๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Dini makale ve yazılar => Konuyu başlatan: Sümeyye üzerinde 01 Temmuz 2010, 15:16:27



Konu Başlığı: Kendini bilen aslını unutmaz
Gönderen: Sümeyye üzerinde 01 Temmuz 2010, 15:16:27
Kendini bilen aslını unutmaz

Makam, mevki, mal, mülk, zenginlik Allahü teâlânın insanlara verdiği güzel nimetlerdir Aynı zamanda bir imtihan vasıtasıdır bunlar Nimet sahibi kimseler, önceki hâllerini unutup kibir ve gurura kapılırlarsa, imtihanı kaybederler Bunun sonucu olarak da, hem dünyaları, hem de ahiretleri perişan olur “Kestane kabuğundan çıkmış; kabuğunu beğenmemiş”, “Sonradan görme” gibi, bu tür insanlar için söylenmiş güzel sözler vardır dilimizde

Kişi, geçmişini unutmadan, sonradan kendisine verilen bu nimetlerden dolayı kibirlenmez ve bunların kıymetini bilerek yerinde kullanırsa, katlanarak çoğalır onlar Tarihte çoktur bunların örnekleri Bununla ilgili olarak, Mesnevî’sinde ibretli bir olay anlatılır:


Bir av seferinde, Sultan Mahmut mert ve cesur bir köy delikanlısı olan Ayaz’la tanışır Ayaz, hâl ve hareketleriyle çok memnun eder kendisiniBunun için alıp saraya getirir 
Kısa zamanda saraya intibak eder Ayaz Konuşmaları, teklifleri ile Sultanın sohbet arkadaşı olur Sonra, üçüncü vezir, ikinci vezir derken birinci vezirliğe kadar yükselir

KISKANÇLIK VE SUİ ZAN

Ayaz’ın kısa zamanda birinci vezir rütbesine yükselmesini kıskanan hasetçiler, Sultanın huzuruna çıkarak, “Ayaz her gün kulübesine girip çıkıyorKapısını da iyice kilitliyor Buraya kıymetli mücevherler, altınlar dolduruyor Devletin malını, orada kendisi için biriktiriyor” derler

Sultan Mahmut, Ayaz’ın böyle bir şey yapmayacağından emin Dedikodulara mani olmak için, “Madem öyle, bu geceden tezi yok, kulübesinin kapısını kırıp, içeri girin! İçeride ne kadar altın, mücevher bulursanız sizin olsun!” der

Gece yarısı, hasetçiler, kokmuş ayranın içine üşüşen hamam böcekleri gibi hücum ederler kulübeye Fakat büyük bir hayal kırıklığına uğrarlarÇünkü, ortalıkta hiçbir şey göremezler İçeride sadece, duvarda koyun postundan bir kepenek ile bir çarığın asılı olduğunu görürler Bu sırada, içlerinden birisi atılır:

- Bunlar perdedir Aldatmacadır Altınları mutlaka yere gömmüştür Hemen kazma ve kürek getirip, yeri kazalım

Derhal kazma ve kürek getirilir Kulübenin her tarafını, büyük bir heyecan içinde kazmaya başlarlar Altın, mücevher bulma ümidiyle, her tarafı delik deşik ederler Fakat aradan saatler geçmesine rağmen, ortada hiçbir mücevher görülmez Zaman geçtikçe, ümitleri de azalmaya başlarNihayet bir şey bulamayacaklarını anlayınca, büyük bir üzüntü ile kazdıkları çukurları doldururlar Sabah olunca da, mahcubiyet içinde huzuruna çıktıklarında, Sultan tebessümle sorar:

- Bulduğunuz altınları nereye sakladınız? Altınları alıp, bu kadar üzülmeniz niye?

Sultanın kinayeli konuştuğunu anlarlar hasetçiler:

- Biz kabahatimizi biliyoruz Pişman olduk Bize ne ceza verseniz yeridir Çünkü biz bunu hakettik


GERİYE BAKMAYAN İLERİYİ GÖREMEZ

Bunun üzerine Sultan, Ayaz’ı çağırtıp, durumu anlattıktan sonra der ki:

- Hükmü sana bırakıyorum Ne istersen yap!

- Sultanım, kabahat benimdir Bunların affını istiyorum Eğer ben kulübenin kapısına kilit takmasaydım, gizli gizli buraya girmeseydim, bunlar şüphelenmeyecekler ve kötü zanda bulunmayacaklardı


- Peki oraya her gün girip çıkmanın sebebi neydi?


- Sultanım! Biliyorsunuz benim aslım bellidir Sayenizde, rüyamda bile göremeyeceğim birçok rütbeye, nimetlere kavuştum Bunlara dalıp, aslımı unuturum, kibir ve gurura kapılırım diye, köyden geldiğimde üzerimde bulunan, abamı ve çarıklarımı bu kulübenin duvara asmıştım Her girişimde, onlara bakıp, kendi kendime; “Makam, mal mülk aslını unutturmasın!” diyorum


Ayaz gibi, her nimet sahibinin, zaman zaman eski hâlini düşünmesinde veya doğduğu, büyüdüğü mekânları ziyaret edip, mevcut durumu ile geçmişini karşılaştırmasında büyük fayda olsa gerek Çünkü geriye bakmayan ileriyi göremez Zamanla insan, bir emanetçi durumda olduğunu unutup, makamı, malı kendinden ayrılması mümkün olmayan bir parça zanneder İşte böyle bir düşünce, felâket olarak insana yeter de artar bile Kişi bu düşünceden kurtulmadıkça iflâh olamaz


Mehmet Oruç