ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Kibir mi? Vakâr mı?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kibir mi? Vakâr mı?  (Okunma Sayısı 590 defa)
01 Aralık 2011, 14:40:44
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 01 Aralık 2011, 14:40:44 »



                Kibir mi? Vakâr mı?

Kibir ve Vakâr Arasındaki İnce Çizgi

Kays bin Bişr, ibretlik bir hâdiseyi Ebü'd-Derdâ Hazretleri'nin arkadaşı olan babasından şöyle nakleder:

Şam'da, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in ashâbından İbnü'l-Hanzaliyye isminde bir zât vardı. Bu sahâbî, yalnız başına yaşayan ve insanlarla çok az oturup kalkan bir kimse idi. Devamlı namaz kılar, namazdan ayrılıp çoluk çocuğunun yanına giderken de sürekli tesbih ve tekbir ile meşgul olurdu. Biz, Ebü'd-Derdâ Hazretleri'nin yanında otururken bu zât yanımıza uğradı. Ebü'd-Derdâ -radıyallâhü anh- ona:

"-Dinleyenlere fayda sağlayacak, size de zararı dokunmayacak bir öğüt ile bizlere nasihatte bulunabilir misiniz?" buyurdu.

İbnü'l- Hanzaliyye -radıyallâhü anh- da şunları anlattı:

"-Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir seriyye göndermişti. Bir müddet sonra seferden döndüler. İçlerinden biri, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in bulunduğu meclise gelip sahâbîlerin arasına oturdu ve yanındaki zâta şöyle dedi:

«-Düşmanla karşılaştığımız zaman bizi bir görmeliydin; filân kimse düşmana saldırdı, mızrağını sapladı ve; "Al benden sana! Ben Gıfarlı delikanlıyım!" dedi. Sen onun övünerek söylediği bu sözü nasıl buluyorsun?» diye sordu. Bu şahıs:

«-Benim kanaatim, (enâniyetinin ifâdesi olan) bu söz, onun bütün sevâbını yok etmiştir.» dedi. Bu sözü işiten bir başkası:

«-Bunda bir mahzur görmüyorum. (Zira bu tür ifâdeler hem düşman karşısında cesareti artırır, hem de düşmana korku salar.)» dedi. Bunun üzerine ikisi (bir müddet) bu hususta tartıştılar. Neticede olup biteni Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz duydu ve:

«‒Sübhânallah! Bu kişinin sevap kazanmasında ve (başkaları tarafından) övülmesinde bir mahzur yoktur!» buyurdu."

Ben, Ebü'd-Derdâ Hazretleri'nin buna çok sevindiğini ve başını kaldırıp sahâbîye:

"-Sen bunu Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'den bizzat kendin işittin mi?" diye sorduğunu gördüm. Sahâbî:

"-Evet, bizzat işittim." dedi. Ebü'd-Derdâ -radıyallâhü anh- sevincinden sahâbîye aynı şeyi tekrar tekrar sorup duruyordu. Hattâ ben kendi kendime; "Sevincinden neredeyse dizlerinin üzerine çökecek!" diyordum. (Ebû Dâvûd, Libâs, 25/4089)

İslâm, insanda fıtrî olarak mevcut olan temâyülleri inkâr etmez, onları meşrû ve makbul ölçüler içinde kullanmayı emreder. Bunların ifrat ve tefritinden doğan yanlışlardan da insanı men eder. Buna göre, insanın yaratılışından gelen îtimâd-ı nefs, kendine güven, kendine saygı ve hakkını koruma temâyüllerinde ifrata kaçarak haddi aşmak, kişiyi kibir ve enâniyet şaşkınlığına sürükler. Böyle biri, kendini başkalarından üstün görmeye, böbürlenip büyüklenmeye, neticede başkalarının hakkını yiyip zulmetmeye başlar.

Aslı yokluk ve hiçlik olan insanın, kendisinde bir varlık ve büyüklük vehmetmesi ne kadar vahim bir gaflettir. Cenâb-ı Hak, biz kullarını böyle bir gaflete sürüklenmekten şöyle îkaz buyurmaktadır:

"Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma!.. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin!" (el-İsrâ, 37)

"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Zira Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri aslâ sevmez!" (Lokmân, 18)

Bu hususta Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuşlardır:

"Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan hiçbir kimse cennete giremez." (Müslim, Îman, 148-149)

Lâkin bunun yanında, İslâm'a ve onun değerlerine karşı cürʼetkâr bir sûrette hareket eden, düşmanca tavırlar içerisine giren kâfir ve fâsıklara karşı İslâm'ın izzet ve haysiyetini muhâfaza etmek için yapılan tekebbür, makbûl sayılmıştır. Nitekim; "Kibirliye karşı kibir, sadakadır." buyrulmuştur. (Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, IV, s. 366/5299) Zira böyle durumlarda bu fıtrî sermâye, yerinde, haklı ve müsbet bir sûrette kullanılmış olur. Onun ismi de artık kibir değil, "vakar" olur. Güzel ahlâkın ayrılmaz bir parçası olan vakar, Cenâb-ı Hakk'ın sevip râzı olduğu sâlih kullarının bir vasfıdır. Nitekim âyet-i kerîmede:

"(O sâlih kullar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakâr ile (oradan) geçip giderler." (el-Furkân, 72) buyrulmuştur.

Şu hakikat hiç unutulmamalıdır ki, tevâzû ve mahviyete bürünmenin gerekli olduğu durumlarda kibre kapılıp böbürlenmek, nasıl çirkin bir tavır ise; vakar vasfındaki tekebbürün câiz ve hattâ lüzumlu olduğu durumlarda tevâzû göstermek de zillettir.

Nitekim şu hâdise de, bir müslümanın, İslâm düşmanı karşısında dâimâ vakarlı ve izzetli olması gerektiğini sergileyen câlib-i dikkat bir misâldir:

Uhud Harbi'nin iyice kızıştığı bir esnâda Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kılı­cını gösterdi ve:

"−Bunu benden kim alır?" diye sordu.

Sahâbîler:

"−Ben, ben!" diyerek onu almak üzere ellerini uzattılar.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

"−Bu kılıcı, hakkını vermek üzere kim alır?" diye sorunca, onu almaktan çekindiler. Ensâr'dan Ebû Dücâne -radıyallâhü anh- ayağa kalkıp:

"−Onun hakkı nedir ey Allâh'ın Rasûlü?" diye sordu.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

"−Onun hakkı, eğilip bükülünceye kadar, düşmanla vuruşmandır..." buyurdu.

Ebû Dücâne -radıyallâhü anh-:

"−Ben onu hakkını vermek üzere alırım yâ Rasûlâllah!" dedi.

Ebû Dücâne -radıyallâhü anh- kılıcı aldı, kırmızı sarığını çıkarıp başına sardı ve İslâm saflarıyla müşriklerin safları arasında kurula kurula, çalımlı çalımlı yürümeye başladı. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onun gururlu ve azametli bir şekilde yürüdüğünü görünce:

"−Bu öyle bir yürüyüştür ki, Allah ona (yani gururlanan kimseye) bu gibi durumların hâricinde buğzeder!" buyurdu. (İbn-i Hişâm, III, 11-12; Vâkıdî, I, 259; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 128)

Yine Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in, Umretü'l-Kazâ'da, müşriklere güçlü görünmek için, müslümanların tavaf ve sa‘y esnâsında hızlı ve gösterişli yürümelerini isteyerek :

"‒Bugün kendisini Kureyşlilere güçlü-kuvvetli gösteren kişiye Allah rahmet eyle­sin!.." buyurması da, mü'minlerin din düşmanları karşısında dâimâ İslâm'ın izzet ve vakârını korumaları zarûretine binâendir. (İbn-i Hişâm, III, 424-425)

Böyle bir zarûret olmadığında ise, müslümanın gurur ve kibir mânâsı taşıyan her türlü hâl ve tavırdan uzak durması îcâb eder. Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbının bütün hâl ve davranışlarını büyük bir titizlikle takip etmiş, elbiselerinin şekline varıncaya kadar kibre kapı aralayabilecek bütün hareketlerden onları menetmiştir.

Nitekim bir defâsında Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

"Hureym el-Üseydî ne sâlih bir kişidir! Keşke (kibir emâresi olan) zülüfleri ile elbisesinin eteklerini fazla uzatmasaydı." buyurmuştu.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in bu sözü Hureym -radıyallâhü anh-'e ulaşınca, hemen eline bir ustura alıp zülüflerini kulak memesi hizasından kesti; elbisesinin eteğini de bir miktar kısalttı." (Ebû Dâvûd, Libâs, 25/4089)

Kendisinden tavsiye isteyen Câbir ibn-i Süleym'ePeygamber Efendimiz'in yaptığı şu tavsiye de, O'nun bu husustaki hassâsiyetini sergileyen diğer bir misâldir:

"...Elbisenin eteklerini dizinin aşağı tarafına kadar kaldır. Eğer bundan hoşlanmazsan topuklarına kadar indir. Fakat elbiseni yerde sürünecek kadar uzatma! Çünkü bu, kibirden ve kendini beğenmekten ileri gelir; Allah, kibirlenip kendini beğenenleri sevmez. Eğer bir kimse sana söver veya sende bulunduğunu bildiği bir şey sebebiyle seni ayıplarsa, sen o kişi hakkında bildiğin şeyler sebebiyle (bile) onu ayıplama. Onun bu davranışının vebâli kendisine aittir." (Ebû Dâvûd, Libâs, 24; Tirmizî, İsti'zân, 27)

Peygamber Efendimiz'in bu hadisteki tavsiyeleri, müslümanların dış görünüşlerine de dikkat edip kendilerine çeki düzen vermeleri bakımından son derece mühimdir. Çünkü birçok kişi, dış görünüşün değil, kalp temizliğinin önemli olduğu gibi bir düşüncenin arkasına sığınarak, temiz ve tertipli bir müslüman görüntüsünün çok da elzem olmadığı gibi bir anlayışı benimsemektedirler. Hâlbuki Kur'ân ve Sünnetʼin tâlim ve telkinleri, bu düşünceyi tasvip etmemektedir. Çünkü Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, giyim kuşamına, saçının ve sakalının bakımına, kısacası dış görünüşüne de îtinâ gösterirlerdi.

İnsanlarla görüşüp konuşmak, onlara İslâm'ın nezâket, zarâfet ve güzelliklerini bizzat kendi hâl ve davranışları üzerinde sergileyebilmek, müslüman şahsiyetini yaşayışıyla temsil edebilmek, kalbî olgunluk kadar dış görünüşle de yakından alâkalıdır. Peygamber Efendimiz'in bu gerçeği dikkate almadığı iddia edilebilir mi? Kaldı ki, Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamber'ine elbisesini temiz tutmasını emretmiştir. Yani maddî ve mânevî temizlik, tertip ve düzen, birbirinden ayrı görülemeyecek hususlardır.

Dış dünyası nizam ve intizamdan mahrum birinin, gönül dünyasının huzur ve sükûn içinde olması beklenemez. Buna mukâbil bir kimsenin iç dünyasındaki huzurun dış dünyasına aksetmemesi de düşünülemez.

Velhâsıl bir müslüman, gerektiğinde mütevâzı, gerektiğinde de vakur olmayı bilmelidir. Fakat vakur olayım derken kibre kaçmamalı, mütevâzı olayım derken de zillete düşmemelidir.

Cenâb-ı Hak bizleri, İslâm'ın izzet ve vakârını lâyıkıyla taşıyabilen sâlih kulları zümresine lûtf u keremiyle ilhâk eylesin!..


Âmîn.




Osman Nuri Topbaş

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kibir mi? Vakâr mı?
« Posted on: 21 Eylül 2019, 05:33:42 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kibir mi? Vakâr mı? rüya tabiri,Kibir mi? Vakâr mı? mekke canlı, Kibir mi? Vakâr mı? kabe canlı yayın, Kibir mi? Vakâr mı? Üç boyutlu kuran oku Kibir mi? Vakâr mı? kuran ı kerim, Kibir mi? Vakâr mı? peygamber kıssaları,Kibir mi? Vakâr mı? ilitam ders soruları, Kibir mi? Vakâr mı? önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &