ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Dini makale ve yazılar => Konuyu başlatan: Zehibe üzerinde 12 Kasım 2010, 08:25:49



Konu Başlığı: Sevgi Çağı Başlatmak
Gönderen: Zehibe üzerinde 12 Kasım 2010, 08:25:49
Sevgi Çağı Başlatmak

Ali Rıza Temel


Emeviler döneminde Kıbrıs’a düzenlenen sefere ashab-ı kiramdan da katılanlar olmuştu, bunlardan birisi de zühdüyle maruf Ebu’d-Derdâ hazretleriydi. Kıbrıs fethedilmiş Rumlar darmadağın olmuştu. Mağluplar birbirlerine ağlıyorlardı. Cübeyr b. Nüfeyr diyor ki: “Ebu’d-Derdâ’yı bir kenarda tek başına ağlarken gördüm. Dedim ki: “Ey Ebu’d-Derdâ! Allah’ın, İslam’ı ve Müslümanları zaferle şereflendirdiği bu günde niye ağlıyorsun?” Bana şöyle karşılık verdi: “Yazıklar olsun sana ey Cübeyr! Bir zamanlar güçlü, kuvvetli, saltanatlı bir toplum Allah’ın emirlerine sırt çevirince nasıl zelil hale geldi görmüyor musun?” Ebu’d-Derdâ hazretleri düşmanın perişan haline ağlıyordu. Keşke hak yolda olsalardı da bu hale düşmeselerdi, diyordu. (İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-Safve, I, 638)

Ebu’d Derda hazretleri, günah işlediği için hakaret edilen bir adama rastladı. Hakaret edenlere dedi ki: “Siz bu zatı bir çukura düşmüş görseniz onu çukurdan çıkarmaz mısınız?” “Evet” çıkarırız, dediler. Öyleyse kardeşinize hakaret etmeyin, sizi günahtan koruyan Mevla’ya hamdedin. Bunun üzerine Ebu’d-Derdâ’ya: “Sen bu günahkara kızmıyor musun?” dediler. O da: “Ben onun günahına kızıyorum, kendine değil, günahı terk ettiğinde yine o benim kardeşimdir” dedi. “Günahkarı sapık yoldan döndüren ölümden bir can kurtaracak ve birçok günahlar örtecektir.” (K. Mukaddes, Yakup, 5/20)

Düşman ve günahkar bir nevi hastadır. Hastaya kızılmaz acınır. Hastalıktan kurtulması için kendisine yardımcı olunur. “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et” buyuran Hz. Peygambere birisi: “Mazluma yardım edeyim ama zalime nasıl yardım edeyim?” deyince, Hz. Peygamber: “Onu zulmünden vazgeçirirsin işte bu ona yardımdır.” (Buhari, Mezalim.4) buyurmuştur.

Zalim, aslında kendine zulmetmiş bir zavallıdır. Zulüm hastalığı onda durdukça hem kendine hem de başkalarına zarar verir. Hastalıkları önlemek için hastalar öldürülmez. Bilakis sağlıklarına kavuşmaları için bütün imkanlar seferber edilir. Aslolan hastalıkların giderilmesi ve yayılmasının önlenmesidir. Düşmanlara ve günahkarlara karşı müslümanın tavrı, doktorun hastaya karşı tavrı gibidir. Üstelik doktor da hasta olur, tedaviye muhtaç kalabilir. Hz. Peygamberin ifadesiyle: “İnsanlar tek bir ceset gibidir. Bir organ hastalanırsa acısını bütün organlar hisseder.” Allah Resulü azılı düşmanlarına bile acımış, onlara beddua etmemiş, her türlü olumsuzluklara göğüs gererek insanların hidayeti için uğraşmıştır. Hz. Peygamberin kılıcı ameliyat neşteri gibiydi. Zira kılıcının kabzasında: “Sana gelmeyene git, vermeyene ver, sana zulmedeni affet” sözleri yazılıydı.

Düşmanı öldürmek yeni düşmanlıklara yol açar. Kan davalarının korkunçluğu ortadadır. Aslolan düşmanı kazanmak dost haline getirmektir. Kan kanla yıkanmaz, suyla yıkanır.

Peygamberler düşmanlığı kaldırıp sevgi ve barışı hakim kılmak için mücadele etmişler, Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehil ve Ebu Lehebler ise düşmanlığın bayraktarlığını yapmışlardır. Hz. Peygamber, insanlara karşı konumunu ateşe düşmesinler diye pervaneleri uzaklaştırmaya çalışan kimsenin konumuna benzetmiş ve: “ateşe düşmeyesiniz diye ben sizin eteğinizden tutuyorum, siz ise elimden kurtulup ateşe doğru koşuyorsunuz” buyurmuştur. Bu, insanları aşk derecesinde sevmenin ifadesidir. Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek, düşmanı bile sevebilmek… Bütün problemlerin çözümü buna bağlıdır. Sevgi sihirli bir değnektir onunla çözülmeyecek mesele yoktur. Bütün kapılar, bütün gönüller onunla açılır.

Hz. İsa şöyle buyurmuştur: “Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik edin, size lanet edenlere hayır dua edin ve size hakaret edenlere de dua edin… Eğer sizi sevenleri severseniz, ne mükafatınız olur çünkü günahkarlar da kendilerini sevenleri severler. Eğer size iyilik edenlere iyilik ederseniz ne mükafatınız olur çünkü günahkarlar da öyle yaparlar. Eğer kendilerinden almayı ümit ettiklerinize ödünç verirseniz ne mükafatınız olur günahkarlar bile günahkarlara karşılığını almak için ödünç verirler fakat düşmanlarınızı sevin, onlara iyilik edin ve hiç ümitsiz olarak ödünç verin karşılığınız büyük olacaktır.” (Luka, 6/27-35)

Bu kutlu mesajlara rağmen dünyamızı düşmanlık ve nefret bulutları sardı, sevgi güneşine hasret kaldık, asrımız cinayet asrı oldu, öldürmek kolaylaştı, korkunç ölüm makinaları icat edildi, öldürmeye harcanan paralar yaşatmaya harcanan paraları kat kat geçti. “düşman bulamazsak dost ararız” diyen cahiliye adamlarına döndük. “İnsanlara zulmetmeyen zulme uğrar”, “insan insanın kurdudur”, “ezmezsen ezilirsin” diyenlerin felsefesini benimsedik. Dünyamıza durmadan korku ve düşmanlık pompalanıyor. Korkular ve düşmanlıklar pazarlanarak yeni pazarlar kuruluyor. Buralarda gözyaşı, kan ve ceset ticareti yapılıyor. Bu vahşetin önüne muhabbetle geçilir. Vahşet yıkar sevgi yapar. Dünyamızın atom bombalarına değil, sevgi dolu gönüllere ihtiyacı var. Sevgi üretmek silah üretmek gibi masraflı değildir. Silah üretimine harcanan servetlerin yüzde biri sevgi seferberliği için sarf edilse kısa zamanda dostların, dostlukların dünyası kurulur. Bu seferberlik lafla, göstermelik forumlarla değil, Hz. Peygamberin yaptığı gibi gelmeyene giderek, vermeyene vererek, zulmedeni affederek gerçekleşir. İnsan ihsanın kuludur. Vermenin getirisi, almanın getirisinden kat kat fazladır.

Hz. Peygamber Huneyn ganimetlerini genellikle müellefe-i kulûba dağıtmıştı. Bunlar henüz İslama girmemiş insanlardı. Mesela bunlardan Safvan b. Ümeyye ganimet mallarıyla dolu vadiye bakıp kendinden geçer, Hz. Peygamber ona: “vadi pek mi hoşuna gitti” deyince S. B. Ümeyye: “Evet” dedi. Resulullah da: “O vadi ve içindekiler senin olsun” dedi. Bunun üzerine Safvan kendini tutamadı ve: “Peygamber kalbinden başka hiçbir kimsenin kalbi bu derece temiz ve üstün olamaz” dedi, şehadet getirip Müslüman oldu. Safvan demiştir ki: “bu ikramda bulununcaya kadar insanlar içinde ne çok nefret ettiğim, en çok kin beslediğim kimse Resulullah idi. Fakat bu ikramdan sonra o, benim için insanların en sevimlisi oldu.” Böylece Hz. Peygamber onu da, ona verdiği malları da İslama kazandırmış oldu.

Affetmek kazanmak demektir. Safvan b. Ümeyye ile Şeybe b. Osman, Hz. Peygamberi öldürmek niyetiyle Huneyn savaşına katılmışlardı. Zira Safvan’ın babası Ümeyye b. Halef Bedir’de Şeybe’nin babası Osman b. Talha da Uhud savaşında öldürülmüştü. Oğulları fırsat kollayıp Hz. Peygamberi öldürüp babalarının intikamını almak istiyorlardı. Müslümanların bozguna uğradığı bir sırada Şeybe kılıcını sıyırdı, tam Resulullah’a vuracağı sırada gözünü alan bir ışık peyda oldu, elleriyle gözlerini kapadı ve geri çekildi. Resulullah ise tebessüm ederek: “Yanıma gel!” buyurdu. Elini Şeybe’nin göğsüne koydu ve: “Allah’ım! Şeybe’nin kalbinden şeytanı defet” diye dua etti. Şeybe’nin kalbindeki bütün kin ve nefret gitmişti. Başını kaldırıp Resulullah’a bakınca içi sevgiyle doldu. İkinci defa mübarek elini göğsüne koyup: “Allah’ım! Şeybe’yi hidayete erdir” diye dua etti. Şeybe diyor ki: “Vallahi elini göğsümden henüz kaldırmamıştı ki o, yaratıklar arasında bana en sevimli insan haline gelmişti, babamın intikamını almak için onu öldürmeyi planlamıştım fakat şimdi şayet babam sağ olup da peygambere karşı savaşsaydı onu korumak için kılıçla babamı öldürürdüm.”

Düşman da olsa insanı sevmek budur. “İyilikle kötülük bir olmaz, kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman seninle kendisi arasında düşmanlık olan kimsenin, sanki samimi bir dost haline geldiğini görürsün.” (Fussilet,34) Mesele düşman üretmek değil, dostları çoğaltmaktır.

Sevgiye susayan dünyamızın düşmanlık ve korku pompalayanlara, ölüm çarkını çevirenlere değil, sevgi ve dostluk dağıtanlara ihtiyacı vardır. Peygamberlerin diriltici soluklarına, Ebu’d-Derdâ’ların, Yunusların sevgi ve rahmet dolu tavır ve mesajlarına ihtiyaç vardır. Betonlaşan, makinalaşan, maddeleşen dünyadan gönüllere sevgi tohumu ekmek, gönül bahçesini sevgi çiçekleriyle donatmak belki temenni, belki ham bir hayal gibi görülebilir. Fakat sevgi ateşinin betonları, demirleri eritecek bir güce sahip olduğuna inanmak gerekir. Sert olan her şey güçlü değildir. Zayıf-nahif bir fidan kuru toprağı sert kayayı yararak boy gösterir. Kayaların arasında sular fışkırır. Gözyaşı rahmettir, su gibi berekettir, yeşillikler bitirir. Nefret ateştir. Ateşin ormanı yaktığı gibi, nefret de insani duyguları yakıp kül eder. Silah sesleri altında değil, sevgi nameleri içinde yeni bir dünya kurma seferberliği en kutlu seferberliktir.

Yunusumuz bu seferberliğe çağırmaktadır kulak verelim:

Ben gelmedim davî için

Benim işim sevi için

Gönüller dost evi için

Gönüller yapmaya geldim

Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmazız

Kamu alem birdir bize

Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz