ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Memurluk ve Sınav Sistemleri ๑۩۞۩๑ > Diyanet İşleri Başkanlığı > Diyanet Duyurular > Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar  (Okunma Sayısı 271 defa)
16 Ocak 2016, 20:13:55
Sefil
Yeni Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 28.807


« : 16 Ocak 2016, 20:13:55 »



Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, TRT Haber, TRT Diyanet ve TRT Avaz’ın ortak yayınla ekranlara getirdiği ‘Gündem Özel’ programına konuk oldu.

İslam coğrafyasında yaşananlardan, Türkiye’deki terör meselesine, cem evlerinden son günlerde bazı medya organlarında yer alan asılsız fetvaya ilişkin açıklamalarda bulunan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, sözlerine Sultanahmet’te meydana gelen terör saldırısını kınayarak başladı.

Gerek Türkiye’de gerekse İslam coğrafyasında yaşanan acı hadiseler varken Diyanet olarak sadece cami hizmetleriyle uğraşmanın doğru olmadığını, bölgede yanan ateşi söndürmenin yapılması gereken ilk iş olduğunu vurgulayan Başkan Görmez’in açıklamalarından önemli satır başları şöyle;

“Birileri İslam medeniyetine Ortaçağ yaşatmak istiyor…”

İnsanlık, Müslümanlık ve ülke olarak belki de tarihin en zor dönemeçlerinden geçiyoruz. İslam dini açısından bakıldığında, İslam dini ve İslam medeniyeti bir tehdit altındadır. Bu dinin mensubu çocukların birbirlerini tekbir getirerek katlettiği, İslam coğrafyasının her başkentinden ateşlerin yükseldiği, mezheplerin dinin önüne geçtiği, son üç günde İslam coğrafyasında terör hadiselerinde 200’ü aşkın masum insanın hayatını kaybettiği bir zamanda ben İslam medeniyetinin, İslam dininin bir tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Birileri İslam medeniyetine bir Ortaçağ yaşatmak istiyor. Bizim medeniyetimizde bir Ortaçağ yoktu, bizim medeniyetimizde Yüzyıl mezhep savaşları yoktu. Bizim medeniyetimizde, başka dünyalarda Ortaçağ yaşanırken çok daha aydınlık bir dünya vardı.

İslam coğrafyasında yaşananlar…

“İslam coğrafyasında ateşler yükselirken Diyanet’in sadece cami hizmetleriyle uğraşması beklenemez. Öncelikle ateşi söndürmek gerekir…”

Coğrafyada bütün bunlar yaşanırken ülke olarak da Güneydoğu’da bu vatanın kendi çocukları kendi kazdıkları çukurlarda kendi geleceklerini yok etmeye çalışıyorlar. Bir taraftan çok büyük acılar yaşanıyor bir taraftan da İstanbul’un kalbinde Türkiye’nin misafirlerine yönelik hunharca bir katliam teşebbüsü yaşanıyor. Bu olaylar olurken Diyanet olarak bizim oturup sadece cami hizmetleriyle uğraşmamız mümkün olmuyor. Elbette öncelikle bu ateşi söndürmek gerekiyor. Sadece söylemlerle değil, eylemlerle de bunu ortaya koymak gerekiyor. Bizim fıkıh geleneğimizde şöyle bir tartışma yapılır; ‘Bir insan Allah’ın huzurunda Rahman’a secde ederken, huşu ile ibadet ederken gözlerinin önünde bir çocuk ateşe doğru gidiyorsa, hayatının baharında bir genç bir kuyuya düşecekse, bir ağma bir yardan düşecekse bu insanın namaza devam etmesi ibadet olmaz Allah’a isyan olur. Anında o ibadeti kesip o çocuğu o ateşten koruması, o görme engelli kardeşini o yardan kurtarması gerekir. Biz ibadetlerimizi de yapmalıyız ama bir taraftan hep birlikte coğrafyamızı kuşatan, ülkemizi kuşatan o ateşi nasıl söndürebiliriz? Bütün bu yanlış anlayışların nereden kaynaklandı? Son 20-30-50 yıllarda biz neleri gözden kaçırdık? Ne tür nesiller yetişti? Ne tür İslam anlayışları bu şiddetin gölgesinde Şam’da, Bağdat’ta, Kahire’de, Afrika’da ortaya çıktı? Bunun üzerinde durmamız lazım. Camilerimizde, verdiğimiz hutbelerde, yaptığımız konuşmalarda daima bu ateşi söndürecek sözler söylememiz gerekiyor. Daima barışa, itidale, sağduyuya çağrılarda bulunmamız gerekiyor. Sözle yetinmeyip ayrıca aktif olarak bu yönde görev almak, çaba göstermek hem insanlığımızın hem de Müslümanlığımızın bize en büyük emridir.

DAİŞ Meselesi…

“DAİŞ ideolojisi bir kaos teolojisidir…”

Batılıların ise, şu kolaycılığa kaçtığını görüyorum. Bütün bunların İslam’dan, dinden kaynaklandığı… Hâlbuki bilimin, aklın yolu şunu gerektirir; Bilimsel olarak siyasi, sosyal, ekonomik ve psikolojik sebeplerin üzerinde durulmalıdır. Bütün bunların bir sonuç olduğunu düşünüyorum. DAİŞ ideolojisine ‘Kaos Teolojisi’ adını veriyorum. Bu bizim tarihimizde üç defa ortaya çıktı. İlk olarak Hz Osman’ın katlinden sonraki fitne dönemlerinde bir kaos teolojisi ortaya çıktı. Ve o hariciyeyi üretti. Haçlı seferleriyle Moğol istilasının birlikte Anadolu’yu, İslam coğrafyasını kuşattığı zamanlardan sonra bir kez daha bir kaos teolojisi ortaya çıktı. Her şeyi reddeden ‘Sadece Kitap ve Sünnet’ diyen, medeniyeti ve geleneği tamamen reddeden ama oraya müracaat ettiğinde de başka başka anlayışları üreten bir teoloji ortaya çıktı.

“DAİŞ’in dini metinleri akıldan uzak yorumlarla kendi ideolojilerine indirgemesi, üç grup genci kendisine çekiyor…”

Şimdi yeni bir kaos teolojisi ortaya çıkıyor. Bunu görmemiz gerekiyor. Peki bu neden çıkıyor? Bunun pek çok sebepleri var. Özellikle İslam anlayışından kaynaklanan en büyük sebebi, bir metodolojiye dayanmadan metin merkezli bir din anlayışı, metinleri de pragmatist faydacı bir anlayışla akıldan uzak kanun metinlerine indirgeyerek, yaratıcının gayesinin göz ardı edilmesi. Yorum ve içselleştirme belki bir aşamadır. Ama ona varmadan önce bizatihi onu kendi ideolojisine indirgeyerek anlamaya kalkışmaları üç grup gencin bunların çağrılarına sempatiyle bakmaya başladığını görüyoruz. Birinci grup, şiddetin gölgesinde yetişen her türlü vahşete şahit olmuş, Irak’ta 1,5 milyon insanın katline şahit olmuş, Suriye’de 500 bin insanın katline şahit olmuş, hapishanelerde her türlü işkenceden geçmiş insanlar… İkinci grup, ‘sömürge muhacirleri’ olarak adlandırdığımız Batı’ya göçen ama orada ciddi bir kimlik bunalımı yaşayan, varoşlarda, gettolarda kendi kimliklerinin aşağılandığını hisseden intikam duygusuyla dolan gençler. Üçüncüsü de, sonradan Müslüman olmuş, yeni ihtida etmiş ve kısa sürede eski açıklarını kapatmaya çalışan bazı insanların da buraya ilgi duyduklarını görüyoruz. Batı’da sonradan Müslüman olmuş olanların büyük bir kısmı bizatihi bu çizgiye sahip olan insanlardan dini öğrendiler. Anadolu’da birlikte inşa ettiğimiz, bir taraftan İslam’ın ana yolunu ve ehlibeyt muhabbetini içine alan bir taraftan akıl ve hikmet yöntemini içine alan bir taraftan da irfan geleneğini, gönül felsefesini içine alan o anlayıştan uzak, tarihte medeniyetler üreten İslam anlayışının metodolojisini reddeden, tasavvufa ‘şirk’ diyen, akla hikmete karşı çıkan, sadece metinlere yönelen o metinlerden de her istediğini çıkarmaya çalışan bazı insanlardan öğrendiler. Sonradan ihtida etmiş pek çok genç Müslümanın aynı şekilde bu terör şebekesine kapılarak onların anlayışlarına kapılarak geldiğini görüyoruz.

“İmam Hatip müfredatından geçmiş, İlahiyat fakültelerinden mezun olmuş yahut Diyanet’in Kur’an kurslarından geçen hiç kimse DAİŞ’e katılmamıştır…”

Bir kişinin bile bu ülkeden giderek bu gruplara katılmasını biz çok görürüz ama Türkiye’den gidenlerin sayısının az olmasını, tarihte inşa ettiğimiz o din anlayışına ve akılla vahyi birleştiren, gönülle aklı birleştiren, dünya ile ahreti birleştiren o kapsamlı din anlayışımıza bağlıyorum. Türkiye’de İlahiyat fakültelerinin, imam hatip liselerinin ve Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı bu anlamda son derece önemlidir. Nitekim katılanlar arasında bir tane bile imam hatip müfredatından geçmiş, İlahiyat fakültesini okumuş yahut bizim Kur’an kurslarımızdan geçen herhangi birisinin bunların çağrılarına asla itibar etmemiş olmasının önemli olduğunu, başka ülkelerin de dikkatini çektiğini ifade etmek istiyorum.

“Diyanet, hem küresel ölçekte hem de yurt çapında DAİŞ ile mücadele ediyor…”

Diyanet İşleri Başkanlığının bu konuda çalışmalarını üçe ayırabilirim. Birisi küresel ölçekte yaptığımız çalışmalar. Din İşleri Yüksek Kurulumuz çok iyi bir çalışma yaparak bütün sebepleri irdeleyerek, özellikle kendi alanımızda kalarak, hangi din anlayışları insanları bu şiddete götürüyor? Hangi ayetler istismar ediliyor? Hz. Peygamberin hangi hadisleri bunlara bir meşruiyet kazandırıyor? Yahut kendi meşruiyetlerini hangi hadislere dayandırıyorlar? Bunu bu topluma nasıl anlatmamız gerekir? Bunun üzerinde önce bir rapor yayınlandı. Şimdi çok daha mufassal, bir buçuk ay çalışılmış çok önemli bir  çalışmayı neticelendirmiş bulunuyoruz. Bu çalışmayı da kamuoyu ile paylaşmayı düşünüyoruz. Kendi yaptığımız hizmetler açısından da cami içindeki dilimizi, Kur’an kurslarımızdaki müfredatı bu açıdan gözden geçirdik. Ailelere giderek onlarla konuşarak başka gençlerin de aynı yanlışlara düşmemesi için bir çaba içerisindeyiz.

 “En kötü cehalet eğitimle verilen cehalettir. Bu din eğitimi de olsa…”

Şeriat fakültesinde 4 yıl eğitim almış, doktora yapmış, master yapmış, Kur’an öğrenmiş, hadis öğrenmiş, Hazreti Peygamber’in hayatını okumuş gençler nasıl bu cinayetleri işlediler? Boko Haram’ın içerisinde bu işleri yapan kaç kişi İslam dünyasında muhtelif yerlerde Şeriat fakültelerini bitirdi. Yahut Şebab örgütünün başındaki 3 kişi hangi Şeriat fakültesinden mezun oldu? Ben buna ‘öğretilmiş cehalet’ diyorum. En kötü cehalet, öğretilmiş cehalettir. En kötü cehalet eğitimle verilen cehalettir. Bu din eğitimi de olsa. Kabir ziyaretini gerçekleştiren bir Müslümana ‘bu kuburidir. Kabre tapıyor’ diye tekfir eden düşüncenin üniversitelerde okutulmasının bize maliyetini hesaplamayacak mıyız? Afrika’nın 3’te 2’sini Müslümanlaştıran tasavvuf geleneğimizi, irfan geleneğimizi tekfir eden düşüncenin bu ümmete maliyetini hesaplamayacak mıyız? Siz bu şeriat fakültelerinin müfredatını gözden geçirmeyi düşünmüyor musunuz? Bunu ben hem İran’da seslendirdim hem de Suudi Arabistan’da. Dünyanın muhtelif yerlerine gittiğimde de hep bunun üzerine vurgu yapmaya çalışıyorum.

“Bütün Müslüman coğrafyasının bir hasar tespiti yapması gerekir…”

Bütün Müslüman coğrafyasında önce bir hasar tespiti yaparak son 50-60-70 yılda, istibdat dönemlerinde, şiddetin gölgesinde nasıl bir din eğitimi verdik ve bu din eğitimden nasıl insanlar ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar
« Posted on: 14 Ekim 2019, 13:18:27 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar rüya tabiri,Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar mekke canlı, Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar kabe canlı yayın, Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar Üç boyutlu kuran oku Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar kuran ı kerim, Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar peygamber kıssaları,Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalar ilitam ders soruları, Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den gündeme ilişkin açıklamalarönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &