Geceleme, Nafaka Ve Benzeri Hususlarda Zevceler Arasında Kasm
(1/1)
Nakşibend:
Tanımı

"Kaseme" fiilinin masdarı olan "kasm" kelimesinin lügat anlamı, bir şeyi paylaştırmak ve herkese payını vermektir. "Kısım" ise, payın kendisi demektir. Örneğin "tarladaki kısmım (pa­yım) ekin veya tahıldaki kısmım (payım)" gibi. Kısım kelimesinin cem-i mükesseri, "aksârrTdır. "Himl" ve "ahmâl" gibi.

Fıkihçilann ıstılahında kasm´ın mânâsı, bazısı kitabî, bazısı müs-lüman da olsalar, eşler arasında geceleme hususunda erkeğin ada­letli davranmasıdır. Zevcelerin hepsi hür iseler, onlar arasında eşit taksîmât yapılır. Yani bir zevcenin yanında ne kadar gecelemişse, öte­kinin yanında da o kadar gecelemesi gerekir. Eşler arasında câriye varsa, hür kadın bu hususta cariyenin iki katı hakka sahiptir. Ya­ni hür kadının yanında iki gece, cariyenin yanında bir gece süreyle geceleyecektir.

Yiyecek, içecek, giyecek ve barınak gibi hususlarda yapılan har­camalarda eşlere eşit nafaka vermek vâcib değildir. Aksine onlardan her birine, haline uygun nafaka-i misil vermek vâcib olur. Nafakada eşlerden hiçbirine zulmedilemez. Onlardan birine, nafaka-i mislinden az vermek haramdır. Kocanın, zevcelerinden her birine lâyık olan hak­kını verdikten sonra, onlardan birine dilediği şekilde ve miktarda ay­rıcalık tanıması caiz olur. Çünkü bu durumda teberru etmiş olmaktadır. Ancak böyle yaparken bu nedenle meydana gelebilecek olan fitne ve fesatları göz önünde bulundurması gerekir. Ayrıcalık yap­ması, aile bireyleri arasında bozuşmaya, kin ve buğza yol açacak, ço­cuklar arasında nefret ve düşmanlığın meydana gelmesine neden olacaksa böyle yapması caiz olmaz. Yoksa caiz olur.

(71) MÂLÎKÎLER dediler ki: Geceleme hususunda câriye eşler, hür eşlerle aynı haklara sahiptir.

(72) HANEFÎLER´in bu hususta iki görüşleri vardır. Bazıları nafakada zev celerin değil, kocanın durumunun esas alınması gerektiği görüşündedirler. Buna göre nafakada da zevceler arasında eşitliğin sağlanması gerekir. Nafa­kadan maksat, yiyecek, içecek, giyecek ve barınağı kapsayan şeydir. Bazıla­rı da derler ki, nafakada karıların ve kocanın durumları birlikte esas alınır. Nafaka, kocanın mâlî gücüne göre hesaplanır ve sonra da durumlarına göre kanlara paylaştırılır. Yoksul karıya, zengine oranla daha az nafaka verilir. Nafaka hususunda aralarında eşitlik sağlamak zorunlu değildir. Kendi rızâ-larıyla zevceler arasında eşitlik sağlanırsa ne âlâ! Aksi takdirde zengin kadı­na, yoksula oranla daha çok nafaka verilir. Mûtemed ve müftâbih olan görüş budur. Buna göre Hanefîlerle diğerleri arasında bir fark yoktur. Zîra amaç, haksızlık yapmamak ve zulmetmeksizin her zevceye, lâyık olan hakkını ver­mektir. Her birine hakkını verdikten sonra, içlerinden herhangi bîrifle dile­diği kadar fazla vermekte serbest olur.

Mâlîkîler´in eşlerden bazısına fazla verme hususunda iki görüşleri vardır. Koca, zevcelerinin tümüne nafaka-i misil vererek haklarım öder ye sonra da içlerinden sadece birine fazla nafaka verirse, bazıları bunun sahih olduğunu, bazılanysa sahih olmadığını söylemişlerdir. Sahih olduğunu söy­leyenlerin görüşü mûtemeddir. Mâlikî mezhebinin bilinen en makbul görü­şü de budur.
Nakşibend:
Kasm1n Hükmü, Delili Ve Şartları

Kasm vâcibtir. Aşağıda belirtilecek olan şartları hâiz kimsele­rin, geceleme hususunda zevceleri arasında adaletli bir taksimat yap­ması, dînen zorunludur. Bunun delili de şu âyet-i kerîmedir.

"Şayet aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsamz bir tek (ka­dın) ile (evlenin).[19]

Adaletli davranamamaktan korkulması halinde bir tek kadınla yetinmenin ister vâcib olduğunu -sahih olan görüş de budur- isterse mendub olduğunu sçyleyelim, bu âyet-i kerîme, adaleti ayakta tut­manın vâcib olduğuna delâlet etmektedir. Birinci durum açıktır. Çünkü iki zevce arasında, sırf adaleti uygulayamama korkusu onları bir arada nikâh altında tutmayı haram kıldığına göre, bu zevceler arasında ada­leti uygulamak tereddütsüz vâcib olur. İkinci durumdaysa sırf adale­ti uygulayamama korkusu, bu zevceleri bir nikâh altında tutmayı mekruh kıldığına göre, zevceler arasında adaleti uygulamayı vâcib kılar. Çünkü mükellefin tüketmekten korktuğu şey, sadece vâcib olan şeydir. Zevceler arasınâa adaleti uygulamak mendub olsaydı, hiç kimse bu mendubu terketmekten korkmazdı. İnsan, azabtan korkar. Mendubu terketmekse, insanın azab görmesini gerektirmez. Kasm´ın şartlan üç tanedir:

1- Akıllı olmak. Deli kocanın kasm yapması vâcib değildir. Deli zevceye gelince; bu kadın, kendisiyle cinsel temasa imkân verecek şekilde kocasının evinde sükûnetle ikâmet etmekteyse, onun için kasm yapmak vâcib olur. Yoksa vâcib olmaz.

2-Koca, buluğ çağına yaklaşan (mürâhik) ve cinsel temasta bulunarak kadınların kendisinden lezzetlenmeleri mümkün olan biri olmalıdır. Çocuk ise, kasm yapması vâcib olmaz. Yaşı cinsel temas­ta bulunamayacakkadar küçük olursa kasm yapması, vâcib o!maz.Ama cinse! temasta bulunabilecek güçte olursa, tıpkı büyük yaştakiler gibi kasm yapması vâcib olur. Mürâhik koca, kasmla ilgili olarak zevce­leri arasında haksızlık yaparsa, vebali velîsinin boynunadır. Çünkü onu evlendiren ve bu işteki sorumluluğu yüklenen velîsidir. Velîsinin de onunla birlikte zevceleri dolaşması gerekir ki, bu sayede eşler ara­sında adaleti uygulamış olsun.

