ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Dini makale ve yazılar => Konuyu başlatan: Hadice üzerinde 26 Aralık 2010, 20:02:16



Konu Başlığı: Maksat yemek içmek ise
Gönderen: Hadice üzerinde 26 Aralık 2010, 20:02:16
Maksat yemek içmek ise

İnsanın şerefi, kıymeti, değer verdikleri ile ölçülür. Bir kimse neye kıymet veriyorsa, onun değeri de o kadardır. İlim ve edebe kıymet veren, kıymetlidir, değerlidir. Çünkü değer verdikleri kıymetlidir. Zira; “Şerefül insan bil ilmi vel-edeb, la bil mal-ı vel haseb” buyurulmuştur. Yani insanın şerefi, kıymeti, ilmi ve edebi ile ölçülür. Malı, babası ve dedeleri ile değil!

Bir kimse, yeme ve içmeye kıymet veriyorsa yani bunu kendine maksat edinmiş ise, bu kimsenin değeri de, helada çıkardıkları kadar olur. Kim neye kıymet veriyorsa, neyi kendine maksat ediniyorsa, kendi değerini, kıymetini kolaylıkla anlayabilir. Mala kıymet veren, bir gün bu maldan mahrum kalır. Zira ölünce mirasçılara kalacaktır. Gücüne, yakışıklılığına, güzelliğine kıymet veren de, bir gün bunları kaybettiği zaman ah etmek durumunda kalır.

Maksadı yeme ve içme olan kimseye oruç ibadeti, aşılması imkansız bir dağ gibi görünür. Şeytan ve nefs, o kimsenin bu zaafını bildiği için, oruç ibadetinden mahrum bırakır. Diğer ibadetleri yapmaktan ve mübarek geceleri, zamanları kıymetlendirmekten de mahrum kalmasına sebep olur.

Allahü teâlânın ihsan ettiği nimetler pek çoktur. Bunların en kıymetlisi ise, iman etmek, Müslüman olmakla şereflenmektir. Bu şerefe kavuşan bir kimse, neye kıymet vereceğini, neleri yapınca değerli olacağını iyi bilir. Bu nimetin kıymeti bilinmezse, hakkı gözetilmezse elden gider. Şükredilirse ve hakkı gözetilirse elde kalır, artar. Sure-i İbrahimin yedinci âyetinde mealen; (Şükrederseniz, verdiğim nimetleri elbette arttırırım) buyurulmaktadır.

Ahmed bin Alevi hazretleri az yer ve az içerdi. Gıdası çoğunlukla sütten ibaretti. Bazen birkaç gün yalnız bir hurma kâfi gelirdi. Helal lokma yemeye çok dikkat ederdi. Talebelerinden biri; "Efendim sizden yemek yeme arzusu nasıl gitti? Siz gençliğinizde iyi yerdiniz" diye sordu. O da; "Gençliğimden sonra zamanla böyle bir hâl meydana geldi. Nasıl şu gördüğünüz duvarın bir şeye arzusu yoksa, bende de tıpkı onun gibi yemek arzusu kalmadı" dedi ve şöyle buyurdu:

"Âlimler buyurdular ki: Yemenin yedi mertebesi vardır. Birincisi yaşayacak kadar yemek; ikincisi, farz namazı kılacak ve farz olan orucu tutacak kadar yemek. Bu iki mertebe yemek farzdır. Üçüncüsü, nafile olan namazı ve nafile orucu tutabilecek kadar yemek. Bu kadar yemek müstehaptır. İmam-ı Gazali hazretleri bu konuya dair; "Akıl sahiplerinin gayesi Cennette Allahü teâlâya kavuşmaktır. Allahü teâlâya kavuşmak ise, ilim ve amel ile olur. Bunlara bedenin sıhhati ve selameti ile devam edilebilir. Bedenin sıhhat ve selameti ise yiyeceklerden alınan gıdalarla olur. Ancak gıdalar ihtiyaç miktarı alınmalıdır. Bu yüzden selef-i salihinden bazı âlimler bedenin ihtiyacı olan gıdayı almayı din işlerinden saymışlardır." Dördüncüsü, çalışıp kazanmaya kuvvet sağlamak için yemek. Bu, dinin beğendiği tokluktur. Beşincisi, midenin üçte birini dolduracak kadar yemek. Altıncısı, midenin üçte birinden fazlasına doldurulan yemek olup, mekruhtur. Çok yiyince insanda ağırlık ve uyku meydana gelir. Lokman Hakim hazretleri buyurdu ki: "Mide dolunca insanın düşüncesi, zekası uyur, durur. Öyle kimseden hikmet çıkmaz. Azaları ibadete karşı tenbel olur. İnsanların ekserisi bu hâl üzeredir. Yedincisi, zarar verecek derecede çok yemek aşırı doymak. Resulullah efendimiz buyurdu ki: "Her hastalığın aslı çok yemek yemedir." Bu haramdır."

Yemekleri, keyif için, lezzet için değil Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmeye kuvvet bulmak için yemelidir. Başlangıçta böyle niyet etmek mümkün olmazsa, insan kendini zorlamalı hatta bu şekilde niyet edebilmek için Allahü teâlâya yalvarmalıdır. İslamiyet’te yeme ve içmeden maksat, emirleri, kulluk vazifelerini yerine getirmeye kuvvet temin etmek içindir. Hedef, az yemek, az içmek değil, doyuncaya kadar, kâfi miktarda yemek ve içmektir. Bahaüddin-i Buhari hazretleri; “Bir şey yemek, aç kalmaktan iyidir” buyurmuştur. Alaüddevle Rükneddin hazretleri de; “Bir şey yemek, aç kalmaktan iyi olduğunu, önceden bilseydim, az yiyiniz demezdim” buyurmuştur.

Dinimiz; acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalı diye bildirmektedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsan kalbi, tarladaki ekin gibidir. Yemek, yağmur gibidir. Fazla su, ekini kuruttuğu gibi, fazla gıda kalbi öldürür.)

Çok yemek, hastalıkların başı, az yemek yani perhiz etmek ilaçların başıdır. Midenin üçte biri yemeklere, üçte biri içeceklere ayrılmalıdır. Üçte biri hava payı, yani boş olması en aşağı derecedir. En iyi derece, az yemek ve az uyumaktır. Hadis-i şerifte; (İyiliklerin başı açlıktır. Kötülüklerin başı tokluktur) buyuruldu. Yemeğin tadı, açlığın çokluğu kadar artar. Tokluk, unutkanlık yapar. Kalbi kör eder, alkollü içkiler gibi, kanı bozar. Açlık, aklı temizler, kalbi parlatır. Bir hadis-i şerifte; (Çok yiyeni, çok içeni Allahü teâlâ sevmez) buyuruldu.

Netice olarak, yemek, içmek, giyinmek esas maksat değildir. Bunlar, maksada kavuşturacak vasıtalardır. Bu vasıtaları da, dinimizin bildirdiği ölçüler içinde yerine ve zamanına göre kullanmalıdır.

OSMAN ÜNLÜ