ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > İslamda Şefaat İnancı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslamda Şefaat İnancı  (Okunma Sayısı 622 defa)
21 Mayıs 2010, 06:12:22
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 21 Mayıs 2010, 06:12:22 »



İslâm’da Şefaat İnancı

Şefaat kelimesi, Arapça'daki şef' mastarından türetilmiştir. Şef' ise, 'tek' anlamındaki 'vetr' kelimesinin zıddı olup, 'tek olanın zıddı ve çift' olmak1 gibi mânâlara gelir ve 'bir insanın bir başkasından kendisi dışındaki birine faydalı olmasını veya ondan bir zararı uzaklaştırmasını istemesi'2 anlamını ifade eder.

Dinî bir terim olarak ise şefaat, umumiyetle 'kıyamet gününde, kendilerine izin verilenlerin suçların bağışlanması talebinde bulunmaları'3 anlamında veya 'azabı hak etmiş müminlerden Cehennem'e girmemeleri veya Cehennem'e girdikten sonra çıkarılıp Cennet'e konulmaları şeklinde azabın kaldırılması'4 mânâsında kullanılır.

Şefaat; ilgili âyet ve hadîslerden hareketle İslâm âlimlerince beş kısımda mütalâa edilmiştir: 1. İnsanların bir an evvel hesaba çekilmeleri için yapılan şefaat 2. Müminlerden bir topluluğun, hesaba çekilmeden Cennet'e girmesi için yapılan şefaat 3. Cennetliklerin derecelerinin yükseltilmesi için yapılan şefaat 4. Cehennem'e giren müminlerin oradan çıkarılması için yapılan şefaat 5. Cehennem'de ebedî olarak kalanlardan, bazılarının azaplarının hafifletilmesi için yapılan şefaat.5

İslâm akidesine göre şefaat haktır, iman edilmesi gereken Kur'ân ve Sünnet'in nassları ve âlimlerin icmaı ile sabittir. Mutezile kelâmcıları şefaatin yalnızca sevap ehli ve Allah dostları için derecelerinin artırılması şeklinde olacağını ileri sürerek sınırlı bir şefaat inancını kabul etmiştir.6

Mutezile kelâmcılarının dar bir çerçeveden ele aldıkları şefaat inancı, bugün de bir kısım çağdaş teolog tarafından tamamen reddedici bir üslûp içinde yorumlanmakta7 veya bu inanca İslâm dini ve onun kültür çevresi dışında bir kaynak aranmaktadır.

Bu konunun sağlıklı olarak değerlendirilebilmesi, şefaatin aklen mümkün olduğunun gösterilmesine ve şefaatle ilgili âyetlerin doğru bir şekilde sınıflandırılmasına bağlıdır. Bu cümleden olmak üzere, söz konusu iki hususa ana hatlarıyla temas etmeye çalışacağız.

A. Aklen İmkânı
Yüce Yaratıcı'nın bu âlemde icraatını sebeplere bağlı yürüttüğünü müşahede etmekteyiz. Şüphesiz ki bu, O'nun kudsî takdir ve hikmetinin bir gereğidir. Sebepleri yaratan O olduğu gibi, onları neticelerin vücuduna vesile kılan da yine O'dur. İnsanlara merhamet edip onları rızıklandıran Allah'tır; ama O, ağaç, toprak ve sâir sebepleri lütfuna vesile kılmıştır. Aynı şekilde Güneş'i de zeminin aydınlanmasına bir vesile yapmıştır. Rızık ve ışık gibi maddî ihsanlarına böylesine sebepler yaratan Allah'ın mânevî ihsanlarına da bazı makbul kullarını sebep kılması aynı şekilde makul görülmelidir.

İnanan insanlar –Kur'ân'dan almış oldukları bilgiyle- bilirler ki, hidâyet Allah'tandır. Yine ondan aldıkları ders ile bilirler ki, bu hidâyete vesile kılınan da öncelikli olarak nebilerden başkası değildir.8 Bilinen bu gerçekten hareketle konuyu şu noktaya taşımak istiyoruz: Hidâyet, şefaatten çok daha önemli ve neticesi çok daha büyük bir hâdisedir. Çünkü imanla ahirete göçmüş bir insanın –işlediği günahlarından dolayı yolu geçici olarak Cehennem'e uğramış bile olsa- sonunda Cennet'e gireceği hadîs-i şerîflerde açıkça belirtilmiştir;9 ancak hidâyet olmaksızın şefaatin bir mânâ ifade etmeyeceği açıktır. Bu da gösteriyor ki, bir insan için hidâyet şefaatten çok daha önemlidir. Konuya bu açıdan bakıldığında da, insanlar için hayatî olan bir nimete (hidâyete) vesile kılınan bir peygamberin, insanların belli günahlarının affına vesile kılınmasının dinin ruhuna ters gelebilecek ve akılca garipsenecek bir tarafının olmadığı anlaşılacaktır.

Bu cümleden olarak denilebilir ki, peygamberlere ve salih insanlara verilecek olan şefaat izni, kendisini bize "..Rahmetim her şeyi kaplamıştır."10 şeklinde tanıtan yüce Allah'ın hesap sonrası tecelli edecek olan hususi bir rahmetinden/fazlından başka bir şey değildir. İşin esasına bakılacak olursa, affetmeyi murad eden ve buna izin veren Allah'ın kendisidir; yani, bu hâdise O'na rağmen değildir. Ancak O bu hususi lütfunu, başta Hz. Peygamber (sas) olmak üzere, katında makbul diğer bir kısım insanların vesilesiyle gerçekleştirmeyi dilemiştir.

Bununla, şefaat edecek olanların, nezdindeki değerlerinin bütün insanlara ilân edilmesi ve onlara bir nevi şeref ve pâye verilmesi gibi bir kısım hikmetler gözetilmiştir.11

B. Şefaatle İlgili Âyetlerin Sınıflandırılması
1. Putların Şefaatini/Aracılığını Reddeden Âyetler
Kur'ân'da şefaatle ilgili olarak yer alan birçok âyet vardır ki, bunlar ilk muhatap kitle içerisinde bulunan müşriklerin cansız, şuursuz ve akılsız, dolayısıyla işlevsiz putlar konusundaki tutum ve beklentilerinin garabetini dile getirir. Meselâ bu hususa bir âyette şöyle temas edilir:

"Yoksa onlar Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler. De ki: Hiçbir şeye güç yetiremez, akıl erdiremez olsalar da mı (onları şefaatçi/aracı edineceksiniz?)"12

Bu mevzuda da Kur'ân'ın zihinlere yerleştirmeye çalıştığı mesaj tevhid ilkesidir. Kur'ân bu ilkeyi sürekli olarak gündeminde tutmuş ve 'Allah'a icraatında ortak arama' anlamına gelebilecek her bir düşünceyi, tevhid ilkesini gölgeleyici bir anlayış ve tutum olarak görüp ona karşı çok yönlü bir mücadele içinde olmuştur.

2. Şefaatin Vukû Bulacağını Gösteren Âyetler
Kur'ân, İslâm öncesi Arap toplumlarında veya Ehl-i Kitab'ın inançları arasında önemli yer tutan şefaat inancını –onların kayıtsız şartsız şefaat etmeye yetkili zannettikleri- mevhum varlıkların veya şahısların elinden alarak Allah'a teslim etmiş ve O'nun rıza ve iznine bağlamıştır. Bu cümleden olmak üzere Kur'ân-ı Kerîm'de şefaatin varlığını bildiren şu âyetler nazil olmuştur:

"O'nun huzurunda, kendisine izin verdiğinden başkasının şefaati fayda vermez.."13 "O gün Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğunun dışındakilere şefaat fayda vermez."14 "Göklerde nice melek vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izni ile dilediği ve razı olduğu kimselere yarar sağlar."15 "Onlar, Allah'ın rıza gösterdiğinden başkasına şefaat etmezler."16

Kur'ân-ı Kerîm'in kullanmış olduğu bu ifadelerden de anlamaktayız ki, kendilerine şefaat salahiyeti tanınacak kişilerin şefaati sınırsız bir ölçüde değildir. Bütün şefaatler, Allah'ın izni ve razı olduğu sınır içinde olacaktır.

3. İnkârcılar İçin Şefaatin Söz Konusu Olmadığını Bildiren Âyetler
Şefaatle ilgili Kur'ân âyetlerine ve hadîs rivâyetlerine bir bütün olarak baktığımızda, onun her insan ve her suç için söz konusu olmadığını görürüz. Meselâ Kur'ân'da inkârcı zalimlerin şefaatten mahrum bırakılacağı açıkça ifade edilir.17 Bunun gibi bir âyette 'büyük bir zulüm'18 olarak ele alınan şirkin19 affın kapsamı dışında kaldığı vurgulanır.

Kur'ân'ın şu âyeti inkârcılar için şefaatin geçerli olmayacağını bildirir: "..Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.'20 Bu âyetiyle Kur'ân, inkârcıların akıbetine dikkat çekmektedir. Buradaki muhatapların inkârcılar olduğu müteakip âyetlerde tasrih edilmektedir: "Böyle iken onlara ne oluyor ki, âdeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi hâlâ bu öğütten (Kur'ân'dan) yüz çeviriyorlar.."21

Saduddin Taftazanî, "Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez' âyetinin ifade tarzı üzerinde dikkatle durur ve şu önemli açıklamada bulunur: Bu cümlenin üslûbu ve ifade şekli esas itibariyle şefaatin var olduğunun delilidir. Aksi hâlde, onların hâllerini kötülemek ve içinde bulundukları sıkıntılı durumun mahiyetini ortaya koymak için 'Kâfirlere hiçbir şefaatçinin faydası olmaz.' demenin anlamı olmazdı. Bu gibi yerlerde kullanılan bu nevi ifadeler, sadece kâfirlere mahsus olan durumu işaretler, onlarla beraber başkalarını da bu hükmün içine almaz. Yani burada kâfirlerle ilgili hükümden, 'Onların dışındakilerin de (müminlerin de) şefaatçileri olmaz.' mânâsı çıkmaz.22 Nureddin es-Sabunî de aynı noktaya temas ederek şöyle der: Eğer şefaat müminlere de fayda vermeyecek olsaydı, kâfirlere hususi olarak dikkat çekmenin bir mânâsı olmazdı.23

Bu çerçevede bir başka âyette ise şöyle buyrulur: "Yaklaşan o gün hususunda onları uyar. (O gün ki) onlar dehşet içinde yutkunurlarken yürekleri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin (o gün) ne bir dostu ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır."24 Açıktır ki, bu âyette de söz konusu edilenler inkârcı zalimlerdir. Bu durumu gerek Kur'ân'ın 'Kâfirler ki onlar zalimlerin tâ kendisidir.'25 şeklindeki âyetinden, gerekse âyetin siyak-sibakının doğrudan onlarla ilgili olmasından anlamaktayız.

4. Şefaatle Alâkalı Yanlış Algılanan İki Âyet
Kur'ân-ı Kerîm'de şefaatle ilgili birçok âyet vardır ki bunlar, şefaat izninin çıkmasından evvelki zaman dilimiyle alâkalıdır. Bu âyetlerde, sorgulanma ve yargılanmaya eli/heybesi boş olarak gelen inkârcıların acıklı durumları müminlerin dikkatine arz edilir.

Birincisi: "Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık verdiklerimizden Allah yolunda infak ediniz. Kâfirler ki onlar kendilerine bütünüyle yazık edenlerin (zalimlerin) tâ kendisidir."26

Hitabın 'ey iman edenler' diye başlamasının bir kısım zihinlerde yanlış algılamalara sebep olduğu görülmektedir. Dikkat edilirse bu âyet, 'Kâfirler ki onlar kendilerine tümüyle yazık edenlerin (zalimlerin) tâ kendileridirler.' şeklinde bitirilmektedir.

Hamdi Yazır bu âyetin yorumunda şöyle der: O gün bütün dostlar birbirlerine düşman kesilecek, şefaat kapıları kapanacaktır, bu felâketlerden ancak iman edip vazifesini yapan ve önceden korunan müttakîler müstesna olacaktır. Binaenaleyh böyle bir korunmayı elde etmek ve o felâketten uzak kalmak için müminler, o gün gelmeden evvel görevlerini eda etmeli; Allah namına infaklar yapmalı, seve seve zekâtlarını vermeli, kardeşlik bağlarını güçlendirerek ve cemiyetlerini tanzim ederek hazırlanmalı, uyumayıp uyanık bulunmalıdırlar. ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.033


View Profile
Re: İslamda Şefaat İnancı
« Posted on: 22 Mayıs 2019, 06:23:49 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İslamda Şefaat İnancı rüya tabiri,İslamda Şefaat İnancı mekke canlı, İslamda Şefaat İnancı kabe canlı yayın, İslamda Şefaat İnancı Üç boyutlu kuran oku İslamda Şefaat İnancı kuran ı kerim, İslamda Şefaat İnancı peygamber kıssaları,İslamda Şefaat İnancı ilitam ders soruları, İslamda Şefaat İnancı önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &