ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Dini makale ve yazılar => Konuyu başlatan: Sümeyye üzerinde 22 Kasım 2010, 14:40:28



Konu Başlığı: Kuran da fert ve topluma bakış
Gönderen: Sümeyye üzerinde 22 Kasım 2010, 14:40:28
Kur'an'da Fert Ve Topluma Bakış


Kadın veya erkek yeryüzünde halifeler olarak yaratılan insanlar fert fert Allah'a muhattaptırlar.(16/97),(4/32)

İnsan sosyal varlıktır. Hayatını fert olarak idame ettiremez. O sadece fert olarak kalsa bile düşünceleri, rüyaları onu rahat bırakmaz. Ancak öyle bencil fertler vardır ki, bütün hesapları nefsi üzerindedir. Tüm mücadelesini hevası doğrultusunda sürdürür. (45/23) ''Hevasını tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen ona koruyucu olabilir misin?'' (25/43)

Bireycilik insanlıkta gerçek varlık olarak toplumu değil ferdi alan görüştür. Bu görüşe göre toplum onu meydana getiren bireylerin tümüdür. Bu görüşten ayrı olarak ferdiyetçilik bireylerin mutluluğunu amaç edinen bencil bir ahlak felsefesidir.

Ferd dini değerlerden, manevi güzelliklerden yoksun ise kendini herşeyin ölçüsü sayıp evrene tümüyle, kendi sınırlı ve yetersiz ve aklının ürünü olan yasalarla hükmetmeye kalkışırsa gücünün yettiği her türlü faciayı işleyebilir. İslam bir ferdin bir ferdi öldürmesini bir alemi öldürmek gibi telakki ederken, bencil bir ahlak felsefesine sahip olanlar, kimyasal silahlarla toplu kıyımlar işleyenlerin durumunun vahameti ortadadır. Ferdin günahı nefsinde kalır ise kendini, topluma sirayet ederse hem kendini hem de sebep olduklarını perişan eder. ''Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onunda ondan  bir payı olur. Allah herşeyin karşılığını vericidir.'' (4/85) Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdit gibidir. Haksızlık, başkalarının her türlü haklarına karşı yapılan saygısızlık ve engel demektir. Toplumda herkes eşit olmak üzere bir takım sosyal haklara sahiptir. İnsanın bu hakları rahatlıkla kullanabilmesi huzur ve güvenin temelini sağlar. Çevrede kendi çıkarlarını sağlayan özgürlükçü zararlı ve zayıf karakterli kişiler sadace kendilerini üstün kılmaya çalışırlar. Karşısındakini zayıf yölerinden vurarak onları kötü ve acı durumlara düşürürler. Yeryüzünde halifeler olarak yaratılan insanlar fıtratını koruyarak ferdi yaşamın yanısıra toplumsal hayattaki görevinde fitneyle mücadele etmekle mükelleftir. (2/193) ''Fitne kalmayıp dinde yanlız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın.''

Fert olarak adaletli adaletli olurlarken yeryüzünde adaletin hakim olması için ''...hakkı ayakta tutan adalet şahitleri olarak vazifelidirler...'' (5/8) Mesela namazın fahşa ve münkerden koruyan bir fonksiyonu olmasına rağmen ilk etapta namazsızlık nefsinde kalan bir günahtır. Tesettürsüzlük, Rüşvet ve faiz ise hem kendini hem de toplumu ifsada sürükleyen günahtır. Bu bakımdan toplumsal günaha düşmekten sakınmak için mü'minler ferdi olarak yaptıkları ibadetlerinde birbirleri için bizi doğru yola ilet diye Rablerine niyaz ederler.

Bilinsin ki dua eylemdir, dua Rabbini gereği gibi tanıyıp toplkumsal hayata yön vermektir. Bunun için ilmi bir haysiyet gereklidir. Mü'minlere fert veya toplum nezdinde ''ilmi beşikten mezara kadar tahsil ediniz.'' Emrini yerine getirmesi gücünce bir mükellefiyettir. Buna eğilmeyen fertler sorumluluklarını yerine getirmediklerinden suçludurlar  ve toplumsal dejenereye ortaktırlar. (5/79)

''Onlar ki doğruyu aramışlardır.'' (72/14) Eğlip büğrülmekten uzak, kişilini lekesiz tutmaya çalışırlarken, daima doğruyu arayanlarla beraber salim kalmayı isteyenlerdir. İnsan başkasına değil ebediyette ancak yaratıcısına hesap verecektir. İnsanın şerefi imanındaki samimiyettedir. Bu samimiyet ''Allaha, Kitabına, Resulune, ulul emre ve bütün doğruyu arayan müslümanlara karşı olacaktır. Bu ihlas ile bir müslüman güçlü bir iman ve ilmi bir haysiyete sahip olmalıdır. Müslümanın üzerine lazım olan bilgileri bilmemesi caiz olmaz. Ne Kur'an ve ne de Hz. Muhammed'in sözlerinde cahil bir Müslümanın olabileceği tasavvur edilemez, bu ilahi bir emirdir. (9/122, 72/14, 96/1-5, 58/11)

Bir toplım böyle fertlerden oluşursa ümmet olma şuuruyla sosyal etkinliklerde bulunurlar.

Allah resulu fert olarak Hiraya çekilir orada kainatı, insanların içinde bulunduğu manevi karanlığı muşahede eder, vahyin bildirileriyle onları nasıl aydınlatacağını düşünürmüş. O mağarada tek başına olmasına rağmen ruhuyla toplumsal hayatın içerisindedir. Bu anlamda her fertte yer yer inzivaya çekilerek tekeffür alemini zenginleştirmelidir.

Kur'an vahyi verilerle iyi bir insan modeli inşa edecek metodlar öğretir. İnsanı sürekli olarak iyilik ve güzellik üzere terbiye eder.

Kur'an bize numune olarak gösterdiği insanı genellikle, ''O kimseler ki...'' O takva sahipleri ki diyerek sosyal hayatta fert olarak bir topluluğu oluşturup yapacakları işlere işaret eder. ''Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek zamazı kılar, zekatı verirler, iyiliği emreder ve kötülüten nehyederler. (22/41) ''Onlar ki yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini  bilmez kimseler onlara laf attığında ''SELAM!'' derler.'' (25/63) ''Onlarki bilmedikleri şeyin ardına düşmezler, bilmedikleri şeyler hakkında konuşmazlar. Bilmediklerini bilene sorarlar, laf götürüp getirmezler; haberleri merciinden öğrenir, merciine götürürler. Birbirlerinin kötülüklerine mani olur, kendilerine sirayet etmemesi için fitneyle mücadele ederler. (8/25) 

(24/62) ''Müminler, ancak Allah'a ve Resulune gönülden inanmış kimselerdir. Onlar, O Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin istemedikçe bırakp gitmezler...''

Bu toplumsal hayatı ilgilendiren bir işte çok önemlilik arzeder. Bir binadan bir tuğlanın çıkarılması nasıl binayı sarsarsa beraber yapılacak işlerde birinin habersiz ayrılması o işi altüst eder.

Mesela Hz. Süleyman'dan izinsiz ayrılan Hüdhüd eğer önemli bir mazereti olmadan ayrılmışsa büyük bir ceza ile itham edilmesi önemli bir mevzinin terk edilmesinin meydana getireceği zarara binaendir. (27/20-22) Bir mıh bir nalı bir nal bir atı bir at bir kumandanı bir kumandan bir orduyu kurtarır. Nitellikli bir topluluk güçtür. ''Bir elin nesi iki elin sesi var'' demişler. Hayat zorlukları ve doğal olaylar karşısında, tek insan aciz ve çaresiz kalabilir; yaşamak, zorlukları yenmek, yapıcılık yolunda adım atabilmeleri için insanların birbirinin kuvvetine ihtiyacları vardır. Birinin düşünce ve görüşlerinin iflas ettiği yerde diğerinin zekası ve buluşları harikalar yaratabilir. Birlik olunan yerde ele alınan işlerin başarılı yolları daha çeşitli ve sağlam olarak bulunabilir. Ferdi de toplumu da güçlü kılan bilgidir. Bilgi aklı ve ruhu gereksiz korkulardan kurtardığı için kuvvettir. Bilgi insanların kişiliklerini geliştirir, sağlamlaştırır. Çevremizde bilgi yönünden zengin olan insanlara dikkat ederseniz konuşmaları, düşünceleri, hal ve hareketleri diğerlerinden ayrıdır. Böyle insanlar çevrelerine  hakimdirler ve saygı uyandırırlar.

(10/11) ''Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: ''Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. "Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra (vereceğiniz) hükmü bana uygulayın ve bana mühlet vermeyin (10/71, 11/38-93, 6/135, 36/26-27, 39/39-40)

Sihirbazların imanı ve zalim bir kumandana karşı göstedikleri cesaret. "Korku kapıyı çaldığı zaman ona cesaret verecek en güçlü ses imandır."

(10/87)''Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik."

Bu ayetler imanlı bir ferdin cahili bir toplumda cahiliyeye meydan okuyan güçlü bir düşü anlatıyor.

İman, itaat ve inayet kul ile Allah arasında önemli bir bağdır. İnsana cahiliyeye karşı eğilip bükülmeden elif gibi dimdik, onurlu ve erdemli durmayı kazandırıyor.

 Bir takım galibiyetler ve başarılar kazanmakta daima bizden daha tecrübeli olanların fikir ve görüşlerine, yardımlarına danışalım, birliğin güçlü ahenginden ayrılmayalım.

İman hadisesi ibadet temeline dayanır.

İman eden kişi hemen bir tavır belirler. Kafirler sert mü'minlere karşı şefkatli davranır.

Eğer insanlar hakiki kardeşliği, sevgiyi, birliği oluşturuyorlarsa iman gerçeğine ulaşmışlardır.

Nitelikli fert ve toplumun oluşturduğu ümmet nedir?

Ümmet, imam kelimesiyle aynı kökten gelmektedir. Her peygamber birer imam, rehber olarak kabul edilir ve ona tabi olanlara da onun ümmeti denir.

Kur'an-ı Kerim insanların önceleri bir ümmet olduğunu bildiriyor.

 "İnsanlar bir tek ümmettiler, sonra ayrılığa düştüler. Şayet Rabbinden daha önce bir taktir gelmemiş olsaydı, aralarında ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu." (10/19)

''Doğrusu ümmet (-Tevhid Dini) olan Müslümanlık, bir tek ümmet (din) olarak sizin dininizdir. Bende Rabbinizim, artık bana kulluk edin.'' (21/92)

Irkların, dillerin, beldelerin farklı oluşu İslam ümmeti olmasını engel kılmaz.

Yeryüzünde insanlar hayır ve şer imamlarının önderliğinde, onların izinde giden ümmetler halindedirler. Ve kıyamet gününde her ümmet imamlarıyla birlikte çağrılır. (7/38)

Müslüman, ümmeti Muhammed (as) den bir ferttir.

Kur'an-ı Kerim'in bir çok yerinde ümmet hakkında şöyle bildiriyor. ''Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir ümmet (topluluk) bulunsun. ''Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten meneder ve Allaha inanırsınız..." (3/104-110)

''Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir ümmet bulunur.'' (7/181) Diyerek  Muhammed ümmetinin vasıflarını belirtiyor.

Müslümanlar muhammed ümmeti olmaktan başka bir sıfatla  sıfatlanmasın. Ne yücedir bu şerefe nail olmak...

Evet birazda ümmetin cemini ifade eden millete bakalım.

Millet: Din, Şeriat veya Mezhepte bulunanlar grubu millet, sosyal bir topluluğun etrafında birleştiği ve üzerinde yürüdüğü ideal edinilmiş bir yoldur.

 Millet, müşterek gayelerini tahakkuk ettirmek cehtiyle, fikir birliğine yükselen şuurlu insan topluluklarına denir.

Yer yüzünde iki millet vardır. İslam ve Küfür milleti.

''De ki; bir hanif olarak İbrahim hiçbir zaman o milletteki müşriklerden olmadı. İbrahim milletine tabii olun... (2/135, 3/95)

Evet fert,  toplum, ümmet, millet ve cemaat müslümanların çok iyi anlamaları gereken önemli kavramlardandır. İslam milletinin yegane ideali: bütün insanları Kur'an'ı hakimi tekefful ettiği ebedi saadetine çağırmaktır.

 Neticede din, peygamberlerin getirdiği topyekun iman manzumesi; Millette bu iman manzumesine bağlananların kadrosu oluyor. Cemaat, bir fikir ve inanç etrafında toplanmış kimselerdir.

İslam, Müslümanların bir kelime etrafında cemaat halinde yaşamalarına; her hususta birbirlerini destekleyen, birbirlerine yardımcı olan ve karşılıklı fedakarlık üzerine kurulan kardeşlik müessesesini oluşturan topluluktur. ''Ve topluca Allah'ın ipine (Kur'an'a) sarılın, ayrılmayın...''(3/103)

Tefrikaya düşmeyin. Her grup kendinde bulunanla övünmesin. Bölük bölük olmayın! (30\32)

 Ne yazık ki bugün müslümanlar genelde bu duruma düşmüşler, dinlerini parça parça edip gruplara ayrılmışlardır. Övünmeleri de diğer gruptakilere karşıdır.

Hz. Muhammed (a.s)  ''Cemaat rahmettir, tefrika ise azaptır.'' buyurmuştur. Allah'ın eli cemaatle beraberdir. Bereket cemaattedir.

Dinimiz, toplumun huzuru, ahengi ve sosyal gelişmenin gerçekleşebilmesi; yalnız muayyen bazı fertlerin değil, bütün bir toplumun huzuru ve güveni için mü'minlere kişisel vazifeler yanında içtimai görevler de yükler. Bu hususta Hz. Muhammed (a.s) '' Birbirinizi sevmede, birbirlerinize acımada ve korumada mü'minler bir vücut gibidir.” Onlar bir bina tuğlaları gibi birbirlerine kenetlenmişlerdir. (61/4)

 Bu kardeşlik lafta kalan teorik bir temenni değildir: Asr-ı saadeti inceleyenler, İslam kardeşliğinin nasıl ciddiyete alındığını görürler. (59/9) Ve o tecrübenin zamanla kaybedilmesi müşterek utancımızdır. Eğer insanlar hakiki kardeşliği, sevgiyi, birliği oluşturuyorlarsa iman gerçeğine ulaşmışlardır.

Kimde bu şuur gelişmişse onda cemaat ruhu oluşmaya başlamıştır. Hz. Muhammed cemiyetin temelini en sağlam bir tarzda bu esaslar üzerine bina etmiştir.

Özetleyecek olursak inananlar Allah'a kul olup için içtimai hayatta yerini almaya gayret ederler. Çünkü o gün hiç kimseyi statüsü, mevkisi, soyu ve serveti değil amelleri kurtaracaktır.

Yaptıklarımız ve yapmadıklarımızdan ibaret bir amel defteri ile çıkacağız: Son derece şahsi bir defter. İşte bu nokta,  İslam ferdiyetçiliğinin en iyi kavranması gereken hususudur. (18/49)

''Başınıza gelenler kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.'' (42/30),(8/25)

 ..........................   Kaynaklar   ......................................

 

 

Mehmet Said ÇEKMEGİL'in ''Milliyet Anlayışımız''

İslam Şamil Ansiklopedisi

Sabahat EMİR'in ''Atasözleri Ve Vecizelerin Açıklamaları''


 

Semra Kürün