3- Kadın, kocasına karşı isyankâr olmamalıdır. Kocasına itaat etmeyen bir kadının kasm hakkı kalmaz.´74)

Hayız, nifas, vagina tıkanıklığı veya hastalık gibi kadında bulu­nan veya burukluk, iktidarsızlık ya da hastalık gibi kocada bulunan ve cinsel temasa engel olan durumlar kasm zorunluluğunu kaldırmaz. Zîra erkeğin hanımının yanında gecelemesinden amaç, cinsel temas değil, yakınlık ve ünsiyettir. Bilindiği gibi cinsel temas mecburî de­ğildir. Koca, eşlerini dolaşamayacak derecede hasta olursa, hizme­tini ve bakıcılığını gereği gibi yaparak istirahatini temin edecek olan karısının yanında kalır.

Kalbî Sevgi Ve Bunun Bir Sonucu Olan Şehvet Konusunda Zevceler Arasında Eşitliği Sağlamanın
Zorunlu Olmadığı

Nafaka konusunda eşler arasında eşitliği sağlamak zorunlu ol­madığı gibi,cinsel temas ve kalbî meyil bakımından da eşler arasın­da eşitliği sağlamak mecburî değildir. Çünkü bu, insanın elinde olmayan birdurumdur. Bu, doğal duruma bağlı birşeydir. Çünkü ko­ca, zevcelerden birine değil de ötekine karşı cinsel bir arzu duyabi lir. Elinde olmayan sebeplerden ötürü kalbi sadece birine meyledebilir.

"Ne kadar âdil hareket etmeye uğraşsanız da, kadınlar arasın­da eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa kalben tamamen mey­letmeyin. [20]

Buradaki "gücünüz yetmez" sözünden kasıt, insanın elinde ol­mayan kalbî sevgi ve bunun sonucu olan şehevî yararlanmadır. Ama bunun dışında olan geceleme eşitliği ve haksızlığa kaçmaksızın zev­celerden herbirine nafakay-ı misil vermek, her kocanın yapabileceği şeylerdendir. Bu nedenle Peygamber (s.a.s.) efendimiz, hanımları ara­sında adaleti sağlamaya dikkat eder ve buyururdu ki:

"Allah´ım! Bu, benim yapabildiğim şeylerdeki kasmımdır. Yapa­madıklarımda ötürü) beni kınama.[21]

Ama bu, kocanın zevcelerinden birini cinsel temassız bırakarak onu fesâd ve fuhşa terkedeceği anlamına gelmez. Böyle yapan er­kek, günahkâr olur. Oysa kocanın, hanımının iffetini muhafaza etmesi ve onun gönlünün başka erkeklere takılmasını önlemesi gerekir. Ya­pamadığı takdirde yolundan çıkması gerekir.

Kadın kocasından iffetini muhafaza etmesini taleb edebilir mi? Taleb ettiği takdirde kadı, kocasının onunla belli miktarda temasta bulunmasını takdir eder mi? Aynı şekilde kocasının kendisiyle fazla­ca temasta bulunmasından zarar gördüğü takdirde onu şikayet ede­bilir mi? Mezheblerin bu konulara ilişkin geniş açıklamaları aşağıya alınmıştır.

(73) Malikîler dediler ki: Kocanın baliğ olması şart, zevcenin baliğ ol-masıysa şart değildir. Aksine, cinsel temasa dayanıklı olması yeterlidir. Di­ğer mezheblerin bu konuda verdikleri hüküm aynıdır.

(74) Hanefîler buna dördüncü bir şart olarak kocanın seferi olmaması­nı eklemişlerdir. Yakında da anlatılacağı gibi, seferde kasm yoktur.

(75) Hanefîler dediler ki: Erkek tek kadınla evli olup ibâdetle veya câ-riyeleriyle meşgul olduğu için karısının yanında gecelemezse, kadın ona ya­nında gecelemesi için talebte bulunabilir. Bu, haftalık olarak belli bir süreyle takdir edilmez. Kuvvetli olan görüş budur. Aksine kadı, uzun bir gâibliği hissettirmeyecek kadar, şu vakitten şu vakte dek karısının yanında bulunup gecelemesini kocaya emreder. Bazıları bunun için her dört günde bir gece diye süre takdir etmişlerdir. Ama Hanefîler, bunun zayıf bir görüş olduğu­nu söylemişlerdir. Mûtemed olan görüş, birincisidir.

Cinsel temas konusunda kadın,-bir defadan fazla talebde bulunma hak­kına sahip değildir. Ancak kocanın, diyâneten karısının iffetini koruması farz­dır. Aksi takdirde günahkâr olur. Şu da var ki, bazı Hanefîler, iffetini koruması için kadın lehinde koca üzerine kaza yoluyla hükmetmek gereği görüşündedirler. Kadı´nın uygun göreceği tarzda, koca üzerine şu vakitten şu vakte dek karısının yanında gecelemesini hükmetmek vâcib olduğu gibi, yine kadı´nm uygun göreceği tarzda şu vakitten şu vakte dek karısıyla cinsel temasta bulunması üzerine hükmetmek de vâcib olur ki, bu güzel bir görüş­tür. Ama kadın, kocasının kendisiyle fazlaca cinsel temasta bulunmasından şikâyetçi olursa, kocasının kendisiyle dayanabileceğinden fazla miktarda cinsel temasta bulunmaması için, kadın lehine hüküm verilir. Bu, sayı ile takdir edilmez. Bunun takdiri de kadıya aittir. Kendi gâlib zannına göre kadının dayanabileceği kadar cinsel temasta bulunulmasına hükmeder. Bu da çoğun­lukla kadının sağlığı, şişmanlık ve zayıflığı gibi nedenlere göre değişir. Evet bazı dâhili sebepler dolayısıyla zayıf kadın, şişman kadına oranla cinsel te­masa daha dayanıklı olabilir. Ama bu, her zaman böyle olmaz. Şu da var ki, kadı´nın ne kadar cinsel temasa dayanabileceğini kadına sorması gere­kir. Yemin etmesiyle birlikte kadının sözü geçerli olur. Bu kadını, jinekoloji uzmanı iki kadın hekime göstermek de uygun olur. Hanefîler bunun, kadı­nın yaşı küçük olup cinsel temasa dayanamamasi, kocasınınsa onun diğer kadınlar gibi cinsel temasa dayanıklı olduğunu iddia etmesi durumunda caiz olacağını açıkça belirtmişlerdir. Kocanın penisinin büyük oluşu ve kadının bundan zarar görüp yapılan temasa dayanamaması durumunda da aynı hü­küm sözkonusu olur ve bu kadın, bu işin uzmanı olan kadınların onayı alın­madan kocasına teslim edilmez.

dediler ki: Cinsel temas, kocanın karakter ve yaratılışına bırakılır. Zevcelerinden biriyle yaptığı gibi, diğer zevcesiyle de cinsel teması yapmaya zorlanamaz. Yalnız, kendisinden daha fazla lezzet aldığı diğer zev­cesine şehvet ve döl suyunu fazlaca bırakmak amacıyla zevcelerinden birin­den yüz çevirmeyi kasdetmiş olmaması şarttır. Nöbet sahibi kadının yanındayken onunla cinsel temasta bulunma güç ve eğilimini duyar, ama on­dan daha güzel olan diğer zevceye şehvet ve döl suyunu daha fazla bırak­mak amacıyla temas yapmaktan vazgeçerse, bu haram olur. Çünkü bu, o kadına -o bundan fiilen zarar görmese bile- kasden zarar vermektir.

Erkeğin bir karısı olup onunla cinsel temasta bulunmaz ve kendi haline bırakır da, kadın durumunu kadıya arzederse, kadı, dört gecede bir kocası­nın kendisiyle cinsel temasta bulunmasına hükmeder. Kuvvetli olan görüş budur. Çünkü kocası, kendisinden başka üç kadınla daha evlenebilir. Koca, cinsel temasın azlığından; kadınsa çokluğundan şikâyetçi olursa, sahih gö­rüşe göre dayanabileceği kadar cinsel temas yapılması için kadın aleyhine hükmedilir. Tıpkı hizmet için kiralanan işçi gibi.

Cinsel temas, bir günde dört kereyle veya daha az ve daha fazlasıyla kayıtlanamaz. Denebilir ki, cinsel temasa dayanma gücü bakımından kadı­nın durumu göz önüne alındığına göre, gücünün üstünde cinsel temas yapıl­ması için kadının aleyhine hükmedilemez. Koca üzerine belli miktarda, yani dört gecede bir cinsel temasta bulunmaya hükmedilir. Mâlikîler, Hz.Ömer´-in hâmile bırakmak için tuhr (temizlik) devresindeki kadınla bir kez cinsel temasta bulunmaya hükmettiğini rivayet etmektedirler ki, bu, anlaşmazlık esnasında mâkul olan bir hükümdür. Niçin bununla amel edilmesin? Ancak denebilir ki; bu takdir erkeğin güçlü ve genç olup bir birleşmede kendisine zarar vermeyecek şekilde iki defa cinsel temasta bulunma iktidarına sahip olması şartına bağlıdır. Aksi takdirde kocanın durumu göz önüne alınır. Ne var ki, Mâlikîler bunu alıkça belirtmemişlerdir. Ancak bunlar, kocanın bir kez yaptıktan sonra cinsel teması terketmesi nedeniyle karısıyla aralarını tefrîk etmenin gerekmediği görüşündedirler. Hanbelîlerse bu görüşe muhaliftirler.
Nakşibend:
Hanbelîler dedilerki: Erkeğin cinsel temas ve onun başlangıcı mâ­hiyetinde olan öpme ve elleme gibi fiillerde, zevceleri arasında eşitliği sağla­ması vâcib değildir. Aynı şekilde nafaka, giyim ve (bu karısını nasıl arzuluyorsa, şu karısını da aynen arzulaması şeklinde) şehvet bakımından da karıları arasındaki eşitliği gözetmesi vâcib değildir. Özrü yoksa, her dört ayda bir karısıyla cinsel temasta bulunması vâcibtİr ki, bu, ilâ müddetidir. Karışma yanaşmamaya yemin ederse, dört aydan sonra onunla temasta bu­lunması vâcib olur. Bundan da anlıyoruz ki, dört aydan sonra cinsel temas­ta bulunmak vâcibür. Çünkü şehevî yararlanma, karı ve koca arasındaki ortaklaşa bir haktır. Bu nedenle koca, karısının iznini almadan dölsuyunu vaginamn dışına akıtmaya yetkili değildir. Karısıyla dört ayda bir cinsel te­masta bulunmaya muktedir olamazsa, kadı bu çifti birbirinden ayırır.

Şâfiîler dediler ki: Kocanın ne cinsel temasta, ne bu temasın ön fiil­lerini yaparak şehevî yararlanmada, ne giyimde, ne de nafakada kanları ara­sında eşit muamele yapması vâcib değildir. Aksine kanlarından her birine, kendisinden istenilen nafakay-ı misli öder. Bundan sonrası için kasm yok­tur. Ancak bunlarda eşitliği gözetmesi sünnettir. Kadının, kocasından cinsel temas istemeye hakkı yoktur. Kuvvetli olan görüş budur. Zîra nikâh akdi, kocanın kadından yararlanması üzerine yapılmıştır. Üzerine akid yapılan erkek değil, kadındır. Şu halde cinsel temas, kocanın hakkıdır. Ama bu, erkeğin kesik penisli olması durumunda -kendisiyle cinsel temasta bulunduktan sonra penisi kesilmiş olsa bile- kadının nikâh akdini feshetme hakkına aykırı düş­memektedir. Kocanın, bir kez temasta bulunmadan iktidarsız olması da ay­nı hükme tâbidir. Bu iki durum arasında açık bir fark vardır. Zîra kadının, kendisinden cinsel temas yapması beklenmeyen bir erkeğin yanında kalması tam bir umutsuzluktur. Sağlam ve sağlıklı bir erkekle beraber kalması ha­lindeyse bu umudu kesilmez.

Kasmmn Keyfiyeti Ve Sonuçları

Koca, kendi durumuna göre kanları arasında kasm yapma yet­kisine sahiptir. Eğer geçimini temin için gündüzleyin çalışan biriy­se geceleyin kasm yapar. Bekçiler gibi geceleyin çalışan biriyse, karıları arasında gündüzleyin kasm yapar. Sonra eğer karıları belirli bir süre üzerine, meselâ bu cumaya kadar bir karıya, diğer cumaya kadar da diğer karıya şeklinde anlaşırlarsa ne âlâ. Aksi takdirde kas-min ne şekilde yapılacağı hususunda mezheblerin tafsilâtlı açıkla­maları aşağıya alınmıştır.

(76) Hanefıler dediler ki: Karılarından birinin yanında kalacağı süreyi be­lirleme yetkisi kocaya aittir. Ancak bu sürenin dört aydan fazla olmaması şarttır. Dört ay, ilâ süresidir. Zîra koca, karısına yaklaşmamaya yemin ederse, dört ay bekler. Bu sürenin bitimine kadar karısıyla cinsel temasta bulunmazsa, kendisinden kesin olarak ayrılır. Aşılması esnasında kadın zarar görmeye­cek olsaydı, şeriat koyucu bu sürenin bitiminde kadının kocasından bâin ola­rak ayrılmasına hükmetmezdi. Yine rivayet edilir ki Hz.Ömer, kızı Hafsa´ya, bir kadının erkeksizliğe ne kadar sabredebileceğim sormuş. O da ancak dört ay süreyle katlanabileceği cevabını verince, Hz.Ömer komutanlara emrede­rek, karısından dört ay uzak kalan askerleri izne göndermelerini istemişti. Hanefîlerin, bir erkeğin ömür boyu bir defadan fazla olarak karısıyla cinsel temasta bulunmakla yükümlü olmadığı şeklindeki görüşlerinin onların söy­lemiş oldukları ´kadın, dört aydan fazla erkeksizliğe katlanamaz´ şeklindeki sözleriyle nasıl bağdaştırılabileceği sorulacak olursa, cevaben derim ki: Ha-nefîler bunu, eşler arasında bir anlaşmazlık çıkması durumunda, kocanın yargı bakımından cinsel temasta bulunmaya yükümlü olmadığını belirtmek için söylemişlerdir. Nitekim bu, bir sonraki sayfalarda da anlatılacaktır. En uy­gun olan şey kocanın, karıları arasında, yalnızlık duygusu uyandıracak ve üzüntüye sebebiyet verecek bir süreyle onlardan ayrı kalmayacak şekilde kasm yapmasıdır. Kocanın geceleyin, sırası gelen karısını bırakıp da diğer karısı­nın yanına gitmeye hakkı yoktur. Gün batınımdan sonra sıra sahibini bıra­kıp da diğer karısının yanına gittiği takdirde günahkâr olur. Ama gündüzleyin sıra sahibi olmayan bir karısının yanına gitmesi için bir engel yoktur. Fakat sırası değilken, kesinlikle onunla cinsel temasta bulunamaz. Eğer hastaysa ziyaretine gidebilir. Hastalığı şiddetlenirse ve kendisine bakacak ve refakat edecek bir kimse de yoksa, iyileşinceye kadar yanında ikâmet edebilir.Sırası gelen kadını bırakıp da kumasının yanma gider, orada kalır ve onunla cinsel temasta bulunursa bunun kazası (ve telâfisi) olmaz.

Malikîler dediler ki: Koca, kanlarıyla beraber aym beldede ikâmet ediyorsa, karıları arasında ne fazla ne de eksik, birer gün ve birer gece şek­linde kasm yapması gerekir. Ancak kanlar, başka müddetlere razı olup an­laşırlarsa kasmı o şekilde yapabilir. Karılarından bazısının kendi beldesine, aym belde sayılabilecek derecede yakın bir beldede ikâmet etmeleri durumunda da aynı hüküm sözkonusudur. Ama kanlarından bazısı, kendisininkinden uzak bir beldede ikâmet etmekteyseler, durumuna göre, cumadan cumaya veya aydan aya şeklinde kasm yapabilir. Kocanın sıra sahibi karıyı bıraka­rak şehevî yönden yararlanmak için diğer karısının yanına gitmesi haram olur.

Ama bir işini görmek için gitmesi caizdir. Bu işi görmek için bir haberci gön­dermesi mümkün olsa bile, kendisinin gitmesi caiz olur.Kasmı geceleyin yap­ması mendub olur.Ancak bir yolculuktan dönmüşse, yaptığı işte serbest olur.

Şâfîîler dediler ki: Kasm nöbetinin en azı; bir gece şu kadına, bir gece diğer kadına, şeklinde yapılanıdır. Kadınlar için geceyi bölümlere ayır­mak caiz olmadığı gibi, bir gecenin bir kısmıyla ertesi gecenin bir kısmını bir kadına ayırmak şeklinde kasm yapmak da caiz olmaz. Çünkü bunda ka­rışıklık ve teşviş vardır. En uygunu, bir gece şeklinde yapılan kasmdır. Kas­ının her kan için üç günden fazla olmaması gerekir. Meğer ki karılar buna razı olsunlar. Üç günden fazlasına, karıların sıralarının geç gelmesi dolayı­sıyla cevaz verilmemiştir. İlk sıranın hangisine verileceğini saptamak için ara­larında kura çekmek gerekir. İlk sıradakinin nöbeti sona erince, kalanlar arasında ikinciyi saptamak için kura çekilir. Kanların tümünün sırası böyle­ce saptanır. Bundan sonra sıraları, bu düzen içinde devam edip gider.

Geceleyin çalışmakta olan bir erkek, kanları arasında gündüzleyin kasm yapmış ise, sıra sahibi kadını bırakıp da diğer bir karısının yanma gitmesi haram olur. Ancak tehlikeli ve korkunç bir hastalık durumu gibi zaruret ha­linde haram olmaz. Kadının hastalığı normal bir hastalıksa, o zaman yanına gitmesi doğru olmaz. Fakat geceleyin bir işini görmek için yanına girebilir. Cinsel temasta bulunmaması şartıyla şehevî bakımdan ondan yararlanabi­lir. Sıra diğer karısındayken onunla cinsel temasta bulunması haram olur. Aynen bunun gibi, gündüzleri çalışmakta olup geceleri kasm yapan bir er­keğin, geceleyin sıra sahibi olmayan bir karısının yamna gitmesi, zaruret yoksa haramdır. Ama gündüzleri, sıra sahibi olmayan bir karısının yanına girebi­lir. Cinsel temas dışında,şehevî bakımdan ondan yararlanabilir. Kasmı gün­düzleyin olan kocadan "gündüz asıl, gece teb", kasmı geceleyin olan kocadansa "gece asıl, gündüz teb´" diye tâbir olunur. Aslın, gece olsun gün­düz olsun, kadının yanına girmesi caiz olmaz. Korkunç bir hastalık gibi bir zaruret dolayısıyla kadının yanına ziyaret için girebilir. Ancak uzun süre ka­lamaz. Kaldığı takdirde, ister gece olsun, ister gündüz olsun, bir bu kadar da kumasının yamna girmesi gerekir. Bu ihtiyacı giderme tabiatıyla uzun za­man alırsa, sıra sahibi kadın lehine bir hüküm verilmez. Ama ihtiyacı gider­me işini kasıtlı olarak geciktirirse işin normal olarak tamamlanabileceği süreden fazlası kadar bir süre, diğer kadının yanında kalması gerekir. Yanı­na girmiş olduğu kadınla cinsel temasta bulunursa, aynı şekilde diğer karı­sıyla da temasta bulunması gerekmez. Çünkü cinsel temas, arzu ve istekli olmaya bağlıdır. Karılarından birini arzulayıp isteyebildiği halde, diğeri için bu duygulan hissetmeyebilir. Ancak cinsel temasta bulunmakla haram bir fiil işlemiş olur.

Hanbelîler dediler ki: Kasmın birer gece halinde yapılması gere­kir. Sürenin bir geceden fazla olmaması vâcibtir. Meğer ki kadınlar buna razı olsun. Kocanın, her bir karısının gece nöbetinde, âdete uygun olarak hukuku, vâcibleri ve namazı edâ etmek amacıyla evden dışarı çıkması hak­tır. Yalnızca bir karısının gece nöbetinde, fazlaca dışarıya çıkmayı kasdet-mesi caiz değildir. Çünkü böyle yapmakla, sıra sahibi karısının haklarını zedelemiş olur. Ama bu hususta anlaşırlarsa bunun bir sakıncası olmaz.

Asılda olsun, teb´de olsun, sıra sahibini bırakarak kumasının yanına gir­mesi haram olur. Kasnı gece ise, kumanın yanına gece ve gündüz girmesi haram olur. Geceleyin yanına girmesi caiz olmaz. Ama kadın can çekişmek­te olup kendisine vasiyette bulunmak istemekteyse ve buna benzer tehlikeli, beklenmedik bir durumla karşılaşılmasa, kadının yanına girmesi caiz olur. Gündüzleyin ise, öğrenmek istediği bir şeyi sormak ve benzeri bir ihtiyaç için kadının yanına girmesi, fazla beklememesi şartıyla caiz olur. Beklediği tak­dirde o günü, kuması için kaza eder. Onunla cinsel temasta bulunursa, aynı şekilde cinsel teması da kaza etmesi gerekir. Şâfiîler bu görüşe muhaliftirler.
Nakşibend:
Yeni Zevcenin Kasmdaki Hakkı Ve Bir Zevcenin Kasmdaki Hakkından Feragat Etmesi

Adamın biri yeni bir bakire kadınla evlenirse hesabına sayılma-yarak fazladan kocasının yanında bir hafta geceleme hakkına sahip olur. Bu kadın bakire değilse, kocasının yanında geceleme hakkı üç gündür. Kocanın yeni karısı yanında ikâmet etme süresi sona erin­ce, önce verilen tafsilât çerçevesinde karıları arasındaki kasma dö­ner. Bu yeni zevcenin, hür kadın üzerine getirilmiş bir câriye olmasıyla, hür bir kadın olması arasında bir fark yoktur. Zîra İbn Hib-ban´ın Sahih´İnde rivayet etmiş olduğu bir hadîs-i şerifte Peygamber (s.a.s.) efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

Bakireye yedi, dula üç gün.[22]

Buhârî ve Müslim´in Enes (r.a) ten rivayet ettiklerine göre sün­net olan; dul kadın üzerine evlenilen bakireyle yedi gün kalınması, sonra kasm yapılmasıdır. Bakire kadın üzerine dul ile evlenildiğinde ise, onun yanında üç gün kalınması, sonra kasm yapılmasıdır.

Kadın, kumasından alacağı bir mal karşılığında veya karşılıksız olarak kasmdaki payından onun lehine feragat edebilir. Feragat et­tikten sonra cayarsa, bu sahih olur. Mezheblerin buna ilişkin geniş açıklamaları aşağıya alınmıştır.

(77) Hanefîler dediler ki: Geceleme hususunda zevcelere ayrıcalık tanı­namaz. Aksine yeni ile eski, bakire ile bakire olmayan zevceler bu hususta eşittirler. Bir kimse yeni bir bakire veya yeni bir dulla evlenirse, bakirenin yanında yedi, dulun yanında da üç gece kalır. Sonra da diğer zevcelerine bu kadar müddetlik bir ödün verir ki, hadîs-i şerifin anlamı da budur. Zîra hadîs-i şerif, kasmda eşitlik olmayacağı anlamına delâlet etmemekte, sadece peri­yodun hangi kandan başlatılması gerektiğine delâlet etmektedir. Periyodun yeni kandan başlatılması akla da uygundur. "Ne kadar âdil hareket etmeye uğraşsanız da, kadınlar arasında eşitlik yapamayacaksınız, bari bir tarafa kalben tamamen meyletmeyin."[23] âyet-i kerîmesi de bunu teyîd et­mektedir. İnsanlar, irâdeleri dışında meydana gelen şeylerden ötürü hesaba çekilmezler. İrâdeleri dışında olan, kalbî meyildir. Ama irâdeleri kapsamın­da olan meyilden sorumludurlar ki, bu da yeni zevceye ayrıcalık tanımaksı­zın mutlak bir kasnıdır.

(78) Hanefîler dedilerki: Kadının, kumadan veya kocadan alınan bir mal karşılığında kasmdaki payından feragat etmesi hususunda ihtilâf var­dır. Bazıları feragatin sahih, ancak ileri sürülen şartın geçersiz olduğunu söy­lemişlerdir. Buna göre bir kadın, sözgelimi iki gecelik hakkından feragat eder ve caymazsa, hakkı sakıt olur. (Kumasından veya kocasından) mal almak için bir talebte bulunamaz. İki gece geçmeden feragatinden cayarsa, cayma hakkına sahip olur. Bazılarıysa şart olarak ileri sürdüğü malı alma hakkına sahip olduğunu söylemişlerdir. Zîra bu mal, feragat ettiği bir hakkın karşılı­ğıdır. Dolayısıyla bu şart geçerlidir. Birinci görüş tercihe daha şayandır. Be­lirli bir kadın lehine, meselâ kuması Zeynep lehine hakkından feragat ederse, kocası bu feragat üzerinde tasarrufta bulunabilir mi? Bu feragati, Zeynep için değil de, Fatma için kullanabilir mi? Bu hususta da iki görüş vardır:

a) Kocanın bu feragat üzerinde tasarrufta bulunması sahih olmaz.

b) Kocanın bu feragat üzerinde tasarrufta bulunması sahih olur. Tercihe şayan olan birinci görüştür. Zîra kasm nöbeti kadının hakkıdır ve bu hakkından kuması lehine feragat etmiştir. Kuması bu hakkı ya alır ve­ya almaz. Kocanın bunda bir hakkı yoktur. Denebilir ki, gecelemeden mak­sat ünsiyet, rahat ve şehevî yararlanmadır. Bunlar da karı-koca arasında dönüp dolaşan şeylerdir. Kadın bu şeylerdeki hakkından feragat ederse, kocanın hakkı geride baki kalır. O, bu hakkını gereğine uygun şekilde kullanabilir. Ancak bunun, kocadan önce kadına özgü bir hak olduğunu ve bu hakkını başkasına bağışladığını varsayarsak, bu şu anlama gelir: Kadın, kocasını zo­runluluk altında bırakmaksızın bu hakkını kocasından düşürmüş olmakta­dır. Koca bu hakkı, kendisine hîbe edilen kadına verebileceği gibi, başka bir karısına da verebilir. Buna cevaben deriz kî: Bu, karıya özgü bir haktır. Ka­rı bunu bağışladığı zaman, kocasının hiç bir müdâhalesi olmaksızın, bu hak kendisine hîbe edilen kadına âit olur. Kendisine hîbe edilen de dilerse bu hakkı alır, dilerse terkeder. Şu halde kendisine hîbe edilen kadın bu hakkı terke-derse, kocası onun yanında geceleme hakkına sahip olmaz. Ama razı olup bu hakkı kabul ederse, kocası bunu reddetme hakkına sahip olmaz. Üç mezheb imamı bu görüşe muhaliftirler.

Malikıler dediler ki: Bir kadın, kocanın razı olması şartıyla kasnı­daki hakkını kumasına bağışlayabilir. Yalnız bu hak, kendisine bağışlanan kumaya özgü olur. Kocanın, bu bağışı başka bir karısına aktararak tasar­rufta bulunması sahih olmaz. Çünkü koca, o kadın hakkında izin vermiştir. Özellikle bu kadına bağlı olması icâb eder. Ama kadın, kasmdaki hakkım kocasına bağışlarsa, bu sahih olur. Bu durumda koca, bağış üzerinde tasar­rufta bulunabilir. Bağışlanan bu hakkı, karılarından dilediğine verebilir. Ba­ğışlayan kadın da bu bağışından geri dönebilir.

Gece nöbetini kumasına bağışlaması caiz olduğu gibi, bu nöbetini mal ve diğer şeylerden belli bir bedel karşılığında kocasına veya kumasına sat­ması da caiz olur. Ancak kocanın rızâsı olmadan bu hakkını kumasına sat­ması sahih olmaz. Satıştan menederse, satış bedelini kadına vermesi gerekmez. Kuması, hakkı satın alınca da keselisine özgü olur. Başka kumaların bu hakla ilişkileri olmaz. Kocanın kendisi satın alırsa, bu hakkı karılarından dilediği­ne verir. Karılardan biri, devamlı olarak geceleme hakkını kumasından sa­tın alabilir mi? Yoksa satın alma câizliği bir veya iki güne mi mahsustur? Bu hususta ihtilâf vardır. Kadının geceleme hakkını devamlı şekilde satma­sı, meşhur görüşe göre caiz olmaz. Çok değil de az bir süre için satabilir. Bedelsiz olarak kuması lehine hakkından feragat edebilir. Aynı sekide koca­sının nikâhında kalması veya kocasının kendisiyle iyi geçinmeye devam et­mesi için kocasına bir mal vermesi de caiz olur.

Hanbelîler dediler ki: Kadın, kasmdaki hakkını bazan veya her za­man kumalarının tümüne veya bir kısmına, kocasının izniyle satabilir. Bu hakkını kocasına hîbe de edebilir. Kocası da bu hakkı, karılarından dilediği­ne verebilir. Hîbe eden kadın ve koca razı olduktan sonra, kendisine hîbe edilen kadın bunu kabullenmese bile, bu hîbe sahih olur. Zîra kasm hakkı, hîbe eden kadından ve kocadan çıkmamaktadır. Sabit olmuştur ki, Şevde (r.a.) gününü Âişe (r.a.) ye hîbe etmiştir. Rasûluliah (s.a.s.) de Âişe´ye ken­disinin ve Sevde´nin gününü kasmederdi.

Kadının kasm hakkım bir mal karşılığı hîbe etmesi sahih olmaz. Mâli-kîler bu görüşe muhalif, Şâfiîlerse muvafıktırlar. Hîbe eden kadın,kumasın­dan bir mal almışsa, o malı ona geri vermesi gerekir. Bu durumda kocanın, hîbe eden kadın lehine kumasına hîbe ettiği kadar bir zamanı kaza etmesi gerekir. Çünkü bu kadın, hakkını bir bedel karşılığında kumasına hîbe et­miş ve bedelini de almamıştır. Bu takdirde hîbe etmiş olduğunu geri alma hakkına sahip olmaktadır. Bedel, kocasının kendisinden memnun olmasını sağlamak gibi, mal dışı bir şeyse, bu bedelli hîbe caiz olur. Bazı Hanbelîler derler ki: Kadının, kasm ve diğer şeylerdeki haklarından kuması lehine fera­gat etmesine karşılık olarak mâlî bir bedel alması caiz olur. Ama meşhur olan, önceki görüştür. Hîbe eden kadın, hîbeden rücû etme hakkına sahiptir. Ma­ziye karışan şeylerde^tieğil de, geleceğe âit haklarda hîbeden rücû etme hak­kına sahiptir.

Şâfiîler dediler ki: Kocasının razı olması şartıyla kadın, gece nöbe­tini belirli bir kumasına hîbe edebilir. Kendisine hîbe edilen kumanın bu hî-beyi kabul etmesi ve razı olması şart değildir. Aksine bu kuma razı olmasa bile, koca onun yanında geceleme hakkına sahiptir. Aynı şekilde kadın, ge­ce nöbetini bütün kumalarına veya kocasına da hîbe edebilir. Bütün kuma­larına hîbe ettiği zaman, her birisi bundaki payım alır. Kocasına hîbe ettiği zaman, koca bu hakkı, karılarından dilediğine tahsis edebilir. Hîbe eden ka­dının, bu hakkı karşılığında bir bedel alması caiz olmaz. Alırsa, geri vermesi gerekir. Nöbetinden feragat ettiği süreyi kaza etme hakkına sahiptir. Han­belîler de bu görüşe muvafıktırlar. Hîbe eden kadın, dilediği zaman hibesin­den cayabilir. Caydığında, geçmiş nöbetinde değil de, gelecek nöbetinde hak sahibi olur. Koca, kendisine hîbe edilen kumanın yanında meselâ yarım ge-ce geçirdikten sonra, hîbe, eden kadın hîbesinden cayarsa kocanın, kumanın yanından çıkarak hak sajnibi kadının yanına gitmesi gerekir. Tabiî bu du­rum, geceleyin çıkmakla kendi nefsi için korkmadığı takdirde böyle olur. Eğer korkarsa, hîbe eden kadının yanında yarım gece kaza etmesi gerekir.

Zevcelerden birisi, gecesini kumasına hîbe ederse, kocanın bu geceyi za­manında geçirmesi gerekir. Meselâ nöbeti perşembe gecesi olan bir kadın, bu nöbetini kumasına hîbe ederse ve bu kumanın nöbeti de cuma gecesiyse, kocanın bu kuma yanında peşpeşe iki gece gecelemesi gerekir. Perşembe ge­cesinin nöbetini, sözgelimi pazartesi gecesine aktarması caiz olmaz. Hîbe eden kadının nöbeti pazartesi gecesiyse, kocanın bu nöbeti kumanın yanında iki gece kalmak amacıyla cuma gecesine aktarması caiz olmaz. Çünkü nöbetin aktarılmak istendiği pazartesi gecesi, üçüncü kumanın nöbet gecesidir. Ka­dın, nöbet gecesinin değiştirilmesi nedeniyle bazan zarara uğrayabilir..Ama razı olursa, değiştirilmesi caiz olur. Hîbe eden kadın, hîbesinden cayabilir de. Kadın, kendi nöbet gecesi olan pazartesi gecesini kocasına hîbe ederse, kocanın, kadının rızâsını almadan pazartesi gecesini cuma gecesine alması caiz olmaz. Zîra kadında hîbesinden cayma fikri meydana gelebilir. Koca, bu geceyi öne alırsa, hîbe kesinleşir ve artık kadın hîbesinden cayamaz. Ama hîbe eden kadının nöbeti cuma gecesi olup kocası bu nöbeti pazartesi gecesi­ne aktarmak isterse, kadının rızâsını almasa bile caiz olur. Çünkü koca bu nöbeti, kadına dilediği takdirde cayma fırsatı tanımak için ertelemektedir. Ancak nöbeti, üçüncü kumanın rızâsını almadan başka geceye aktarması câız olmaz. Nöbetlerin başka gecelere aktarılmasında hep bu ölçü gözönünde bu­lundurulur. Bazı Hanefî muhakkikleri bunu Şâfiîlerden nakletmişlerdir. An­latıldığına göre Şâfiîler, hîbe edilen geceyi, kendisine hîbe edilen kadının gecesinin yanına nakletmek caiz olur demişlerdir ki, o kadının yanında iki gece peşpeşe kalabilsin.

Üçüncü kumaya zarar vereceğinden dolayı, gece nöbetinin başka gece­ye aktarılmasının caiz olmadığım savunan görüş tercihe şayandır. Ama Şa-fiîlerin buna kesinlikle cevaz vermedikleri de bir gerçektir. Aksine onlar, gece nöbetinin başka geceye aktarılabilmesi için, hiçbirine zarar değmesin diye hem kumanın, hem de hîbe edenin razı olmasını şart koşmuşlardır. Bu da, hiçbir sakıncası olmayan güzel bir görüştür. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, üç mezhebin imamı, geceleme nöbetini bir kadının kumasına hîbe etmesi karşılığında mâlî bedel almasının caiz olmadığını söylemişlerdir. Mâlî bedel karşılığında nöbetini kumasına veya kocasına satması da aynı şekilde caiz olmaz. Caiz olur diyen Mâlikîler bu görüşe muhaliftirler. Ama Hanbelî ve Hanefîlerin bu meselede iki görüşleri vardır. Tercihe şayan olan görüşe gö­re, bu caiz değildir. Şâfiîlere gelince, bunun caiz olmadığı hususunda onlar arasında hiç bir ihtilâf yoktur:
Nakşibend:
Yolculuğa Çıkacak Kimsenin, Karılarından Kendisiyle Birlikte Seyahate Çıkacak Olan! Seçme Hakkı

Birden fazla kadınla evli bulunan bir kimse yolculuğa çıkacak olursa, bu yolculuğu ya gidip orada yerleşmek amacıyla bir belde­den başka bir beldeye taşınma şeklinde olur, ya da bir işi görmek için geçici bir sefer şeklinde olur. Temelli taşınacaksa, karılarının ba­zısını yanına alıp bazılarını geride bırakması caiz olmaz. Çünkü böy­le yaptığı takdirde, geride kalacak olan kadınlar, zarara uğrarlar. Taşınacağı beldede karılarının tümüyle bir arada yaşayamayacaksa, istemediği kanlarını boşaması gerekir. Aksi takdirde kanları arasın­da kura çekmesi, kura isabet eden kadını yanına alması ve bir süre onu yanında tutması, sonra da o kadını geri getirip, bir o kadar süre yanında tutmak üzere başka bir karısını yanına alması gerekir. Karı­larının tümünü hep bu usûlde yanında tutar ve bu periyot da hep böyle sürüp gider.

Kırsal kesimlerde âdet haline getirildiği gibi, bazı kimselerin bir­den fazla kadınla evlenip bunlardan birini yanına alarak kente taşın­maları ve kentte tümüyle bir arada yaşama imkânlarının olmadığı bahanesiyle, diğer karılarını köyde bırakmaları, onların rızâsını alma­dan caiz olmaz. Bunda bir İhtilâfın olmaması gerekir. Zîra karılardan her birisi, bu durumda kasm hakkına sahiptir. Bu durumdaki kocaya "misafirdir" denemez. Ona ancak, "kendisi bir tarafta ikâmet etti. Ka­rılarını ise başka tarafta bıraktı" denir. Bununla birlikte karıların ko­ca üzerinde hakları vardır. O, bu hakları ifâ etmeye zorlanır. Koca ticâret, gaza, hac ve tedâvî gibi bir amaçla sefere çıkacak olduğun­da, mezheblerin buna ilişkin tafsîlâtı olup aşağıya alınmıştır.

(79) Hanefîler dediler ki: Herhangi bir tarafa sjfere çıkacak olan ko­ca, kanları arasından kendisiyle birlikte sefere çıkacak olanı seçme hakkına sahiptir. Çünkü yolculuğun zorluklarına katlanacak olan ve karılarından hangisinİn sefere uygun olacağını bilecek olan kocadır. Ev işlerini idare etmeleri için bazı karıların evde bırakılmaları gerekebilir. Bu durumda onjan yanma alması doğru olmaz. Ancak bu gerekçeye itiraz kabilinden olarak Hz.Pey-gamber´in sefere çıkarken hanımları arasında kura çektiği söylenirse, buna cevaben deriz ki: Hz.Peygamber böyle yapardı. Çünkü O´nun nazarında ha­nımları seferin zorluklarına katlanmaya ve ev işlerini çevirmeye elverişliydi­ler. Dolayısıyla kura hangisine isabet etmiş olursa olsun farketmezdi. Kendisine kura isabet etmeyen hangisi olursa olsun, ev işlerini çevirmeye el­verişliydi. Çünkü onların hepsi de dinlerine tutkundular. Allah´ın kendileri­ne emrettiği gibi dindar olup, her husustaki vazifelerini müdrik idiler. Bu yönde eşit oldukları için Hz.Peygamber (s.a.s.), zorunlu bir görev olarak değil de, hanımlarının gönlünü hoş tutmak için aralarında kura çekerdi. Özellikle Hanefi mezhebi, Hz. Peygamber´in kasm yapmakla yükümlü olmadığına karar vermiştir. Ama Peygamber (s.a.s.), mutlak adalet sevgisinden dolayı hanımları arasında kasm yapardı. O´nun hanımları arasında kura çekmesi, bunun di­ğer insanlara vâcib olmasını gerektirmez. Çünkü bu, yukarıda belirttiğimiz maslahata ters düşmektedir.

Bazı Hanefî âlimleri demişlerdir ki: Zevcelerin gönlünü hoş tutmak için aralarında kura çekmek daha iyidir. Çünkü biz, meselenin maslahata bağlı olduğunu ve kuranın sefere elverişli olmayan karılara isabet edebileceğini söy­lemiştik. Evet, buna karşı demişlerdir ki: Böyle bir durumda koca, kurayı reddedebilir ve sefere elverişli olan kadım seçip yanına alır. Ama bu da/amacm tersi bir sonucu doğurur. Amaç ise karıların gönlünün hoş tutulmasıdır, Zî­ra kendisine kura isabet eden kadın sefere götürülmezse, gönlü incinir ve hali perişan olur. En iyisi, kura çekmemek ve işin başındayken, sefere elverişli olan kadım seçmektir. Evet, denebilir ki, sefere katlanmaya ve ev işlerini çe­virmeye yatkınlıkta eşit olurlarsa, gönüllerini hoş tutmak için aralarında kura çekilmesi gerekir. Şunu da belirtelim ki, sefere çıkarken evde bırakılan zev­celer için kasm yoktur. Koca, zevcelerden birisiyle beraber sefere çıkar ve onunla beraber bir süre geçirirse, bu süre hesaptan düşürülür. Yani kendi­siyle birlikte olunan zevce, bu süreyi fazladan kazanmış olur. Seferden dö­nüşte, bu süreyi yanında bulundurduğu karının kumaları için kaza etmez. Bunun, sefer müddetinden olmasıyla ikâmet müddetinden olması arasında bir fark yoktur. Ayrıca bunun hac veya gaza seferi olup olmaması, mâsiyet seferi olup olmaması arasında da bir fark yoktur. Zevce yalnız başına sefere çıkar, sonra da seferden dönerse, geçmişte kalan gece nöbetleri hususunda istemde bulunma hakkına sahip olmaz. Sefere kocasının izniyle çıkmış olsa bile, geçmiş zaman geri gelmez. Koca, karılarının tümüyle beraber yolculu­ğa çıkarsa, yolculukta iken kanları arasında kasm yapması gerekir mi, ge­rekmez mi? Hanefî kitaplarında buna ilişkin bir nas yoktur. Kanımca, bu durumdaki kocanın kasm yapması gerekir ki, Hanbelîler bunu açıkça söyle­mişlerdir.

Mâlikîler dediler ki: Koca, kendisiyle beraber sefere çıkacak olan karısını, kurasız olarak karılan arasından seçer. Bu, hac veya gaza seferi ol­sa da, olmasa da hüküm aynıdır. Bu, müdevven kitaplardaki kuvvetli gö­rüştür ve mutlaktır. Ama bazıları "bu hac ve gaza dışındaki seferlerde sözkonusu olur" demişlerdir. Hac veya gaza seferinde ise, zevceler arasında kura çekilmesi gerekir. Çünkü bu iki seferde zahmet ve sıkışıklığı gerektiren özellikler vardır. Meşhur olan görüş budur. Ama zamanımızdaki hac, izdi­ham ve sıkıntıyı icâb ettirmektedir. Gaza ise böyle değildir. Gidiş, dönüş ve gidilen yerde kalış da dahil olmak üzere sefer süresi kadar bir süre diğer ku­manın veya kumaların yanında kaza edilmez. Sefer süresi, kocasıyla birlikte sefere giden kadının aleyhine hesaplanmaz. Aksine kocasıyla birlikte sefer­den dönüşte, tıpkı sefer öncesi gibi, kendisi için kasm yapılır. Aynı şekilde kocasının izniyle olsa bile, yalnız başına sefere çıkarsa, geçmiş gece nöbetle­rini taleb etme hakkına sahip olmaz. Bir işini görmek için sefere çıkmış olsa bile bu böyledir. Özetle deriz ki: Seferde olunmasa bile, kaçırılan kasm va­kitleri kaza edilemezler.

Şâfiîler dediler ki: Bir kimsenin, bir beldeden başka bir beldeye ta­şınmak kasdı olmaksızın kısa bir sefere çıkması durumunda, bazı karılarını yanına alıp bazılarını evde bırakması, şu şartlarla sahih olur:

1- Karıları arasında kura çekmelidir. Kendisine kura isabet eden kadını mutlaka yanına alması gerekir.

2-Sefer, mubah bir sefer olmalıdır. Seferinde âsi ise, meselâ hırsızlık yapmak amacıyla sefere çıkacak olursa, karılarından birini yanma alması helâl olmaz.

3-Sefere gittiği yerde, yanında bulundurduğu karısıyla geçirmiş olduğu süreyi, diğer kumanın yanında kaza etmelidir. Yalnız o kadınla, seferi kese­cek ve ikâmeti gerektirecek kadar bir süre kalmış olması şarttır. Ama seferi kesmeyecek kadar, meselâ işini görmek için onsekiz gün kadar bir süre geçi­rirse, bu süreyi kaza etmesi gerekmez. Aynı şekilde sefer edeceği yere gidiş ve dönüş sürelerini de hiçbir halde kaza etmez. Kocasının iznini almadan ve­ya iznini alıp bir ihtiyacını gidermek kasdıyla kadın tek başına sefere çıkar­sa, seferde bulunduğu süre hakkında kocasından (kasm ile ilgili olarak) talebte bulunma hakkına sahip olmaz. Ama kocasının bir ihtiyacını gidermek kas-dıyla ve kocasından izin alarak sefere çıkarsa, seferde bulunduğu süre için kocasından talepte bulunabilir. Kocasından izin almaksızın onunla birlikte sefere çıkması da bunun gibidir ve bu durumda kasm hakkına sahip olur.

Hanbelîler dediler ki: Birden fazla kadınla evli bulunan bir kimse, bir beldeden başka bir beldeye taşınıp yerleşme kasdı olmaksızın sefere çı­kacak olursa, -seferi ister uzun, ister kısa olsun- ve karılarından bazısını ya­nına almak isterse, kanlan arasında kura çekmesi vâcib olur. Kendisine kura isabet edenden başkasını yanına alması caiz olmaz. Hiçbirini yanına almak sızın tek başına sefere çıkması da caiz olur. Kendisine kura isabet edeni ya­nına alıp sefere çıkarsa, onunla birlikte geçirdiği yol, konaklama ve göçme süreleri affedilir. Seferden döndükten sonra bu süreler, kadının hesabına iş­lenmez. Sefer arasına giren ikâmet sürelerine gelince, meselâ gidecekleri ye­re ulaşmadan uğradıkları bir yerin havası hoşlarına gider de orada birkaç gün ikâmet ederlerse, ikâmet süresi bu kadının aleyhine hesaplanır. Sefer­den döndükten sonra koca, bu kadar süreyi o kadının kumaları yanında ka­za eder. Aynı şekilde sefer etmeye niyet ettikleri mıntıkada ikâmet ettikleri günler de bu kadının aleyhine hesaplanır. Ama kura çekmeksizin karıların­dan biriyle sefere çıkarsa, günahkâr olur. Sefer, yolda gidiş, konaklama, yer­leşme ve dönüş esnasında geçirdiği günler kadar bir süreyi, diğer karılarının yanında kaza etmesi gerekir. Sadece seferdeyken bu kadından ayrı bulundu­ğu süreleri hesaptan düşer. Kura çekmeksizin karılarından birini yanına ala­rak sefere götürmesi, diğer karılar razı oldukları takdirde caiz olur. Razı oldukları takdirde bu kadın, tıpkı kendisine kura İsabet etmiş gibi olur. Ko­ca, kura isabet eden kadını, kendisiyle sefere çıkmaya yanaşmaması halinde zorlayabilir. İki karıyla birlikte sefere çıkarsa, aynı mahfilde veya çadırda olmamaları halinde, aralarında kasm yapması vâcib olur. Yapılmakta olan seferin mubah olması şart değildir.
Navigasyon
Mesajlar
TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc