> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Dosya Yazıları > İslamofobi karşısında kurulması gerekenler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslamofobi karşısında kurulması gerekenler  (Okunma Sayısı 984 defa)
25 Temmuz 2012, 14:10:45
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 25 Temmuz 2012, 14:10:45 »



İslamofobi karşısında kurulması gereken söylemin ipuçları
Ayhan KAYA • 79. Sayı / DOSYA YAZILARI


Avrupa’da aşırı sağın ve İslam karşıtı yaklaşımların yükselişinin 40 yıla yakın bir geçmişi bulunmaktadır. 1973 yılında yaşanan Arap-İsrail savaşı, bilindiği üzere beraberinde 1974 Dünya Petrol Krizi’ni getirdi. Petrol ihracatçısı OPEC ülkeleri Batı’ya petrol sevkiyatında kısıntıya gitmek suretiyle İsrail’e destek verdiğini düşündükleri Batılı ülkeleri cezalandırmaya çalışmışlardı. Öte yandan Batılı toplumlar ise yaşadıkları petrol krizinin ve iktisadi buhranın sorumlusu olarak Ortadoğulu Müslüman ülkeleri görmüşler ve buna paralel olarak geliştirdikleri İslamofobik yaklaşımı kendi ülkelerinde bulunan Müslüman göçmenler ve onların çocukları üzerinde de sergilemişlerdi. Özelikle İslam karşıtlığı konusunda bugün yaşanmakta olan olumsuzlukları 1973 Arap-İsrail Savaşı’na veya 1974 Dünya Ekonomik Buhranı’na dayandırmamın başka nedenleri de bulunmaktadır. Özellikle İslamofobiyi ve zaman zaman radikalleşen birtakım İslami hareketleri anlamak açısından 1970’li yılların anahtar öneme sahip olduğu kanaaetindeyim. Sözgelimi, 1974 yılındaki petrol krizi ile birlikte Belçika hükümetinin Suudi Arabistan hükümeti ile gizli bir anlaşma yaptığı ve ucuz petrol karşılığında Belçika’nın İslam dinini resmi din olarak tanıdığı ve Suudi hükümetine ülkede İslam’ın kurumsallaşması için parasal kaynak aktarılmasına izin verdiği bilinmektedir. Suudi hükümeti, RABITA adlı örgüt ile Belçika’da ve daha sonra diğer Batı Avrupa ülkelerinde daha etkin olmanın yollarını ararken, hatırlanacağı üzere 1980 askerî darbesi sonrasında Kenan Evren cuntasının yurtdışında çalışan Türk imamların maaşlarının yine RABITA tarafından ödenmesine izin verdiği de bilinmektedir. Diğer bir deyişle, reel siyasetin izinin sürülmesinin bugün yaşananları anlamak açısından önemli olduğunun altını çizmekte fayda var.

Müslüman karşıtlığının kök saldığı yıllar
1980’li yıllar Batı’da ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının ama daha önemlisi Müslüman karşıtlığının kök salmaya başladığı bir onyıl oldu. Öte yandan 1990’lı yıllar ise Sovyetler Birliği’nin ve Komünizm’in çöküşüyle birlikte Orta ve Doğu Avrupa’da ve özellikle Almanya’da birtakım demografik değişikliklerin yaşandığı görüldü. Alman kökenlilerin, Macarların, Romenlerin, Boşnakların, Sırpların, Hırvatların ve benzeri grupların yer değiştirdikleri bu düzlemde ulus-devletler giderek etnik milliyetçi söylemlerin egemenliğini benimsemeye başlamışlardı. Söz gelimi iki Almanya’nın birleşmesiyle birlikte ortaya çıkan enflasyonist baskı ve işsizliği Kohl hükümeti, daha çok etno-kültürel ve milliyetçi bir söylemle aşmanın yollarını ararken, Doğu Alman halkının ‘Birleşme projesi’ karşısındaki şevkinin kırılmaması için ülkede 30 yılı aşkın bir süredir yaşayan Türkleri Almanların işlerini çalmakla itham etmişti.

Arap-İsrail Savaşı’nın neden olduğu İslam karşıtı iklim, daha sonraki yıllarda yaşanan başka birtakım gelişmelerle daha da olumsuz bir görünüm sergilemiştir. 1979 İran Devrimi, 1987-1990 Filistin İntifadası, 1989 Salman Rüşdi krizi, 1989 Fransa türban krizi, 1991 Körfez Savaşı, 1992 Bosna Savaşı, 1993 New York Dünya Ticaret Merkezi bombalama eylemi, 2000 yılındaki ikinci Filistin İntifadası, 2000 yılında Paul Scheffer’in Hollanda’da yazdığı Çokkültürlülük Draması, 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısı, 2001 Afganistan Savaşı, Britanya’da İngilizler ve Asyalı Müslüman göçmenler arasında çıkan kitlesel çatışmalar (2001), Hollanda’da aşırı sağcı Pim Fortuyn’ın önlenemeyen yükselişi (2001-2002), II. Körfez Savaşı (2003), Hollandalı aşırı sağcı sinema yönetmeni Theo Van Gogh’un öldürülmesi (2004), Madrid bombalama eylemleri (2004), 7 Temmuz 2005 Londra bombalama eylemleri, 2005 Paris Banliyö eylemleri, Danimarka karikatür krizi (2006), İsviçre minare yasağı krizi (2009), İran ile yaşanan nükleer enerji krizi (2010), Almanya’da Thilo Sarazin tarafından yazılan ırkçı kitabın yol açtığı polemik (2010), İngiltere, Birmingham’da Kur’an kursunda imam tarafından dövülen çocukların yol açtığı tartışma (2011), Florida’da Amerikalı rahip tarafından Kuran’ın yakılması olayı (2011), Fransa’da burkanın yasaklanması (2011) ve özellikle son yıllarda yaşanan namus cinayetleri... Yaşanan tüm bu olumsuzluklar Batı’da Müslüman kökenli insanlara karşı giderek yükselen düşmansı bir havanın doğmasına neden oldu.

‘Dış düşman’dan ‘içimizdeki düşman’a
Yaşanan bütün bu olumsuzluklar, giderek neo-liberal bir karakter kazanan Batılı ulus-devletlerin sorunlu yaklaşımlarıyla birlikte ele alındığında, sorunların giderek derinleştiği gözlemlendi. Bir yandan, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte ortadan kalkan ‘dış düşman’ sendromunun yokluğunda kendi iktidarlarını yeniden üretebilmek için göçmenleri hedef alan ‘içimizdeki düşman’ sendromunu üretirken, öte yandan küresel finansal krizin yoksullaştırdığı ülkelerde Müslümanlar ve göçmenler işsizliğin, şiddetin, gerilimin sorumlusu olarak gösterilmeye başlandı. “İçimizdeki yabancılar ulusal güvenliğimize, sosyal güvenliğimize, etno-kültürel ve dinsel bütünlüğümüze karşı tehdit oluşturuyorlar” şeklinde bir algı ortaya çıktı. Bu çerçevede kitlelerin muhafazakâr siyasetçiler ve medya tarafından Müslümanlar ve göçmenler karşısında mobilize edildikleri görüldü. Ancak geçtiğimiz ay Norveç’te yaşanan katliam, Batılı ülkelerde yaşanan ırkçı saldırılardaki sayıca artış ve daha pek çok olumsuz gelişme Batılı iktidarların ve siyasal çevrelerin ektikleri nefret tohumlarının ve korku politikalarının ürünlerini biçmeye başladıklarına işaret etmektedir.

Batı’da yeni ana akım: İslamofobi
‘İslamofobia’ son yıllarda Batılı ülkelerde adeta ‘ana akım’ haline geldi. Fransa’da Le Pen’i, Almanya’daki, İsveç’teki, Norveç’teki aşırı sağcı grupları trans-nasyonal bir biçimde bir araya getiren ortak düşmanın artık İslam olduğu görülüyor. En azından böyle bir algının gündelik hayata egemen olduğu açık. Bu İslam karşıtı söylemi ve atmosferi doğuranlar da muhafazakâr iktidarlardır. Dikkat edilirse, muhafazakâr Hıristiyan partilerin egemen oldukları ülkelerde, ırkçı söylemlerin ve hareketlerin arttığı görülecektir. Ancak, gelinen bu noktada sözkonusu egemen İslamofobik ve ırkçı yaklaşımların sürdürülebilir olmadığı açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Gün geçtikçe siyasetçiler, yöneticiler, medya sektörü ve bilim çevreleri, uzun yıllardır nefret tohumları eken iktidarların kendi ülkelerinin ulusal çıkarlarına zarar vermeye başladıklarını tesbit etme eğilimine girdiler. Örneğin Almanya’da artık tersine göç başladı, her yıl ortalama 4 bin kalifiye ve eğitimli Türk, Türkiye’ye iş aramaya geliyor. Almanya’daki ayrımcılık ve İslamofobi karşısında artık direnemeyen birtakım göçmen ve Müslüman kökenli insanlar başka ülkeleri ve tabii ki anavatanlarını kendilerine yeniden vatan olarak seçme eğilimi göstermeye başladılar.

İslamofobinin panzehiri: Judeo-Hıristiyan-Müslüman Avrupa
Batılı ülkelere ve hatta milliyetçi, etnosentrik ve Hıristiyan çevrelere dahi zarar vermeye başlayan ve ulusal çıkarları zedeleyen bu atmosferden çıkışın yollarını aramakta fayda var. Bu yollardan bir tanesi, farklılıklar üzerine vurgu yapan post-modern söylemin karşısında daha çok benzerliklere vurgu yapan post-postmodern bir söylemin kurulması yönünde çaba sarfetmektir. Yaşanmakta olan sorunların özünde dinler arasındaki farklılıklar varmış gibi gösteriliyor. Halbuki, bizim dinler arasındaki farklılıkları değil, benzerlikleri ön plana çıkarmamız gerekiyor. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, bu üç semavi dinin de Abrahamik dinler olduğunu ve birbirine çok benzediğini unutmamalıyız. Ünlü sosyolog Bryan S. Turner’in 1990’lı yıllarda ve ünlü filozof Jose Casanova’nın günümüzde işaret ettiği gibi dinler ve kültürlerarası farklılıkları ön plana çıkaran dilin bir tarafa bırakılması, siyasetin dinsel ve kültüralist bir dil üzerine kurulmaması gerekiyor. Hatırlanacağı üzere, Avrupa kültürünün Judeo-Hristiyan kökenlere dayandığı şeklindeki söylem, ilk kez 2. Dünya Savaşı ve dolayısıyla Yahudi Soykırımı sonrasında kurulmuştu. Böylelikle Avrupa, Yahudi düşmanlığıyla mücadele etmeyi belli ölçüde de olsa başarabilmiştir. Bugün İslamofobi ile mücadele etmek için Avrupa kültürünün Judeo-Hıristiyan-Müslüman köklere dayandığı şeklinde bir söylem kurmak anlamlı olabilir. Farklı kültürel ve tarihsel gelenekleri içinde barındıran ve yaklaşık altıyüz yıllık bir geçmişe sahip Osmanlı tarihi bile bu gerçekliğin altını çizmek açısından yeterli olabilir.

* Prof. Dr. Ayhan Kaya, İstanbul Bilgi Üniversitesi

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İslamofobi karşısında kurulması gerekenler
« Posted on: 06 Ekim 2022, 17:02:48 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İslamofobi karşısında kurulması gerekenler rüya tabiri,İslamofobi karşısında kurulması gerekenler mekke canlı, İslamofobi karşısında kurulması gerekenler kabe canlı yayın, İslamofobi karşısında kurulması gerekenler Üç boyutlu kuran oku İslamofobi karşısında kurulması gerekenler kuran ı kerim, İslamofobi karşısında kurulması gerekenler peygamber kıssaları,İslamofobi karşısında kurulması gerekenler ilitam ders soruları, İslamofobi karşısında kurulması gerekenlerönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &