ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Suskun gece
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Suskun gece  (Okunma Sayısı 417 defa)
21 Kasım 2010, 15:08:14
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 21 Kasım 2010, 15:08:14 »



Suskun Gece


Dışarıda yağmur sağanak halinde yağıyordu. Geç kalmıştı. Kolundaki eski saate çaresizce bakındı. Saat 20.30’u gösteriyordu. “Geç kaldım diye” mırıldandı. Perdeyi aralayıp, hızla yağan yağmuru izlemeye koyuldu. Bir aralık dursa hemen yola koyulacaktı; ama yağmurun durmaya niyeti yok gibiydi. Bir ara elektriklerin kesilmesi ile her şey daha da çekilmez hale gelmişti.

Islak geceyi ve şehrin kör karanlığını arabaların farları, karşı camlarda yavaş yavaş beliren mum ışıkları bozuyordu. ‘Duracağı yok’ diye söylendi. Bir yerlerde bir şemsiye olmalıydı. Sağa sola bakınmış, ama hiçbir yerde bulamamıştı. Bu çorak memlekette ne kadar yağmur yağıyordu böyle. Coğrafya kitaplarının tanımlarına hiç de uymuyordu. “Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı.” Haziran ayıydı ama hala fırtına, hala yağmur… Anlam veremedi. Geç kalmıştı. ‘Çoktan başlamışlardır’ diye söylendi. Aklına düşen pişmanlık ve sorumsuzluk hissi, içini kemirip duruyordu. Pencere kenarında oturduğu sandalyeden kalkarak, odanın içinde dolanmaya başladı. Ali’nin de gitmesi ile bir başına kalmıştı. Yalnızlık ne zor şeydi. Bir başına dört duvar arasına sıkışıp kalmak, mutfaktan, yan odalardan gelen tıkırtılara, konuşmalara özlem duymak… Hiç düşünmemişti.

Tekrar saatine bakındı. Zaman durmuş gibiydi. Topu topu on dakika geçmişti. Zaman, hızlanması gereken yerde daha da bir ağırlaşmıştı. Bir nedeni olmalıydı. Sokaklar bomboş duruyordu. Arabası olanlar ne rahat diye düşündü. Yağmurdu, kardı; böyle bir tasaları olmasa gerekti. Gözleri birden sokak lambasının soluk ışığına takılıverdi. Sarı ışık altından bir bir geçen damlaların kaldırımın kenarındaki su birikintisine düşüşünü izledi. Ne kadar da sakindiler. Birinin diğerine rahatsızlık vermeyişi, her birinin böyle tane tane düşmesi ne kadar da ilginçti.

Saat dokuza geliyordu ve yağmur giderek hızlanıyordu. Cüzdanını çıkarıp parasına göz attı. Telefonun rehberinden köşede ki durağın numarasını buluverdi ve bir taksi çağırdı.

Yazlık ceketini alarak hızla dışarı çıktı. Taksici müşteri arayan o meraklı gözlerle çoktan gelmişti. Kapıyı açıp selam verdi ve ön koltuğa oturuverdi.

Yağmur altında puslu bir ışıltıyla yanıp sönen neon lambaları, göz alıcı renklere bürünmüş tabelaları yol boyu izledi. “Renkli Dünya” diye mırıldandı. Gecenin o sade karanlığını bozan ve bu kentin taşra kokusuna hiçte uymayan tabelalar, geceye inat etrafını aydınlatıyordu. Hızla esen bir rüzgâr çıkmış, giderek azalan damlaları sağa sola savurmaya başlamıştı. Önlerindeki boşluğa kayan gözleri, kara bir perdenin örtüverdiği yüceleri, hayalle gerçek arası bir yanılsamada, gündüz olduğu kadar net ama biraz mahzun görüyordu. Meşe yaprakları sert rüzgârın hışmı ile durmadan savruluyor, etrafına korku salan bir ürpertiyle dağları tepeleri inletip duruyordu. Tüm dalları ve o sağlam gövdeleri ile bir anda yan yatan o bodur meşeler dahi bu savaşın yorgunluğuna, inadına direniyordu. Yüceleri, sonu görünmez dereleri, soluk bir yeşilde kaybolmuş tepeleri, kızılın toprak kokan ara tonlarında hüzün tutmuş yamaçları, yağmurun araladığı kara bir perdede durgun bakışların yanılsamasıyla öylesine izledi.

Şoför durmadan konuşuyordu. Belediyenin, yolları böylesine bakımsız bırakmasına, böylesi basit işlerin dahi aksamasına anlam veremediğini söyleyip duruyordu. Balataları, rot ayarını, amortisörleri ve daha bir sürü şeyi gözden geçirdiğini, ara vermeden anlatıp duruyordu. Gözlerini yoldan ayırmadığı halde, durmadan konuşan adamın, bu kadar işi bir arada yapabiliyor olmasını hayretle izledi. Kendi dalgınlığına yakıştıramadığı bu dikkati hayal ederek araba kullanamıyor oluşunu hatırladı. ‘Ne kadar da fakirdik’ diye söylendi. Babasını anımsadı. Üzerindeki iş elbiselerini ara sıra görmüş olsa da çoğu zaman sade görünüşü ile hatırlıyordu. Fakir ama vakur duruşu ile hüzünlü bir resmin silik karakteri olarak anımsıyordu. Cebinden cüzdanını çıkarıp babasının siyah beyaz fotoğrafına baktı. Bir köşesi kırışmaktan silinmiş fotoğrafa bakmakla bakmamak arasında bir göz attı. Aslında baktığı kişinin zihninin en derin yerinde olduğunu biliyordu. Fotoğraf bir simgeydi. Esas kişi, gerçek kişi biraz hatıra, biraz gerçek, biraz acı, biraz keder, biraz sevinç olarak yüreğindeydi. Yine de gözlerine, o mahzun gözlerine bakmadan edemedi. Bir kişi olmanın çok ötesinde, birçok kişi olduğunu biliyordu ve birçok kişiyi imleyen o bakışları yeniden görmüştü. Ürperiverdi! Eski model Reno, kentin kara bulutlarını delerek öylesine bir gidişle yoluna devam ediyordu. Bakışları, o durgunlukta biriken bakışları… Derine, çok çok derine uzanan bakışları, bir yanılsama, öylesine bir sevgi ardılı sanılar olmadığına göre, ondan daha farklı bir şey olmalıydı.

Elinde tuttuğu resmi gören şoför “ Ağabey kim o öyle?” diye söze girmişti. “ Abi, Allah seni inandırsın, babamın da öyle eskice bir fotoğrafı vardı. Bizim durağa yakın bir fotoğrafçı var, orada yenilettim. Yani daha bu gün çekilmiş gibi ışıl ışıl... Hayret ettim! Bir görsen, bizim peder bir yakışıklı olmuş, ben bile tanıyamadım. Gerçi salona asacaktım ama hatun işte, “ İstemem” falan dedi ben de üstelemedim. İstersen sen de ver, bir ara yaptıralım. Yarın akşam duraktan alırsın.”

Elinde tuttuğu fotoğrafı yavaşça yerine koydu ve cüzdanını avucunun içine alarak: “Böyle daha iyi” diyebildi.

Gidecekleri adrese bir iki sokak kalmıştı. Taksimetreye göz ucuyla bakındı. Ha bire artıp duruyordu. Bir ara “Tamam burada ineyim” diyecek gibi oldu ama şoför muhabbeti koyulaştırdığından bırakacak gibi durmuyordu.

Dört katlı binanın yeşil cephesini görür görmez öylece yaslandığı koltukta yavaşça doğruldu. Taksicinin yavaş freniyle, sormaya gerek duymadan taksimetredeki tutarı uzatıverdi. Taksicinin iyi akşamlar kabilinden sözlerine, yarım ağızla karşılık vererek arabadan indi. Yağmur durmuş gibiydi. Tek tük düşen damlalara aldırış etmeden, rahat adımlarla apartmanının dış merdivenlerine yöneldi. Bir ara başını kaldırıp üçüncü katın yola bakan pencerelerine bir bakış fırlattı. Tüm lambalar yanıyordu. Perdeler içeride olup bitenleri gölgelese de, tahmin yürütmekten kendini alamıyordu. Dış kapıyı, hidroliği zorlayarak açtı. Yorulmuştu… Ağır adımlarla merdivenleri tırmandı. Üçüncü kata geldiğinde, No: 6 yazan dairenin önünde durdu. Mercekten birilerinin kendisini izledi hissine kapılıverdi. Şaşılacak şeydi. Kapı önünde bir tek ayakkabı dahi yoktu. Şaşkınlığını gizlemeyen bakışlarla etrafını inceledi.

Yavaş hareketlerle zile dokundu. Kuş sesli zil, tahmininden daha kısık çalmıştı. Yine de beğenmedi. Kulaklarını tırmalayan bu metalimsi kuş sesini neden tercih ettiklerini düşündü. Belki de müteahhidin taktırdığı zildi. Kapının açılması ile selam verdi ve ayakkabılarını çıkarıp eline alarak içeri girdi.

İçeride bir telaş var gibiydi. Odaların kapıları açılıp kapanıyor, ayaktakiler oradan oraya gezinip duruyordu. Genç olanlar, mutfaktan salona bir şeyle taşıyordu. Selam vererek salona girdi. İçerisi bir hayli kalabalıktı. Kendisini tanıyanlar, tanımayanlar varlığını dahi fark etmemişlerdi. Herkes pür dikkat konuşulanları dinliyordu. Boş yerlerden birisine geçip oturdu. Kalabalığa bir göz atıp göz göze geldiklerine baş hareketiyle, yanında oturanlara ise kısık sesle ayrıca selam verdi.

Salonun baş tarafındaki koltuğa oturmuş olan Salih, coşkulu bir ses tonu ile konuşmasına devam ediyordu. İçeride bulunan herkesin bakışlarında anlam veremediği bir hayranlık vardı. Kimisi başını önüne eğmiş, kimisi konuşmacının hareketlerine odaklanarak, onaylayan tavırlarla söylenenleri dikkatle dinliyorlardı.

—Arkadaşlar, bilin ki bu devrin en büyük hastalıklarından birisi enaniyet belasına duçar olmuş fertlerin, toplum içinde kendi varlıklarını önceleyerek cemiyet bilincini kaybetmesidir. Evet, fert olabilme hasletini önemsiyoruz; lakin bu bilince cemiyet içinde olduğu zaman kıymet veriyoruz. Yüce dinimiz, ümmet bilincine ne kadar kıymet verir, bilirsiniz. Öyleki yüce peygamberimizin bu hususta pek çok hadisi bulunmaktadır. Bu anlamda geçmişten gelen ve geleceğe yürümeyi başarabilen köklü bir duruşu öyle sanıyorum bir arada ihya ve inşa edebiliriz. Ve ben sizleri bu kutlu davada fert olmanın önemini kavrayan ve bununla beraber bu bilincin sahibi olan fertler olarak bu kutlu topluluğa hizmet etmeye davet ediyorum. Bilin ki bu meşaleyi beraber devraldık ve beraber devredeceğiz.

Buradan hareketle şu sözlerime dikkat etmenizi istiyorum. Bu birlikteliği daha da kuvvetlendirme anlamında şöyle Karadeniz’e doğru bir gezi düzenlemeyi düşünüyoruz. İnanıyorum ki hayırlı olur. Yol meşakkatini yaşamak bizleri bir birimize yaklaştıracağı gibi, aramızdaki bağları daha da sağlamlaştıracaktır.”

Sağ tarafta oturanlardan ince yapılı ve hafif sakallı Deniz, heyecanlı bir ses tonu ile: “ Evet, gayet iyi düşünmüşsünüz. Böylesi hayırlı bir hizmetin yüce rabbimin inayeti ile amacına nail olacağı kanaatindeyim. En azından bizlerin üzerine serpilmiş olan ölü toprağını bir anda temizleyecektir.”

Söz alan bir diğeri: “Sahi bu gezi isabetli olur. Yeni gelen arkadaşları da davet etmeliyiz. Böylelikle tanışmış oluruz.”diyordu

Tedirgin olduğu belli olan Cebrail: “ Haklısın… Ümit ve Enesi ikna edebiliriz, ama o esmer çocuk için aynı şeyi söyleyemem. Tuhaf birisi.”diyordu.

“Aslına bakarsanız böyle peşin hükümlü olmanın kimseye faydası olmaz. Bizimkisi sadece vesile olmak… Gerisi rabbimin takdiridir.”

 Tartışmaların bu şekilde uzayıp gitmesine anlam veremedi. Gündemlerindeki konunun gezi planı olacağını hiç tahmin etmiyordu.

Bir anda söz alan Salih’in yüzündeki şaşkınlık hemencecik belli oluyordu: “ Arkadaşlar, görüyorum ki şahsi husumetlerimizi aşamıyoruz. Herkesten ken...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Suskun gece
« Posted on: 17 Ekim 2019, 03:44:47 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Suskun gece rüya tabiri,Suskun gece mekke canlı, Suskun gece kabe canlı yayın, Suskun gece Üç boyutlu kuran oku Suskun gece kuran ı kerim, Suskun gece peygamber kıssaları,Suskun gece ilitam ders soruları, Suskun geceönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &