ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Kalkınmanın temel esprisi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kalkınmanın temel esprisi  (Okunma Sayısı 594 defa)
08 Aralık 2010, 17:11:51
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 08 Aralık 2010, 17:11:51 »



KALKINMANIN TEMEL ESPRİSİ


Şüphesiz herhangi bir toplumun yükselişini veya çöküşünü belirleyen, söz konusu toplumun dinamiklerini oluşturan temel; dünya görüşüdür. Şayet dünya görüşü somut, yüce değerler ise, o hadaret söz konusu topluma kalkınmanın yollarını açarak gelişmesini sağlayacaktır. Şayet toplumun dünya görüşü düzeysiz, düşük ise toplum hiçbir zaman yaşamında kalkınma diye bir şeyi tanımayacak, tatmayacaktır.

Nitekim insanoğlunun eğilimlerini, yaşam profillerini ve diğerleri ile ilişkilerini belirleyen ve bu noktada temel dayanaklarını oluşturan hayat hakkındaki mefhumlarıdır. O halde hadaret; hayat hakkındaki mefhumların bütünüdür. Örneğin batı hadaretini meydana getiren, Batılı anlamda yaşamı yorumlayan değerler, mefhumlardır. Aynı şekilde İslâm hadareti de; İslâm’ın yaşamı yorumlayan değerleridir şüphesiz.

Toplum ve halkları kalkınmışlık düzeyine getiren, söz konusu toplumun hayat hakkındaki düşünceleri olduğu gibi, bu düşünceler, o toplumu çöküşe de götürebilir. Kuşkusuz toplum, taşıdığı düşüncesinin yüceliği, tutarlılığı ile yücelir. Düşüncesinin düşüklüğü, tutarsızlığı ile de inişe geçer veya düzeysiz bir yaşam sürer. Bu bağlamda bir toplumun sahip olduğu dünya görüşü; o toplumun zihniyetini oluşturan, kendi içinde ve dışındaki diğer toplumlarla olan ilişkilerini belli normlara göre düzenleyen ve problemlerini sistematize eden düşünce yapısıdır. Böylelikle o düşünce yapısı ölçeğinde bir hadaretin yükselişi veya inişi söz konusudur. O halde, yüce olan veya diğer ifadesi ile tutarlı olan düşünce nedir?

Yüksek fikir nedir? Düşük fikir nedir?

Şüphesiz yüksek düşünce; insana, eğilimlerine yaşamının her aşamasına yönelik bir görüşü, karşılaştığı tüm olaylarda kendisine bir tavrı belirleyebilen ve yaşamının hiçbir parçasını gözardı etmeden tüm toplumsal ilişkilere yönelik birbiri ile içten içe bağı olan bir düzenleme ile toplumda tutarlı bir yaşam biçimini, belirli bir eğilim modelini ve çok açık bir rengi olan sistematik verileri insanlığa sunabilen tutarlı, bütüncül ve kapsamlı bir düşüncedir. İşte bu düşünce yapısının (problemlere yaklaşımı ile) ürettiği çözümlerde bir tutarsızlık, temel prensiplerinde bir çelişki söz konusu değildir. Böylesi bir düşünce yapısı kendisini benimseyen ve sistemini uygulamaya koyduğu beşer toplumu adım adım kalkınmaya doğru sürekli gelişerek yol alan güçlü, tutarlı bir toplum haline dönüştürür.

Ancak problem, söz konusu nitelikleri barındıran ve öylesine bütünlüğe ve kapsamlılığa haiz olan yüksek düşünceyi elde etmede kilitlenmektedir. Toplumlar böylesi bir düşünceye nasıl ulaşabilecekler?

Kuşkusuz hissedilir vakıa ve tarih -aydın bir bakışa gereksinim duymadan- böylesi bir düşüncenin ancak belirli bir fikri kaidenin varlığı ile varolabileceğini gözler önüne sermiştir. Her bir binanın temele ihtiyacı olduğu gibi, bir düşünce yapısının da bir temel düşünceye ihtiyacı vardır. İşte bu, ancak evren, hayat ve insana ilişkin geldiği ve varacağı yeri gösteren ve daha sonra da yaşamının boyutları ve hayattaki gayesinin ne olduğunu tanıtan akli bir akide olması ile fikri kaide niteliğini kazanabilecektir. İşte bu akide üzerine söz konusu düşünce yapısının bina edilebileceği bir zemin oluşmuş demektir. Yine, bir toplum içerisindeki insanlar arası ilişkilerde baskın olan duygu, sahip oldukları düşünce tarzının uyumluluğunu sağlamasının yanında onların davranışlarını idare edecek bir siyasi akidenin olması da o temel düşüncenin özeliklerindendir. Söz konusu akidenin bu özelliği ile beraber toplum, kendine has bir hadaret ve konum kazanmış olur. O toplumun akidesi, fikri kaide olarak benimsediği ve kalkınma yolunda gelişerek onunla ilerlediği akidesi olur. İşte ideoloji diye tanımlanan budur.

İdeoloji; kendisinden sistemin türediği akli bir akidedir. Ortaçağ Avrupa’sı toplumunun arayış içerisinde olduğu da buydu. Yani ortaçağ toplumları kendilerini kalkındıracak bir temel düşünceye sahip değillerdi. Avrupa toplumunun bir dininin ve akidesinin (Hıristiyanlık) olduğu doğrudur. Ancak Hıristiyanlık düşüncesi siyasi bir akide olmayıp din adamları ve papazlarından aldıkları salt vicdana dönük, vicdana ait bir inanç biçimi idi. Uygarlık Hikayesi; Will Durant Dahası Hıristiyanlık düşüncesi, ortaçağ skolastik inancı; bir toplumda kalkınma ve gelişmişliği sağlayacak bir özelliğe sahip olmadığı gibi, bu akideden devlet, toplum ve hayatı karakterize edecek sistem de çıkmamaktadır. Aksine sadece bireyin yaratıcı ile olan ilişkisini belirleyen ve bir takım insani, ahlakî ve manevi değerlerin oluşturduğu salt ruhani bir akidedir. Nitekim, ne kadar İncil sayfalarını çevirirsek çevirelim, ne yönetimle, ne ekonomi ile ne de ceza hukuku v.b. ile ilgili yasal düzenlemelerle karşılaşmayız. Her ne kadar din adamları ve krallar, din ve ilahi yetki adına hükmetmiş olsalar da bu, onların insanların idaresinde dine -İncil’e- dayandıkları anlamına gelmiyor. Aksine kendilerinden menkul ve hiçbir şekilde Hıristiyanlıkla ilişiği olmayan kanun ve -feodal diye tanımlanan- en ağır sistemleri uyguladılar. Durant, feodal sistemden bahsederken diyor ki; "Feodalist yönetim sisteminde gelenek ve yasalar işlevleri açısından aynılık arz ediyordu. Nitekim yargıçlar ve medeni hukukun yürütülmesi, ile yükümlü olanlar genelde cahil bilinçsiz kişilerdi. Cezâi ve hukuki bir problem doğduğunda, gençlik döneminde benzeri bir problemle karşılaşmış olan toplumun yaşça en büyüğüne danışılırdı. İşte bundan dolayı toplum bizzat kendisi kanunun ana kaynağı olmuştu." Uygarlık Hikayesi; Will Durant

Kısaca, ortaçağ dönemi Avrupa’sının tanık olduğu çöküntünün gerçekte kaynağı, o dönemde, Avrupa’da egemen olan düzeysiz kültürdür elbette.

Orta çağda Avrupa insanının durumu ne idiyse, cahiliye dönemi Araplarının durumu da aynıydı. Aralarındaki ilişkileri sistematize ederek toplumunun dayanaklarını kuvvetlendirecek olan siyasi akli akideden yoksundular. Aksine geleneksel taklidi bir akideye sahiptiler. Tabii ki bu, onların düşüncelerine ve toplumsal aktivitelerine temel oluşturabilecek nitelikte değildi. Dolayısı ile o toplum düzeysiz bir toplumdu. Öyle ki, kabile ve aşiretlerin birbirinden nefret ettiği sadece ve sadece asabiyet uğruna savaşların hiç ardı arkası kesilmediği savaşçı toplumlar haline getiren kabilecilik anlayışı egemendi. Bundan dolayı cahiliye toplumu olarak bilinmekteydi.

Ancak, Arap yarımadası toplumları olağanüstü çökmüşlüğüne rağmen ortaçağın başlarında inkılabi bir dönüşümle çöküşün o karanlıklarından bir anda kalkınmışlığın zirvesine yerleşmiş ve hatta yeni çağın girmesine değin asırlar boyu böyle süregelmiş iken, uzun yıllar, hatta yeni çağın girmesine değin Avrupa toplumlarına musallat olan çöküntü devam etmekteydi. Nitekim 15. asrın sonlarına doğru başlayan kalkınma hareketleri ta 18. asrın sonlarına doğru meyvelerini vermişti. Her ne olursa olsun biz burada, zaman açısından doğuş ve neticeleri süratle verme noktasında her iki hadaret arasındaki farklılıktan dikkatleri alarak başka bir soruyu yöneltmek istiyoruz.

Her iki toplumda da kalkınmaya etki eden ve çökmüşlük durumundan kalkınmışlık düzeyine taşıyan etkenler nelerdir?

Kuşkusuz bu sorunun yanıtı, kalkınmanın felsefesinde düğümlenmektedir. Şüphesiz her iki toplumda da ideoloji mesabesinde siyasi akli bir akide varolmuş ve o toplumu adım adım ileriye götüren hadaret, kapsamlı bir ideoloji üzerine bina edilmiştir.

Arap yarımadasında bir ideoloji olarak boy gösteren İslâm dini; insan, hayat ve evren ve bunların yaşam öncesi ve sonrası ve yine bunların yaşam öncesi ve sonrası ile olan ilişkileri hakkında kapsamlı bir düşünce sunan akli bir akide üzerine bina edilmiştir. Yine bu akideden insan için yaşamında en uygun sistemler çıkmış, bu sistemler inanç boyutunda belirttikleri ve ibadet (namaz, oruç, haç v.b.) boyutu ile yükümlü tuttukları ile insan ve yaratıcısı arasını, yiyecek, giyecek ve ahlakî bağlamında belirlediği kuralları ile de bireyin kendi nefsi ile olan ilişkisini, devlet ve topluma ilişkin getirdiği sistemleri ile de diğer insanlarla olan ilişkilerini belirli bir düzene sokmuştur. Bu akideden, Hilâfet yönetimi olarak bilinen bir yönetim sistemi, devletin mali kaynakları, harcama ve dağıtım normlarını belirleyen ekonomi sistemi, yine kadın erkek ilişkilerini belirleyen ve ailevi sorunlara çözümler sunan içtimai sistemi ve ceza hukuku gibi sistemleri çıkmıştır. İşte bu akide; LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RASULULLAH akidesidir. İslâm akidesinden söz konusu sitemlerin çıkışı ise, bütünü ile Allah (cc)’dan elçisi Muhammed (sav)'e vahiy olarak inen Kur’an ve Sünnet’ten istinbat edilerek ortaya konmuştur.

İşte bu akide, köklü İslâm hadaretinin üzerine bina edildiği fikri kaide olmuştur. Böylece Arap yarımadasında gerçekleşen kalkınma büyük bir coğrafyayı kapsayacak tarzda, doğuda Çin’e batıda Atlas Okyanusu’na kadar tarihin bir benzerini daha kaydetmediği hızlı bir yayılma gerçekleştirmiştir. Durant, Hilâfet gölgesindeki İslâm coğrafyasını vasıflandırırken; “Şüphesiz halifeler insanlara çok büyük standartlarda çabalarının karşılığını temin etmiş ve yaşamlarını garanti altına almışlardır. Onların uzanmaları için tüm fırsatları önlerine getirmişler, kendi dönemlerinden sonra bir benzerine hiç de rastlanmayacak olan bolluk ve genişliği 6 asır boyu yaygınlaştırmışlardır. Hadaret düzleminde en tutarlı düzeyi beş asırdır batı Asya’ya kazandıran tekniğin felsefe edebiyat ve bilimin zirveyi yakalaması ilmin yaygınlaşması hep o dönemde (halifeler döneminde) onların çabaları ve desteği sayesinde olmuştur” diyor. Uygarlık Hikayesi; Will Durant

Ama Avrupa’da ise, bir tarafı din adamlarının diğer bir tarafı da krallar ve filozofların işgal ettiği uzun yıllar süren tartışmalar ve kıyasıya mücadeleler y...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kalkınmanın temel esprisi
« Posted on: 23 Ekim 2019, 03:37:11 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kalkınmanın temel esprisi rüya tabiri,Kalkınmanın temel esprisi mekke canlı, Kalkınmanın temel esprisi kabe canlı yayın, Kalkınmanın temel esprisi Üç boyutlu kuran oku Kalkınmanın temel esprisi kuran ı kerim, Kalkınmanın temel esprisi peygamber kıssaları,Kalkınmanın temel esprisi ilitam ders soruları, Kalkınmanın temel esprisiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &