hediye" olarak kabul etmeyip ücreti Medine'de ödenmek üzere "satın alması" gibi bir ayrıntısı, bir feragat şahikası olarak Hicret'in "başkaları üzerinden" değil, "kendinden feragat"le gerçekleşmesi gerektiği sırrını pekiştirir. Meselâ, Hz. Ali'nin, gece vakti mucizevî bir surette evinin kapısından müşriklere görülmeden çıkıp giden Hz. Peygamber yerine onun yatağında yatması, gecenin karanlığında veya sabahın alacakaranlığında Hz. Peygamber yerine öldürülmeye peşinen razı olmak gibi bir büyük feragatin belgesidir.Hicret yolculuğunda kılavuz olarak Abdullah b. Uraykıt'ın, henüz iman etmemiş biri olduğu halde ağzı sıkı ve asla ihanete girişmeyen bir kişi olarak sergilediği duruşun da verdiği bir ders muhakkak vardır. Keza, Arap kavimlerinin en şereflisi olarak Kureyş İslâm'a karşı bu kadar direnirken, Hicret yolculuğunda Hz. Peygamberin kendileriyle karşılaştığı Eslemlilerin -pek itibar görmeyen kabilelerin başında yer aldığı halde- İslâm'ı kabulde gösterdiği çabukluk ve kolaylığın da bize söylediği bir şey elbette vardır.Hicret, risalet yolundaki en kritik yolculukturVelhasıl, her anı ayrı bir ibret yüklü bir büyük yolculuktur Hicret. Bu dünyada yaşanmış ve yaşanacak yolculuk ve göçlerin en büyüğü odur. Çünkü insanlığın en şereflisinin, "Rahmeten li'l-âlemîn"in risalet yolundaki en kritik yolculuğudur.Bu yolculuğun verdiği derslerin en büyüğü ise, yolculuğun daha başlarında, mağaranın önünü müşrikler doldurmuş iken Hz. Peygamberin endişelenen yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir'...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir?
« Posted on: 21 Ağustos 2019, 16:53:24 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir? rüya tabiri,Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir? mekke canlı, Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir? kabe canlı yayın, Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir? Üç boyutlu kuran oku Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir? kuran ı kerim, Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir? peygamber kıssaları,Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir? ilitam ders soruları, Hicret bir kaçış ya da sıradan bir göç müdür?Değilse nedir?önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &