ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Tevazu yapmayı Sevmem 2
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tevazu yapmayı Sevmem 2  (Okunma Sayısı 527 defa)
13 Temmuz 2010, 17:46:35
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 13 Temmuz 2010, 17:46:35 »



Tevazu “yapma”yı Sevmem (2)


-Vicdan Mahkemesinde Niyet Sorgulaması-

Bütün varlığın kendisinden yaratıldığı o İlk Nur, insaniyet ağacının hem çekirdeği, hem de en güzel meyvesi, insan sarrafı, en azgın nefislerin amansız mürebbisi, Allah ahlakının canlı mümessili, özü-sözü bir olmanın ta kendisi, hem en mütevazi, hem de en izzetli insan güzeli, Medar-ı İftiharımız Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), Allah’ın mütevazi ile mütekebbir kula muamele biçimini gayet açık biçimde “cevâmiü’l-kelîm” olarak şu lâl ü güher sözleriyle ortaya koymuşlardır:

“Men tevâdaa fekad rafeahullah” Kim alçakgönüllü olursa, Allah onu yükseltir, yüceltir Bu dünyada mütevazi yaşayan, ahirette yüksekte yaşar, Cennet’in üst mevkilerine konar Gönlü yerde olanı Allah, o yerden bir ulu çınar gibi yükseltir; semalara ser çektirir “Ve men tekebbera fekad veda’ahullah” [Mecmeu’z-Zevaid, 10/325; Kenzü’l-Ummal, 3/113] Kim de tekebbür eder büyüklenir ise, Allah onu küçültür, alçaltıp yere indirir Başı göğü delmek istercesine dikbaşlı yaşayan ve burnunun dikine gidenin, boynunu büker, burnunu yerde süründürürAncak burada çok önemli bir kalbî nokta vardır ki, şudur: Eğer o tevazu, Allah için ise yükseliş vesilesi olur; yok şayet masiva içinse, katmerli düşüş sebebi olur Kısacası: Her türlü faziletin yapayı bir balondur ki, ne kadar göklerde uçarsa uçsun elbet birgün er-geç patlar düşer, düşürür; hem de yürürken düşmeye benzemez, yerin dibine geçirir

Ahirzaman çağlarına ilim, hikmet, irşat ve ihlasıyla mührünü vuran Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, eşine başka eserlerde rastlamadığımız bir ifadeyle şöyle der: “Niyet, mahiyet-i eşyayı tağyir eder Günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder”, dönüştürür Yapaylığın dönüştürücü, ifsat edici gücüdür bu Sun’îlik, en mâhir sanatkârlarda bile rahatsızlık uyarır; çünkü sun’îlikle aynı kökten gelen san’at dahi, fıtrîliğe yaklaştığı ölçüde başarılıdır Sun’îlikte şeytanın, insana oynadığı çok derin bir oyun ve etkin bir hile vardır ki hâl-i hazırdaki lezzeti, ötedeki saadete tercih ettirir Halbuki yapay bir hareketle kazandığımızın kalıcı olması ve yanımıza kâr kalması asla mümkün değildir Allah Teala, ihlas denilen özü esas alır zira

“Tevazu yapmayı sevmem” demek, “yapay tevazuyu sevmem” demektir Yoksa hakikisini sevmeyen, başta Allah’ı sevmiyor demektir Fakat ilginçtir, yapay mütevaziler, yapay enaniyetlilerden daha çok sevilirler Bu da bir gerçektir, teslim etmek lazım Buradan şöyle bir çıkarım da yapılabilir: Yani tevazu o kadar beğenilen bir niteliktir ki, kibir de o denli iğrenilen bir sıfattır ki, tevazunun yapayı bile kibrin yapayından daha sevimli gelir insanlara ilk anda İnsanların çoğu zahire göre hükmettiğinden, ilk göze çarpan görüntü, ânında etkisini gösterir ziraRiyakârâne de olsa boyun bükenler, samimâne doğruluğuyla ve halisâne izzetiyle yaşayanlara oranla daha çok beğenilirler, ilk etapta Mesele uzun soluklu düşünmeye ve tanımaya gelince ise, hemen herkes dost olarak ikincileri tercih ederler Tabii bu süre zarfında olan, ikincilere olur; yapay da olsa zahirdeki gururlarının, verdikleri enaniyetli izlenimin cezasını çekerler

Gözlemlerimiz gösteriyor ki: Kimi insanlar, yolda yürürken bile kendilerinden daha dik duruşlu, daha heybetli ve daha görkemli birisinden rahatsız olurlar Dolayısıyla da hakikatin mümâşâtsız müdafii ve sıdk ü adaletin müdâhenesiz sesi-soluğu olanlar veya olmaya çalışanlar, her zaman olmasa bile kimi zaman “fazla doğrucu, aşırı heyecanlı, çok enaniyetli, kibirli, sabit fikirli” gibi nitelemelere maruz kalabilirler Hoş, belki bazıları itibariyle bazen öyle de olabilir Ancak, hidayet cevherinin adl ü adalet kisvesi eğer şahsiyetli onuruyla mü’minler tarafından temsil ile temessül edilemez ise, yeryüzü hilafeti vazifesi yapılamaz, yaratılış hikmeti kalmamış demektir

İzzetli, şahsiyetli ve onurlu duruş sergilemek ve başı dik olmak demek, -mütevazi bir dostun ifadesiyle- sopa yutmuş gibi dimdik kasım kasım kasılmak demek değildir Elbette izzet ve enaniyetin “sembol”ü başı dik oluş, tevazu ve zilletin “sembol”ü de boynu bükük duruştur Fark, niyettedir Ne var ki ziyade eğilip bükülenler, bir gün büküldükleri gibi kalabilirler; işin korkutucu tarafı, ecel ne erken, ne geç, tam vaktinde gelir çünkü Odun gibi kaba ve düz olmak değil; belki özünde, özüne bağlı sözünde ve sözüne bağlı davranışlarında “dosdoğru olabilme” çizgisidir hidayet yolu, istikamet yolu, İslam yolu Kehf ashabı gibi, dünyaya, dünyalıklara ve dünyalılara karşı kıyam edebilmektir, kıyam duruşunu yaşayabilmektir Bununla beraber, iman nuru ve basiretiyle hikmetleri görerek, perde arkasındaki büyük ve daimî hayırları, zahirdeki nisbeten küçük ve devamsız şerlere tercih edebilmektir

Bu sebepledir ki:
Büyük İslam davasından fedakarlık yapmamak için mü’min, şahsî faziletlerinden fedakarlık yapabilir, gerekiyorsa aslî ve dâimî duruşunu muvakkaten ve sûreten ibâhanın son sınırına kadar genişletebilir O, kaba-yaba, katı softa değil; ince, narin, nazik, kibar, yumuşak, halim, selim ama, fakat, velakin hakkın sesi, hakikatin tercümanı ve doğruluğun taraftarıdır Esnekliği ve yumuşaklığı sadece Nebevî üslûbunun gereğidir, yoksa tavizkârlığının alâmeti değil İnsan doğru olmalı, doğrucu olmamalı “Doğrucu kazım” kesilerek, milleti doğrudan nefret ettirmek de doğru değildir “Kesilerek” değil, “olarak” temsil edilmeli Yanlışa “yanlış!” demek de yanlış olur bazen Zamanı, mekanı, mekîni ve üslûbu nazar-ı itibara almadan, gerçek bir yanlışa karşı denilen nice “Yanlış!”lar vardır ki, güya karşı çıktığı yanlıştan birkaç kat daha fazla yanlışa kapı açarlar, zarara sebebiyet verirler Bu nokta mühim Dilerim bu yazı da, bir yanlışa yanlış mualece değildir
Hiç şüphesiz her mü’mine tevazu yakışır ve dolayısıyla da herkes mütevazi “olma”ya çalışmalıdır Allah Teala da kullarını, kulluklarının farkında oluşlarına göre duruşlarını ayarlamış olarak görmekten hoşlanır Ömrünün her safhası terakki yolunda geçen ve geçmesi gereken insanoğlu için, taklid, tahsil, temrin, tedris, tederrüs ve teallüm dönemleri, elbette ki yüzde yüz ihlasla niyetlenmiş, özleşmiş değildir, olamaz da Yoldaki öğrenci ma’zurdur Ne var ki sureta tevazu hırkası giymiş katmerli riyanın, zahiren enaniyet kaftanı giymiş tevazuya kıyasla terbiye edilmesi daha müşkildir, daha çetindir, daha az ümit vaadedicidir
Derinlerdeki yaranın iyileşmesi, derideki yaranın iyileşmesinden daha zordur çünkü, bu açık Riyâ ve süm’anın azabı ve yalakalığın kezzâbı olur mu bu yazı? Olmaz, çünkü olamaz Aslında olsa ne büyük devlet olur, kalemi tutana, o başka Vicdan mahkemesinin tevazu davasında niyet sorgulaması olan bu yazı, hiç olmazsa emektârını berâat ettirse, daha ne istenir… Özel’e kaçmadan geneli itmam edelim:

Yağcılara, yağdanlıklara, yalakalara, riyakârlara, mütemellik, mutabasbıs ve mutasannilere zoraki gülümsemek, içten içe acımak ve gıyâbında ıslahları ve ihlasları için dua etmek, onlara karşı iman kardeşliğinin hukuku cümlesinden olsa gerek Fakat yağcılık, yalakalık, yaltaklanma, riyakârlık, temellük, tabasbusa olan antipatimden dolayı tevazu “yapmayı” sevmemek de yine imanın, imanda yakînin, ihlaslı kulluğun bir gereğidir Burada ifrat tefrit doğuruyor gibi görünse de, öyle değil Esas, hakiki ve fıtrî tevazuyu ve mütevaziyi herkes sever, sevmemek mümkün değil Allah Rasulü diyor ya: Allah’ın hayır murâd buyurduğu için ballandırdığı insan, ballı insan… [Gümüşhânevî, Râmûzü’l-Ehâdîs, s26], işte öyle Bizzat Cenab-ı Rasul’ne ziyarete gelen bir yabancı, o Ballar Balı’nı bulunduğu mecliste ashabından ayıramıyordu ve –haşa- “Muhammed hanginiz?” diyordu O, insanlardan bir insan olarak yaşıyordu, fil dişi kule istemiyordu Buradan hareketle diyebiliriz ki: Gerçek mütevazinin yanında hiç kimse onu sırtında taşıyor gibi “eziklik” yaşamaz, “kast sistemi” altında kasılmaz, “baskı” görmez, gayr-i fıtrî söz ve davranışlara zorlanmaz, tam manasıyla insanlardan insan olma ferdiyet, müstakilliyet, hürriyet ve saadetini yaşar Ve mütevazi, paylaşılamayan dosttur, can-ciğer yârândır, dürüst hayırhahtır, vefâkâr arkadaştır, müşfik ağabeydir, hürmetkâr kardeştir

Her fazilet gibi, tevazu da samimi olmalıdır Tevazunun samimiyeti, gayr-i iradî, fıtrî oluşundadır İradî tevazu, eğer şahsî/nefsânî bir gaye için ise bayağılıktır, fakat umumî/rahmânî bir gaye için ise şahsî füyûzât hislerinden bir fedâkârlıktır Ahirzamanın sövene dilsiz, dövene elsiz Yunus Emre misal gönülsüz erleri, ister kendi hususî dâirelerinde, isterse de umumî sosyal dairelerde takdir-i ilahînin kendilerine biçtiği rolü oynarlar iken, peygamber mirası kutsal vazifenin hatırı için, dâimâ kendilerinden fedâkârlıkta bulunur, ve bu noktada kendilerine rağmen yaşarlar Fakat ferdî ve dünyevî maksatlar için içte veya dışta birilerine tevazu gösterileri ise, adı üstünde gösteri olduklarından sadece görüntüde bir memnuniyet hâsıl edebilir iken, vicdanların derinliklerinde ise gerçek bir kabûle asla mazhar olmayacaktır

Kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara, aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse manasına gelen, yağcı, yaltak, yalaka, dalkavuk, yağdanlık, şaklaban kelimeleri, her ne kadar insanlar arasında genel olarak sevilmese de, bu sıfatları üretenler, yaşayanlar ve yaşatanlar da yine insanlardır Halka karşı ne kadar yılışık kaçarsa kaçsın, tevazu yapmayı da, olmayı da yapabildiğimiz kadar yapmamız gereken bir zât-ı ekrem vardır ki, o da Allah’tır Yerlerin ve göklerin padişahına karşı kul olmak, bütün âlemlerin sultanına karşı köle olmak, tüm mahlukatın, meleklerin, ruhanilerin, insanların ve cinlerin yaratıcısına karşı meddâh, mütemellik, müdâhin, mutabasbıs kesilmek, O’nun hakkıdır, bizim ise ihtiyacımızdır O öyle bir İlah ki, Bir İlah’tır, Tek İlah’tır İnsanlık tarihindeki bütün kulluklar, esasen Onun ulûhiyetinedir, Onun rubûbiyetinedir

Madem ki Allah Odur, bizler de O’nun di...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Tevazu yapmayı Sevmem 2
« Posted on: 19 Ağustos 2019, 02:13:09 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Tevazu yapmayı Sevmem 2 rüya tabiri,Tevazu yapmayı Sevmem 2 mekke canlı, Tevazu yapmayı Sevmem 2 kabe canlı yayın, Tevazu yapmayı Sevmem 2 Üç boyutlu kuran oku Tevazu yapmayı Sevmem 2 kuran ı kerim, Tevazu yapmayı Sevmem 2 peygamber kıssaları,Tevazu yapmayı Sevmem 2 ilitam ders soruları, Tevazu yapmayı Sevmem 2önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &